MenüKapat

Ünite 8: Gündelik Hayatta Din – Din Sosyolojisi

Gündelik Hayatta Dinin Tezahürleri
Din popüler kültürün de önemli bir parçası haline
gelebilir. Çünkü popüler kültür meta haline getirebildiği
her şeyi kullanma eğilimindedir.
Gelenek-din ilişkisini ortaya koyarken iki aşırı
yaklaşımdan kaçınmak gerekir. Bunlardan birincisi dinin
tamamen kültürün bir ürünü ve parçası olduğu şeklindeki
görüş, ikincisi ise dinin geleneğin tamamını kuşattığı
şeklindeki görüştür.

Dinin tamamen kültür ürünü olduğunu iddia eden görüş,
pozitivist bir yaklaşıma dayanır. Pozitivizm deney ve
gözleme dayanan modern bilimi kabul edip, dini ve
metafizik açıklamaları bilim öncesi düşünme biçimi
oldukları gerekçesiyle baştan reddeden bir anlayıştır.
Dinin kaynağının ilahî olduğunun reddedilmesi
beraberinde dinle ilgili diğer öğelerin de reddedilmesi
sonucunu doğurmuştur. Böylelikle vahiy, peygamberlik,
kutsal kitap, mucizeler reddedilmiştir.

İkinci aşırı görüş ise dinin topluma hâkim olduktan sonra
kültürün bütününü kuşattığı, geleneği tamamıyla
düzenlediği şeklindeki yaklaşımdır. İslam’ın da
kültürümüzün bütününü kuşattığı şeklindeki anlayış
benzer bir yaklaşımdır. Şüphesiz Türk, Pers, Berberi gibi
milletler Müslüman olduktan sonra kültürel yapılarında
büyük değişimler yaşamışlardır ancak geleneklerinin
tamamını terk etmedikleri gibi bir kısmını da İslam’dan
sonra devam ettirmişlerdir.

Her din bir kültür içinde ortaya çıkar. O kültürü bütünüyle
reddetmez, kültürden bazı izler taşır ama aynı zamanda
kültürü yönlendirir. Bir başka ifadeyle bir toplum yeni bir
dine girdiğinde eski kültürel kalıplarını dini bir kimlik
vererek devam ettirir. Böylece aslında yaşanan din iç içe
geçmiş iki katmandan oluşur. Birincisi resmi din ya da
kitabî din, ikincisi ise paralel din de denilen halk dinidir.
Kitâbî Din: Her semavi din kurucu peygamberi aracılığı
ile ortaya konan bir öğretiye sahiptir. Ancak peygamberin
vefatından sonraki yayılma ve kurumsallaşma sürecinde
dinin ilk ortaya çıkışında olmayan bazı unsurlar da dine
katılır.

İlahiyatçılar bir süre sonra dinin temel akide ve
uygulamalarını tespit ederler. Bu noktada her zaman için
bir uzlaşı olmadığından mezhepler ortaya çıkar. Yine de
ilahiyatçılar arasında önemli ölçüde bir uzlaşı söz
konusudur. Bu uzlaşı dinin resmî/kitabî yönü olarak
nitelendirilebilir. Özellikle dinin belirli bir örgüt altında
kurumsallaştığı örneklerde resmi din daha açıkça görülür.
Bunun en önemli örneği Katolikliktir.

Bunların dışında kalan uygulamalar ise bid’at olarak
nitelendirilir. Sonradan ortaya çıkan şeyler anlamda
bid’atler iyi ve kötü (bid’at-ı hasene ve bid’at-ı seyyie)
olarak ikiye ayrılmışlarsa da genel anlamda bid’at
olumsuz bir çağrışıma sahip olmuştur. İslamî literatürdeki
bid’at sosyolojik anlamdaki halk dindarlığının bir
bölümünü oluşturur.

Halk Dini: Dinî kuruluşların veya ilahiyatçıların
söylemlerinin yanında dinin gelenek içinde aldığı biçime
halk dini denir. Buna aynı zamanda paralel din
denmesinin sebebi ise resmî söylemlerin dışında bazı
inanç ve uygulamaları da içermesidir. Ancak halk dini
kitabî dinden tamamen farklı değildir. Dinin orijinal
yapısındaki uygulamalar ve sonradan katılanlar bir araya
gelip yeni bir sentez oluştururlar. Bu sentezde yerine göre
dinin birincil düzeyde gördüğü uygulamalar ikincil düzeye
iner, önem derecesinde yer değiştirmeler görülür.
Örneğin ülkemizde yaygın görüldüğü biçimiyle bayram
namazları, sabah namazına göre çok daha önemli kabul
edilir. Birey bayram günü sabah namazını kılmadığı için
üzülmeyebilir ama bayram namazını kaçırırsa ciddi olarak
üzülebilir.

Gelenek-Din Çatışması

Gelenek modernlik öncesi durumu ifade etmek için ortaya
konmuş bir kavramdır. Batı’da ortaya çıkan ve oradan
bütün dünyaya yayılan modern düşünce ve modern hayat
tarzının zıttı olarak geleneksel düşünce ve geleneksel
hayat tarzı kabul edilir.

Her toplumun modernlikle tanışmadan önceki yapısı
farklıdır ve birbirine benzerlik göstermeyebilir. Buna
rağmen her gelenek bir şekilde din ile irtibatlıdır ve onunla
yoğrulmuştur. Geleneksel olan aynı zamanda dini olarak
kabul edilir.
Gelenek-din çatışmasının birbirine zıt iki boyutu vardır.
 Birincisinde toplum, dindarlığını resmi dinin
öngördüğü biçimden fazlası ile ifade etmek ister.
Bid’at ya da hurafe olarak görülen tutum budur.
 İkincisinde ise toplum, resmi dinin ince ve katı
normlarını, bütünüyle karşı gelmeden
yumuşatmak ister. “Farz” ve “haram”ın
dejenerasyonu buradan başlar. Örneğin ibadet
edilir ama alacalı bir tutum takınılır veya boş
vakitlerde çeşitli oyunlar oynamak yasak olarak
görülmez.

Burada katı dini normlara karşı bir tavır söz konusudur.
Ayrıca toplum dinle kendi arasına “yüceltilmiş” bir
mesafe koyar: Dini yaşamanın en büyük ideal olduğunu
düşünür ve dindara saygı gösterir. Ama yukarıda işaret
ettiğimiz ikinci boyuttan dolayı bunu herkesin her zaman
gerçekleştirebileceğini düşünmez.

Böylelikle geleneksel yapı içerisinde “dini yaşamak”
biçiminde ayrı bir olgudan veya “dindar” denilen bir tipten
söz etmemiz mümkün olur. Eğer gelenek ve din birbirini
zorunlu kılsa ya da birbirlerini kapsasalar böyle ayrı bir
olgudan söz etmemiz mümkün olmazdı.
Şu da eklenmelidir ki dinin temsilcisi din adamıdır,
geleneğin belli bir temsilcisi ise yoktur ama gelenek daha
güçlü ve köklü bir damar olarak toplumun bütün
bireylerinde bir şekilde etkisini gösterir.
İLH2008 – DİN SOSYOLOJİSİ
Ünite 8: Gündelik Hayatta Din
2
Kültürün Dinî Temelleri
Kültürler tarih içerisinde pek çok faktörden etkilenerek
gelişim ve değişim gösterirler. Coğrafi faktörler, doğal
olaylar, savaş ve göç gibi süreçler bir milletin tarihiyle
birlikte kültürünü de şekillendirir. Din de bir kültürün
oluşumundaki ana faktörlerden bir tanesidir.
Din insanlara bir anlam dünyası sunar; insanın bu dünyada
niye yaşadığı, hayatının amacının ne olduğu gibi
varoluşsal sorulara cevaplar verir. Ayrıca mevcut
toplumsal hayatın meşrulaştırılmasında da din birey
üzerinde en etkin faktördür.

Din bütün bu erdemleri ilahi ve nihai bir noktaya, yani
Tanrının isteğine bağlayıp bireyin benimseyerek
uygulamasını sağlar.

Dinler, insanları bir araya getirmek, örgütlemek,
bütünleştirmek, yerleşik hale getirmenin paralelinde
sanatın, edebiyatın, hukukun gelişmesine de doğrudan etki
ederler. Dinî metinler, onların yorumlanması, yeni diniedebî türlerin ortaya çıkışı, başta mabet mimarisi olmak
üzere resimden müziğe geniş bir yelpazedeki sanatsal
faaliyetler, bireyler arası ilişkileri düzenleyen kurallar bir
bütün olarak düşünüldüğünde dinin kültür belirleyici
doğası daha kolay anlaşılır.

Din bireyin düşüncesinden toplumun ortak düşünme
biçimine, yemek yeme biçiminden sanatsal faaliyetlere,
görgü kurallarından siyasete kadar toplumsal hayatın ve
kültürün hemen hemen bütün alanlarına sinmiştir. Birey
bu etkilerin bir kısmının farkında bile olmayabilir ancak
gündelik hayata ve dine paralel biçimde derinlemesine
baktığında kolaylıkla farkına varacaktır.

Zihniyetin yanında dinin gündelik hayatımızdaki etkisi en
açık biçimde karşımızdadır. Her şeyden önce dilimiz
önemli ölçüde dinîdir. Selamlaşma, beğeni, temenni
cümleleri, zorluklar karşısındaki ünlemlerde dini içerikli
kelimeler ve cümleler kullanılır.

Dinin önemli etki alanlarından birisi de mimaridir.
Özellikle mabet mimarisi her dinin adeta kendisinin hak
ve diğerlerinden üstün oluşunun göstergesi olarak büyük
bir incelik ve zenginlik içerisinde gelişmiştir. Böylelikle
dinler bir taraftan kendi inananlarına mesaj verirken öbür
taraftan da diğer din mensuplarına göndermelerde
bulunurlar. Burada iç içe geçmiş iki faktörden
bahsediyoruz. Birincisi, dindarlıktan kaynaklanan durum,
ikincisi ise diğer dinlerle rekabetten doğan durumdur.

Bireysel anlamda konuyu düşündüğümüzde, hayatın
dönüm noktalarının dini inanç ve uygulamalarla
çevrildiğini görürüz. Özellikle hayatın başlangıcı ve
sonucu bunlar içerisinde en önemlileridir. Zira görünüş
itibarıyla yokluk dünyasından bir insan ortaya çıkmakta ve
daha sonra tekrar yokluğa kavuşmaktadır. Bilinemeyene
duyulan merak ve korku insanı metafizik açıklamalara
mecbur kılmaktadır. Modern bilimin, doğumu ve ölümü
açıklayışı sadece mekanik diyebileceğimiz yaklaşımlardan
ibaret olduğu için insanın varoluşsal sorularına ancak
dinler cevap verebilmektedirler.

İsim kültürü olarak nitelendirilen uygulamada dini öğeler
ağırlıklıdır. Kur’an’dan, peygamberlerden, din
önderlerinden veyahut doğulan zaman diliminin
kutsallığından hareketle isim koymak ülkemizde
yaygındır. İsmin kendisi gibi konulma süreci de önemlidir.
Geleneğimizde isim bir büyük veya imam tarafından sağ
kulağına ezan, sol kulağına kamet okunarak konur.
Bir insanın dünyanın gelişine meşruluk kazandıran nikâh
dini bir muhtevaya sahiptir. Dinler cinsel birleşmenin
insanın manevî anlamda gelişimine engel olup
olmayacağını tartışmışlarsa da, bu fizyolojik ihtiyacın
sıradan insanlarca karşılanmasının zorunlu olduğunu
düşünmüşlerdir. Ancak çeşitli dinlerde din adamlarının
evlenmesi yasaklanmış, cinsellikten uzak yaşamak da
kişisel gelişimin önemli bir aracı olarak kabul edilmiştir.

Normal bir bireyin cinsel birleşmedeki esas amacının
neslin devamı olması gerektiği genelde söylenmiştir.
Neslin devamı insanlığın devamı için en önemli şarttır.
Bunun için kadın ve erkek arasındaki ilişki din tarafından
belirlenmiş şartlar çerçevesinde olmalıdır. Bu anlayışın
önemli bir örneği olarak Katolik ve Ortodokslarda nikâh
temel sakramentlerden bir tanesi olarak kabul edilmiştir.

Eşler Tanrı huzurunda hem birbirlerine hem de Tanrı’ya
karşı söz verirler. Hatta bu özelliğinden dolayı
Katoliklikte evlenen çiftler boşanamazlar. İslam dininde
nikâh kadın ve erkeğin şahitler huzurunda karşılıklı icapkabulüne dayanan sade bir akit olmakla birlikte, evlenecek
kişiler bir imamın huzurunda dualar eşliğinde ve dini
yoğunluğu yüksek bir atmosferde nikâh kıydırmaktadırlar.

Sosyo-Kültürel Yapının Dine Etkisi

Dinin gerek içinden çıktığı gerekse sonradan dâhil olduğu
herhangi bir sosyokültürel yapıdan bağımsız olduğu
düşünülemez. Bir başka ifadeyle din hem ortaya çıkışında
hem de gelişiminde çevresel şartların etkisi altındadır.
Bugün yaşayan hiçbir dinin, kurucu peygamberin
dönemiyle aynı olduğunu iddia etmek mümkün değildir.

Bunun iki temel sebebi söz konusudur. Birincisi dinin
kutsal metinlerinin ve uygulamalarının her zaman için
farklı yorumları olacaktır. İkincisi ise dinler farklı çevresel
şartlara veya problemlere cevap verebilmek için bu
şartlara bir ölçüde uyum sağlarlar. İslam âlimleri maslahat
(kamu yararı), zaruret, örf gibi kurallardan hareketle dinin
yeni şartlara cevap verebilmesi kaygısı gütmüşler, bunu da
dinin bozulması olarak düşünmemişlerdir.
Sosyo-kültürel yapının dini etkilemesi, o yapı içerisinde
yetişen bireylerin yaklaşımları ve tepkileriyle ilgilidir.
Dindarlık veya derin dini yaşantı ilk bakışta bireysel bir
olgu olarak görülse bile, grup dindarlığı bireyler için ayrı
bir motivasyon kaynağıdır ve grup üyeleri birbirlerini
etkilerler. Bu açıdan bireysel olarak görülen bir faktörün
toplumsal sonuçları söz konusudur. Bireylerdeki dindarlık
eğilimi, bir başka ifadeyle dini daha yoğun bir şekilde
yaşama isteği çevresel faktörlerle birleştiği zaman dini
olarak görülen yeni uygulamaların ortaya çıkmasına sebep
olur. Bugün toplumumuzda yaygın olarak görülen ve
sıkıntılı durumların aşılması amacıyla paylaşılarak kolektif
halde okunan salat-ı tefriciye duası böyle bir uygulama
örneği olarak verilebilir.

Bireylerin dini daha yoğun biçimde yaşama arzusunun
İslam kültüründeki en önemli tezahürlerini ise mübarek
gün ve geceler oluşturur. Kadir Gecesi dışındaki mübarek
gecelerin kutsallığı İslam âlimleri arasında tartışma
konusu olmuştur. Bunların içinde İslam’ın temel
kaynaklarına dayanmadığı hususunda kimsenin şüphesi
olmayan Mevlid Kandili (Hz. Muhammed’in doğum günü)
bugün en önemli gecelerden biri olarak kabul
edilmektedir. Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğum gününü
yaklaşık üç yüzyıl sonra kutlamaya başlaması gibi, İslam
dünyasında da mevlidin özel bir gece olarak kabulü geç
tarihlere rastlamaktadır. Hz. Muhammed’in doğum günü
Müslümanlarca bilinmesine ve o güne ayrı bir önem
verilmesine rağmen yaygın biçimde dini olarak kutlanması
çok sonradır.

Resmî olarak ilk defa 10. yüzyılda Mısır’daki Fatımî
hanedanı Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin’in doğum gününü kutladıkları gibi, Hz.
Muhammed’in doğumunu da bir bayram olarak
kutluyorlardı. Ancak mevlidin Sünni halklar tarafından da
geniş katılımla kutlanmaya başlaması Erbil Atabegi
Muzafferüddin Kökböri (öl. 1233) sayesinde olmuştur.
Kökböri’nin esas rolü mevlidi ilk defa başlatmak değil,
geniş halk yığınlarına yaymaktır. Âlimlerin ve sufilerin de
katıldığı törenlerde ileri gelen şahıslara hediyeler dağıtılır,
halka büyük ziyafetler verilir ve yüklü miktarda
harcamalar yapılırdı. İlk zamanlarda mevlid
kutlamalarının bid’at olup olmadığı tartışma konusu iken,
uygulama halk nezdinde büyük teveccüh gördüğünden
14–15. yüzyıllardan itibaren tartışmalar sona ermiştir.

Mevlid uygulaması müstakil bir edebi ürün türünün ortaya
çıkmasına vesile olmuş ve pek çok dilde mevlitler
yazılmıştır. Sadece Türkçede 200 civarında yazılı mevlid
tespit edilmiştir. Bugün ülkemizde ve Balkanlarda yaygın
olarak Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu Vesiletü’nNecat isimli eser okunmaktadır.
Ancak mevlid okumak,
sadece Hz. Muhammed’in doğum günü vesilesiyle değil,
herhangi bir dini merasimde, kişinin doğumu veya vefatı
gibi özel bir sebeple veya adak neticesi ve benzeri
sebeplerle yapılan bir ibadet haline gelmiştir.

İnsanları namaza çağırma ihtiyacının, Cuma ve
bayramlarda ilk dönem uygulamasından farklı ezan
uygulamalarına sebebiyet verdiğini görüyoruz.
Hz. Peygamber zamanında Cuma günleri hutbeden önce
camide sadece iç ezan okunuyordu. Bu uygulama Hz. Ebu
Bekir ve Hz. Ömer zamanında da devam etmiştir. Hz.
Osman döneminde ise, insanları Cuma namazı konusunda
uyarmak amacıyla vakit girdiği zaman dış ezan okunmaya
başlanmıştır. Bu ezana bid’at gözüyle bakıp karşı çıkanlar
olmasına rağmen pratik bir ihtiyaca cevap verdiğinden
zamanla yerleşmiştir.

Her din kendi inanç esaslarını sıkı usullere bağlamayı arzu
etse de, hem resmi öğretinin içinde ihtilaflar söz konusu
olur hem de çeşitli halk inançları dine mal edilir. Örneğin
kabir azabının var olup olmadığı İslam âlimleri arasında
tartışma konusu olmuş, kader konusundaki tartışmalar
mezheplerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Bunların yanında toplumlar Müslüman olurken kendi
inançlarının bir kısmını yeni dinlerine taşımışlardır. Bazı
taşlara, ağaçlara, dağlara kutsallık atfetmek, mezarlarda
yatan şahısların ölmüş ruhlarından yardım dilemek bunun
örneğidir.

Bugün çeşitli kitaplarda görülmesi mümkün olan bazı
mübarek gecelere ait namazlar ise tamamen sonradan
ortaya çıkmıştır. Örneğin Regaib Gecesi’nde her rekâtında
bir Fatiha, bir İhlâs ve üç Kâfirun sûresinin okunduğu
toplam otuz rekâtlık namaz söz konusudur. Berat
Gecesi’nde her rekâtında on İhlâs sûresinin okunduğu yüz
rekâtlık bir namaz kaynaklarda yer alır. Oysa hiçbir
muteber hadis eserinde Hz. Muhammed’in bu gecelerde
özel bir namaz kıldığına dair rivayet yoktur. Bu namazlar
insanlardaki dindarlık eğilimlerinin bir sonucu olarak
ortaya çıkmışlardır.

Osmanlı Devleti zamanında yaygın olarak para
vakfediliyordu ve bunlar vakıf gelirleri içinde önemli bir
yekûn tutuyordu. On altıncı yüzyılda devrin âlimleri
arasında bu tür vakıfların dince uygun olup olmadığı
tartışma konusu olmuş ancak neticede para vakıfları kısa
bir yasaklama döneminden sonra devam etmiştir. Zira
nakit paraya ihtiyacı olan kişiler tefecilere gitmek zorunda
kalmıyorlar, mahalle vergileri, alt yapı hizmetleri, cami ve
medreselerin giderleri çoğunlukla bu vakıflar tarafından
karşılanıyor, esnaf birliklerinin ortak masraflarının
karşılanmasında veya yardımlaşmalarında yine para
vakıflarına başvuruluyordu. Böylelikle o dönemde sadece
Anadolu coğrafyasında görülen para vakıfları zaruret
sebebiyle dini olarak da caiz görülmüştür.

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere sosyokültürel yapı, tıpkı dinin bu yapıyı etkilemesi gibi dinin
toplum tarafından algılanmasını, yorumlanmasını ve
uygulanmasını etkilemekte, toplumsal ihtiyaçlar,
beklentiler ve zorunluluklar yeni dini anlayış ve pratiklerin
çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 8: Gündelik Hayatta Din – Din Sosyolojisi[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!