MenüKapat

Ünite 8: Kurban ve Adak

Peygamber (sav) Kurbanın Tanımı ve Hükmü
Arapça bir kelime olan kurban, sözlükte “yaklaşmak,
yakın olmak, Allah’a yakınlık sağlamak ve onun
hoşnutluğunu kazanmak için sunulan şey” anlamlarına
gelmektedir.
İbadet amacıyla belirli bir vakitte, belirli özellikleri
bulunan bir hayvanı belli bir yöntemle boğazlamaktır. Bu
tanım bazı ilmihâl kitaplarında “hayvan-ı mahsusu, vakt-i
mahsusta ibadet niyetiyle kesmektir” şeklinde
yerleşmiştir.
Tanımda geçen “belirli vakit”ten kasıt, kurban bayramının
ilk üç günüdür. Bu kesim günlerine dinî metinlerde
eyyâmu’n-nahr da denir.
Belirli özellikleri bulunan hayvandan maksat ,koyun-keçi,
sığır, manda ve deve türleridir.

Kurban Yükümlülüğü

Bu ibadetle mükellef olmak için aranan şartları taşıyan
kimselerin kurban bayramında kurban kesmesi, Hanefî
mezhebindeki hâkim görüşe göre vacip iken, diğer
mezheplerin çoğunluğuna göre müekked/kuvvetli
sünnettir.
Farklı yaklaşımlara rağmen bütün mezhepler, kurbanın
son derece önemli bir ibadet olduğunu vurgulamaktan geri
durmamışlardır. Ona sünnet-i müekkede diyenler de
bunun herhangi bir sünnet gibi algılanmaması gerektiğini,
dolayısıyla terk etmenin hoş karşılanmayacağını
belirtmişlerdir. Hatta bu duyarlılığı ifade etmek için bazı
müctehitler, kurban kesmenin “vacip bir sünnet” olduğunu
söyleyerek ilginç bir hüküm terimi de geliştirmişlerdir.

Hanefîlere göre kurban ibadetiyle yükümlü olmak için beş
şartın var olması gerekmektedir:

1- Müslüman olmak
2- Hür olmak
3- Aklı yerinde ve büluğa ermiş olmak
4- Mukîm olmak yani seferî (yolcu) olmamak
5- Dinen zengin sayılacak ölçüde belli bir malî güce
sahip olmak.

Yolcu olanlar üzerinde kurban kesmek yükümlülüğü

bulunmamaktadır. Bununla birlikte şartları uygun olanlar
veya bir şekilde imkân bulabilenler seferî iken de bu
önemli ibadeti edâ edebilirler.
Kişinin borçlarından ve aslî ihtiyaçlarından başka nisap
miktarına ulaşan bir malî değere, daha somut ifadesiyle en
az 20 miskal (85 gr.) altın veya bunun değerine denk bir
paraya ya da mala sahip olması, o kişinin dinen zengin
olduğu anlamına gelir, bu ölçüde bir mal varlığı olan
kimse, diğer şar
tları da tamamlıyorsa kurban kesmek ile
sorumlu olur.
Daha önce yokken kurban bayramının ilk üç gününde
yukarıdaki nisab değerine ulaşan bir mala sahip olanlar, o
günler içinde kurban kesmekle mükellef olurlar.
Üzerinden yıl geçmemiş böyle bir nisap, nisab-ı istiğna
yani ihtiyaçsızlık ölçüsü olarak isimlendirilmiş.
Kurbanlık Hayvanlar
Kurban ibadetinin geçerli olabilmesi için hayvanlarda hem
türü, hem yaşı ve niteliği, hem de kesimi yönüyle aranan
şartlara sıhhat şartları denir.
Kur’ân-ı Kerim’de bu ibadete konu olabilecek hayvanlar
behîmetü’l-en‘âm olarak belirlenmiştir. En‘âm sınıfından
hayvanlar ; koyun, keçi, sığır, manda ve deve türlerini
beraberce ifade etmek için kullanılmıştır. Horoz, kaz,
ördek ve benzeri evcil hayvanlar ile yaban sığırı, geyik,
ceylan ve benzeri yabani hayvanlar kurban edilemezler.
Koyun ve keçiler bir yaşını, sığır ve mandalar iki yaşını,
develer ise beş yaşını doldurduktan sonra kurban
edilebilirler.
Kurbanlık hayvanların erkeği ile dişisi arasında bir fark
yoktur. Bazı rivayetlere dayanarak koyun türünde erkeği;
keçi de dâhil diğer türlerde ise dişileri efdal sayılmıştır.
Küçükbaş hayvanlar sadece bir kişi için kurban
edilebilirken, büyükbaş denen sığır, manda ve deve yedi
kişiye kadar ortaklaşa kesilebilir.

Ortaklaşa kurban kesebilmek için ;
1- Ortakların her biri Müslüman olmalıdır.
2- Yine her biri ibadet niyetiyle ortaklığa girmiş
olmalıdır.
3- Hiçbir ortağın hissesi yedide birin altına
düşmemelidir.
Satın alınan veya evde beslenen kurbanlığın çalınması,
kaybolması ya da ölmesi durumunda, kurban yükümlüsü
yani zengin olan kimse yeni bir hayvan alıp onu kesmek
zorundadır.
Kurban etmek niyetiyle alınan bir hayvanın daha sonra
satımı, Ebû Hanîfe’ye göre, mekruh olmakla yani çok hoş
görülmemekle birlikte câiz ve meşru sayılmıştır.

Kurban Olmayı Engelleyen Kusurlar

Kurban olmayı engelleyen kusurları Hz. Peygamber (sav)
genel bir çerçeveyle şöyle belirlemiştir: “Şu dört hayvanın
kurban olması câiz değildir: Körlüğü açıkça belli olan,
hastalığı görünür olan, apaçık topallığı olan ve iliği
kurumuşçasına düşkün olan.” (Ebû Dâvûd, “Edâhî”, 6;
Tirmizî, “Edâhî”, 5).
Şu ayıplardan birisi bulunan hayvanların kurban
olamayacağını belirtmişlerdi :

1- İki veya bir gözü kör
2- Yürüyemeyecek kadar topal
3- Kötürüm derecesinde hasta
4- Kesim yerine gidemeyecek ölçüde zayıf ve
düşkün
5- Kulağının veya kuyruğunun tamamı veya
yarısından çoğu kesilmiş
6- Boynuzlarının birisi veya ikisi kökünden kırılmış
7- Dili kesilmiş
8- Dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş
9- Memelerinin başları kopmuş
10- Doğuştan kulakları veya kuyruğu bulunmayan
11- Ayağı kesilmiş olan.

Bulaşıcı ya da insanlara zararlı hastalığı olan hayvanların
da kurban olamayacağı belirtilmelidir.

Kurban olmaya engel olmayan kusurlar:

Hayvanın şaşı, uyuz, deli veya aksak olması, kulaklarının
delinmiş veya enine yarılmış olması, boynuzsuz veya
boynuzunun biraz kırık olması, iğdiş edilmiş olması,
dişlerinin az bir kısmının dökülmüş olması, onun kurban
edilmesine engel değildir.

Engel sayılan kusurlar, kurbanlık alındıktan sonra
meydana gelirse veya alındıktan sonra farkedilirse
sahibinin zengin olup olmamasına göre ne yapılacağı
değişmektedir.

Kurbanın Kesimi

Kurban, eyyâm-ı nahr denen kurban bayramının ilk üç
gününde kesilir. Şâfiî mezhebine göre dördüncü gün de
buna dâhildir. Kesim işlemi bayram namazının kılındığı
yerlerde bu namazın ardından başlar. Kesim vakti üçüncü
(Şâfiîlere göre dördüncü) günün akşam namazı vaktinin
girmesiyle birlikte sona erer.

Kurban kesmesi kendisine vacip olan kimse, kurbanını bu
vakitler içinde kesmemişse aldığı hayvanın kendisini, eğer
almamışsa bir kurbanlık bedelini fakirlere dağıtır.
Dinî literatürde tezkiye diye isimlendirilen kurban kesimi
şöyle yapılır:
Kurbanlık hayvan, ayakları ve başı kıbleye gelecek
biçimde sol yanı üzerine yatırılır. Eğer sahibi kesmiyorsa
hem o hem de bizzat kesen “Bismillâhi Allahu ekber”
diyerek Allah’ın adını anarlar.
Normali bu olduğu ve serbest ortamlarda böyle yapıldığı
için kesimin bu şekline ihtiyarî kesim denmiştir.
Zorunluluk halinde başvurulabileceği için bu tür işlemlere
ızdırârî kesim denmiştir.

Kesimin sahibi tarafından yerine getirilemediği
durumlarda vekâlet ile kesim yapılır.
Ehl-i kitap yani Yahudi ve Hristiyan olan bir kimsenin
kestiği de yenir. Fakat bu durumda kesim işlemini yapan
gayri müslimin de mutlaka Allah’ın adını anması gerekir.
Yine de bunun takibi zor olduğu için gayri müslimlere
kurban kestirmek ilkesel düzeyde mekruh sayılmıştır.

Kurbanın Eti, Diğer Parçaları ve Derisi

Kurban etlerinin üçte biri eve ayrılır, üçte biri eşe-dosta,
akraba ve komşuya ikram edilir, kalan üçte biri de kurban
kesemeyen fakirlere dağıtılır , ancak bu zorunlu değildir.
Bu bağlamda mesela, kurban kesilen ev halkı kalabalık
olur veya ihtiyaç hâsıl olursa etin daha azının dağıtılması
hatta hiç dağıtılmayıp tamamının evde bırakılması da câiz
görülmüştür.

Kişi kendi kurbanının etini, diğer unsurlarını ve derisini
kendi hesabına satamaz. Satacak olursa parasını yoksullara
vermek zorundadır.
Kurban eti ve diğer parçaları satılamadığı gibi onlardan
kasap ücreti de verilemez. Ciğer, yürek, böbrek, bağırsak,
iç yağı, baş, bacak ve benzeri parçalar da tıpkı eti gibidir.
Deri de aynı hükümlere tabidir.

Kurban Çeşitleri

1- Adak/nezir kurbanı: Allah rızası için bir kurban
keseceğim şeklindeki mutlak kurban adağı, o
anda vacip olur. Bununla birlikte istenildiği
zaman kesilebilir.
2- Akîka kurbanı: Çocuğun doğumundan sonra,
bunu lutfeden Allah’a şükür nişanesi olarak
kesilen kurbandır. Akîka kurbanı Hanefîlere göre
mubah veya mendup, diğer mezheplere göre
sünnettir.
3- Nesîke kurbanı: Akîka ile aynı şeydir. Hz.
Peygamber (sav)akîka yerine nesîke ismini
kullanmayı daha çok tercih etmiştir. (Muvatta,
“Akîka”, 1; Nesâî, “Akîka”, 1)
4- Hedy kurbanı: Hac ibadetiyle ilgili kurbanların
genel adıdır. Kurban bayramında kesilen kurbana
benzer.
5- Kutlama veya şükür kurbanı: Önemli ya da
sevilen bir kimseyi karşılamak, temel atmak,
açılış yapmak, başarıyı kutlamak, alınan ev ya da
arabanın hayrını ummak ve benzeri amaçlarla
kesilen kurbanlardır.

Kurban İbadetiyle İlgili Bazı Konular

Vasiyeti olmadıkça ölmüş bir kişi adına kurban kesilmesi
doğru bulunmamıştır.
Kurban kesmek yerine parasını veya canlı olarak kendisini
bir fakire ya da hayır kurumuna bağışlayarak bu ibadet
yerine getirilemez.
Pazarlık câizdir, vadeli satışı yapılabilir, faize
bulaşmamak kaydıyla ödemesi kredi kartı ile yapılabilir.
Birim fiyatının belirlenmesi şartıyla canlı kilo veya karkas
et kilo olarak satılması da câizdir.
Kurbanı bizzat almak, kesiminde bulunmak, etini ikram
edip paylaşmak hem Hz. İbrahim ve İsmail’in içten
adanmışlığını daha yakından hatırlatacak hem de
dayanışma ruhunu daha hissedilir olarak yaşatacaktır.
Kurban kesildikten sonra kurban namazı adıyla herhangi
bir namaz kılınmaz. Kesilen kurbanın kanının alına veya
yüze sürülmesi de doğru değildir.

Adak

Fıkıh kitaplarında nezr (çoğulu: nüzûr) terimiyle anlatılan
adak, dinen yükümlü olunmadığı halde, Yüce Allah’a farz
veya vacip cinsinden bir ibadeti yapma sözü vermektir.
Hanefîler Allah’a itaat ve yakınlaşma amacı taşıyan
ibadetlerin nezredilmesini mubah saymışlardır , Şâfiîler
ve diğer mezhepler, adakta bulunmanın mekruh olduğunu
kabul etmişlerdir.
Kur’ân gerekse Sünnette adakta bulunulmasını tavsiye
eden açık bir hüküm yoktur.
İster şarta bağlansın isterse bağlanmasın adakta
bulunduktan sonra onu yerine getirmenin bir vecibe
olduğu unutulmamalıdır.

Adağın Şartları

Adakta bulunan kimsede de aranmıştır:
1- Müslüman olmak
2- Aklı başında ve bülûğa ermiş olmak.
Adak konusunda aranan şartlar ise şunlardır: 1- Adanan
şeyin cinsinden farz veya vacip bir ibadet bulunmalıdır.
Buna göre namaz kılmak, oruç tutmak, hacca veya umreye
gitmek, kurban kesmek, sadaka vermek gibi eylemler
adanabilir. 2- Adanan şey, kişinin ileride zaten yapmakla
yükümlü olacağı bir ibadet olmamalıdır. 3- Adanan şey
başka bir farz veya vacibe bağlı bir ibadet olmamalıdır.
Abdest almak, tilavet secdesi yapmak, ezan okumak,
camiye girmek gibi adaklar geçerli olmaz. 4- Adanan
şeyin yerine getirilmesi imkânsız olmamalıdır.

Adağın Çeşitleri ve Hükmü

Adak bir şarta bağlı olup olmaması açısından ikiye ayrılır:
1- Bir şarta bağlı olmayan adağa mutlak adak denir.
2- Bir şarta bağlı olan adağa mukayyed veya
muallâk adak denir.
Herhangi bir yerle kayıtlı adaklar, o yerin dışında da
yerine getirilebilir. Söz gelimi “Sultanahmet Camii’nde iki
rekât namaz kılma; Konya’daki yoksullara sadaka verme”
adakları bir başka camide ve bir başka şehirde ifa
edilebilir.
Adanan sadakalar, başka zaman ve mekânlarda, başka
kişilere de verilebilir.

Gerçekleşmesi istenmeyen bir şarta bağlanan adaklar
yemin hükümlerine tabidir. Mesela “sigara içersem bir
hafta oruç tutacağım; yalan söylersem bir maaşımı sadaka
vereceğim” gibi adaklarda elbette verilen sözde durulması
istenir

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!