Menü Kapat

Ünite 9: Kelam Eserleri

Kelamın Teşekkül Dönemi Eserleri
Erken dönem İslam tarihinde bazı tartışmalar ve fikir
ayrılıkları sebebiyle farklı inanç grupları oluşmuştur.
Ancak bu durum II./VIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar
belli bir inanç düşüncesinde mezheplere ayrılma söz
konusu olmamıştır.

Kelâmın teşekkül döneminin erken döneminde Mu‘tezile
mezhebi bir düşünce ekolu olarak doğmuştur. Ancak
itikadi meselelerin akla dayalı ele alınması Mu‘tezile ile
sınırlı kalmamıştır. Hanefî fıkıh ekolünün kurucusu Ebû
Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden çok
daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların
değiştiğini gözlemlemiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve
fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman
esaslarının belirlenmesi için akaid konularının
incelenmesini zorunlu görmüştür. El-Fıkhü’l-ekber,
elFıkhü’l-ebsat, el-Âlim ve’l-müteallim, er-Risâle ve elVasiyye
gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin
incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla
girilmeyen, fakat inanç esaslarının derli toplu bir
dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin güzel
örneklerindendir.

Bu eserlerden el-Fıkhü’l-ekber Ehl-i sünnet inancını ilgilendiren
hemen hemen tüm konuları
içermektedir. Konular ayrıntılı biçimde tartışılmadığı gibi,
delillere de yer verilmemiştir. Bu özellikleriyle el-Fıkhü’lekber,
kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi
niteliğini gösteren bir eser diyebiliriz.
Mu‘tezile’nin Sistemleşme Dönemi Eserleri

Erken Dönem Mu‘tezile Eserleri

Ehl-i sünnet kelâmının teşekkülüne kadar olan dönemde
Vâsıl ve Amr b. Ubeyd’den başka Bişr b. Mu’temir (ö.
210/825), Muammer b. Abbâd es-Sü- lemî (ö. 215/830),
Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (ö. 235/849), Nazzâm (ö. 220-
230/835-844 arası) ve Câhiz (ö. 255/869) gibi isimler
kelâm ilminin gelişimini sağlamış, fikrî mücadeleye
öncülük etmişlerdir. Günümüze ulaşan bu döneme ait
Mu‘tezilî eserlerin başlıcaları, Câhiz’in Kitâbü’ddelâ’il
ve’l-i’tibâr, el-Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’lyehûd’u ile E
bû Cafer el-İskâfî’nin (ö. 240/854) el-Mi’yâr
ve’l-muvâzene’sidir. Fakat erken dönem Mu‘tezilîler’den,
bunların dışında kalan isimlerin hiçbirinin bağımsız eseri
günümüze ulaşmamıştır. Bu bahsedilen isimlerden
yaklaşık yarım asır sonra vefat eden Ebü’l-Hüseyin elHayyât’ın (ö. 300/913 [?]) el-İntisâr isimli eseri de, yazarın günümüze ulaşan tek eseridir. Mu‘tezile’yi
savunma amacıyla kaleme alınan bu eser, daha önceki
Mu‘tezilî görüşleri yine yetkin bir Mu‘tezilî’nin eliyle
günümüze aktarması açısından önem taşımaktadır.

Sünnî Kelâmın Öncüleri ve Eserleri

Aynı dönemde, Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö.
240/854), Hâris el-Muhâsibî (ö. 243/857) ve Ebü’l-Abbâs
el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca
yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı
öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm
delilleriyle desteklemişlerdir. İbn Küllâb’ın, tamamını
Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât,
Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli
eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı
eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Muhâsibî ise
özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl ve Fasl min
kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş,
Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i
eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır.

Bu dönemin bir diğer önemli ismi Ahmed b. Hanbel’dir
(ö. 241/855). O, itikadî meselelerin çözümlenmesinde
aklın kullanımına, çağdaşlarına göre oldukça mesafeli
yaklaşmış, ancak zaman zaman kelâm metotlarını da
kullanarak Ehl-i sünnet görüşlerinin savunmasını
yapmıştır. er-Red ale’z-zenâdıka ve’l- Cehmiyye’si ise ilk
dönem inanç yapısını ve selef akidesini yansıtması
açısından önemlidir.

Ehl-i Sünnet Kelamının Doğuş Dönemi Eserleri
Hicrî IV. asır başlarında İmam Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî (ö.
324/935-36), Ehl-i sünnet kelâm ilminin öncüsü olarak
ortaya çıkmıştır. Kırk yılını Mu‘tezilî olarak geçirdikten
sonra, Sünnî Hanbelî çizgisi hem devletin resmî görüşünü,
hem de fikir sahasının hâkim unsurunu temsil etmektedir.
Verdiği ilk eserlerde bu fikrî ve psikolojik ortamın
yansımalarını görmek mümkündür. El-İbâne an usûli’ddiyâne
isimli eserinde Ahmed b. Hanbel’e bağlılığını ifade
etmektedir. Mu‘tezile’den ayrıldıktan kısa süre sonra
yazdığı Risâle ilâ ehli’s-Seğr isimli eseri ise Selef’in
üzerinde icmâ ettiği itikadî ilkeleri içeren, Demirkapı
ahalisine hitaben yazıp gönderdiği bir risaledir.

Eş‘arî sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının
kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir
çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm
adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır.

ElLüma’ isimli eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya
çalışan kelâm metodunu tamamen benimsediği tek kaynak
niteliği taşır. Çeşitli kelâm meselelerinde İslâm fırkaları
ile diğer akımların mensuplarının inanç ve görüşleri ise
onun tarafından mezhepler tarihine dair yazdığı eser olan
Makâlâtü’l-İslâmiyyîn’de ele alınmıştır.

Eş‘arî’nin temel itikadî/kelâmî meselelerin tamamına
ilişkin kendine özgü görüşlerine, daha sonraki dönemde
Eş‘arî kelâmcısı İbn Fûrek’in (ö.406/1015) derleyerek
kaleme aldığı Mücerredü makâlâti’l-Eş‘arî isimli eserden
ulaşmak mümkündür.

İmam Eş‘arî, Basra ve Bağdat’ta görüşlerini yayarken,
Mâverâünnehir’de de Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (ö.
333/944), Eş‘arîliğe paralel, fakat ona göre akılcılığa daha
fazla önem veren bir akımın kurulmasını sağlamıştır.
Mâtürîdî’nin başlıca kelâm eseri olan Kitâbü’t-tevhîd’in
önemli bir özelliği, bilginin tanımı ve kaynakları gibi
konular üzerinde durarak, “bilgi”yi bir teori olarak ele alan
ilk eser olmasıdır. Kitâbü’t-tevhîd’in ele aldığı konular beş
ana başlık altında incelenebilir:
1.bölüm: İlâhiyyât konuları ele alınır ve tevhid anlayışına
aykırı görüş ve ekollerin eleştirisi yapılır.
2. bölüm: Peygamberlik konusu.
3. bölüm: Kazâ ve kader konusu.
4. ve 5. bölümler: Büyük günah, şefaat, iman gibi konular.

Mâtürîdî’nin bu eserinde imamet/hilafet konusuna ise yer
verilmemiştir.

Mâtürîdî’nin bir diğer önemli eseri, Te’vîlâtü Ehli’s-sünne
veya Te’vîlâtü’l- Mâtürîdiyye isimleriyle de bilinen fıkıh
ve fıkıh usûlü ile birlikte kelâm alanında da önemli bilgiler
içeren Te’vîlâtü’l-Kur’ân isimli tefsiridir.

İmam Mâtürîdî ile çağdaş olan Hakîm es-Semerkandî’nin
(ö.342/953) de es-Sevâdü’l-a’zam eseri Mâtürîdîliğin
başlangıç dönemi eserlerinin en önemli örneklerinden
biridir.

Sünnî kelâmın doğuş döneminde Mu‘tezile, Ebû Ali elCübbâî (ö.303/916) ve
oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî (ö.321/933) ile Ebü’l-Kâsım el-Kâ’bî el-Belhî (ö. 319/931)
tarafından temsil edilmektedir. Bunlardan ilk ikisinin
hiçbir eseri günümüze gelmemiştir. Kâ’bî’nin elimize
ulaşan yetkin eseri Kitâbü’l-makâlât ise mezhepler
tarihine dairdir.

Bu dönemde Selef çizgisinde verilen eserlerin en önemlisi,
Eş‘arî ve Mâtürîdî ile aynı yıllarda yaşayan Ebû Ca’fer etTahâvî’nin (ö. 321/933) el-Akîdetü’t-Tahâviyye’sidir.

Hanbelî düşüncenin önemli temsilcilerinden Hasan b.Ali
el-Berbehârî (ö. 329/940-41), Şerhu Kitâbi’s-Sünne’sinde
bid’atların reddedilmesi ve Kur’ân ile Sünnet’e dönülmesi
esaslarını ısrarla savunmuş, kelâm yöntemini benimseyen
hiçbir yönelimi tasvip etmemiştir. Hanbelî âlimi İbn Batta
el-Ukberî de (ö. 387/997) el-İbânetü’l-kübrâ ve elİbânetü’ssuğrâ isimli iki eserinde kelâmcıların felsefî meselelerle ilgilenip bunları dinî esaslar hâline
getirdikleri, ihtilaf ve çelişkiye düştükleri, bu sebeple
dinde problem çıkardıkları iddiasında bulunmuştur.

Mezhebin ilk şekliyle teşekkülü oldukça erken döneme
uzanmakla birlikte, Şîa’ya ait ilk eserlerin ortaya çıkışı da
Ehl-i sünnet’in doğuş dönemiyle olmuştur. Ancak bu ilk
örneklerden günümüze ulaşanlar, kelâm konularını
sistemli biçimde ele almaktan ziyade büyük ölçüde Şiî
grupları ve görüşlerini anlatan eserlerdir.

Müteahhirin Dönemi Eserleri

Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan
Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) bir kısım eserleri karşıt
görüşlere savunma niteliğindedir. Makâsıdü’lfelâsife’de
İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya
koyduktan sonra, Tehâfütü’l-felâsife’sinde bu görüşlerin
kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem
dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline
gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de
reddiye türü eserlerin örneklerindendir. Ehl-i sünnet
düşüncesinin de ortaya konulması gerektiği kanaatindedir
ve bu sebeple kelâm ilmine dair özgün eserler de ortaya
koymuştur.

Gazzâlî’nin kelâmî görüşlerini derli toplu biçimde veren
el-İktisâd dört ayrı bölümden oluşmuştur. Giriş kısmında
kelâmın İslâmî ilimlerarasındaki yeri, önemi ve
gerekliliği, kelâm ilmiyle ilgilenmenin farz-ı kifâye oluşu
ve konuların işlenişinde takip edilen metotlardan olmuştur.
Mâtürîdî kelâmında müteahhirîn dönemi Ebü’l-Muîn enNesefî (ö.508/1115) ile başlar.
Onun başlıca kelâm eseri olan Tebsıratü’l-edille fîusûli’d-dîn, Mâtürîdî’nin
Kitâbü’t-tevhîd’indeki karmaşık ve muğlak üsluptan
kaynaklanan zorlukları aşmakta temel kaynak
konumundadır. Nesefî’nin kelâma dair diğer eserleri,
Tebsıra’nın özeti mahiyetindeki et-Temhîd fî usûli’d-dîn
ile muhtasar bir eser olan Bahru’lkelâm’dır.

Müteahhirîn kelâmı dönemine gelindiğinde Mu‘tezile artık
bir ekol olarak etkinliğini sürdürmemektedir. Bu dönemde
Mu‘tezile’nin önemli bir ismi olan İbnü’l-Melâhimî’nin
(ö. 532/1137-38) başlıca kelâm eseri olan el-Mu’temed fî
usûli’d-dîn’den ancak belli kısımlar günümüze
ulaşabilmiştir. Mu‘tezile’nin son temsilcilerinden olan
Zemahşerî’nin (ö. 538/1144) kelâma dair eseri el-Minhâc
fî usûli’d-dîn’dir. el-Keşşâf isimli tefsiri de Mu‘tezilî
fikirleri yansıtır.

Dönemin Hanbelî düşüncesini temsil eden ismi Ebü’lFerec İbnü’l-Cevzî’dir (ö. 597/1201). Def’u şübheti’tteşbîh isimli eseri, çeşitli kelâm konularını ele alır.

Felsefîleşmiş Kelâm Dönemi Eserleri

Gazzâlî’nin başlattığı ve felsefî konulara kelâm ilminde
daha çok yer verme, hem üslup hem de terminoloji
açısından kelâmın felsefeleşmesi diye ifade edilebilecek
yaklaşım, kendisinden sonra gelen Şehristânî (ö.
548/1153) tarafından devam ettirilmiştir. Onun
Nihâyetü’l-ikdâm fî ilmi’l-kelâm’ı klasik Sünnî kelâmın
hemen bütün konularını Eş‘arî bakış açısı ile ele almakla
birlikte, pek çok felsefî meseleye ve delile de yer
verilmiştir.

Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tam anlamıyla felsefî
kelâmı başlatan isim olarak kabul edilir. Onun en hacimli
kelâm eseri olan el-Metâlibü’l-âliye ve bunun muhtasar
şekli kabul edilebilecek el-Muhassal, felsefî konuların
kelâm çerçevesine dâhil edilmesinin önemli örneklerini
teşkil eder.
Kâdî Beyzâvî (ö. 685/1236) kelâm ile felsefeyi biri
diğerinden ayırt edilemeyecek derecede birleştiren isim
olarak görülür. Öte yandan o, kelâma dair başlıca eseri
Tavâliu’l-envâr’da daima kelâmcıların görüşlerini
savunur, felsefeyi daha ziyade kelâmî meselelerin
açıklanmasında bir vasıta olarak görür.
Dönemin Mâtürîdî ekolü temsilcilerinin en önde geleni
Nureddîn es- Sâbûnî’dir (ö. 580/1184). Zamanının en
hacimli kelâm eseri olan el-Kifâye fi’l-hidâye’yi kalem
almıştır. Aynı zamanda Mâtürîdî ekolünün
sistemleşmesinde önemli rol oynamıştır.

Seyfeddîn el-Âmidî (ö. 631/1233) eserlerindeki içerik ve
metot açısından Râzî’nin takipçisidir. Ancak onda felsefî
yaklaşım daha ileri bir boyuta taşınmıştır. Ebkâru’l-efkâr
isimli eseri Eş‘arî kelâmının en hacimli kaynaklarından
biridir ve kelâm ile felsefenin birleştirildiği dönemin ilk
örneklerindendir. Bu eserde ele aldığı konularda
kendisinden önce ortaya konulan hemen hemen tüm
görüşlere yer vermiş, bunları değerlendirmiş ve eleştiriye
tâbi tutmuştur.

Kelâmın gittikçe felsefîleştiği bu dönemde, Selef
çizgisinde ve kelâmî düşünceye muhalif eserler de
verilmeye devam etmektedir. Bu tarz eser veren
isimlerden birisi, Muvaffakuddîn İbn Kudâme elMakdisî’dir (ö. 620/1223).
Zemmü’t-te’vîl ve Tahrîmü’nnazar fî kütübi ehli’l-kelâm eserinde belli itikadî
meseleleri Hanbelî bakış açısıyla yorumlamış, ayrıca
kelâmcıları tenkit etmiştir.

Şerhçilik dönemine yaklaşıldığında Hanbelî akidesinin en
önemli temsilcisi Takiyyüddîn İbn Teymiyye (ö.
728/1328), kendisinden önce daha ziyade akılcı kelâmî
yaklaşımların reddi çerçevesinde seyreden Selefî
düşünceyi sistemleştiren isim olarak ortaya çıkmıştır.
Bu dönemde Şîa’nın en önemli temsilcisi, astronomi,
metafizik, felsefe gibi alanlarda yetkin eserler veren
Nasîruddîn et-Tûsî’dir (ö. 672/1274). Kelâm alanında
önemli eserleri Tecrîdü’l-akâid ve Kavâidü’l-akâid’dir.

Şerh ve Haşiyecilik Dönemi Eserleri

Bu dönem Hicrî VIII. asır ortalarından başlayıp, XIX.
asrın ikinci yarısına kadar devam eder. Bu dönemde
felsefe ile mezcedilmiş kelâm döneminde olduğu kadar
sistemli ve hacimli eserler meydana getirilmemiş, daha
çok önceki eserler üzerinde çalışılmıştır.

Bu dönemin önde gelen ilk temsilcilerinden birisi
Adudüddîn el-Îcî’dir (ö.756/1355). Onun el-Mevâkıf fî
ilmi’l-kelâm adlı eseri, felsefî konu ve açıklama
biçimlerine yoğun biçimde yer vermesi yönüyle dönemin
özelliklerini yansıtır.
Kelâm alanında şerh türü eserlerin en yaygın ve bilinen
örneklerinden birisi, Sadeddîn Mesud b. Ömer etTeftâzânî’nin
(ö. 792/1390) Şerhu’l-Akâid’idir. Ömer enNesefî’nin yukarıda
zikredilen el-Akîde isimli küçük
risalesinin şerhi olan bu eser, Eş‘arî bir müellifin Mâtürîdî
bir eser üzerine yazdığı şerh olması açısından dikkat
çekicidir.

İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’in (ö. 863/1459) en
önemli kelâm eseri el-Kasîdetü’n-nûniyye’dir. Manzum
bir akaid risalesi olan bu eserde, akaid konuları ve
bunların dayandığı delillerin her biri bir veya birkaç
beyitte ele alınmıştır.

Fatih Sultan Mehmed devri âlimlerinden Hayâlî Ahmed
Efendi’nin (ö.875/1470) kelâma dair eserlerinin tamamı
şerh ve haşiye tarzındadır ve dönemin eser verme
geleneğini tam anlamıyla yansıtır.

Hocazâde Muslihuddîn Mustafa’nın (ö. 893/1488) en
önemli eseri, Gazzâlî’de olduğu gibi felsefecilerin
görüşlerini eleştirdiği, fakat onun eserinden daha objektif
görünen Tehâfütü’l-felâsife’sidir.
Ali el-Kârî’nin (ö. 1014/1605) Minehu’r-ravzi’l-ezher fî
şerhi’l-Fıkhi’lekber adıyla Ebû Hanîfe’nin el-Fıkhü’lekber isimli
akaid risalesine yazmış olduğu şerh, fıkh-ı
ekber şerhleri arasında en çok yaygınlık kazananı
olmuştur.

Kemâleddîn el-Beyâzî veya Beyâzîzâde Ahmed Efendi de
(ö. 1098/1687) Ebû Hanîfe’nin beş akaid risalesindeki
görüşlerini kelâm kitaplarının tertibine göre bir araya
getirerek el-Usûlü’l-münîfe li’l-İmâm Ebî Hanîfe adlı
eserini oluşturmuştur.

Bu döneme ait bir başka eser, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’ye
nispet edilen ve kelâmî konuların bir özetini sunan Risâle
fi’l-akâid veya diğer adıyla el-Akîdetü’l-Mâtürîdiyye’nin,
Eş‘arî müellif Tâceddîn es-Sübkî (ö. 771/1370) tarafından
yapılan şerhi es-Seyfü’l-meşhûr fî şerhi Akîdeti Ebî
Mansûr’dur.

Bu dönemde Hanbelî düşüncenin en önemli ismi İbn
Teymiyye’nin takipçisi İbn Kayyim el-Cevziyye’dir (ö.
751/1350). Onun el-Kasîdetü’n-nûniyye’si yaklaşık 3000
beyitten oluşan akaide dair manzum bir eserdir. Selef
akidesinin halk arasında yayılması amacıyla yazılmış olsa
da, belli noktalarda muhalif görüşlere bir savunma özelliği
taşır.

Şerh ve derlemecilik döneminin en klasik örneklerinden
Şerhu’l-Makâsıd ve Şerhu’l-Mevâkıf’ın birbirinin hemen
hemen aynı olan içeriğe sahiptir ve altı bölümden
oluşmaktadır.

Yeni Kelam İlmi Dönemi Eserleri

Yeni kelâm ilmi eserlerinde, klasik kelâm kaynaklarına
göre kısa, sade ve anlaşılır olması bazı özellikler ön plana
çıkar. O dönemde Müslümanlar arasında ayrışma ve
tartışmalara sebep olacak hususlardan ısrarla kaçınılması
gerektiğine dair yerleşik bir anlayış da söz konusudur.
Yeni kelâm ilmi döneminde klasik kelâmdaki teferruat
olarak görülen tartışmaların bir yana bırakılmasının
etkisiyle, kelâmın içeriğinde daralma olmuştur.

Bu dönemde kelâmcıların dini bir bütün olarak
değerlendirme ve her yönüyle müdafaasını yapma
düşüncelerinin sonucu olarak, insan hakları, kadın hakları
gibi konular ve doğrudan bir inanç konusu olmasa da
ibadetler konusunda yöneltilen eleştirilere verilen cevaplar
kelâm eserlerinde yer almaya başlamıştır.

Yeni kelâm ilmi döneminin erken dönem temsilcilerinden
birisi Abdüllatif Harpûtî’dir (1842-1914). O, başlıca
kelâm eseri olan Tenkîhu’lkelâm fî akâidi ehli’l-İslâm’da,
klasik kelâm kitaplarının tertibini takip etmekle birlikte,
yer yer yeni bir bakış açısıyla değerlendirmelerde bulunur.
Harpûtî gibi bir Osmanlı âlimi olan Şehbenderzâde Filibeli
Ahmed Hilmi’nin (1865-1914) Üss-i İslâm: Hakâik-i
İslâmiyye’ye Müstenid Yeni Akâid isimli eseri, İslâm inanç
ilkelerinin bir özeti niteliğindedir.

Dönemin belki de en önemli ismi olan İzmirli İsmail
Hakkı (1869-1946), kelâma dair en önemli eseri olan Yeni
İlm-i Kelâm’ın giriş ve ilâhiyyât bahislerine dair olan ilk
kısmını tamamlamış, nübüvvet meselesine ilişkin ikinci
kısmını ise telife muvaffak olamamıştır. Kitabın telifinde
bir yandan gelenek ile irtibatını muhafaza ederken, diğer
yandan da zamanının gereklerini göz önünde bulundurarak
yeni tasarruflarda bulunmuştur.

Osmanlı’nın son dönemi devlet adamlarından Giritli Sırrı
Paşa’nın (1844-1895) Nakdü’l-kelâm fî akâidi’l-İslâm
isimli eseri, İzmirli’nin Yeni İlm-i Kelâm’ıyla birlikte, son
dönemde klasik kelâm konularını kapsayan geleneğe bağlı
eserlerin bir örneğidir.

Yeni dönem kelâm düşüncesinin Mısır’daki temsilcisi
Muhammed Abduh (1849-1905), Selefî düşünceye daha
yakın durmasıyla çağdaşlarından ayrılır. O, en önemli
eseri olan Risâletü’t-tevhîd’in giriş kısmında, o dönemde
alışılageldiği üzere, geçmiş kelâm kitaplarının yapı ve
muhteva itibariyle kendi çağına ve muhataplarına uygun
olmadığını ifade eder.

Aynı dönemde Hint alt-kıtasında Mevlânâ Şiblî
Nu’mânî’nin (1857-1914) Urduca kaleme aldığı eseri elKelâm yazmıştır.
Klasik kelâm eserlerindeki bazı felsefî
bahisleri dışarıda bırakması, özellikle ulûhiyet ve
peygamberliğe dair konular üzerinde ayrıntılı biçimde
durması ve bazı sosyal içerikli meseleleri İslâm’a
yöneltilen eleştirileri cevaplama amacıyla kapsamına
alması gibi yönleriyle dönemin kelâm eserlerinin metot ve
içerik özelliklerini gözler önüne serer. Dört bölümden
oluşur ve içeriğinde; akıl ve din, Allah’ın varlığı,
nübüvvet, akaid, din ve dünyanın birlikteliği gibi konular
yer almaktadır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!