Menü Kapat

Ünite 9: İş Ahlâkı

Kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu öteki kişilerin
geçim kaynağını temin etmek gibi temel ihtiyaçların
karşılanmasına yönelik amaçlarla başlayıp, zamanla
ihtiyaçları aşan istek ve arzuların teminine yönelik olarak
da varlığını sürdüren ve ekonomik değeri olan her türlü
çalışma ve etkinliğe iş denir. İnsanlar, birey halinde ve en
kısıtlı koşullarda da yaşasalar, varlıklarını sürdürmek için
gerekli olan yiyeceği bulmak, kendilerini soğuk veya
sıcaktan koruyacak giysiler edinmek, hayatlarının
güvenliğini sağlayacakları barınaklar yapmak gibi
ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak, dolayısıyla bir tür iş
yapmak zorundadırlar. Bu nedenle, dünyada yaşayan ilk
insandan beri, çalışma denen bir etkinlik, iş denen bir olgu
hep insanlarla birlikte var olmuştur. İnsan, varlığını
sürdürmek için çalışmak, üretmek, iş yapmak zorundadır.

Tek başına yaşamak durumunda olan insanın çalışmak
zorunda olduğundan bahsetsek bile bu sadece bir
varsayım, gerçek hayatta neredeyse hiç karşılaşılmayan bir
faraziyedir. İnsan, hemcinsleriyle bir arada yaşayan
toplumsal bir varlıktır. İnsanın yaratılıştan gelen fıtri
yapısı onu buna yönlendirdiği gibi dünyadaki yaşam
koşullarının zorluğu da onu bir arada yaşamaya ve
aralarında iş bölümü yapmaya zorlamıştır. Kimi insan
toplayıcılık ve tarımla uğraşmış, kimisi avcılık ve
hayvancılık yapmış, kimi dokumacılık ve terzilik, kimi
marangozluk ve inşaatçılık, kimi öğretmenlik, kimi
askerlik, kimi yöneticilik, kimi işçilik, kimi işverenlik,
kimi de tek tek sayamayacağımız birçok farklı iş kolunda
çalışmış ve hem kendi geçimini sağlamış hem de dolaylı
olarak öteki insanların tek başına karşılayamayacakları
çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmuştur.
Bu durum göstermektedir ki, insanların iş ve ticaret hayatı,
insanlar arasındaki karmaşık bir ilişkiler ağını
gerektirmektedir.

İş Ahlâkı

İslâm iş ahlâkında pek çok ilke ve erdemden bahsedilebilir
ve kaynaklarımızda da bahsedilmektedir.
İş hayatı ile ilgili faziletler iş konusunda sahip olmamız
gereken iyi niyet ile çalışma konusundaki doğru dini
bilgiler ve çalışkanlığın fazileti , iş hayatına atıldıktan
sonra işle ilgili çeşitli alanlar ve ilişkilerde uyulması
gereken helal kazanç ve adaletle ilgili kurallar ile lütuf ve
ihsanla ilgili ahlâki faziletlerdir.

İyi Niyetlilik

Bir iş hayatına atılırken, başlangıçta olması gereken en
önemli ahlâki şartlardan biri, bu işle ilgili niyetin iyi
olmasıdır. Her konuda olduğu gibi iş hayatına başlarken
de iyi niyetlere, doğru amaçlara sahip olunmalıdır.
İş hayatını geliştirmede en temel ve en meşru niyet,
muhannete muhtaç olmadan helal yoldan geçimini temin
etmektir. Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse kendi
el emeği ile kazanıp yediğinden daha hayırlı bir şey
yememiştir. Allah’ın peygamberi Davut Peygamber de
kendi el emeğinden yerdi.

İnsanın, normal geçim düzeyinin üzerinde bir gelir
sağlamayı amaçlaması da iyi niyet sınırları içindedir. Mal
sahibi olmak, hatta çok mal ve bol rızık sahibi olmak, kötü
ve yerilesi bir şey değildir ve Müslümanlar için hiçbir
zaman böyle olmamıştır. Önemli olan malın tam
anlamıyla iyi niyetle ve helal yoldan kazanılmış olması ve
kazandıktan sonra yapılması gereken zekatını, sadakasını
verme gibi hukuki ve ahlâki gereklerinin de yerine
getiriliyor olmasıdır.

İslâm dini ve ahlâkında, çalışmak, üretmek, kazanmak,
mal sahibi olmak, zengin olmak, makul bir refah içinde
yaşamak; geçimini helal yoldan temin etmek, daha fazla
refah ve huzur içinde yaşamak, kamu ve din yararına
harcamalarda bulunabilmek gibi niyetlerle edinildiği ve
haram bulaştırılmadığı sürece tamamen meşru ve hatta
makbul ve fazlasıyla teşvik edilen şeylerdir.

Çalışma ve Çalışkanlık

İslâm dini tembellik ve miskinliği yermiş, çalışmayı ve
üretmeyi meşru görmekle kalmamış, çok makbul görmüş
ve her surette teşvik etmiştir. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı
Kerim’de, “Gündüzü [çalışıp] geçimi sağlama vakti
kıldık” (Nebe/78: 11) buyurmaktadır.
Hem dünya hem de ahiret kazancı ile ilgili en genel geçer,
en evrensel yasalarda biri, ancak çalışanın kazanacağı
yasasıdır. Nitekim bu husus bir ayette şöyle
belirtilmektedir: “İnsan ancak çalıştığına erişir” (Necm/53:
39). Peygamberler ve büyük sahabiler dahi dünyevi
işlerde çalışmış, belli meslekleri icra etmişlerdir. Hz.
Adem çiftçilerin, Hz. Nuh marangozların, Hz. Yusuf
ekonomistlerin, Hz. Davut el sanatçılarının, Hz. İsa
tabiplerin, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed tüccarların piri
ve örneğidir.

Kur’an’daki ayetlerde hem ibadet hem de iş art arda
emredilmektedir. Müslüman tembellikten, işsizlikten,
üretimsizlik ve verimsizlikten kaçınmalı; aksine öte dünya
için çalıştığı gibi bu dünya için de çalışkan olmalı,
üretmeli, iş yapmalı, iş kurmalı, istihdama katkıda
bulunmalı ve böylece kendisine, ailesine, topluma,
insanlığa ve dinine daha fazla yararlı olmalıdır.

Haksızlıktan Kaçınma ve Adalet

Gazali, iş hayatında yapılmaması gerekenleri o, şu dört
esasta toplar:
1. Malda bulunmayan bir özellikle malı övmemek,
2. Malın gizli ve açık bütün kusurlarını açıklayıp,
hiçbirini gizlememek,
3. Ölçü ve tartıda hile yapmamak,
4. Müşterinin bildiği takdirde almayacağı fiyatı
gizlememek, başka bir deyişle, alıcı veya satıcıya
piyasa fiyatını gizlememek.
İslâm iş ahlâkını özetleyen iki temel kavramın “haramdan
sakınmak” ve “helal kazanç” kavramları olduğunu
söylemek mümkündür.

Müslüman daha fazla kazanma hırsıyla ve hatta daha fazla
kazanıp bunun bir kısmıyla daha fazla iyilik yapmak, daha
fazla zekat ve sadaka vermek, daha fazla öğrenciye burs
vermek, daha fazla fakir ve yoksula yardımda bulunmak
gibi iyi niyetlerle de olsa kazancına haksızlık ve haram
bulaştıramaz, haksız ve haram yollarla servet edinemez.
İş hayatının her alanında, her ilişki düzeyinde ve her
sektörde görülebilecek olan hilekarlıklar ve haksızlıklar,
İslâm dininin şiddetle kınadığı, kesinlikle yasakladığı ve
sadece dünyevi değil uhrevi müeyyidelerle de insanları
bunlardan uzaklaştırmaya çalıştığı hususların başında
gelmektedir.

Bir ayette doğruluk emredilmekte ve bunun sonucunun
çok daha üstün olacağı şöyle belirtilmektedir:
“Ölçtüğünüz zaman, tam ölçün, doğru terazi ile tartın. Bu,
hem daha hayırlı, hem de sonuç olarak daha güzeldir.”
(İsra/17: 35; krş. En’am/6: 152)
İş hayatının her aşamasında dürüstlük, kişiye ve şartlara
göre değişen göreceli bir davranış tarzı değil, her zaman
ve mekanda geçerli olan, her dinden ve dilden insanı
kapsayan evrensel bir ilke olarak kabul edilmeli ve
hipotetik değil kategorik bir buyruk olarak
uygulanmalıdır.

İslâm iş ahlâkında aldatmama ve aldatılmamaya yönelik
öğütlerden biri de alış-veriş esnasında yemin etmenin hoş
görülmemesidir. Hz. Peygamber alış-verişte yemin
konusunda şöyle buyurmuştur: “(Yalan yere) yemin mala
rağbeti artırsa bile bereketi götürür” (Buhari, 2008, 533).
İmkanı olanlar borcunu zamanında ödemeli, eğer imkanı
yoksa bunu bir an önce alacaklı ile görüşüp anlaşmalıdır.

İhsan ve Müsamaha

Gerçek ahlâklılık, zorunluluk düzeyinin üstünde,
sorumluluk, gönüllülük, fedakârlık gibi duygu ve değerler
nedeniyle yapılan üstün erdemler sayesinde kendini
gösterir. Bu bağlamdaki erdem ihsan erdemidir.
Esnafın asıl yükümlü olduğu şey, zulmetmeyip adil
davranmaktır. Gazali’ye göre ticaretle uğraşan bir kimse,
şu altı maddeye uyarak, adaletin üstündeki ihsan rütbesine
yükselir:
1) Fahiş kardan kaçınmak,
2) Kardan fedakarlık etmek,
3) Alacakların tahsilinde müsamahakar davranmak,
4) Borcunu ödemek için, alacaklının gelmesini ve
vadesinin dolmasını beklemeden, imkanı varsa
onun ayağına gidip borcunu ödemek,
5) Pazarlıktan pişman olup cayana kolaylık
göstermek,
6) Fakirler için ayrı bir veresiye defteri tutarak,
borçlarını ödeyemedikleri taktirde kendilerinden
alacağını istememeye niyet etmek.

Hoşgörülü olmak ekip halinde çalışmayı kolaylaştıracak,
iş ortamında stres ve gerilimi azaltacak, sinerjiyi ve
dolayısıyla verimliliği artıracaktır. İş hayatının yeni
girişimcilikler, yatırımlar ve cesaretle risk almalar gibi pek
çok konusunda dikkate alınmasında yarar olabilecek
erdemlerden biri de, cesur davranmakla birlikte belli bir
sınırın ötesinde ölçülülüğü aşmamak, makul bir itidal
düzeyini korumaktır.
İslâm iş ahlâkının temel erdemleri veya genel esasları iyi
bir niyete, temiz bir amaca sahip olmak, çalışmayı nafile
ibadet, çalışkanlığı yararlı bir fazilet saymak, iş hayatının
hiçbir aşamasında en küçük bir haksızlığa ve hilekarlığa,
adaletsizliğe ve aldatmaya, zulme ve baskıya, kazancı
harama ve uhrevi anlamda zarara dönüştürecek eyleme
tenezzül ve teşebbüs etmemektir.

İşveren Ahlâkı

Müslüman işverenin; işine, işçisine, müşterisine, tüm
paydaşlarına, toplumuna, insanlığa, doğal çevresine ve
manevi çevresine karşı görev ve sorumluluklarını yerine
getirmesi, üstün ahlâka sahip bir Müslüman olarak
fedakârlık gerektiren yüksek faziletlere uygun bir iş
adamlığı hayatı sürdürmesi beklenir.
Liyakat ve Hakkaniyet
İşveren veya yönetici, işçi veya memur alırken liyakati
esas almalı, işi bir takım kişisel tarafgirliklerinden dolayı
tercih ettiği liyakatsiz kişiye değil, hak eden kişiye, ehline
vermelidir. İşi ehline vermek ve adaletli davranmak, bu
konulardaki en temel ilahi emirlerden ikisidir. Ücretlerin
adil ve yeterli olması ve zamanında ödenmesi kaçınılmaz
bir gerekliliktir.

Mesuliyet ve Kardeşlik

İyi bir işveren, tüm çalışanlarını bir aile gibi, işçilerini aile
bireyleri gibi görür, kendisini de onlardan sorumlu
hisseder.
Yüksek ahlâka sahip bir işveren, işçileri kadar tanıdığı
müşterileri ve öteki paydaşlarını da kendine yakın
hisseder, onların sorumluluğunu paylaşır, zor durumda
kalanlarına bilhassa borcunu geciktirme, ödeme kolaylığı
sağlama gibi konularda yardımcı olur, kol kanat gerer.
Ahlâklı bir işveren gerçekten iyice üst düzey bir
ahlâklılığa sahipse, işçilerinin sadece sorumluluğunu
hissetmekle ve onlara yardımcı olmakla da yetinmez,
onları kendisine kardeş bilir, yediğinden yedirir,
giydiğinden giydirir ve onlara son derece iyi ve itibarlı
davranır.

Zekatını ve Sadakasını Vermek

Müslüman iş adamı, işçileriyle ilişkilerinde faziletli
davranışlar sergilediği gibi Allah’ın lütuf ve inayetiyle
elde ettiği bol kazancının hukuki ve ahlâki gereklerini de
yerine getirir, zekatını verir, sadakalarını verir, gelirinin
büyüklüğü oranında kamu yararına büyük hizmetlerde
bulunur.

İş Hırsıyla İbadetlerini İhmal Etmemek

Ahlâklı işveren , iş ve kazanç hırsıyla kendisini ihmal
etmemeli, kazancından ve genel olarak hayatından ahirette
sorguya çekileceğini, dünyevi görev ve yükümlülükleri
yanında kulluk vazifelerinin de olduğunu unutmamalıdır.
Müslüman işveren, toplumsal ahlâk ve iş ahlâkı
kurallarına uygun davrandığı gibi manevi ahlâk yönünü de
ihmal etmemeli, işi ile birlikte ibadetlerini ve maneviyatını
da birlikte götürmeyi bilmelidir.

Gazali’nin şu hususlara dikkat etmesi gerekir:

1. Ticarete başlarken, çoluk çocuğunun nafakasını
helal kazançla temin etmek, kendisi için istediğini
toplumdaki öteki kişiler için de isteyip onlara
yardımcı olmak, kendi kazancıyla dinine yardımcı
olmak ve benzeri tarzda iyi niyetler taşımalıdır.
2. Sanatında veya ticaretinde kifaye farzlardan bir
farzı yerine getirmeye, o toplum için gerekli olan iş
alanlarından birindeki bir boşluğu doldurmaya
niyet etmelidir.
3. Dünya pazarını ahiret pazarına engel
yapmamalıdır.
4. Çarşı-pazarda da Allah’ı sürekli hatırlamayı ve
anmayı sürdürmelidir.
5. Ticaret konusunda ölçülü olmalı, aşırı hırs ve istek
içinde olmamalıdır.
6. Yalnız haramdan kaçınmakla yetinmemeli, şüpheli
işlerden de uzak durmalı, fetvalar yanında kalbine
de danışmalı ve kalbinin işkillendiği şeyden
vazgeçmelidir.
7. Birgün hepsinden dolayı hesaba çekileceğini
unutmamalıdır .
İşçi (İşgören)Ahlâkı
İşçiden veya iş görenden kasıt, sadece dar anlamda işçi
statüsünde istihdam edilenler değil mal ve hizmet
sektörlerinin her alanındaki tüm çalışanlardır.
Haset Etmemek ve Haline Şükretmek
İşçi, öncelikle işverenine karşı haset ve kıskançlık içinde
olmamalı, işveren değil de işçi olması gibi hususlardan
dolayı herhangi bir eziklik duymamalı, çalışıp alın teriyle
helal para kazanabildiği bir iş kapısı buldurduğu için
Allah’a şükür, işverenine de gerektiğinde teşekkür
etmelidir.

İşbilir ve Güvenilir Olmak

İşçi, yaptığı işi iyi bilmeli, yeterince bilmiyorsa bir an
önce eksikliklerini gidermeli, işi konusunda
uzmanlaşmalıdır. Ayrıca o, iş ile ilgili her türlü mal ve
bilgi gibi hususta kendisine güvenilir olmalıdır. İbn
Haldun’un işçilerde bulunması gereken erdemlerle ilgili
en fazla liyakat ve güven üzerinde durduğu
anlaşılmaktadır. Ona göre insanın hizmetinde
bulunduracağı kimseler dört sınıfa ayrılır: Bunlardan
birincisi, üzerine aldığı görevi hakkıyla görebilen ve işine
güvenilebilecek olan doğru bir kimsedir; ikincisi, işine de
emanet ve doğruluğuna da güvenilemez bir kimsedir;
üçüncüsü, işini ve görevini yapabileceğine güvenilir
biridir ama emanet ve doğruluğuna güvenilmez;
dördüncüsü ise, emanet ve doruluğuna güvenilir biridir
ama işinin ehli olmaz.
Hakkaniyet ve Mesuliyet Sahibi Olmak
İşçi, işverenin haklarını korumalı, işinde haksızlık
yapmamalı, az da olsa kazancına haksızlığı ve haramı
bulaştırmamalıdır.
İşini, İş Arkadaşlarını ve İşverenini Sevmek
İyi bir işçi, başta işi olmak üzere, mümkünse iş
arkadaşlarını ve işverenini sevmeli, en azından onlara
saygı duymalıdır. Osmanlı ahlâkçılarından Kınalızade’ye
göre, hizmetçiler veya işçiler için de sevgi her şeyden
önce gelir.
İşçi, işverenine karşı kıskançlık ve haset içinde olmamalı,
işini çok iyi bilmeli ve iyi yapmalı, güvenilir ve dürüst
olmalıdır.

Gazali’nin tasnifine göre, “İnsanlar üç sınıfa ayrılırlar:

1) Dünya için çalışırken ahiretini tamamen
unutanlar. Bunlar helak olanlar arasında
değerlendirilir.
2) Ahiret kaygısı yüzünden dünya geçimini kaale
almayan kimseler. Bunlar da kurtuluşa erenler
grubuna girer.
3) Ahireti elde etmek için dünya geçimini dikkate
alanlardır ki ölçülü davranan grup olup orta yolu
izleyenler arasında mütalaa edilirler.
Erdem ve Ekonomi İlişkisi
İyi huyluluk, iyi kalplilik, iyi niyetlilik, iyi sözlülük, iyi
davranış, kısaca, iyi ahlâklılıktır. Erdem ahlâkı veya etiği
dendiğinde ilk akla gelen filozof olan Aristoteles, erdemi,
iş ahlâkıyla da çok bağlantılı bir biçimde tanımlar.
Erdem açısından bakıldığında, veren el alan elden
üstündür; ekonomik açıdan bakıldığında ise alan el veren
elden üstündür.

Ahlâk felsefesinde faydacılık ve hatta onun bir türü
sayılan egoizm bile bir ahlâk kuramı sayılsa ve pek çok
ahlâk anlayışında ben merkezliliğin önemli bir yeri olsa
da, genel olarak değerlendirildiğinde, ahlâkta özgeciliğin,
diğergamlığın, toplumsal sorumluluğun, kısacası ‘ben’den
ziyade ‘öteki’ merkezliliğin asıl olduğu ya da daha fazla
öne çıkarıldığı bir gerçektir.
Erdem-ekonomi ilişkisinde insanlara bol miktarda meşru,
makul ve makbul seçenek sunmak ve onların özgür
tercihlerine imkân sağlamak mümkündür. İnsanlık tarihi
ahlâk rağmına ekonomi yönünde ifrata da, ekonomi
rağmına ahlâk yönünde tefrite de şahit olmuştur ve
olmaktadır.
İfrat ve tefrit, İslâm dini ve dolayısıyla ahlâkında da,
klasik dönemin felsefi ahlâkında da yanlış olan ve ahlâki
bulunmayan tutum ve davranışlardır. Erdemliliğin de en
az üç düzeyi olduğu, ekonominin de en az üç düzeyi
olduğu söylenebilir. Bu düzeylere, minimum düzey,
mutedil düzey ve maksimum düzey diyebiliriz.

Erdem-Ekonomi İlişkisinde Minimum Düzey

Bu düzeyin yol gösterici ilkesi yahut pusulası, evrensellik
ilkesi yahut altın kural da denilen ilkedir. Her insan bir
eylemde bulunurken, bunun aynısı herkes tarafından
yapıldığında sonucun iyi bir şey olup olmayacağını
düşünerek karar vermelidir. Evrensellik ilkesi veya altın
kural, herkesin uyması gereken minimum düzey
ilkelerinden biridir.
Minimum düzeyde en öncelikli erdemler, hak ve adalet
erdemleridir. Bu düzeyde hiçbir görecelikten, toplumsal,
kültürel veya dini farklılıktan bahsedilmez. Hak, herkes
için haktır; adalet herkes için lazım ve geçerlidir.
Erdem-Ekonomi İlişkisinde Mutedil Düzey
Minimum düzeyin ana ilkesi, zarar vermemek, haksızlık
yapmamak idi, bu düzeyin ana ilkesi ise faydalılık ilkesi,
faydalı olma kuralıdır.
Mutedil düzeye erdemler açısından baktığımızda, buna
uygun düşen ana erdemlerin, özellikle de iş ahlâkı dikkate
alındığında, güvenilirlik ve iyilikseverlik olduğu
söylenebilir. Herkesin hakkını vermek ve adaleti yerine
getirmek, herkes için bir zorunluluktur.

Erdem-Ekonomi İlişkisinde Maksimum Düzey

Erdemlerin maksimum düzeyini, en yüksek seviyesini ise,
merhamet ve sevgi erdemlerinin oluşturduğunu söylemek
mümkündür. Kardeşlik, merhamet ve sevginin iş ahlâkı
bağlamında tavsiyeler içeren şu hadis de maksimum düzey
iş ahlâkı erdemleri için yeterli fikri özetliyor olsa gerektir:
“Hizmetinizde kullandığınız kimseler, sizin ancak
kardeşlerinizdir. Allah onları sizin elinize emanet etmiştir.
Bu sebeple onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden
giydirin” (Buhari, 2005, 89).

Modern ekonominin karı maksimize etmek tabiri, dini,
felsefi veya ahlâki açıdan kategorik anlamda yanlış
değildir. İslâm iş ahlâkının istediği, bu maksimizasyon
sürecinde, ahlâki şartları da en az minimum düzeyde, yani
hak ve adalet düzeyinde gözetmek ve yerine getirmektir.
Müslüman için ideal olan, hem iyilikseverlik,
yardımseverlik, şefkat, merhamet ve sevgi gibi ahlâki
değerlerde en üst düzeye erişmek hem de çalışkanlık,
üretkenlik, verimlilik, daha fazla kar ve kazanç gibi
ekonomik çabalarda maksimum düzeyi yakalamak ve
bunları ahenkli bir denge içinde sonuna dek sürdürmektir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!