MenüKapat

Ünite 9: Hz. Osman Dönemi

Halife Seçilişi
Hz. Ömer’in, aralarından birini, üç gün içinde halife
seçmek üzere görevlendirdiği altı kişilik şûra heyeti, ilk
toplantısını onun ölümünden önce (Talha b. Ubeydullah
Medine dışında olduğu için) beş kişi olarak yaptı.
Abdurrahman b. Avf, Hz. Osman’ı halife seçtiğini
açıklayıp ona biat etti. Onun ardından Hz. Ali ve mescidde
bulunanlar sırayla Hz. Osman’a biat ettiler.
Kaynaklarda, Abdurrahman b. Avf’ın yaptığı görüşmeler
esnasında, çoğunluğun Hz. Osman’ı istediğini gördüğünü
bildiren rivayetler aktarılmıştır. Bu rivayetlerin yanı sıra,
onun kararını açıklama anı öncesine kadar Hz. Ali’yi
tercih etmek niyetinde olduğu; ancak Hz. Ali’nin şartlı
cevabı karşısında tercihini değiştirdiği de söylenmiştir.

Hz. Osman Zamanında Fetihler

Hicrî 23 yılının sonlarında (m. 644) halife seçilen Hz.
Osman’ın halifeliği on iki yıl sürdü. Fetihler onun
döneminin ilk yıllarında aynı hızla devam etti.
Hz. Osman zamanında İslâm orduları İran içlerine doğru
ilerlemeye devam etti. İsfahan, Hemedan ve Kirman
alınarak İran’ın fethi büyük ölçüde tamamlandı. Horasan’a
etkili ve sürekli akınlar Hz. Osman zamanında başladı.
İslam orduları 31 (651) yılının ikinci yarısında Horasan’a
girdi ve Tohâristan’a kadar uzanan toprakları fethetti.
Daha sonra bugünkü Afganistan sınırları içinde kalan
Belh, Herat, Bûşenc ve Tûs gibi önemli şehirler alındı.
Diğer tarafta Ermenistan, Gürcistan, Dağıstan,
Azerbaycan, Arrân bölgesi ve Tiflis fethedildi.

Hz. Osman döneminde Kuzey Afrika fetihlerine devam
edildi. Bu arada Bizanslılar, 24 (645) yılında Vali Amr b.
Âs’ın Medine’de bulunduğu bir sırada çıkarma yaparak
İskenderiye’yi işgal etmişlerdi. Amr, emrindeki birliklerle
İskenderiye’yi kuşatıp Bizans kuvvetlerini oradan çıkardı
(25/646). Amr’ın azledilmesinin ardından onun yerine
Mısır valiliğine tayin edilen Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh,
Hz. Osman’dan izin alıp, gönderilen takviye kuvvetlerle
birlikte 27 (647) yılında İfrîkıye bölgesinin fethine çıktı.
Trablusgarp’tan İfrîkıye’ye (Tunus ve civarı) kadar
ilerledi ve bölgenin önemli merkezlerinden Sübeytıla
civarında yapılan savaşta 20.000 kişilik ordusuyla,
Bizans’tan bağımsızlığını ilân eden Gregorios’un 120.000
kişilik ordusuna karşı büyük bir zafer kazandı. Bu savaşın
ardından İfrîkıye’nin ileri gelenleri Abdullah b. Sa’d’a
gelerek, topraklarını kendilerine bırakması şartıyla cizye
ödemeyi teklif ettiler. Abdullah bu teklifi kabul etmiş,
bölge İslâm hâkimiyetini tanımıştı. Ancak İfrîkıyeliler’in
anlaşmayı bozmaları üzerine 33 (653) veya 34’te (654-55)
ikinci defa bölgenin fethine çıkan Abdullah b. Sa’d, onları
tekrar itaat altına aldı.

Abdullah b. Sa’d, İfrîkıyye’de kazandığı Sübeytıla
zaferinden sonra fetihlerini Nil vadisi doğrultusunda
güneye kaydırıp Nûbe üzerine yürüdü. Bugün Sûdan
topraklarında bulunan Dongola’ya kadar ilerledi. Orada
hüküm süren hıristiyan Makarra Krallığı ile bir antlaşma
imzalayıp bu devleti, İslâm devletinin egemenliği altına
aldı (Ramazan 31/Nisan-Mayıs 652).

Hz. Osman zamanında Suriye genel valiliğine atanan
Muâviye, Mısır Valisi Abdullah b. Sa’d b. Ebû Serh’i de
sefere çağırdı. Müslüman filosu 28 (649) yılı ilkbaharında
1700 gemiyle Akkâ’dan denize açıldı, kuşatma sonunda
7200 altın vergi ödenmesi ve müslümanlara
saldırılmaması şartıyla anlaşma sağlandı. Böylece Kıbrıs
barış yoluyla ele geçirilip vergiye bağlandı. Kıbrıs
idarecilerinin vergiyi ödememeleri üzerine, 33 (654) yılında 500 gemilik donanmayla İkinci Kıbrıs seferi
gerçekleştirildi ve savaş yoluyla fethedilen adaya 12. 000
asker yerleştirildi.
29 (650) yılında Suriye sahillerine yakın Arvad (Cyzikus)
adası alındı. 31 (652) senesinde Sicilya ve Rodos üzerine
seferler düzenlendi. Aynı yıl içinde İskenderiye’ye
çıkartma yapmak isteyen Bizans donanması geri
püskürtüldü. Yine bu yıllarda 200 gemilik İslâm
donanması, İskenderiye (bazı rivayetlere göre Finike)
açıklarında, II. Konstans kumandasındaki 500 parçalık
Bizans donanmasına karşı büyük bir zafer kazandı. Yelken
direklerinin çokluğu sebebiyle “Zâtü’s-savârî” adı verilen
bu zaferle Bizans’ın Doğu Akdeniz’deki hâkimiyeti sona
erdirildi.

Kur’an-ı Kerim’in İstinsahı

Kur’an-ı Kerîm Hz. Ebû Bekir zamanında mushaf haline
getirilmiş ve bu Mushaf tedbir olarak muhafaza altına
alınmıştı. Hz. Ömer ve Hz. Osman devrinde artan
fetihlerle İslâm coğrafyası genişledi. Araplar’ın dışındaki
müslümanların sayısı giderek arttı. Fethedilen
bölgelerdeki müslümanlar, Kur’an’ı kendi bölgelerinde
meşhur olan sahâbînin mushaf ve kırâatiyle öğrenip
okuyorlardı. Bilhassa çeşitli vilayetlerden olan askerlerin
bir araya geldiği cephelerde, askerler arasında kırâat
farklılıkları sebebiyle ciddi tartışmalar başladı.
Azerbaycan ve Ermenistan fethine katılan ordunun
kumandanı Huzeyfe b. Yemân, Suriyeli ve Iraklı askerler
arasındaki kıraat ihtilâfını ve karşılıklı ağır ithamları
görünce endişeye kapıldı. Derhal Hz. Osman’ın yanına
Medine’ye gelerek konuya acilen bir çözüm bulmasını
teklif etti. Hz. Osman, Hz. Ömer’in ölümünden sonra kızı
ve mü’minlerin annesi Hz. Hafsa’ya teslim edilmiş olan
Ebû Bekir mushafını çoğaltarak belli başlı merkezlere
göndermeye karar verdi. 25-30 (646-651) yıllan arasında
gerçekleştirilen çalışma sonunda çoğaltılan yedi (veya
dört, beş, sekiz) Kur’an nüshasından biri Medine’de
bırakıldı. Diğer nüshalar, aynı zamanda bu nüshaları
okutmakla görevlendirilen birer kâri ile birlikte Mekke,
Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderildi. Kur’an
nüshaları vilayetlerde büyük kabul gördü. Bundan itibaren
Kur’an öğretimi bu nüshalara göre yapıldı.

İç Karışıklıklar ve İsyan

İlk altı yılda, yukarıda belirtildiği gibi, fetihler önceki
hızıyla devam etti ve gelirlerin artması neticesinde maddî
refah seviyesi daha da yükseldi. Müslümanların
gündeminin birinci maddesini, fetih konusu teşkil etti.
Halk arasında ciddi bir huzursuzluk yaşanmadı.
Ancak 30 (650) yılında başlayan Karışıklık Dönemi’nde
müslümanlar arasında ihtilaflar ortaya çıktı. Hz. Osman ve
bilhassa valilerinin bir takım icraatları şikâyet konusu
yapıldı ve eleştirildi. Yönetimden şikâyetler giderek arttı
ve sonunda İslâm âlimlerinin müslümanların içine düştüğü
ilk büyük fitne olarak kabul ettiği, etkilerini günümüze
kadar sürdüren kanlı fitne hareketi yaşandı.

Müslümanların gruplara bölünmesinin de temelini teşkil
eden bu isyan hareketi, İslâm tarihinin en ihtilaflı meselesi
olma özelliğini devam ettirmektedir. Çünkü Hz. Osman’ı
hedef alan ve iç savaşlar dönemini başlatan bu
karışıklıklar, İslam tarihi kaynaklarında çok teferruatlı ve
bir o kadar da çelişkili bir şekilde anlatılmaktadır. Bu
konuda aktarılan ilk rivayetler arasında, birbiriyle te’lifi
mümkün olmayan önemli çelişkiler bulunmaktadır. Bu
konudaki rivayetlerin üç ana kaynağından biri olan Ebû
Mihnef’in aşırı bir Şîî olduğu bilinmektedir. Onun
haberlerinde, Hz. Osman açıkça suçlanmış, Hz. Talhâ
isyancılar arasında gösterilmiştir. Hz. Ali ise, bazı
icraatları dolayısıyla Hz. Osman’ı eleştirmekle birlikte,
ona yardımcı olmaya çalışmıştır. İkinci ana kaynak olan
Vâkidî’nin rivayetlerinde ise Hz. Osman’a karşı aşırı bir
husumet görülmektedir. Bu iki rivayet zincirine karşılık
üçüncü ana kaynak Seyf b. Ömer’e dayanan rivayetlerin
ortak özelliği ise, fitne olayında Hz. Osman’ı ve diğer
sahâbileri suçsuz kabul etmesidir. Günümüz
tarihçilerinden Yusuf el-Uş, bu üç ana kaynakta aktarılan
rivayetlerle, olayları bizzat yaşayan üç şahsa ulaşan ve
güvenilir raviler yoluyla aktarılan en eski üç rivayet
arasında bir karşılaşma yapmış ve önemli bir sonuca
ulaşmıştır. Onun tesbitine göre, olayları bizzat yaşayanlara
ulaşan en eski üç rivayet, Seyf b. Ömer’in anlattıklarıyla,
büyük ölçüde uyum arzetmektedir. Seyf b. Ömer’in
rivayetlerinin özeti ise, fitneyi körükleyen gizli bir el
vardır. Bu el, müslümanları bölmeye çalışan Abdullah b.
Sebe’dir. Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve Hz. Aişe gibi
ileri gelen sahâbiler, bir takım icraatları dolayısıyla Hz.
Osman’ı eleştirseler de, isyancılara karşı halifenin yanında
yer almışlar ve halifeye bağlılıklarını sonuna kadar devam
ettirmişlerdir.

Karışıklığın Sebepleri

Halifeliğinin ilk yıllarından itibaren, Hz. Osman veya
valilerinin bazı uygulamaları, şikâyetlere sebep oldu. Bu
şikâyetler halifeliğinin ikinci yarısında daha da arttı ve
bilhassa Hz. Ömer zamanında kurulan ve Hz. Osman’ın
halifeliğinin son yıllarında, ani zenginleşmenin ardından
yaşanan iktisâdî krizden en fazla etkilenen garnizon
şehirleri Kûfe, Basra ve Fustat’ta (Mısır) uygun bir ortam
buldu. Son üç yılda birlikte hareket etmeye başlayan
muhalifler, Hz. Osman ve valilerinin bazı icraatlarını
propaganda için kullandılar.

Hz. Osman’ın iç karışıklıklara zemin hazırlayan ve bu
isyanın sebepleri olarak gösterilen uygulamaları, şöyle
sıralanabilir: Hz. Osman’ın valiliklere ve diğer önemli
devlet görevlerine sadece akrabalarını tayin etmesi; onlara
veya diğer akrabalarına devlet hazinesinden büyük
miktarlarda bağışlarda bulunması; buna karşılık kendisini
eleştiren Ebû Zer el-Gifârî, Abdullah b. Mes‘ûd ve
Ammâr b. Yâsir gibi ileri gelen sahâbîleri çeşitli şekillerde
cezalandırması, bazı sahâbilere fethedilen şehirlerde ikta
araziler vermesi; Hz. Peygamber tarafından Tâif’e sürgüne
gönderilen amcası Hakem b. Ebü’l-Âs’ın Medine’ye
dönmesine izin verip onun oğlu Mervan’ı devlet kâtibi
olarak görevlendirmesi; Kureyş adına kabilecilik yapan
bazı valilere ses çıkarmaması; valilerin yanlış icraatlarına
göz yumması ve onlara gereken cezayı vermekten
kaçınması; Hz. Peygamber, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer
hac esnasında namazları seferi olarak kıldırdıkları halde,
halifeliğinin altıncı yılından itibaren Mekke’de namazları
mukim olarak kıldırması gibi bazı fıkhî uygulamaları; Hz.
Ebû Bekir zamanında Mushaf haline getirilen Kur’an-ı
Kerîm nüshasını istinsah ettirdikten sonra, önceki nüsha
ve bazı sahâbilerin ellerinde bulunan şahsî nüshaların
tamamını imha ettirmesi; Mescid-i Nebevî’yi genişletirken
önceden kullanılmayan bazı yapı malzemeleri
kullandırması;
Hz. Osman ve valilerine karşı ilk ciddi muhalefet, daha
ziyade kabilecilik temelinde olmak üzere Kûfe’de ortaya
çıktı. Vali Velid b. Ukbe, 30 (650-651) yılında bir
cinayetin faillerine kısas uygulamıştı. Bu yüzden kısas
cezasına çarptırılan katillerin yakınlarının düşmanlığına
hedef oldu ve bu kişiler onun görevden alınıp
cezalandırılmasını sağladılar. Onun yerine tayin edilen
Saîd b. Âs, bir sohbet meclisinde, “Sevâd-ı Irak Kureyş’in
bahçesidir” diyerek, kabile liderlerini kızdırdı. Orada
bulunan ve muhalefetin en güçlü isimlerinden olan Eşter
en-Nehaî, “Allah’ın bize kılıçlarımızla ihsan etmiş olduğu
bu araziler, nasıl Kureyş’in çiftliği oluyormuş!” diyerek
itiraz etti. Valiyi destekleyen bir genç dövülürken, iki
taraf arasında şiddetli bir tartışma yaşandı. Valinin
meclisinde çıkan bu tartışma muhalif kabile liderlerini
harekete geçirdi. Bulundukları toplantılarda, valiyi
eleştirmeye ve halkı yönetime karşı isyana teşvik etmeye
başladılar. İhtilaf büyüyünce, vali Hz. Osman’dan
muhaliflerin elebaşılarının cezalandırılmasını istedi. Hz.
Osman’ın emriyle Eşter en-Nehaî ve diğer on iki şahıs,
halkı isyana teşvik yüzünden sürgün cezasına çarptırılıp,
ıslah için Suriye valisi Muâviye b. Ebû Süfyan’ın yanına
Dımaşk’a gönderildiler (33/653-654). Muâviye de onları
iddialarından vazgeçiremedi. Kabilecilik fitnesini devam
ettirmeleri üzerine, bu şahıslar halifenin onayıyla Humus’a
sürgün edildiler. Orada bulundukları sırada, şehirlerine
dönmek için bir plan düşündüler. Hz. Osman’a
yaptıklarından pişman olduklarını, artık iddialarından
vazgeçtiklerini bildirdiler. Kûfe’ye dönmek için ondan
izin istediler. Ancak Kûfe’ye döndüklerinde verdikleri
sözü tutmadılar. Aksine halife ve yönetim aleyhindeki
faaliyetlerini daha da hızlandırdılar. Hz. Osman’ın temsil
ettiği Kureyş hâkimiyetini hedef alan kabilecilik
hareketini körükleyen bu hareket, Irak’ın ikinci büyük
merkezi Basra’da da yankı buldu. Hz. Osman’a karşı
yürütülen muhalefet orada da giderek güçlendi. Kûfe ve
Mısır’ın yanı sıra isyancıların üçüncü merkezi haline
geldi.

Karışıklıkların diğer önemli merkezi Mısır’da, Hz. Osman
ve Mısır valisi Abdullah b. Sa’d b. Ebû Serh ağır bir
şekilde eleştiriliyordu. Bu hareketin liderliğini,
Muhammed b. Ebû Bekir ile Muhammed b. Ebû Huzeyfe
yapıyordu. Muhammed b. Ebû Bekir, babasının vefatından
sonra annesi Hz. Ali’yle evlendiği için Hz. Ali’ye çok
bağlıydı. Hz. Osman’ın himayesinde büyüyen Muhammed
b. Ebû Huzeyfe ise kendisine valilik görevi vermeyen
halifeye darılıp Mısır’a gitmişti. Abdullah b. Sebe’nin
Mısır’a gelmesiyle, Hz. Osman’a karşı yürütülen
muhalefetin ana merkezi Mısır oldu.
İsyancılar ilk ciddî eylemlerini, Kûfe’de gerçekleştirdiler.
Hz. Ali, Hz. Zübeyr, Hz. Talha ve Hz. Âişe başta olmak
üzere ileri gelen sahâbilerin ağzından mektuplar yazarak
onları da bu işin içinde göstermeye çalıştılar. Hz. Osman’a
yönelik kişisel kırgınlıklar, Medine’deki muhaliflerin
sayısını artırmıştı.

Mısır’dan bir heyet, hicrî 35 yılının Recep ayında (OcakŞubat 656),
valilerinden ve yönetimden şikâyet için
Medine’ye geldi. Hz. Osman, Hz. Ali’nin de içinde
bulunduğu kalabalık bir heyetle birlikte onların
şikâyetlerini dinledi.
İsyancılar, farklı istikametlere gittikleri halde, Şevval
ayının son günlerinde hep birlikte ansızın geri geldiler.
Tekbir getirerek Medine’ye girip Hz. Osman’ın evini
kuşattılar. Bu arada tarafsız kalan ve olaylara müdahele
etmeyen Medinelilere dokunmayacaklarını açıkladılar. Hz.
Osman, evini kuşatan asilerin bu tavrı karşısında,
vilayetlere gizlice haber göndererek valilerinden yardım
istedi.

Asiler yirmi gün ile iki ay arasında devam ettiği söylenen
muhasaranın son on gününe kadar, Hz. Osman’ın Mescid-i
Nebevî’ye çıkıp imamlık yapmasına izin verdiler.
İsyancılar muhasaranın son on gününde kuşatmayı
şiddetlendirdiler. Hz. Osman , onların halifeliği bırakması
için yaptıkları teklifi kabul etmedi.

Kuşatmanın son gününde, evin kapısında genç sahâbilerle
isyancılar arasında çatışmalar yaşandı ve yaralananlar
oldu. İsyancılar ayrıca evin kapısını da yaktılar. Akşam
saatlerinde bundan istifadeyle birkaç Mısırlı bitişikteki
evden Hz. Osman’ın evine girdi ve Kur’an okumakta olan
Hz. Osman’ı öldürdü (18 Zilhicce 35/17 Haziran 656).
Hz. Osman’ın öldürülmesiyle birlikte, İslâm dünyası
büyük bir sıkıntıya maruz kaldı. Birlik ve beraberlik
kayboldu ve Hz. Ali zamanında Cemel ve Sıffîn gibi iki
önemli iç savaş yaşandı.

Tarih kaynaklarında isyanın sebepleri olarak gösterilen ve
burada özet olarak aktarılan şikâyet konularının, bir isyanı
haklı gösterebilecek sebepler olmadığı açıktır.
Bazı tarihçiler, Hz. Osman’a karşı gerçekleştirilen ve
Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğe çok ağır bir
darbe vuran bu isyanı, daha ziyade, o yıllarda yaşanan
siyâsî, iktisâdî ve sosyal değişikliklere bağlamışlardır.
Fetihler sayesinde kısa sürede sağlanan zenginleşmenin
kaçınılmaz sonucu olan ekonomik kriz, yönetimi tasarrufa
ve askeri maaşları indirmeye mecbur etti. Bu da gayri
memnunların sayısını artırdı.

Hz. Osman’ın Şahsiyeti

Hz. Osman, kaynaklarda orta boylu, güzel yüzlü, gür saçlı,
uzun ve beyaz sakallı, esmer tenli olarak tasvir edilir.
Halim-selim, nazik ve mahcup bir tabiata sahipti. Çok
merhametli ve son derece cömert bir şahsiyetti. Onun en
meşhur vasfı ise, engin bir hayâ duygusuna sahip
olmasıydı. Cennetle müjdelenen on sahâbîden (aşere-i
mübeşşere) biri olan Hz. Osman, Rûme kuyusunu kendi
parasıyla satın alıp Müslümanlara hibe etmesi ve yine
Tebük ordusunu donatmadaki birinciliği dolayısıyla da
bilinmektedir.

Hz. Osman takvâ sahibi bir insandı, gecelerini ibadetle,
gündüzlerini oruçlu olarak geçirirdi. Kur’an okumaktan
usanmazdı. Hac zamanında Hacerülesved’in yanında bir
rek’atta Kur’an’ı hatmettiği rivayet edilmiştir. Ashâbın
zenginlerinden olan Hz. Osman, son derece cömertti,
malını müslümanlar için cömertçe harcamayı ve yardım
yapmayı çok severdi.

Hz. Osman, Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerindendi, onun
sır katibi olduğu da söylenmiştir. Vahiy kâtipliği yanında
mektup ve antlaşma gibi bazı resmî vesikaları da kaleme
almıştır. Hz. Osman, ilmî bakımdan da yetişmişti, hatta
hac menasiki konusunda en bilgili sahâbî olduğu
söylenmiştir. Kur’an’ı ezberleyen ve Hz. Peygamber’in
sağlığında fetvâ veren bir kaç sahâbî arasında sayılır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!