MenüKapat

Ünite 9: Yeminler ve Keffâretler

Yeminin Tanımı ve Kalıpları
Arapça bir kelime olan yemin (çoğulu: eymân), sözlükte
“kuvvet, and, ahd, kasem, uğur, sağ taraf, sağ el” gibi
anlamlara gelir. Dinî terim olarak, kişinin, bir işi yapıp
yapmaması veya bir olayın doğru olup olmaması
konusunda söylediği sözünü Allah’ın adını ya da onun bir
sıfatını öne sürerek kuvvetlendirmesi anlamına
gelmektedir. Arapça kasem kelimesi de yemin anlamında
kullanılmıştır.

Yemin Kalıpları ve Şekilleri

Yüce Allah’ın bazı sıfatları, talâk veya eskiden olduğu
gibi köle azadı ya da toplumsal örfün yemin anlamı kattığı
başka kalıplarla da yemin edilebilmektedir.
Yemin şekilleri :
1. En çok bilinen ve uygulanan yemin kalıbı, kasem
suretiyle yemin diye isimlendirilen yemin şeklidir.
Yüce Allah’ın güzel isimlerinden birisinin başına
harflerinden birisinin ilavesiyle “vallahi…”,
“billahi…”, “tallahi…” denerek yemin cümlesi
kurulur.
2. Talâka yani evliliği sonlandırmaya bağlanan
yemin. Muallâk yemin veya şartlı yemin de denen
bu şekilde, genellikle bir işi yapıp yapmama
kararlılığı, talâka (eskiden bir de köle azadına)
bağlanır. Bir defa kararlılıkla söylendikten sonra
gerekli hükümler uygulanacaktır. Gerekli
hükümden kasıt, yemine sadakat göstermek veya
aksi halde keffâret ile sorumlu olmaktır.
3. Örfün yemin anlamı verdiği kalıplar. Örneğin
“Ekmek Kur’ân çarpsın”; “Mushaf hakkı için”;
“Peygamber (sav) hakkı için” gibi.
4. Kimi ifade kalıpları niyete ve maksada göre yemin
sayılır.

Yemin Çeşitleri ve Hükümleri

Nasıl ve hangi niyetle yapıldığı bakımından yeminler üçe
ayrılır;
1. Yanlışlıkla yapılan yemin (Yemin-i lağv): Doğru
olduğu zannıyla veya hiç farkında olmadan
yanlışlıkla yapılan yemindir. Yapanın kötü niyeti
olmadığından gerçek anlamda bir yemin
sayılmadığından lağv yemininin keffareti yoktur.
2. Yalan yemin (Yemin-i Ğamûs): Geçmişte veya
şimdiki zamanda meydana gelen bir olay hakkında
bile bile ve kasten yapılan yalan yemindir. Ğamûs
kelimesi sözlükte “batıran, yerin dibine geçiren”
anlamına gelir. Bilerek yalan yere yemin etmek
büyük günahtır. Hanefîlere göre böyle bir yeminde
keffâret yoktur çünkü onu herhangi bir dünyevi
bedel ya da ceza karşılayamaz. Günahtan ötürü
samimiyetle tevbe-istiğfar etmeli ve eğer yemini ile
bir kul hakkının ihlâline sebep olmuşsa onu da
telafi etmeli ve ardından muhatabıyla
helalleşmelidir. Şafiî mezhebi ise, yalanı
cezalandırmak amacıyla, ğamûs yemininde de
keffaretin söz konusu olacağına hükmetmiştir.
3. Vaad yemin (Yemin-i mün‘akide): Yerine
getirilmesi kesin olarak kararlaştırılmış yemin
anlamına gelen mün‘akid yemin, gelecekte
gerçekleşmesi mümkün olan bir eylem üzerine
yapılır. Söylenen hususların yerine getirilmemesi
halinde yemin bozulmuş olur ve keffâret gerekir.
Mün ‘akid yemin üç kısma ayrılır:
a. Mutlak yemin: Herhangi bir vakitle
kayıtlı olmayan yemindir. Bir vakte
bağlı olmadığı içindir ki, yemin eden ve
hakkında yemin edilen kişi sağ olduğu
sürece bu yemin bozulmaz.
b. Muvakkat yemin: Bir vakitle kayıtlı olan
yemindir. Bu tür yeminlerin
bağlayıcılığı, söz konusu vakitle
sınırlıdır.
c. Fevr yemini: Bir konuşmaya veya
davranışa o anda cevap olmak üzere
yapılan anlık yemindir.
Gelecekte bir şeyi yapmaya ya da terk etmeye yemin eden
kişi bu düşüncesine Allah’ı şahit gösterdiği için sözünün
gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Eğer yemine
bağlanan eylem dinî esaslara aykırı (haram) olursa yemine
sadık kalınmaz aksine terk edilir ve ardından keffâret
ödenir.

Yemin ile İlgili Bazı Meseleler

Vallahi filan ve filan ile konuşmayacağım” veya “filan ve
filan yere gitmeyeceğim” tarzında içinde iki şey birlikte
anılan yeminler tek yemin sayılır.
Aynı yemin “ne … ne de …” kalıbıyla yapılmış olsa
bunlar bağımsız birer yemin sayılır ve hangisini işlerse
işlesin bozulur. Örneğin “ Vallahi ne filanla konuşurum ne
de filanla” gibi.
Yeminlerin hükmü, yeminde geçen kelimelere ve o
kelimenin aynı dili konuşanların örfündeki anlama göre
belirlenir.
Zorlama ve tehdit altında yapılan yemin Hanefîlere göre
geçerli ve bağlayıcı iken diğer birçok mezhebe göre
geçerli değildir.
“İnşallah” ilavesiyle yapılan yeminler Hanefîlere göre
sorumluluk doğurmaz.
Mahkemede yargıcın veya günlük hayatta karşıdaki
kişinin isteği üzerine yapılan yeminlerde, yemin edenin
değil muhatabının niyeti ve amacı önemlidir.
Yemin ederken sorumluluktan kurtulmak için bir ayağını
kaldırmak veya kalpten başka bir şeyi geçirmek, uydurma
bir davranıştır ve hiçbir anlam taşımamaktadır.

Keffâret ve Çeşitleri

Bilerek ya da bilmeyerek yapılan kimi ihlal ya da suçların
Yüce Allah tarafından affedilmesine vesile olması veya
doğurdukları kötü sonuçların ibadet cinsinden fiillerle
kısmen de olsa telafisine sebep olması dolayısıyla
keffâretler ibadet kapsamında değerlendirilmektedir.

Keffâretin Tanımı ve Mahiyeti

Sözlükte “örten, gizleyen, inkâr eden” gibi anlamlara
gelen keffâret (çoğulu: keffârât) dinî bir terim olarak :
İşlenen bir kusur veya günahtan dolayı hem ceza özelliği
bulunan hem de Allah’tan bağışlanma dilemek maksadıyla
yapılan bir tür malî ve bedenî ibadettir. Keffâretin sebebi
bir ihlâldir. Bu ihlâl, ya dinen yapılması gereken bir
eylemin terk edilmesi, ya da yapılmaması gereken bir
şeyin yapılması şeklinde olur.

Keffâretler günah işleyen kimsenin pişmanlık duymasına
ve tevbede bulunmasına vesile olması yanında, sosyal
yönü de olan ibadetlerdendir.
Bazı ayetlerde ve hadislerde keffâretin ceza olma
yönünden çok, örtücü, telafi edici ve mağfirete yaklaştırıcı
yönü öne çıkarılmıştır.

Keffâretlerin iki yönüne ilişkin olarak aşağıdaki ilkeleri
tesbit edebiliriz:

1. İbadet olma özelliği taşıdıkları için keffâretler:
a. Ancak Kur’ân ve Sünnet tarafından
konulabilirler. b. Naslar tarafından belirlenen
ibadet ve şekillerle yerine getirilirler. c.Sadece
Müslümanları ilgilendirirler.
2. Ceza olma özelliği taşıdıkları için keffâretler:
a. Ceza ehliyeti taşıyan akıllı ve ergin kişiler
keffâret öderler.
b. Tevbe, istiğfar ve helalleşmenin yerini
tutamazlar.

Keffâretin Çeşitleri

Yemin keffâreti, zıhar keffâreti, hata ile adam öldürme
keffâreti, haccın kurallarını ve ihram yasaklarını ihlâl
keffâreti, oruç keffâreti, hayızlı kadınla cinsel ilişkide
bulunma keffâreti gibi.
Adı geçen keffâretlerden oruç bozmak ve hayızlı kadınla
cinsel ilişkide bulunmak ile ilgili olanı Sünnet, diğerleri
Kur’ân ile sabittir.

1-Yemin Keffâreti: Kendisine sadık kalınmayan
mün‘akid yemin, keffâret sorumluluğu doğurur. Yani
gelecek zamanda bir şeyin yapılması ya da yapılmaması
yemini edilir ve bunun gereği yerine getirilmezse keffâret
(keffâret-i yemin) söz konusu olur.
el-Mâide 5/89 ayetinde yemin keffâreti iki aşamalı olarak
belirlenmiştir. Birinci aşamada on fakirin doyurulması
veya giydirilmesi ile bir köle azadı gelmektedir. Hanefîler,
ayetteki on fakirin bir günlük yemek ihtiyacını karşılama
hükmünün, bir tek fakirin on günlük yemek ihtiyacını
karşılama biçiminde de uygulanabileceğini söylemişlerdir.
Uygulama kolaylığı sağlaması bakımından bir günlük
yemek bedelinin bir fakirin kıyafetine eşitlenmesi görüşü
de ileri sürülmüştür.
Yemek yedirilen veya elbise temin edilen fakirler, keffâret
sorumlusunun bakmakla yükümlü olduğu yakın akrabaları
olmamalıdır.
Bir fakire bir günde on fıtır sadakası bedelini birden
vermek veya bir fakire bir günde on elbise birden vermek
bir günlük yiyecek ve bir kişilik giyecek vermek sayılır.
Keffâret yemin bozulduktan sonra yerine getirilir.
Doyurulacak ya da giydirilecek olan fakirlerin hür ve
Müslüman olması şart değildir.

2-Oruç Bozma Keffâreti: Ramazan orucunun mazeretsiz
ve kasıtlı olarak bozulması keffâreti gerektirir. Keffâret-i
savm diye isimlendirilen bu cezanın kaynağı Sünnet’tir.
Ramazan orucunu tutarken eşiyle bilerek ve isteyerek
cinsel ilişkide bulunan bir sahabiye Hz. Peygamber (sav)
önce bir köle azad etmesini, bunu yapacak gücü yoksa iki
ay ara vermeden oruç tutmasını, bunu da yapamayacaksa
altmış fakiri sabahlı akşamlı doyurmasını emretmiştir.
Hanifilere göre , ister yemek-içmekle, ister cinsel ilişkiyle
olsun ramazan orucunun kasten ve isteyerek bozulması
cezayı gerektirir. Şâfiîler sadece cinsel ilişkinin keffâret
doğuracağını ileri sürmüşlerdir.
Hanefîlerle Şâfiîler keffâret ödeyecek kimsenin sırayı
takip etmekle yükümlü olduğunu belirtmişlerdir. Yani
önce köle azadı sonra ara verilmeksizin iki ay oruç tutma
seçeneği gündeme gelecektir. Sağlık sorunları veya başka
sebeplerle oruç tutulamaması durumunda altmış fakirin
doyurulması seçeneği söz konusu olacaktır.
Keffâretin oruç tutularak yerine getirilmesi dikkat
edilmesi gereken hususlar : Keffâretlerdeki iki ay oruç
cezası kamerî aylara göre hesaplanır ve 58, 59 ya da en
fazla 60 gün tutar. İki ay orucunun ardı ardına olması
şarttır. Kadınların özel halleri yani hayız ve nifas durumu
peşi sıralığı bozmaz. Keffâret orucu tutulurken giren
ramazan ayı ve kurban bayramı peşi sıralığı bozar.
Keffâret orucuna geceden niyetlenmek şarttır.

3. Haccın Kurallarını ve İhram Yasaklarını İhlâl
Keffâreti:
Bazı kuralların ve ihram yasaklarının ihlâli
(cinayet), bedene, dem, sadaka, oruç ve benzeriyle tazmin
etmek gibi yükümlülükler doğurur. Bunlara genel olarak
ceza denildiği gibi keffâret de denmektedir. Hac için
ihrama giren kimse geçerli bir mazeret sebebiyle tıraş
olmak zorunda kalsa keffâret olarak ya üç gün oruç
tutacak, ya altı fakiri doyuracak ya da bir küçükbaş
hayvan kurban edecektir.

4. Hayızlı Eşle Cinsel İlişki Keffâreti: Kur’ân-ı Kerim
hayızlı kadınla cinsel ilişkinin yasak olduğunu
bildirmektedir. Hayızlı eşiyle (başkalarıyla cinsel ilişkinin
zina olduğu ve bunun büyük günahlardan biri sayıldığı
unutulmamalıdır) birlikte olan kimse, bir dinar yani
yaklaşık 4, 25 gr. ya da yarım dinar altını sadaka olarak
verecektir.
5. Adam Öldürme Keffâreti: Kasden ve tasarlayarak
adam öldürmenin dünyadaki cezası Kur’ân’a göre kısastır
(el-Bakara 2/178-179). Aynı suçun hata veya kazâ ile
işlenmesi durumunda hangi yaptırımların söz konusu
olacağını en-Nisâ 4/92 ayetinde açıklamıştır.
Buna göre hataen veya kazâen adam öldürmelerde
öldürülenin ailesine verilecek diyet cezası yanında bir de
keffâret vardır. Keffâret-i katl olarak isimlendirilen bu
sorumluluk, önce bir Müslüman köleyi hürriyetine
kavuşturmak; eğer bu yapılamıyorsa iki kamerî ay peşpeşe
oruç tutmakla yerine getirilir.
Hanefîler kasden adam öldürme suçunda bu keffâretin söz
konusu olmayacağını söylerken Şâfiîler kasden adam
öldürme suçunda da aynı keffâreti gerekli görmüşlerdir.

6. Zıhâr Keffâreti: Sözlükte “sırt” anlamına gelen “zahr”
kelimesinden türeyen ve Arapça’da “zâhera” fiilinin
masdarı olan “zıhâr”, eski bir Cahiliye âdetini simgeler.
Eşinden ayrılmak isteyen koca “Sen bana annemin sırtı
gibisin” diyerek onu annesinin yerine koyup onunla cinsel
ilişkiye kesin bir şekilde son verdiğini ilan eder ve bu
kinayeli cümleyle onu boşamış olurdu.
Bu çirkin davranışı Kur’ân kınamış ve böyle bir
boşanmanın geçerli olamayacağını belirtmiş fakat yapılan
çirkinliği de cezasız bırakmamıştır.

Zıhâr keffâreti üç şekilde ödenir. Önce bir köle azadı, eğer
bu yapılamıyorsa yukarıda anlatıldığı biçimiyle iki kamerî
ay ardı ardına oruç tutmak, buna da güç yetirilemiyorsa
yine yukarıda anlatıldığı gibi altmış yoksulu sabahlı
akşamlı doyurmak.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!