MenüKapat

Ünite 8: Faiz, Kredi ve Finans İşlemleri – Günümüz Fıkıh Problemleri

faiz

Faiz kavramı Kur’ân ve Sünnette “ ribâ” kelimesi ile ifade
edilir. Ribâ, sözlükte “fazlalık, artma ve çoğalma” gibi
anlamlara gelir. Günümüzde Arapçada “fâide” kavramı da
banka faizi anlamında kullanılmaktadır.
Fıkıh literatüründeki ribâ ile ilgili bilgilerden hareketle
faizi şöyle tanımlayabiliriz: Faiz, verilen borcun geri
ödenmesinde şart koşulan fazlalık veya mâlî mübadele
akitlerinde ölçülebilir karşılıksız fazlalıktır.
Faiz uygulaması, genellikle belli bir vadeyle verilen
borcun geri ödenmesinde fazlalık şart koşulması yoluyla
oluşur.

Fıkıh Literatüründe Faizin Türleri

1.Borç Faizi: Buna ribe’n-nesîe denir. Faizin bu türü,
alınacak belirli bir fazlalık karşılığında borç/kredi verme
yoluyla oluşur. Bunda asıl olan vade karşılığında
verilenden fazlasını almaktır.
2. Alışveriş Faizi: Buna ribe’l-bey’ denir. Alışverişte iki
şekilde faiz gerçekleşebilir: Alışverişte cereyan eden
faizin birinci türüne fazlalık faizi (ribel’fazl) denir.
Fazlalık faizi, paranın para karşılığında veya mislî
malların birbiriyle takasında karşılıklardan birindeki
ölçülebilir fazlalıktır. Mislî mal, aynı türe ait olup ölçü
birimleriyle alınıp satılan mallardır. Malın mal ile takas
edilmesi gerektiğinde, malların para karşılığında satılması
ve satın alınması önerilmiştir. Çünkü malların parasal
değerleri pazarda oluşur ve bu değer objektiftir.
Satım akdinden kaynaklanan ikinci faiz türüne veresiye
faizi denir. Veresiye faizi, paranın para ile ya da malın mal
ile mübadelesinde karşılıklardan birindeki vadedir. Burada
fazlalık olsun ya da olmasın, karşılıklardan birinin vadeye
kalması faiz kabul edilmektedir.

Kur’an ve Sünnette Faizle İlgili Temel Metinler

Kur’ân-ı Kerîm’de faizle ilgili âyetler dört grupta
toplanabilir. Nüzul tarihleri (geliş zamanları) farklı olan
bu âyetler, faizin yasaklanmasında aşamalı bir yolun takip
edildiğini göstermektedir.

Kur’ân’da faiz yasağını ayrıntılı bir şekilde ele alan ikinci
grup ayetlerde şöyle buyrulur: “Faiz yiyenler –
kabirlerinden- şeytan çarpmış kimselerin cinnet
nöbetinden ayılması gibi kalkarlar. Bu durum, onların,
“alım satım da tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir.
Halbuki Allah alım satımı helâl, faizi haram kılmıştır.
Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden
vazgeçerse geçmişte olan kendisinindir ve artık onun
durumu Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse işte
onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah faizi
tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir ve kökünü
kurutur), sadakaları ise artırır. Allah küfürde ve günahta
ısrar eden kimseleri sevmez. Ey iman edenler! Allah’tan
korkun, eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz
alacaklarınızı terk edin. Şayet böyle yapmazsanız Allah ve
Resulü ile savaşa izin verdiğinizi bilin. Tövbe edip
vazgeçerseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık
etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (elBakara,
2/275-276) Bu âyetlerle faiz kesin olarak yasaklanmıştır.
Faiz yasağıyla ilgili olarak gelen bir diğer âyetin meali
şöyledir: “Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz
yemeyin; Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i
İmrân, 3/130) Müfessirler, her türlü faizin “kat kat
artırma” anlamına geldiğini ifade ederler. Hz. Peygamber,
bir sahâbîye “Katladın, ribâ yaptın” demiştir. Burada peşin
bir alışverişte gerçekleşen faiz bile “katlama” olarak
nitelendirilmiştir. Bu da faizin her şeklinin az olsun çok
olsun “katlama” anlamı içerdiğini göstermektedir.
Borç faizi hakkında az sayıda hadis vardır. Bu konudaki
hadislerin en önemlisi; “Altına karşılık altın, gümüşe
karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık
arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz cinsi
cinsine eşit ve peşin olarak satılır. Malların cinsleri
değişirse peşin olmak şartıyla istediğiniz gibi satın.”

Faiz Gerçekleşen Mallar

İslâm hukukçuları arasında faizin haram olduğu
konusunda görüş birliği bulunmakla beraber, hangi
mallarda gerçekleştiği hususunda anlaşma
sağlanamamıştır.
Günümüz fıkıhçıları altın ve gümüşün faize konu
olmasının, onların para olma (semeniyyet) özelliğinden
ileri geldiği konusunda görüş birliğine varmışlardır.
Faizin Yasaklanma Sebepleri
İslâmiyet’in ticaret ve kazancı serbest bırakırken faizi
yasaklamış olmasının birey ve toplumun ortak yararını
korumayı amaçladığı muhakkaktır.
İslâm paranın paraya karşılık fazlalıkla satılmasını haksız
kazanç saymıştır. Faizle ilgili tartışmalarda, faizin
zararları olarak dile getirilen hususları maddeler halinde
şöyle sıralayabiliriz:
 Faiz, sermaye sahiplerinin yatırıma yönelmesini ve
dolayısıyla kaynakların tam kapasite ile
kullanılmasını önler.
 Yukarıda belirtilen nedenden dolayı, yani yatırım
olmadığı için işsizlik artar.
 Yatırımlarda faizli kredilerin kullanımı üretim
maliyetlerin yükselmesine ve sunî fiyat
artışına/enflasyona yol açar.
 Faizle giderek katlanan ve çoğalan sermaye her
yönden toplum üzerinde hâkimiyet kurup onu
yönlendirebilecek bir konuma gelir ve topluma yön
vermesi gereken asıl değerlerin yerini bu güç alır.
 Faizin yaygınlaştığı toplumlarda toplumsal değerler
altüst olmakta ve yardımlaşma, dayanışma, sevgi ve
şefkat gibi insanî özelliklerin yerini daha çok para ve
itibar kazanma hırsı almaktadır.
 Faizli dış borçlar, kalkınmakta olan ülkeleri giderek
ağır bir borç batağına sürüklemekte, bu da onların
ekonomik, hatta siyasî özgürlüklerini ciddi ölçüde
riske sokmaktadır. Tüketim amaçlı borçlanmalarda,
haksızlık tamamen borçlu aleyhinde gelişir.
 Üretim amaçlı borçlanmalarda faizli kredi ile girişilen
teşebbüslerden bir kâr elde edilememesi, hatta zarar
edilmesi durumunda bile anaparayla birlikte faiz
ödettirilmektedir. Bu apaçık bir haksızlıktır.
 Faiz, var olduğu günden itibaren daima güçlünün ve
sermaye sahibinin yararına olmuş, zayıf ve muhtaç
kimselerin durumlarının daha da kötüleşmesine sebep
olmuştur.

Zarûret Halinde Faiz

Bilindiği gibi İslâm, olağan dışı durumlar için farklı
hükümler öngörmüştür. Bunlar ruhsat veya zarûret gibi
kavramlarla ifade edilir. Zarûretlerin haram olan şeyleri,
zarûret miktarınca mübah kılacağı bir kural olarak kabul
edilmiştir (Mecelle, md. 21.) Ayrıca bir işin zorlaşması
durumunda genişlik tanınacağı da yerleşik bir kural olarak
benimsenmiştir (Mecelle, madde 18.).
Örneğin, tedavi olması gereken bir kişinin, bunu
karşılayacak sosyal güvencesi ve parası yoksa, ihtiyacı
olan parayı da başka yollardan temin edemiyorsa faizli
krediye başvurması zarûret gereği olarak görülmektedir.

KATILIM BANKACILIĞI İŞLEMLERİ
Katılım Bankacılığı Nedir?

Katılım bankaları, sermaye toplama ve sermaye
kullandırma aşamalarında faizli muamelelerden kaçınan
ve bunları ortaklık vb. yollarla yürüten finans
kuruluşlarıdır. Faizli bankalar ile katılım bankacılığı
kurumları arasındaki önemli fark burada ortaya
çıkmaktadır. Yani sermaye toplama ve işletme sürecinde
bankalar faizli kredi sistemini kullanırken, katılım
bankacılığı kuruluşları ortaklık sistemini uygular ve bu
şekilde faizli muamelelerden sakınırlar.
İslam tarihinde, finans ve sermaye sağlayan çeşitli
uygulamalar yapılmıştır. Beytü’l-mâl (devlet hazinesi)
kurumunun kredi kullandırması, para nakli ile ilgili
işlemler yaptırması ve asker ve memurların maaş
ödemelerinde kullanılan çek (es-Sak) işlemleri bunların
başlıcalarıdır.

Katılım Bankacılığı İşlemleri

Katılım bankacılığının sağladığı hizmetler üç ana gurupta
toplanır: Sermaye toplama, sermaye kullandırma ve
bankacılık hizmetleri.
Katılım Bankacılığında Sermaye Toplama
Bankaların iki temel sermaye oluşturma yolu vardır:
Birincisi öz sermaye ikincisi mevduattır.
1. Öz Sermaye: Faizsiz bankalar sermayelerinin bir
kısmını kurulurken oluştururlar. Bu sermaye kurucuların
sağladığı sermayedir. Buna öz sermaye denir.
2. Mevduat: İstenildiğinde ya da belirlenmiş bir vade
sonunda çekilmek üzere bankaya yatırılan paraya mevduat
denir.

Cârî hesap: İstenilen zamanda fonun/yatırılan mevduatın
geri çekilebildiği ve faiz ya da kâr payı ödenmeyen
hesaplardır.
Bu tür hesaplar fıkıh açısından değerlendirildiğinde,
genellikle karz/borç- ödünç akdine benzetilmektedir.
Katılım Hesabı: Kâr ve zarara katılma şartıyla
oluşturulan hesaplara katılım hesapları denir. Bankacılık
Kanununun 3. maddesinde bu tür hesaplar tanımlanmıştır.
Buna göre katılım hesabı açtıranların, ne kadar kâr payı
alacağı önceden belirlenmez. Ayrıca katılım bankasının
parayı işletme sonucu zarar etmesi durumunda müşterinin
zarara katılması, yani yatırılan paranın kısmen ya da
tamamen kaybedilmesi de mümkündür.

İslam’da oranı önceden belirlenen, kâr ya da zarardan
etkilenmeyen ve her halükârda sermaye sahibi (borç
veren) tarafından alınacağı öngörülen belli miktardaki
fazlalık faiz olarak kabul edilir.
Katılım hesaplarında kâr ve zarara katılma şartı, bu tür
hesapları faizli uygulamadan ayıran en önemli farklılıktır.
Katılım bankacılığı kurumlarına katılım hesabı yoluyla
para yatıranlar, belirlenen süre sonunda kâra veya zarara
ortak olduklarını bilmekte, katılım bankası da bu
sermayeyi borç olarak değil ortaklık sermayesi olarak
kabul etmektedir. Dolayısıyla kurum ile hesap sahibi
arasındaki ilişki ortaklık ilişkisidir. Bu tür ortaklıklara
Fıkıhta mudârebe adı verilir.

Mudârebe, çalışma/emek bir taraftan ve sermaye de diğer
taraftan olmak üzere, kâr-zarar paylaşımı esası ile kurulan
ortaklıktır. Bu tür ortaklık, emeksermaye ortaklığı olarak
da isimlendirilir.

Katılım bankalarıyla, kâr zarar ortaklığı şeklinde yapılan
muamele, mudârebe şartları çerçevesinde
gerçekleştiğinden meşru kabul edilmektedir.

Sermayeyi İşletme Yöntemleri ve Değerlendirilmesi
Faizsiz bankacılıkta sermayeyi işletme yöntemleri
şunlardır:

Murâbaha, ortaklıklar ve kiralama.
1.Murâbaha: Murâbaha, peşin satın alınan malı belli bir
kâr ilave ederek vadeli satmak demektir. Bu tür satım
akdinde, malın alış fiyatı ve üzerine konulan kâr
miktarının bilgisi müşteriye verilir ve anlaşma sağlanır.
Bu nedenle murâbaha akdi fıkıhta güvene dayalı satış
(buyû’u’l-emânât) türlerinden sayılır.
Katılım bankaları murabaha yaparken, talep edilen
murabaha akdinin katılım bankacılığı bağlamında
gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair hususları araştırır ve
uygun olup olmadığını incelerler.

2. Ortaklık Yöntemi: Faizsiz finans kurumlarının
topladıkları sermayeyi değerlendirme yollarından biri de
kâr zarar ortaklığıdır. Bu kurumlar topladıkları sermayeye
kendi öz sermayelerini de katarak ya bizzat ya da
işletmecilere sermaye sağlayarak ortaklık kurarak gelir
elde ederler. Dolayısıyla ortaklık iki türlü olur: Sermaye
ortaklığı (müşâreke) ve emek sermaye ortaklığı
(Mudârebe).

Sermaye Ortaklığı (Müşâreke): İki ya da daha fazla
kişinin belirli sermayeler koyarak birlikte iş yapmak ve
oluşacak kâr ya da zararı paylaşmak üzere kurdukları
ortaklıklara sermaye ortaklığı (müşâreke) denir.
Katılım bankacılığı kuruluşlarının ortaklıkları, klasik fıkıh
doktrininde incelenen ve bütün İslam hukukçularınca
meşru kabul edilen inan ortaklığına benzer. İnan ortaklığı,
iki veya daha fazla kişinin ticaret yapmak ve kârı
anlaştıkları oranlarda paylaşmak üzere bir mal üzerinde
kurdukları ortaklıktır. Günümüzde bu tür ortaklıklara
anonim şirket denilmektedir.

Emek-Sermaye Ortaklığı (Mudârabe): Katılım hesabı
yoluyla katılım bankasına para yatıranların bu işlemlerinin
fıkıhtaki mudârebe yoluyla gerçekleştiğine dair bilgi
vermiştik. Katılım bankası da topladığı sermayeyi
değerlendirirken aynı yöntemi kullanabilir. Yani banka,
sermayeyi çalıştıracak ortaklar bularak onlara sermaye
sağlar. Bu tür ortaklıklarda katılım bankası, ortaklığın
işletmesine ve yönetimine katılmaz.
3. Kiralama: Katılım bankacılığında sermayeyi işletme
yöntemlerinin üçüncüsü kiralamadır. Bir şeyin aynının
(kendisinin) değil de menfaatinin (yararlanma hakkının)
belirli bir bedel karşılığında satılmasına kiralama denir.
Bankacılıkta iki türlü kiralama vardır: Kasa kiralama ve
finansal kiralama.

Kasa Kiralama: Bankanın belirli bir ücret karşılığında kasa
dairesindeki kasalarından birinin kullanım hakkını
müşteriye devretmesine kasa kiralama denir.
Finansal Kiralama: Finansal kiralama, finans kuruluşunun
kiracısına kullandırmak üzere satın aldığı malın
mülkiyetinin, taksitleri kira bedeli olarak ödendikten sonra
müşteriye geçmesini ihtiva eden sözleşmedir.

BANKA (KREDİ ) KARTLARI

Günümüzde parasal işlemlerde genel anlamda kolaylık
sağlamak üzere geliştirilen yöntemlerden biri de banka
kartı/plastik kart ya da diğer adıyla kredi kartlarıdır.
1.Debit kart: Hâmiline sadece hesabında para
bulunduğunda harcama imkanı veren kartlardır.
2. Charge card: Yukarıdaki kart türüne benzemekle
beraber charge card adı verilen kartlar hâmiline, hesabında
nakit para olmasa da bankanın tanıdığı limit ölçüsünde
mal/hizmet alım imkanı sunar.
3. Kredi Kartı: Hâmiline, hesabında para olsun ya da
olmasın belli bir limite kadar harcama imkânı veren
kartlardır.
Kredi Kartı İşlemlerinde Taraflar Arası Sözleşmeler

Banka Müşteri İlişkisi

Kartı çıkaran banka ile kullanan müşteri arasındaki ilişki
bir takım sözleşmeler içerir.
1.Kredi kartı anlaşmasında banka, kart hamiline kefil
olmakta ve verdiği kart ile yapılan mal ve hizmet
alımlarının karşılığını ödeyeceğini taahhüt etmektedir. Bu
işlemde kartı sağlayan banka ile müşteri arasında İslam
hukukundaki kefâlet akdi tahakkuk etmektedir.

Banka-İşyeri İlişkisi

Bankalar ile kredi kartıyla satış yapan işyerleri arasında da
hukuki işlemler doğar. Bankalar, işyerlerine POS cihazı
bağlar, onlar adına hesap açar, kredi kartıyla yaptıkları
satışları takip eder ve alacaklarını tahsil edip kendilerine
ödemeyi üstlenirler. Bütün bunlara karşılık işyerlerinden
komisyon alırlar.

Banka ile işyeri arasında iki açıdan ilişki vardır. Birincisi,
banka, yerine getirmiş olduğu hizmetler karşılığında ücret
almaktadır. İkincisi, işyeri, bankanın müşteriye kefâletini
kabul etmektedir. Çünkü banka, kart hâmilinin borcunu
ödemeyi taahhüt etmiştir. Bunun yanında kefaleti üstlenen
banka, işyeri ile ödemeyi yaparken belirli bir miktar
indirim yapacağı hususunda anlaşır. Hanefi mezhebi
fıkıhçıları yanında günümüzde bazı fıkıhçılar bu tür bir
anlaşmayı caiz görmüşlerdir.

Müşteri –İşyeri İlişkisi

Kart hâmili (müşteri) ile alacağını kart yoluyla tahsil eden
taraf (işyeri) arasındaki ilişki, alacağın tahsil edilmesi
bakımından bir havâle işlemidir. Çünkü borçlu olan
müşteri, kart kullanmakla ödeme yükümlülüğünü
bankanın yerine getireceğini ifade etmiş olmakta, karşı
taraf da bunu kabul etmektedir. Buna havâle denir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!