MenüKapat

Ünite 8: Hristiyanlık I – Tarihsel Gelişimi – İnanç esasları – İnciller – Konsiller

Kavram Olarak Hristiyanlık
Kelime Anlamı: Hristiyanlık kelimesinin kökü Grekçe
“khristos” kelimesine dayanmaktadır. İbranice’deki
“maşiah”ın karşılığı olarak Grekçe’de kullanılmakta ve
Hz. İsa’nın sıfatı olarak “mesih” anlamını ifade
etmektedir. Türkçe’de kullandığımız Hristiyanlık kelimesi
ise Batı dillerindeki “Christianisme”in karşılığıdır.
Khristianos adı muhtemelen Antakya’daki putperestler
tarafından verilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in Hristiyanlığı ifade etmek için
kullandığı “nasârâ” kelimesi ise, yaygın olan kanaate göre
Hz. İsa’nın doğum yeri olan Kudüs yakınlarındaki
“Nâsıra” kasabasına istinâden kullanılan bir isimdir. Hz.
İsa bütün hayatı boyunca “Nâsıralı” adıyla anılmıştır.
Hristiyanlar için bunların dışında başka isimler de
kullanılmaktadır. Bunları şu şekilde sıralamak
mümkündür: Şâkirtler, Kardeşler, Azizler, İnananlar,
Seçilmişler, Çağırılmışlar, Kilise, Fakirler, Dostlar,
Celileliler.

Terim Anlamı: Hristiyanlık, Hz. İsa’ya ve İncil’e tâbî olan
tüm Hristiyanların dinine verilen genel bir isimdir.
Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliselerinden teşekkül
eden üç büyük mezheple daha küçük çaptaki birçok
mezhep ve tarikattan meydana gelen çeşitli cemaatlerin
tümünün üst isim olarak kullandıkları bir terimdir.
Hristiyan isminin Hz. İsa zamanında kullanılmadığı
kesindir. Çünkü Hz. İsa’nın dünyadan ayrıldığı tarih 30
yıllarıdır. O dönemde genellikle şakirtler, kardeşler,
inananlar gibi isimler kullanılmıştır.

Tarihsel Gelişimi
Hangi isimle anılırsa anılsın Hristiyanlık her şeyden önce
İsa Mesih anlayışı üzerine temellenen bir inanca sahiptir.
Ana fikri Yeni Ahid’de bulunan bu inanca göre İsa Mesih
hem Tanrı’nın Oğlu, hem de insanlığın kurtarıcısıdır.
Tanrı insanlığı günahtan kurtarmak üzere biricik oğlunu
yeryüzüne göndermiştir.

Hz. İsa
Doğumu

İncillere göre Hz. İsa’nın doğumu: Hz. İsa’nın doğumuna
dört İncilden sadece Matta ve Luka’da yer verilmekte
ancak her iki İncil’de de bu olay farklı olarak
anlatılmaktadır.
Batı Hristiyanlığında 25 Aralık, Doğu Hristiyanlığında ise
6 Ocak günleri Hz. İsa’nın doğum günleri olarak
kutlanmaktadır.

Teologlara göre Hz. İsa’nın doğumu: Hristiyan
ilahiyatçıları da Hz. İsa’nın doğumuyla ilgili net olmayan,
tahmînî ve dolaylı bazı tarihler vermektedirler. Ritüel
kitaplarında aynı zamanda ilâhî olarak da söyledikleri bir
pasajda şu bilgiler yer almaktadır:
Dünyanın yaratılışından yüzyıllar sonra; Tufan’dan uzun
zaman sonra; İbrahim’in doğumundan iki bin yıl sonra;
Musa’dan bin beşyüz yıl sonra; Kral Davut’tan yaklaşık
bin yıl sonra; Daniel’in peygamberliğinin yetmişbeşinci
yılında; Yüz doksan dördüncü Olimpiyat’ta; Roma’nın
kuruluşunun yediyüz elli ikinci ve Imparator Octave
Augustus’ün kırk ikinci yaşında ezelî Baba’nın Oğlu ezelî
Tanrı İSA-MESİH Yahuda’nın Betlehem (Kudüs)
şehrinde Bakire Meryem’den doğdu.

Hz. İsa’nın doğumu konusunda ne yıl olarak, ne de gün
olarak net bir kanaate varılabilme imkânı yoktur. Batı
Kilisesi’nin kabul ettiği 25 Aralık günü muhtemelen antik
Roma’nın pagan kutlamalarına dayandırılmış, Doğu
Kiliseleri’nin kabul ettiği 6 Ocak tarihi ise, yine
muhtemelen Hristiyanlık öncesi Grekler arasında kutlanan
ve Zaman’ın doğumu manasına gelen Aion’un kutlandığı
tarihin yerine konulmuştur.

Çocukluğu ve Gençliği

Hz. İsa’nın çocukluğu hakkında pek fazla bir şey
bilinmemektedir. Çocukluğu, kendisinden önce hiçbir
şöhreti olmayan ve aynı zamanda doğum yeri olan Galile
eyaletinin Nâsıra kasabasında geçmiştir.
Hz. İsa’nın erkek ve kızkardeşleri bulunduğu ve
kendisinin en büyük çocuk olduğu tahmin edilmektedir.
Hem havari hem de Hz. İsa’dan sonra havarilerin reisi
olan Yakub’un onun kardeşi olduğuna dair rivayetler ve
kanaatler ağır basmaktadır.

Göreve Başlama

Hz. İsa görevine 30 yaşından sonra başlamıştır. Bir süre
sonra da etrafında havarileri oluştu ve tebliğinde ona
yardımcı oldular.
Havariler
Kelime anlamı “Beyaz giyinenler, insanların ruhlarını din
ve ilimle arıtanlar” demektir. Tebliğ faaliyetinin başında
Hz. İsa oniki kişiyi seçmiş ve bunlara havarî ismini
vermiştir.

Mucizeleri

Hz. İsa’nın, tebliğini yaparken en sık başvurduğu
konulardan birisi mucizedir. Onun hayatı adeta
mucizelerle özdeşleşmiştir. İncilleri bu açıdan
taradığımızda onun kırka yakın mucizesinden
bahsedildiğini görürüz. Hz. İsa bu mucizelerle havariler
üzerinde büyük bir etki göstermiş, aynı zamanda birçok
kimseyi inandırarak kendine çekmiştir. İlk mucizesini
Kana’da düzenlenen bir evlenme merasiminde ev
sahibinin bardağında şarabı tükenince suyu şarap yaparak
göstermiştir (Yuhanna 2: 9).
Son Ayları
Hristiyanlar Hz. İsa’nın hayatının son aylarına “passion”
adını verirler. Çünkü bu aylar onun insanlık adına çektiği
acıların toplandığı aylardır.Özellikle Kudüs’de çok
muhalifi vardı ve oraya gitmenin kendisi için çok tehlikeli
İLH2009-YAŞAYAN DÜNYA DİNLERİ
Ünite 8: Hristiyanlık I
2
olacağını da biliyordu. Ancak bununla beraber tebliğini
Kudüs’de yapmakta kararlıydı. Yani o, kendi hayatını feda
ederek, başkalarını kurtarmak için dünyaya gelmiş
olduğunu söylüyordu. Kudüs’te geçirdiği ilk günlerde
halka tebliğini yaptı. Geri kalan zamanlarında da şehrin
doğusundaki Bethanya’da derin düşüncelere dalar ve dua
ederdi.
Hz. İsa’nın bu faaliyetleri karşısında büyük bir endişe
duyan Yahudilerartık onu durdurmanın zamanının
geldiğine ve onu ortadan kaldırmaktanbaşka çare
olmadığına karar verdiler. M.S. 30 yılında Yahudilerin en
yüksekmahkemesi olan Sanhedrin tarafından Tanrı’ya
küfretmekle suçlanıp, ölüm cezasına çarptırıldı.
Yahudi din adamları Roma valisi Pontus Platus’a
başvurup, Hz. İsa’yı çarmıha gerdirerek idam ettirdiler.
Bütün bu olanları talebelerine önceden bildirmiş olan Hz.
İsa ise, öldürüldükten sonra üçüncü gün Tanrı’nın gücüyle
tekrar dirildi ve kırk günlük bir süre boyunca birçok kişiye
göründü ve sonra dünyayı terkederek göğe yükselip
Baba’nın sağ yanına oturdu. Kıyamete yakın tekrar
yeryüzüne inip, bütün dünyanın Tanrı’nın Krallığı’na
boyun eğmesini sağlayacaktır.

Kur’an’a Göre Hz. İsa
Hz. İsa’nın İncillerden sonra en fazla sözkonusu edildiği
kitap Kur’an’dır.

Kur’an’da Hz. İsa onbeş surede doksanüç ayette ismi veya
bir sıfatı ile zikredilmektedir. Bu ayetlerde doğumunun
müjdelenmesi, dünyaya gelişi, tebliği, mucizeleri, dünyevi
hayatının sonu ve Allah katına yükseltilişi ele
alınmaktadır. Kendisine Allah tarafından kitap verildiği,
İsrailoğullarına gönderilen bir peygamber olduğu, Tevrat’ı
tasdik ettiği, bazı hususlarda onu neshettiği, kavmine
namazı ve zekatı emrettiği vurgulanmaktadır. Ayrıca onun
öleceğinden ve tekrar hayata döneceğinden söz
edilmektedir. Ancak buradaki diriliş Hristiyanlıkta’ki gibi
çarmıha gerildikten sonraki diriliş değil, kıyamet sonrası
diriliştir. Çarmıha da gerilmemiştir. Böylece
Hristiyanlık’ta önemli bir dini inanç olan, insanların
günahına kefaret olmak üzere İsa’nın çarmıha gerilmesi
hadisesinin İslâm’da kabul edilmediği görülmektedir.
Kur’an’da ayrıca Hz. İsa’nın Allah’tan bir kelime oluşu,
Allah’tan bir ruh oluşu, peygamberliği ve mucizeleri,
Ruhu’l-Kudüs ile te’yid edilmesi, Hz. Muhammed’i
müjdelemesi konularına yer verilmektedir.
Hristiyanlık’ta temel inanç esaslarından olan uluhiyetin
bedenleşmesi, İsa’nın çarmıha gerilmesi dolayısıyla
kurtuluş fidyesi oluşu Kur’an tarafından reddedilmektedir.
Hz. İsa’ya hamile kalması, doğum süreci ve iffetli bir
kadın olması gibi özellikleriyle anesi Meryem’e de çok
önemli şekilde yer verilmektedir.

Hristiyanlığın Yayılışı

Hristiyanlığın yayılmaya başladığı tarihi M.S. 30 yılına
kadar götürmek gerekir. Dünya dinleri içerisinde yayılışı
en maceralı olan ve en uzun süren din belki de
Hristiyanlık’tır. Hz. İsa’nın yaklaşık üç yıllık tebliğ
döneminde sadece kendisini
anlatmaya çalıştığı,
yayılmanın havariler gibi belirli sayıda insanların ona
inanmasıyla sınırlı kaldığı, hiçbir yerleşim alanının toplu
olarak Hristiyanlığa geçmediği genel kabul görmüş bir
husustur. Onun dünyayı terketmesinden sonra devreye
havariler girmiş ve farklı bölgelere giderek kendisinden
tevarüs ettikleri öğretileri yaymaya çalışmışlardır. Daha
sonra Pavlus’un sahneye çıkması havariler dönemini
Pavlus öncesi dönem, Pavlus dönemi ve Pavlus sonrası
dönem diye üçe ayırmayı gerektirmektedir.

Pavlus Öncesi Dönem

Yeni Ahid’in Resullerin İşleri kitabının ilk bölümlerinde
ve Pavlus’un mektuplarında Pavlus öncesi dönem canlı bir
şekilde ele alınmaktadır. Bu metinlerden anlaşıldığı
kadarıyla yeni hareketin merkezini Kudüs
oluşturmaktadır.

Havarilerin isimleri sıralanırken hep en başta yer alan
Simun Petrus’un Pavlus öncesi dönemde yayılma
konusunda en etkili isim olduğu anlaşılmaktadır. Yeni
Ahid’de Pentikost gününde onun konuşmasını dinleyen
3000 kişinin Hz. İsa’ya inanıp vaftiz oldukları
belirtilmektedir. Bu ihtida olayından sonra Petrus, ilk
Mesih topluluğunun en büyük önderlerinden birisi
olmuştur. Kral I. Hirodes zamanında hapse atılmış,
mucizevî bir şekilde hapisten kurtulmuş ve 57 yılında
Roma’ya gitmiştir. Orada 60 yılında Yeni Ahid kitapları
içerisinde yer alan 1. ve 2. mektuplarını yazmıştır. 64
yılında ise imparator Neron’un emriyle baş aşağı çarmıha
gerilerek öldürülmüştür.

Pavlus Dönemi
Hz. İsa’nın talebelerinin azılı düşmanları vardı. İlk
talebelerin en azılı düşmanlarından biri de Tarsuslu Saul
(veya Romalı adıyla Pavlus) idi. Soylu bir Yahudi
ailesinden gelen ve annesinin babasının Roma vatandaşlığı
ayrıcalığına sahip olan Pavlus, M.S. 5-15 yıları arasında
Tarsus’ta dünyaya gelmiştir. O, Ferisîler diye bilinen en
tutucu Yahudi mezhebine bağlıydı. Hz. İsa uğruna ilk
şehid olan İstefehan’ın taşlanmasına katılmıştır. M.S. 33
yılında Hz. İsa’nın Şam’da bulunan talebelerini
tutuklamak üzere yahudilerin dinî önderi olan başkâhin
tarafından görevlendirilmiştir. Fakat Şam’a doğru
giderken, Hz. İsa’nın görüntüsü ile karşılaşıp, ona iman
etmiştir. Bu imanın ardından vaftiz olmuş ve Şam’da
Hristiyanlığı yaymaya başlamıştır.

Pavlus’la Barnaba Antakya’da Hristiyanlığı yayma
konusunda çok başarılı oldular. Antakya’nın önemli bir
ticaret merkezi oluşu sebebiyle hem Doğu’ya hem de
Batı’ya ilk yayılma buradan oldu.

Hristiyanlığı kabul edişinden sonra üzerinde durduğu iki
konu vardır: Yahudi geleneğinin ilgası ve İsa’nın
mesihliği. Mesihlik inancını kabul ederek evrenselci bir
doktrini benimsemiştir. Yahudi şeriatının yerine
“Tanrı’nın izzeti” ve “Tanrı’nın herkese ulaşabileceği”
anlayışını koyarak bu evrensel mesajı desteklemiş
görünür. Hristiyanlığın gentile topraklarında hızla
yayılmasına vesile olan teolojik doktrin budur. Bu tarihten
sonra Hristiyanlık hem coğrafya hem de doktrin olarak
Filistin dışına taşacaktır.

Pavlus Sonrası Dönem

Pavlus’tan sonra Hristiyanlığın yayılmasında en önemli
rolü ilk zamanlarda Pavlus’un ve havarilerin vesilesiyle
Hristiyan olan kimseler, daha sonra da Kilise Babaları
üstlenmişlerdir. Birinci yüzyılın sonuna gelindiğinde
Hristiyanlık, ilk ortaya çıktığı Kudüs şehrinden çok
uzaklara yayılmıştı.Baskı ve zulüm o derece artmıştı ki,
tebliğler ancak gizli saklıyapılabiliyordu. Hristiyanlık için
adeta mağara devri başlamıştı. Ashab-ı Kehf o dönemi bu
açıdan çok iyi bir şekilde sembolize etmektedir.
İkinci yüzyılda bir taraftan Hristiyanlık yayılırken, diğer
taraftan Mesela, Ebiyonitler, Gnostikler, Nâsıralılar gibi
bazı sapmalar da yaşanmaya başladı. Üçüncü yüzyıla
gelindiğinde meşhur kilise babalarından İreneyus (130-
200), Tertulliyan (155-222), Kipriyan (200-258),
İskenderiyeli Klement (150-215) ve Origen (184-254)
Hristiyanlığın yayılması için mücadele ettiler. İmparator
Alexander Severus (222-235) ve Filip (244-249)
dönemlerinde Roma hükümeti Hristiyanlara hoşgörüyle
davrandı. 38 yıl boyunca rahat bir hayat geçirdiler. Fakat
bundan sonra, imparator Dekyus ve Valeryan’ın
dönemlerinde yani 250-260 arası korkunç bir zulüm
yaşandı. Üçüncü yüzyılın sonlarında meydana gelen en
önemli olaylardan birisi, Gregor (Kirkor) adında bir
Hristiyanın çabaları sonucu Ermeniler’in
Hristiyanlaşmasıdır. Hristiyanlık tarihinde toplu olarak
Hristiyan olan ilk kavmin Ermeniler olduğu ileri
sürülmektedir.

313 yılının Mart ayında imparator Konstantin
Hristiyanlara tam özgürlük sağlamak, el konulan tüm
ibadet yerlerini geri vermek ve uğradıkları tüm zararların
karşılığını ödemek için olağandışı bir ferman çıkardı. O
hoşgörüden yoksun çağda bu durum şaşılacak bir şeydi.
Hristiyanlık bundan sonra artık Roma İmparatorluğu’nun
her yerinde tam bir özgürlüğe kavuştu. Hemen ertesi yıl
yani 325’te Hristiyanlık tarihinin ilk ekümenik konsili
olan İznik Konsili toplandı ve daha sonraki yıllarda sık
aralıklarla konsiller devam etti. 380 yılında ise imparator
I. Teodosyus, Hristiyanlığın devletçe müsaade edilen tek
din olduğu şeklinde bir ferman çıkarıp, putperestliği
yasakladı. Putperestler canlarını kurtarmak için devlet
kilisesine akın ettiler. Artık devlet ve din tamamen birleşti.
Roma devletinin uyruğu olmak isteyen herkes, devletin
dinine inanmak zorundaydı.

Batı’da Hristiyanlık, siyasi münasebetler, misyoner
faaliyetleri ve bazen de zorla yayıldı. Bu yayılma devresi
11. Yüzyılda İskandinav ülkelerinin Hristiyanlaştırılmasıyla tamamlandı.
Hristiyanlık Doğu’da ortaya çıkan bir din olmasına
rağmen, burada yayılmaya başlaması Batı’dan sonra
olmuş ve ilk olarak Habeşistan’a girmiştir. 8. ve 9.
Yüzyıllarda Hintli Hristiyanlar bir hayli çoğalmışlardır.
Ancak Hristiyanlık, Hinduizm’e sıkıca bağlı olan Hintliler
üzerinde fazla etkili olmamıştır. Çinde ise, 713-763 yılları
arasında Hristiyanlığın tanıtılmasına izin verilmiştir.
Ancak 9. ve 10. yüzyıllarda çeşitli baskılar nedeniyle
Çin’de Hristiyanların sayısı çok azaldı, fakat buna rağmen
Hristiyanlık orada tamamen yok olmadı.

Kutsal Kitapları

Kutsal Kitap sözüyle Yahudilerin Eski Ahit ve
Hristiyanların Yeni Ahit kitapları kastedilmektedir.
Hristiyanlar Kutsallık noktasında Eski Ahit’e de büyük
değer verirler. Zaten Eski Ahit isimlendirmesi de
Hristiyanlara aittir. Yahudiler bu isimlendirmeyi kabul
etmezler.

Yeni Ahit

Hristiyanların kutsal kitap külliyatı olarak kabul edilen
Yeni Ahit, 27 kitaptan meydana gelmektedir. Bunlar da
kendi aralarında iki gruba ayrılmaktadır:
Tarihi kitaplar: Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve Luka
tarafından yazıldığı ileri sürülen Resullerin İşleri
kitaplarıdır.
Ta’limi kitaplar: Pavlus’a ve havarilerden bazılarına ait 21
mektuptan ve Vahiy kitabından ibarettir. Bu 21 mektup
şöyle tasnif edilebilir:
a) Pavlus’un 14 mektubu.
aa. Büyük Mektuplar.
bb. Hapishane Mektupları.
cc. Pastoral Mektuplar.
b) Diğer 7 mektup.
c) Vahiy.

İnciller:

İncil kelimesinin aslı, Yunanca Evangelion’dur.
Halk Yunancasında “getirdiği bir haberden ötürü bir şahsa
verilen müjdelik, mükafaat” manasına gelir. Daha sonraki
zamanlarda “haber, müjde” manasına kullanılmıştır.
Tarihî kitaplar denilen bu incillerden üçü yani Matta,
Markos ve Luka gerek şekil ve gerekse konular itibariyle
birbirine çok benzediği için “Sinoptik inciller” olarak
adlandırılmaktadır.
1. Matta incili,
2. Markos incili,
3. Luka incili,
4. Yuhanna incili.

İnciller arasındaki bazı çelişki ve tutarsızlıklar: İncillerin
ilk yazılanı dahi Hz. İsa’nın yeryüzünden ayrılmasından
35 sene sonraya dayanmaktadır.
Yeni Ahit’in günümüzde elde mevcut en eski nüshaları da
Yunanca’dır ve bunların en eski iki nüshası şunlardır:
1. Sina Kodeksi (nüsha)
2. Vatikan Kodeksi
325’te yapılan İznik konsilinde kabul edilen incillere aynı
zamanda Kanonik İnciller de denir ve sahih kitaplar
anlamında kullanılır. Bunlar Matta, Markos, Luka ve
Yuhanna kitaplarıdır.
İlk üç asırda yazılmış olan çok sayıdaki İnciller bir tarafa,
İznik konsili’nin de bire indiremediği dört İncil’i ele
alalım. Kilise tarafından kanonik ve vahiy eseri sayılan bu
dört İncil arasındaki fark sadece lafız ve ifade farkı olsa,
bunların orjinal İncil’infarklı birer tercümesi olarak kabul
edilmesi mümkün olurdu. Ancak aralarında büyük farklar,
fazlalık veya noksanlıklar, hatta ihtilaf ve tenakuzlar
vardır.

Barnabas İncili

Barnabas incili en son 17. yüzyıla kadar gelmiş, sonra
kaybolmuştur. Barnabas, incilini kanonik incillerin
ilkinden de önce yazmıştır. Barnabas, zamanının çoğunu
Hz. İsa’nın 3 yıllık peygamberlik süresinde yanında
geçirmiştir. Barnabas İsa’nın havarisidir ve Hz. İsa’dan
bizzat duyularak yazılan tek incildir. Matta, Markos, Luka
ve Yuhanna gibi 4 incil sahibinin aksine, o Hz. İsa’yı
görmüş ve öğretisini direkt ondan almıştır. Daha sonra 325
yılında toplanan İznik konsilinde mevcut olan 300 İncil
4’e indirildi. Bu 300 İncil arasında Barnabas İncili de
bulunmaktaydı. Barnabas İncili burada yasaklanıp 4 incil
dışında İncil bulunduranların öldürüleceğine dair kanun
çıkarıldı.

İnanç Esasları

Hristiyanlık’taki iman ikrarına giren esasların nelerden
oluştuğu İncil metinlerinde açık bir şekilde yer almamakla
beraber, bu prensiplerin ilk Havariler Konsili’nden
itibaren tespite başlandığı, son şeklini ise 4. ve 5.
yüzyıllardaki konsillerde aldığı yaygın bir kanaat
halindedir.

Teslis

Oniki maddeden oluşan bu iman esaslarının yanında
Hristiyanlığın en önemli inançlarından birisi de
“Teslis”tir.
Hristiyanlara göre teslis, tek başına insan aklıyla değil,
ancak ilhamla anlaşılabilen bir sırdır. Bundan dolayı o,
“izah edilmesi zor, fakat inanılması gerekli bir sır” olarak
formülleştirilmiştir.
Yıllarca hatta asırlarca süren tartışmalar sonunda teslis
inancı “üç uknumda tek Tanrı”, “bir üçtür, üç birdir” gibi
formüllerle ifade edilmeye başlandı. Şimdi “tek bir
Tanrı’nın üç ayrı tezahürü” şeklinde tanımlanan “teslis”in
unsurları şunlardır;

1. Baba: Hristiyanlık’ta Teslisin birinci unsuru Baba’dır.
O, en mükemmel ve sonsuz saf bir ruhtur. Her şeyin
yaratıcısı ve sahibidir. Sonsuzdur, her yerde vardır ve her
şeyi bilir. Her şeyi görür, kimse onu göremez. O’nun özü
sevgidir. Tanrı’nın özü, Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal
Ruh Tanrı olarak görünürse de yine o birdir.

2. Oğul: Hz. İsa’nın bir yandan varlık öncesi yönünün
vurgulanması diğer yandan ise Tanrı’nın ezelî ve ebedî
kelâmı (logos) olarak kabul edilmesi, onun
tanrılaştırılmasına giden kapıyı aralamıştır. Buna göre o,
tanrı olarak yeryüzüne inmiş ve insanlar arasında
dolaşmıştır. Baba ile İsa (Oğul) arasındaki fark 381’de
İstanbul’da toplanan konsilde şöyle açıklanmıştır: “Tanrı
Baba doğmamış, doğurulmamıştır. Oğlu İsa ise doğmuş,
doğurulmuştur. Kutsal Ruh, Tanrı’dan çıkmıştır”.

3. Kutsal ruh: Kutsal Ruh Katoliklere göre hem Baba’dan
hem de Oğul’dan, Ortodokslara göre ise, Oğul yoluyla
Baba’dan çıkmıştır. Baba ile aynı cevherden fakat ayrı bir
mahiyet olarak kabul edilmektedir. Baba’nın bütün kudret
ve iradesini kendinde taşımaktadır. Baba, Oğul ve Kutsal
Ruh tek bir cevherde toplanmış üç ayrı şahıstır; hepsi de
ebedidir. Baba Tanrı yaratıcı, Oğul Tanrı (İsa Mesih)
kurtarıcı ve Kutsal Ruh da takdis edicidir.

Konsiller

Kilise hayatının ortaya koyduğu tüm problemleri çözmek
ve tartışmak üzere bir araya gelen piskoposlara veya
yüksek düzeydeki din adamları kuruluna konsil adı
verilmektedir. Bir başka ifadeyle konsil, kilise
yönetimidir.

Genel konsiller: Genel konsillere Ökümenik Konsiller de
denir. Bu konsillerde kilisenin bütün temsilcileri bulunur.
Genel konsiller papa tarafından davet edilerek toplanır.
Bizzat papa veya temsilcileri tarafından yönetilir. Bu
konsillerde alınan kararların geçerli olabilmesi için bu
kararların papa tarafından onaylanması gerekir.
Hristiyanlık tarihinde 21 konsil bulunmaktadır. Bunların
tümü Katolikler tarafından benimsenir. Ortodokslar ilk
yedi konsili, Protestanlar ise Reform’a kadar olanları
kabul eder.
1. I. İznik Konsili (325)
2. I. İstanbul Konsili (381)
3. Efes Konsili (431)
4. Kadıköy Konsili (451)
5. II. İstanbul Konsili (553)
6. III. İstanbul Konsili (680-681)
7. II. İznik Konsili (787)
8. IV. İstanbul Konsili (869-870):
9. I. Latran Konsili (1123
10. II. Latran Konsili (1139)
11. III. Latran Konsili (1179)
12. IV. Latran Konsili (1215)
13. I. Lyon Konsili (1245)
14. II. Lyon Konsili (1274)
15. Viyana Konsili (1311-1312)
16. Konstans Konsili (1414-1418)
17. Bale-Ferrare-Florance Konsilleri (1431-1442
18. V. Latran Konsili (1512-1517)
19. Trente Konsili (1545-1563)
20. I. Vatikan Konsili (1869-1870)
21. II. Vatikan Konsili (1962-1965)

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 8: Hristiyanlık I – Tarihsel Gelişimi – İnanç esasları – İnciller – Konsiller[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!