MenüKapat

Ünite 7: Diller Arası Etkileşim ve Türkçe – Türk Dili 1

Yeryüzündeki bütün diller, tarihin başlangıcından itibaren
birbiriyle etkileşim içinde bulunmuştur. Dil içinde yer alan
söz varlıkları, toplumların geçmişteki birbirleriyle olan
iletişimlerini, kültürlerini ve inançlarını göstermektedir.
Bu açıdan bakıldığında Türkçenin yazımı içinde birçok
abece kullanılmıştır.

Dillerin Zenginlik Alanları

Dünyadaki bütün diller, belirli yöntemlerle sonsuz sayıda
sözcük, kavram, terim ve deyim üretebilecek bir
potansiyele sahip olması nedeniyle dilleri nitelemek
amacıyla kullanılan gelişmiş, gelişmemiş, zengin gibi
tanımlar bilimsel bir yaklaşımdan ziyade öznel bir tutumu
yansıtır. Dillerin yazı diline sahip olup olmaması gibi
değerlendirme ölçütleri dilin işlenmişlik derecesini
göstermesi bakımından diller arasında bir karşılaştırma
yapma olanağı sağlar.

Bunun yanında her dilin farklı özelliklerini o dilin
zenginliği olarak görmek gerekir. Her dil kendi yapısal
özelliğine göre sınırsız sayıda sözcük üretebilir. Türkçe
dilinin yapı bakımından eklemeli bir dil olmasının yanında
yapım eklerinin işlevsel ve çok sayıda olması dilin yeni
sözcük ve terim üretmesinde kolaylık sağlar. Türkçede yer
alan büyük ünlü uyumu, küçük ünlü uyumu gibi ses
uyumlarının güçlü oluşu Türkçenin diğer bir özelliğidir.
Bu özellikler Türk dilinin genel özelliklerinden bir kaçıdır.
Bunların yanında Türkçenin iç zenginliği ve güçlü yanları
aşağıdaki gibi gruplanabilir:
1. Tarihsel derinlik
2. Coğrafi yaygınlık
3. Söz varlığı ve anlatım gücü
4. Atasözleri ve anlatım gücü
5. Akrabalık adlarında çeşitlilik
6. İlişki ve nezaket sözleri

Tarihsel derinlik: Türk yazı dili, VIII. Yüzyılın ilk
yarısında dikilen Orhon Yazıtları ile başlar. Bu yazıtlar
yeni bir dilden farklı olarak kurallı bir dilbilgisine, mecaz
anlamlara ve oluşması için yüzyıllar gereken deyim,
atasözü gibi söz kalıplarına sahiptir. Birçok olumsuzluk ya
da kültür ilişkileri sonucu Türkçe giderek zenginleşmiş ve
gelişmiştir.

Coğrafi yaygınlık: Geçmişte yaşanan göçler ve fetihler
Türkçeyi Avrupa’nın batısından Asya’nın doğusuna kadar
yayılmasını sağlamış ve İngilizce gibi geniş bir coğrafyada
konuşulur hale gelmiştir.
Söz varlığı ve anlatım gücü: Bir dildeki sözcüklerin
tümü o dilin söz varlığını oluşturur. Türkçenin geniş bir
coğrafyada farklı kültürlerle olan etkileşimi nedeniyle
Türkçe çeşitlenmiş ve zenginleşmiştir. Türkçenin bu söz
varlığını yayınlama çalışmalarını yürüten Türk Dil
Kurumunun internet ortamında sunduğu Büyük Türkçe
Sözlük’te yaklaşık olarak 572.000 söz varlığı
bulunmaktadır. Söz varlığı konuşulduğu toplumun
sözcüklerini, deyimlerini ve atasözlerini kapsayarak o
toplumun kültürünü yansıtır. Türkçe dilinde var olan
anlatım zenginliği soyut kavramları zengin bir biçimde
somutlaştırarak dilde çok anlamlılığı sağlar.
Atasözleri ve anlatım gücü: Atasözleri ve deyimler
yüzyıllarca tekrarlanarak ortaya çıkarlar ve bulunduğu
dilin yaşını gösteren söz varlığı öğeleridir. Türkçede
bulunan toplam atasözü sayısı yaklaşık olarak 4500
tanedir ve bu atasözlerinin çoğu küçük ses farklılıkları
dışında değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Yüzlerde
yıl boyunca yapılan gözlem ve deneyimler sonucunda
günümüze ulaşan atasözleri insan ilişkilerinden sağlık
durumlarına kadar birçok alanda öğütler vererek söz
varlığını zenginleştirirler. Bunun yanında atasözleri
ifadesinde güçlük çekilen duygu ve düşünceleri açık bir
şekilde ortaya koyabilirler.

Akraba adlarında çeşitlilik: Toplum yaşamındaki
varlıklar ve konular ne kadar o toplumda yaşayanlar için
önemliyse bunlarla ilişkili olan söz varlığı da o kadar
geniş olmaktadır. Birçok dilde akraba isimleri belirli
birkaç sözcük ile temsil edilirken Türkçe de en yakın
akrabada en uzak akrabaya kadar konuşanın cinsiyetini ve
medeni durumunu da belli edecek şekilde geniş bir söz
varlığıyla temsil edilmektedir.
İlişki ve nezaket sözleri: Türk kültürünün söz varlığına
yanşayan ilişki sözleri Türkçenin zenginliğini ve
çeşitliliğini ortaya koyar. Pek çok dilde bulunan günaydın
afiyet olsun gibi sınırlı sayıdaki ilişki sözünün Türkçede
oldukça fazla olması kültürümüzde insan ilişkilerinin
önemini göstermektedir. Türk dilinin sözü edilen bu
zenginlik alanlarının bilinmesi dile verdiğimiz değeri ve
önemi arttırmasını sağlamaktadır.
Dünya Dillerinin Türk Diline Etkisi
İnsanoğlunun var oluşundan itibaren toplumlar ve
kültürler arasındaki ilişkiler dillerin birbirini etkilemesini
sağlamıştır. Bu etkileşim kimi zaman sadece sözcük
alışverişiyle sağlanırken kimi zaman da dil bilgisi
öğelerinin bulaşması sonucu sağlanmıştır. Genel olarak
uygarlıkta, bilimde ve kültürde üretken olan toplumlar
verici dil sahibi olmuş ve diğer dillerin söz varlığına
sözcükler aktarmıştır.
Çok eski bir tarihe sahip olan ve geniş bir coğrafyaya
yayılmış olan Türkçe birçok dille etkileşim içinde
bulunmuştur.

Eski Türkçe döneminde Orhon Yazıtları’nda Sankritçe,
Soğdca, Hintçe ve Tibetçe gibi birkaç dilden alınan az
sayıda sözcük bu etkileşimi başlatmıştır. Budizm,
Maniheizm gibi çeşitli inançları benimseyen Uygurların
söz varlığında ise çeşitli dillerden alıntılarla yabancı
sözlerini oranı ve kullanım sıklığı Göktürkçeye göre artış
göstermiştir. Türklerin İslamiye geçmesiyle birlikte
Arapça ve Farsça sözcükler Türk yazı dillerinde
görülmeye başlanır.

Türkiye Türkçesinin ilk dönemi olan Eski Anadolu
Türkçesinde Arapça ve Farsça alıntılar belirli bir düzeyde
kalmış, 13-15. Yüzyıllar arasında ise %20 oranında
Türkçeye etkide bulunmuşlardır. 16. Yüzyıldan itibaren
edebi eserlerin söz varlığında Arapça ve Farsça alıntılarda
artış gözlenir. Giderek artan bu alıntılar, halk dilinden
kopuk bir yüksek zümre dilinin doğuşuna yol açmıştır.
Diller arasındaki etkileşim genel olarak dil bilgisi öğeleri
ve kurallarından daha çok söz varlığını kapsarken Osmanlı
Türkçesi olarak adlandırılan 16. Yüzyıldan 20. Yüzyılın
başlarına kadar olan Türkçe döneminde dilbilgisi öğeleri
ve kuralları Türkçenin yapısına etki etmeye başlamıştır.
Bu dönemde dil öğeleri ve kuralları şu şekillerde
etkilenmiştir:
1. Alıntı sözcükler Türkçe çokluk eki yerine Arapça
ve Farsçadaki çokluk biçimiyle kullanılmış
2. Türkçedeki sayı sıfatının yerine Arapça ve
Farsçadan gelen ikili çoklu biçimi alıntılanmış
3. Türkçedeki tamlamalar Arapça ve Farsçadan
gelen tamlama kurallarıyla kullanılmış
4. Arapçadan gelen sözcükler Türkçede
bulunmamasına rağmen cinsiyetleriyle
kullanılmış, Türkçede ön ek bulunmamasına
karşın bu dillerden gelen ön ek ve edatlar
alıntılanmış
5. Yan cümle ve asıl cümlenin Türkçedeki diziliş
sırasına uygun olmayan ki’li birleşik cümleler
yaygınlaşmıştır

Arap kaynaklı alfabe kullanımı Arapça ve Farsça
sözcüklerinin yazıda bütün kurallarıyla birlikte
kullanılması sonucunu doğurmasına rağmen bu
sözcüklerin söylenişinin Türkçeleşmesi önlenememiştir.
Arapçanın Türkçe üzerindeki etkisinin göstergesinden biri
de yeni kavramlar için sözcük ya da terim türetmek için
Arapçanın söz varlığı ve kurallarından yararlanılmış
olmasıdır. Örneğin Farsça nazük sözcüğü Arapça çekim
kuralına göre türetilerek nezaket sözcüğünü ortaya
çıkarmıştır ve günümüz Türkçesinde kullanılmaktadır.
Batı dillerinin Türkçeye etkisi ise Tanzimat Fermanı ile
birlikte başlayan Batı’ya yönelişle başlamıştır. Özellikle
Fransa ile olan ilişkilerin artması bu dilden Türkçeye
geçen alıntıların artmasına neden olmuştur. Bu dilden
geçen sözcükler İngilizcede olduğu gibi Türkçenin ses
yapısına uydurularak kullanılmıştır. İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra Anglosakson kültürün egemenliğinin
artmasıyla pek çok dil gibi Türkçede İngilizceden olumsuz
bir şekilde etkilenmiştir. Özellikle İngilizce alıntıların
Türkçede olduğu gibi kullanılması yerine Türkçe
karşılıklarının kullanılması Türkçenin yabancı dillerden
daha az etkilenmesine katkıda bulunacaktır.

Bütün bunların yanında her yabancı sözcük olumsuz bir
etkilenme değildir. Dilin öz kaynaklarıyla karşılanmayan
ve ilk kez ortaya çıkan kavramlar ve ürünlere ait bilgi
alıntıları, dillerin kazancı ve zenginliği olarak
görülmektedir. Türkçeye geçen bütün sözcükler geldikleri
ülkelerle olan ilişki derecemizi de ortaya çıkarmaktadır.
Türk Dilinin Dünya Dillerine Etkisi
Türkler bilim, kültür ve uygarlık olarak üretken oldukları
dönemlerde ilişkide bulundukları toplumların dillerine
sözcükler vermişlerdir. Başta yoğurt olmak üzere bütün
dünya dillerindeki toplam verintilerimiz otuz binin
üzerindedir. Türkçeden en çok sözcük Sırpçaya geçmiştir.
Günümüzde yedi bine yakın sözcük Sırpçada
kullanılmaktadır. Bulgarca dilinden yirmi iki söz Türkçeye
geçmesine karşın Bulgarcada yaklaşık altı yüz Türkçe
alıntı vardır. Arnavutçadan bir alıntı söze karşılık,
Türkçeden birkaç yüz alıntı belirlenmiştir. Macarca on beş
alıntı varken Türkçeden bine yakın sözcük bu dile
geçmiştir. Rumenceden alıntıladığımız sözcük yokken
verintimiz bine yakındır. Rusçadan Türkiye Türkçesine
otuz dokuz söz geçmişken Rusçanın Türkçeden aldığı
sözcükler bin beş yüzün üzerindedir. Günümüz
Türkçesinde bin üç yetmiş beş alıntı varken Farsçada iki
bine yakın Türkçe söz kullanılmıştır. Türkçe Sözlük’te beş
yüz on üç İngilizce alıntı varken İngilizcedeki Türkçe
alıntı sayısı dört yüzün üzerindedir. Fransızcadan ise beş
bin beş yüz üzerinde alıntı dilimize geçmişken dilimizden
Fransızcaya yüze yakın sözcük geçmiştir. Son zamanlarda
dünya dillerine verdiğimiz sözcüklerin döner ve dolmuş
olması verintilerin niteliği konusunda önemli örneklerdir.

Türk Dilinin Yayılma Alanları

Değişik coğrafyalarda birçok devlet kuran Türk soylu
halklar Kuzey Buz Denizi kıyılarından Hindistan’ın
kuzeyine, Kuzey Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu
kıyılarından Çin’in içlerine kadar geniş bir alanda dillerini
yaymışlardır. Türk dilinin yayılma alanlarını belirlemek
için Türkiye Türkçesiyle birlikte Azerbaycan, Türkmen,
Gagavuz gibi birçok yazı dili, lehçe ve ağızlarını
değerlendirmek gerekir. Bu yazı dilleri dışında yazı dili
olamamış, ya da yazı diliyken sonradan konuşma dili
olarak dönüşmüş dillerde bu yayılma alanlarının
kapsamında ele almak gerekir.

Türk dili konuşurlarının sayısı tam olarak tespit
edilememesine karşın yaklaşık iki yüz yirmi milyon Türk
dili konuşuru olduğu tahmin edilmektedir. Türk yazı
dilleri içinde en fazla konuşur sayısı Türkiye Türkçesidir.
Özellikle Türkiye dışında Balkanlar, Ortadoğu ve
Kafkaslar ’da edebiyat ve yayın alanlarında yaygınlık
kazanmasının en büyük nedeni Osmanlı Devleti’nde
Türkçenin resmi dil olmasıdır. Osmanlı Devleti’nin
dağılmasından sonra Türkiye dışında Türkçe konuşurların
azalmasına rağmen elli yıl önce Avrupa, Arabistan, Kuzey
Afrika ve Amerika kıtalarındaki ülkelere çalışma amacıyla
giden vatandaşlarımız sayesinde Türkiye Türkçesi
yaygınlık kazanmıştır. Bunların yanında radyo ve
televizyon, yurtdışında ve ağ ortamında yapılan yayınlar,
yurtdışında açılan öğretim kurumları Türk dilini geniş bir
coğrafyaya taşımıştır. Yabancı dil olarak birçok ülkede
Türkçe kurslarının açılması dilimizin yayılmasına katkıda
bulunmuştur.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!