Menü Kapat

Ünite 7: Atatürk Dönemi’nde İç Politikada Yaşananlar

Yeni Rejim-Yeni Devlet
Sınırsız denebilecek yetkiye sahip hükümdarlar, çoğu
yetkilerini, yönettikleri kesime karşı sorumlu olmaksızın
kullanmışlardır. Egemenliğin kaynağının ilahi olduğu
anlayışına dayalı bu monarşik yönetim biçimi,
İslamiyet’in kabulüyle birlikte halifelik sıfatıyla
desteklenerek daha da güçlenmiştir.

Saltanatın Kaldırılması

11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes
Anlaşması’ndan sonra, İtilaf devletleri, İsviçre’nin Lozan
kentinde toplanması düşünülen Barış Konferansı’na
İstanbul ve Ankara Hükûmetlerini ayrı ayrı ve resmen
davet etmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın tavrı ise “Türkiye
devleti, yalnız TBMM hükümeti tarafından temsil olunur”
şeklinde olmuştur. Lozan Barış Anlaşması görüşmelerine
katılım konusunda Türkiye’yi iki ayrı hükûmetin temsil
etmesi söz konusu olunca TBMM, 30 Ekim tarihinde
İstanbul Hükûmeti’nin tasfiye edilmesi amacıyla
toplanmıştır.1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal
Paşa’nın sert bir biçimde müdahalesi sonrası saltanat
makamı ve hilafet makamı birbirinden ayrı tutularak
saltanat ilga edilmiştir. Saltanatın, 16 Mart 1920
tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırıldığı kabul
edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun resmen sona ermiş
olmasıyla, TBMM, tek yasal güç hâline gelmiş ve halifelik
makamı siyasi gücünü kaybederek sembolik hâle
dönüşmüştür.

Seçim Kararı ve Dokuz Umde

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve Lozan
Konferansı süreci devam ederken savaş sırasında Türkiye
Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Müdafaa-i Hukuk
Grubu artık görevini tamamlamıştır. Bu nedenle 1 Nisan
1923 tarihinde TBMM’de yeniden seçimlerin yapılmasına
karar verilmiştir.
TBMM’de seçim kararı alındıktan sonra Mustafa Kemal
Paşa 8 Nisan’da, Müdafaa-i Hukuk Grubu’na önceden
hazırladığı dokuz maddeden oluşan “Millî Umdeler
Beyannamesini” açıklamıştır. Bu beyanname, Halk
Fırkasının temel ilkelerini oluşturacaktır.
Kısaca bu ilkeler şunlardır:
İlke 1: Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.
İlke 2: Saltanatın kaldırılması kararı değiştirilemez
İlke 3: Ülkede güven ve asayişin kesinlikle korunması en
önemli görevdir.
İlke 4: Mahkemelerimiz hızla adaleti sağlayacaktır.
İlke 5: Aşar vergi yöntemi düzeltilecek, tarım
desteklenecek, çiftçi ve sanayicilere kredi sağlanacak,
demiryolları geliştirilecektir
İlke 6: Askerlik süresi kısaltılarak, okuma yazma
bilenlerden daha kısa askerlik hizmeti istenecektir
İlke 7: Yedek subayların yaşam ve gelecekleri güvence
altına alınacaktır
İlke 8: Kamu işlerinin hızla görülmesi için, bütün
kadrolara, çalışkan, yetenekli ve dürüst görevliler
yerleştirilecektir
İlke 9: Bayındırlık işlerinde özel kesimin, devletin
yanında yer alması sağlanacaktır.

Halk Fırkası’nın Kurulması

13 Eylül 1920 tarihinde anayasaya esas olacak ilkeleri
“Halkçılık Programı” adı altında toplamış olan Mustafa
Kemal Paşa, 6 Aralık 1922 tarihinde Halk Fırkası ismiyle
bir parti kuracağını açıklamıştı. “1 Nisan 1923 tarihinde
seçimlerin yenilenmesi kararı alınınca da Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı olarak
“Dokuz Umde” olarak bilinen seçim bildirisini
yayımlamış ve bu cemiyetin “Halk Fırkası’na
dönüşeceğini bildirmişti. Seçimler yapıldıktan sonra da
Halk Fırkasının nizamnamesinin taslağının incelenmesi ile
ilgili komisyon oluşturulmuştu. Üç hafta devam eden
görüşmelerden sonra son haline getirilen nizamname, 9
Eylül 1923 tarihinde Halk Fırkası olarak Cemiyetler
Kanunu’na uygun şekilde kabul edilmiştir.
Böylece Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti,
Halk Fırkası’na dönüşmüştür.

Ankara’nın Başkent Oluşu

Ankara’nın başkent seçilmesinde, Ankara’nın jeopolitik
öneminin yanı sıra Millî Mücadele’nin merkezi olması en
önemli etkendir. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta bu durumu
“en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye elden geldiği
kadar yakın bir yerde bulunmasının” da etkili olduğunu
ifade etmiştir. Ankara, askerî ve stratejik açıdan 27 Aralık
1919 tarihinden itibaren Millî Mücadele’nin merkezi
olmakla birlikte 1920 yılında TBMM’nin Ankara’da
açılması ile hükûmet merkezi konumuna da gelmiştir. 13
Ekim 1923’te yeni devletin başkentinin Ankara olduğu
kabul edilmiştir. Ankara’nın başkent olması kararı ileride
anayasanın değiştirilemez maddeleri arasına da
eklenmiştir.

Cumhuriyet’in İlanı

27 Ekim 1923 tarihinde Başbakan Fethi (Okyar) Bey’in,
aynı zamanda üstlenmiş olduğu İçişleri Bakanlığından
istifa etmesi ile hükûmet bunalımı ortaya çıktı. Hükûmet
bunalımının meclis hükûmeti sistemi nedeniyle
aşılamaması, kabine sistemine geçmek, dolayısıyla da
cumhuriyeti ilan etmek için uygun bir siyasal ortam
yaratmıştır.
Cumhuriyet ilanı ile ilgili bir önerge hazırlandı. Bu
önergenin maddeleri şu şekildedir:
• Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare şekli,
halkın kendi kaderini kendisinin tayin edeceği
temeline dayanır.
• Devletin hükûmet şekli cumhuriyettir.
• Türkiye Devleti’nin dini İslam dinidir. Resmî dili
Türkçedir. Başkenti Ankara’dır.
• Türkiye Devleti TBMM tarafından yönetilir.
• Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM genel kurulunca
kendi üyeleri arasından seçilir. Türkiye
Cumhurbaşkanı devletin de başkanıdır.
Gerektiğinde Meclise ve Bakanlar Kuruluna
başkanlık eder.
• Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından Meclis
üyeleri arasından seçilir.
Bu önergenin ertesi gün, 29 Ekim 1923’te, Mecliste kabul
edilmesiyle Cumhuriyet ilan edilmiştir.
Cumhuriyet’in İlanına Tepkiler
Cumhuriyet’in ilanından sonra Özellikle saltanat
yanlılarından, İstanbul basınından ve bazı önemli
şahsiyetlerden çeşitli eleştiriler yapılmıştır.
Eleştirilerin ortak noktası, atılan toplarla, ilan etmekle
cumhuriyetin yaşayamayacağı, erken ve aceleye getirilmiş
bir iş yapıldığı, Mustafa Kemal Paşa’nın bundan sonra
artık tek başına davranabileceği ve Cumhuriyet’i ilan eden
kadronun yetersiz olduğu şeklindedir. Mustafa Kemal
Paşa’nın yakın arkadaşlarından da eleştiriler gelmiştir.

Halifeliğin Kaldırılması

Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı alınca kutsal eşyalarla birlikte
halifelik makamını İstanbul’a getirmişti. Saltanatın
kaldırılması ve yeni rejimin cumhuriyet olarak kabulü
sonrasında, halifelik makamının siyasi bir araç olarak
kullanılma gayretleri görülmeye başlamıştı ve İslam
dininin bir siyaset aracı olarak kullanılmaktan
kurtarılmasının şart olduğu ortaya çıkmıştı. 3 Mart 1924
tarihinde TBMM’de halifeliğin kaldırılarak Osmanlı
ailesine mensup olanların da yurt dışına çıkarılmalarına
karar verilmiştir.

Halifeliğin kaldırılmasının nedenleri:

1. Halkın iradesi ile kurulmuş olan TBMM, halkın
ve bazı siyasetçilerin hâlen bağlılık gösterdiği
halifelik makamı ile bir otorite paylaşımını
reddetmesi,
2. Halifelik makamı, milletin kayıtsız şartsız
egemen olması kavramı ile bağdaşmaması,
3. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanı
sonrası halifeliğin sembolik hâle gelmiş olması,
4. Devlet Başkanı olarak Cumhurbaşkanı ile
Halifenin birlikte bulunmaması gerekliliği,
5. TBMM’nin milletin tek temsilcisi olması,
6. Öngörülen çağdaş reformların eski bir müessese
ile bir arada yürümesinin mümkün görülmemesi.
Çok Partili Siyasi Hayat Kurma Çabası
Siyasi yol ayrımı, ayrı bir örgütlenme hazırlığı, henüz
Birinci Meclis’te, İkinci Grup adı verilen bir grubun
varlığında ortaya çıkmıştı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kurulması

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir.
Mustafa Kemal Paşa, çok önceden beri ordu ve siyasetin
birbirinden ayrı olması gerektiğini düşündüğünden, silah
ve dava arkadaşlarının öncülüğünde, 17 Kasım 1924’te
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Parti
kurulduktan kısa bir süre sonra bazı rejim muhaliflerinin
parti etrafında toplanması, Şeyh Said İsyanı’nın olması
sonucunda parti 5 Haziran 1925 tarihinde kapatılmıştır.

İstiklal Mahkemeleri

Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’nden sonra I.
Dünya Harbi’nden yenik çıkması sonrası tam bir kaos
ortamı baş göstermiştir. Millî Mücadele yılları dâhil çeşitli
yerlerde isyanlar çıkmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında
ayaklanma çıkaranları, yağmaya girişenleri, asker
kaçaklarını ve bağımsızlık hareketini engelleme amacıyla
propaganda yapanları yargılamak için, çıkarılan özel bir
kanunla ilk olarak 18 Eylül 1920 tarihinde, İstiklal
mahkemeleri kurulmuştur.

Cumhuriyet’in ilanına yapılan tepkiler özellikle basın
aracılığı ile şiddetini arttırınca 8 Aralık 1923 tarihinde
İsmet İnönü’nün teklifi ile İstanbul İstiklal Mahkemesi
kurulmuştur.
Üçüncü dönem İstiklal Mahkemesi ise Şeyh Sait İsyanı ve
bu isyan ile ilişkisi olan ya da kışkırtıcılık yapan gazeteci
ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası milletvekillerini
araştırmak üzere kurulacaktır. İstiklal Mahkemeleri üç ayrı
dönem görev yapmış; 1927 yılından itibaren faaliyetlerini
bitirmişlerdir. Ancak İstiklal Mahkemesi Kanunu
yürürlükte kalmış, nihayet 4 Mayıs 1949 yılında
yürürlükten kaldırılmıştır.

Şeyh Sait İsyanı ve Takrir-i Sükûn Kanunu

Şeyh Sait ayaklanması, 13 Şubat 1925’te Ergani’nin Piran
köyünde başlamıştır. Ayaklanmayı bastırmak için
sıkıyönetim istenilen sonucu vermeyince sorunu askerî
harekâtla çözümlemek yolu tutulmuştur. 4 Mart 1925
tarihinde İsmet İnönü’nün kurduğu yeni kabinede
ayaklanmayı süratle bastırabilmek için özel bir yasa olan
Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılmıştır.
Üç maddeden oluşan kanuna göre; isyan, irtica ve ülkenin
sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu, güvenlik ve asayişini
bozmak yolunda olan bütün örgütleri, kışkırtmaları ve
yayınları hükûmet yasaklayabilecektir. Kanunun çıktığı
aynı gün ayaklanma bölgesi ile Ankara’da birer İstiklal
Mahkemesi kurulması da kararlaştırılmıştır. Kanun
yayımlanması tarihinden itibaren iki yıl süreyle yürürlükte
kalacaktır.
Ayaklanmanın bastırılması sonucunda isyana karışanlar
yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. İstiklal
Mahkemelerinin yaptığı soruşturmada, ayaklanmanın
planlanmasında ilişkisi olduğu ortaya çıkması gerekçesi
ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 5 Haziran 1925
tarihinde kapatılmıştır.

İzmir Suikastı Girişimi

Mustafa Kemal Paşa, 1926 yılının ilkbaharında,
Anadolu’nun bir çok ilini kapsayan yurt gezisine
çıkmıştır. 14 Haziran günü Balıkesir’den İzmir’e geçeceği
sırada İzmir Valisi’nden İzmir’de kendisine karşı bir
suikast düzenlendiği haberini almıştır.
İlk alınan bilgiye göre, 14 Haziran 1926 gecesi Mustafa
Kemal’e suikast girişiminde bulunacaklardan Millî
Mücadele yıllarında Mustafa Kemal’in yanında yer almış
olan Kadı Hurşit’in oğlu da vardır. Komployu
hazırlayanların elebaşları, Ziya Hurşit, Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası Milletvekili Şükrü, Arif ile eski
İttihatçılardan bir grup idi. Suikast fikrinin oluşmasında en
etkili kişilerden biri Eski İaşe Nazırı Küçük Efendi Kara
Kemal, diğeri de Eski Maarif Nazırı Şükrü Bey’di. İttihat
ve Terakki’nin iktidarı ele geçirmek için yapacağı ilk iş
Mustafa Kemal’i öldürmektir diyen Şükrü Bey, bu fikrine
taraftar bularak ekibini oluşturmuştur. Suikast bilgisi, 17
Haziran 1926 tarihinde İzmir Valisi Kazım Paşa’ya ihbar
sonucu ortaya çıkmıştır.
Sonunda, İzmir İstiklal Mahkemesi geniş kapsamlı bir
tutuklamaya yönelmiştir. Aynı zamanda Cavit Bey, Kara
Vasıf, Kara Kemal gibi eski İttihat ve Terakki Fırkasının
üyeleri de tutuklanmış ve cezalandırılmışlardır.

Serbest Cumhuriyet Fırkası

1930 yılına kadar Cumhuriyet Halk Fırkası, tek siyasal
parti olarak kalmıştı. Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkasından millî egemenlik anlamında olgun sonuç
alınamamıştı. Ayrıca bu parti zamanında henüz siyasal
rejim olgunlaşmamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın fikri,
1929 yılı ekonomik bunalımı Türkiye’yi de etkileyerek
ekonomik bir durgunluk yaratmıştır. Özellikle izlenen
iktisat politikasını eleştirecek ikinci bir siyasal partinin
gerekliliğine inanılıyordu. İsmi belirlenen Serbest
Cumhuriyet Fırkası resmî olarak tarihinde, 12 Ağustos
1930 kurulmuştur. Parti programının temel ilkeleri 11
maddeden oluşur. Serbest Cumhuriyet Fırkası
cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlıdır.
Teşkilât-ı Esasiye kanundaki hürriyet ve masumiyet
haklarını istisnasız herkes için tatbik edecek ve hiçbir
sakatlığa uğratmayacaktır. Vergiler, millet fertlerinin
iktisadi teşebbüs kabiliyetini sarsmayacak ve halkın takati
hududunu aşmayacak derecede hafifletilecektir. Fırka,
paramızın bir an evvel değer tespiti için tedbir almak ve
memleketimizde iş görmek isteyecek haricî sermayeye bu
suretle yol açmak kararındadır.
1930 yerel seçimlerinden sonra, seçimlerde yolsuzluk
iddiaları baş göstermiştir. Gerek meclis içi gerekse meclis
dışı tartışmalar karşısında 17 Kasım 1930’da partinin
feshine karar verilmiştir. Böylece Cumhuriyet’in
kuruluşundan itibaren çok partili siyasi hayata geçmek için
yapılan ikinci teşebbüs 98 gün sürebilmiş ve başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.

Menemen Olayı

Nakşibendi tarikatı üyelerinden olan Giritli Derviş
Mehmet, 7 Aralık 1930 tarihinde yanına aldığı
müritleriyle Manisa’dan Menemen’e doğru yola çıkmış,
23 Aralık sabahı Menemen’e gelerek kendisini mehdi
olarak tanıtmış, aynı gün Belediye Meydanı’nda çevresine
topladığı yaklaşık yüz kişiyle yeşil bir bayrağın çevresinde
zikrederek Menemen’de «şeriat isteriz» sloganlarıyla
ayaklanmıştır. Silahlı olan asiler, bir manga askeriyle
birlikte olaya müdahale eden Asteğmen Mustafa Fehmi
Kubilay’ı şehit etmişlerdir.
Menemen Olayı, Genç Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik
Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra en önemli olaylarından biri
olmuştur. Menemen Olayı laik uygulamaların toplumda
sosyal bir içerik kazanmasının ne denli önemli ve
vazgeçilmez olduğunu göstermiştir.
İç Politikada Diğer Bazı Gelişmeler
Milletin duygu ve düşüncelerini zinde tutmak amacıyla
tesis edilen bayramlar ve özel günler de iç politikanın birer
parçası olmuşlardır. Bunların dışında Türkiye’nin bir türlü
halledemediği bir konu olan toprak reformu konusu da iç
politikayı hayli meşgul etmiştir.

Hükûmetler, Kongreler ve Seçimler

TBMM açıldıktan sonra Muvakkat İcra Encümeni ve
ardından beş ayrı icra vekilleri heyeti kurulmuştur
Ancak 1927 yılında yapılan kurultayda, 4-11 Eylül 1919
tarihleri arasında Sivas’ta düzenlenen Sivas Kongresi
partinin ilk kurultayı kabul edilmiştir. Gerçekte 9 Eylül
1923 tarihinde kurulmuş olan CHF, böylece Millî
Mücadele ile bağlantısına vurgu yapmıştı. Dördüncü
kurultay ise 9-16 Mayıs 1935 tarihleri arasında 384
milletvekili ve 160 vilayet temsilcisinin katılımı ile
TBMM Kamutay salonunda yapılmıştır. 1923-1938 yılları
arasında dört kez milletvekili seçimleri yapılmıştır.
8 Nisan 1923 tarihinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti Reisi sıfatı ile Mustafa Kemal Paşa
tarafından yayımlanan «Dokuz Umde» aynı zamanda
seçim beyannamesi idi. 3 Nisan 1923 tarihinde Mecliste
alınan kararla her 200 erkek vatandaş bir adet ikinci
seçmen seçecekti. Seçimlerden sonra 11 Ağustos 1923
tarihinde açılmıştır. 24 Nisan 1931 seçimlerinde 307
milletvekili parlamentoya girmiştir.

Anayasa gereğince mecliste yapılan seçim sonucunda,
Mustafa Kemal Paşa oy birliği ile yeniden Cumhurbaşkanı
seçilmiştir. 1935 yılında yapılan seçimlerin yenilenme
kararı 5 Aralık 1934 tarihinde alınmıştır. Maddelerinde
yapılan değişiklikle 22 yaşını bitiren kadın ya da erkek
herkesin oy kullanabileceği ve 30 yaşını bitiren kadın ya
da erkek herkesin milletvekili seçilebileceğine karar
verilmiştir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde
kadınlar da milletvekili seçme ve seçilme hakkında sahip
olmuşlardır. 8 Şubat 1935 tarihinde yapılan seçimlerde
399 milletvekili parlamentoya girmiştir. Bu seçimlerde 18
kadın, milletvekili koltuğuna oturmuştur. Milletvekili
seçimlerinin ardından Mecliste yapılan seçimlerde
Mustafa Kemal Atatürk, tekrar Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
1930 yılında yapılan yerel seçimlere Serbest Fırka da
katılmış, kadınlar ilk kez bu seçimde oy kullanmıştır.
1934 yılında yapılan belediye seçimlerine ise CHF tek parti
olarak katılmıştır. 1 Ekim 1938 tarihinde başlayan belediye
seçimleri ise Atatürk’ün sağlık durumunun kötüleşmeye
başladığı zamana rastlamıştır. Yapılan seçimlerde yıllar
arttıkça seçime katılma oranı da artmıştır.

Millî Bayramlar ve Yıl Dönümleri

23 Nisan 1920 günü Sinop vekili Şerif Bey’in ilk açılış
konuşmasıyla faaliyete başlayan Türkiye Büyük Millet
Meclisi, İstanbul Hükûmeti’ni tamamen yok sayarak
Anadolu’da gelişen mücadelenin siyasi olarak da
güçlenmesi adına ve daha sonra kurulacak rejime giden
yolda en önemli mihenk taşı olmuştur. Bu önemli günün
bayram olarak kutlanması ise kuruluşunun birinci yılında
resmen kanunlaşmıştır. 23 Nisan 1921 günü Meclisin
yirmi dördüncü buluşmasının ilk celsesinde Meclisin
açılışının toplum hafızasında unutulmaması ve millî
bayram olarak kutlanması için Saruhan Vekili Refik
Şevket Bey tarafından kanun önerisi verilmiştir. 23 Nisan
günü Millî Hâkimiyet Bayramı yahut Hâkimiyet-i Millîye
Bayramı olarak kabul edilmiştir.
Himaye-i Etfal Cemiyetinin 1927 yılında 23 Nisan gününü
Çocuk Bayramı olarak kabul etmesi, 23 Nisan’ı Meclisin
açılışından ziyade bir çocuk bayramı şekline
büründürmüştür. 1929 yılında bu etkinlikler yedi güne
çıkarılmış ve Çocuk Haftası olarak kutlanmaya başlanmıştır.
Büyük Taarruz anısına 30 Ağustos Meydan
Muharebesi’nin yıl dönümü ise 31 Ağustos 1923 tarihinde
Mustafa Kemal Paşa’nın katılımı ile Dumlupınar’da
düzenlenen bir tören ile kutlanmıştır.
1 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın kaldırılması nedeniyle,
24 Ekim 1923 tarihinde TBMM tarafından çıkarılan yasa
ile 1 Kasım günü «Hâkimiyet Bayramı» ilan edilmiştir.
1935 yılında 2739 sayılı Kanun ile dinsel bayramlar
dışındaki tüm ulusal bayramlar aynı kapsam içine
alınmıştır.

Cumhuriyet Bayramı, her 29 Ekim tarihinde belirli bir
program çerçevesinde yurdun dört bir yanında yapılan
etkinlikler ile kutlandı. Cumhuriyet’in Onuncu Yıl
kutlamaları için 11 Haziran 1933 tarihinde bir kanun da
çıkarılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, kutlamalar esnasında
«Yurdumuzu dünyanın en mamur, en medeni milletleri
seviyesine çıkaracağız» dediği güzel bir nutuk okumuştur.
Cumhuriyet’in Onuncu ve On Beşinci Yıl Dönümleri için
Cumhuriyet’in kazanımlarını anlatan yayınlar da
yapılmıştır.

Toprak Reformu Hazırlıkları ve Dersim Olayı

Türk inkılabının ekonomik açıdan önemli davalarından
biri, tarım ve köy kalkınması olmuştur. Bu amaçla aşar
vergisi kaldırılmıştır.
1923-1933 yılları arası, Göçmen ve mübadillere; topraksız
ya da az topraklı çiftçiye devlet arazisi dağıtılmıştır.
Kredilerle elde edilebilen ve taksitle ödenebilen tarım
makineleri ile modern tarım teşvik edilmiştir.
Toprak reformu meselesi, Cumhuriyetin ilk yıllarından
itibaren konu olmuştur ve 1935 yılı içerisinde siyasi
gündeme taşınmıştır. Büyük toprakların bölüştürülmesinin
de düşünüldüğü bu mesele, Cumhuriyet Halk Partisinin
dördüncü büyük kurultayı’nda da dile getirilmiştir.
Toprak ağalığı rejiminin son bulması ve toprak reformu
konusunda 1930’lu yılların sonlarına doğru Türkiye’nin
gündemi yoğunlaşırken son yüz yıla yakın süredir
aralıklarla da olsa feodal bağlardan dolayı Erzincan,
Malatya, Elazığ bölgesinin sarp coğrafi yapısında isyanlar
görülmüştür. 1921 yılında Elazığ-Erzincan-Sivas
bölgesine yayılan Koçgiri, 1926 yılında Diyarbakır ve
civarında Koçuşağı ve 1930 yılında Ağrı ve civarında
Pülümür isyanları olmuştur.

Atatürk ve İnönü Ayrılığı

Millî Mücadele yıllarından itibaren Mustafa Kemal
Paşa’nın yanında olan ve Atatürk Dönemi’nde
Cumhuriyet’in neredeyse değişmez Başbakanı İsmet
İnönü, 25 Ekim 1937 tarihinde Başbakanlıktan istifa
ederek sade bir Malatya milletvekili olarak mecliste yerini
almıştı. 20 Eylül 1937 tarihinde Başbakanlık vekâletine
atanmış olan İktisat Bakanı Celal Bayar, Atatürk
döneminin son Başbakanı olmuştur.
Atatürk ile İnönü arasında uzun yıllar birlikte çalışmaktan
kaynaklanan çeşitli fikir ayrılıkları ve tartışmalar
yaşanmıştı. 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkasının
kurulması ve seçim döneminde İnönü, muhalif partinin
hükûmeti eleştirme sürecinde Atatürk’ün kendisini yalnız
bıraktığına gücenmiştir.
Nyon Konferansı metni, Gazi Orman Çiftliği’nde kurulan
bira fabrikası ile İstanbul’da faaliyet gösteren Bomonti
Bira Fabrikası’nın Ankara’da şube açma talebi ile ortaya
çıkan anlaşmazlık, İngilizlerin Atatürk’e Dizbağı Nişanı
vereceğine dair haber, Hatay sorunu, Atatürk ile İnönü
arasındaki görüş ayrılığı ve tartışmaların oluştuğu
konulardır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!