MenüKapat

Ünite 7: Ahiret İnancı – İslam İnanç Esasları

Âhiret Arapça bir kelimedir. Sözlükte son anlamına gelen
“âhir” kelimesinin “yurt, ikamet edilen yer” gibi anlamlara
gelen “dâr” sözcüğüne sıfat olmasından dolayı “ahiret”
şekline dönüşmüştür. Buna göre âhiret “son yurt” veya
“son ikamet yeri” demektir. İslâm inançlarına ait bir terim
olarak ise âhiret “Evrenin kozmolojik düzeninin yıkılması
anlamına gelen kıyâmetin kopmasının ardından Allah
tarafından ölenlerin tekrar diriltmesiyle başlayacak olan
ebedî âlem” diye tanımlanır.

Ahiret Alemi

Kur’an-ı Kerîm’de âhiret âlemine inanmak Allah’a îmânın
ardından zikredilir ve bütün peygamberlerin insanları
inanmaya çağırdığı evrensel bir inanç esasıdır .
Kur’ân da ahiret ; gerçekleşmesi hak olan, insanların
kabirlerinden çıkarıldıktan sonra diriltilip bir araya
toplanacağı ve inançlarıyla davranışlarından hesaba
çekilip karşılıklarının verileceği, iyi davrananlarla kötü
davranışta bulunanların ayırt edileceği, dünyayı boşa ve
yanlış işlerle geçirip gerekli hazırlığı yapmamaktan dolayı
pişmanlık duyacağı ebedî bir âlemdir.
Ahiret âleminin gerçekleşeceğini kavramak için, gayb
konuları hakkında bilgi edinmek ve evrenin geleceğini
keşfetmekle mümkündür. Kur’an da Gayb ‘ı yalnızca
Allah’ın bildiğine ve evrenle ilgili her şeyin bütün
olayları açıklayan gizli kaynak, yani Levh-i Mahfuz’da
bulunduğuna dikkat çekilir.

Gayb bilgisi noktasına değinilerek âhiret âlemine ilişkin
inkârcı iddiaların hiçbir kesin bilgiye dayanmadığı ve
kesin kanıtlardan yoksun bulunduğu ifade edilen ayetlere
örnek olarak aşağıdaki ayetler verilebilir:
“Âhiret âlemi konusunda inkârcıların hiçbir bilgisi yoktur,
onlar sadece zanda bulunur. Onlara apaçık deliller içeren
âyetlerimiz okunduğu zaman ‘doğru söylüyorsanız
(ölmüş) atalarımızı getirin (diriltin)’ demekten başka bir
delilleri yoktur” (el-Câsiye 45/24-25,32; ed-Duhân
44/34);
“Ölümden sonra diriliş bize ve daha önce atalarımıza vad
olundu, bu ilk insanların uydurduğu masallardan başka bir
şey değildir” (en-Neml 27/65;el-Ahkâf 46/17);
“Geçersiz (ve iddialarını kanıtlama gücü bulunmayan
kötü) delil âhirete inanmayanlarındır (tezini kanıtlayan ve
karşı tezi iptal eden) en üstün delil Allah’ındır” (en-Nahl
16/60).

Âhiret Âleminin İmkân ve Gerekliliği

Allah evreni yokken yaratmıştır, kozmolojik düzenini
bozarak evreni yok ettikten sonra tekrar yaratabilir.
Kur’an’da verilen bilgilere göre Allah evreni, kudretiyle
ilk defa yaratmış ve genişletmektedir, kıyamet kopacağı
zaman ise evreni dürerek onu ilk yaratmaya başladığı hale
getirecek ve tekrar yaratacaktır (ez-Zâriyât 51/47; ElEnbiyâ 21/104).
Günümüz teorik fizik biliminde evrenin tek bir noktadan
başlayarak genişlemekte olduğu ve bu sürecin zamanla
geriye doğru işleyeceğini ileri süren “büyük patlama”
(bing bang) teorisinin bilim adamları arasında itibar
görmesi ve bu tezin tartışılması âhiret âlemi açısından
büyük bir önem taşır.

Âhiret âleminin gerekliliği düşüncesi Kur’an’da farklı
konulardan hareketle tartışmaya açılır. Bunlar da şu alt
başlıklarda incelenebilir:

Varoluşun ve Hayatın Anlamı

Ahiret âlemi yoksa veya hayat bu dünya hayatından
ibaretse hayata ve varlığa, insanı her bakımdan tatmin
eden anlamlı, makul, tutarlı bir açıklama getirmek
imkânsız hale gelir. Yoklukla son bulacak geçici bir dünya
hayatı ve varlığının, insan aklını tatmin edip rahatlatan bir
anlamı yoktur. Buna karşılık mutlulukla dopdolu bir ebedî
hayat için yaratılmış olmak ise daha anlamlı ve akla daha
yatkındır (et-Tevbe 9/38; Yûsuf 12/109; er-Ra’d 13/26;
İbrahim 14/3;eş-Şûrâ 42/36).

İnsanların, dünyada akıl yürüterek ve vahiyler verdiği
peygamberleri aracılığıyla varlığı hakkında bilgi sahibi
olduğu Allah ile karşılaşması, evrenin yaratlışının en başta
gelen anlamı ve amacı olarak düşünülebilir. Böyle bir
anlam ve amaç ise akla yatkın ve tatmin edici olduğu
içindir ki çoğunluğu itibariyle insanlar yaratılışın
başlangıcından günümüze kadar Allah’a inanarak ve O’na
ibadet ederek huzur bulmuştur.
Ahiret âleminin varlığı aklen gereklidir. Zira insanların
dünya hayatında göremedikleri yaratıcılarıyla
karşılaşacakları bir âlemın varlığı gereklidir.
İnanç ve Davranışlara Karşılıklarının Verilmesi
Bir kısım insan iyilik yaparken bir kısmı kötülük etmekte;
bir kısmı zulmederken bir kısmı da zulme uğramakta; bazı
insanlar âdil bazıları da zalim olmakta; bazıları Allah’a
inanıp buyruklarına uymakta, bazıları da inkâr edip
buyruklarına isyan etmektedir. Akıl, müslümanla kâfirin,
müttakî ile günahkârın, yeryüzünde yanlışı düzeltenle
bozguncunun, âdil ve zâlimin ayırt edildiği ve yaptıkları
işlere karşılıklarının verildiği bir âlemin var olmasını
gerekli görür. Her insan yaptığı zerre kadar iyi ve kötü
davranışlarının karşılığını görmelidir. Bu yüzden insanlar
âhiret âleminin gerekli olduğunu bu açıdan da düşünerek
bulabilirler.

Hakikatin Ortaya Çıkıp Herkesçe Tasdik Edilmesi
İhtilaf edilen inanç ve davranışlar konusunda hak ile
bâtılın ortaya çıkacağı; hakperestlerin doğru,
putperestlerin ise yanlış yolda olduklarını kesinlikle
bilecekleri ve bütün gerçeklerin herkesçe zorunlu olarak
bilinip tasdik edileceği bir âlem bulunmalıdır.

Evrensel Ahlâk İlkelerinin Hayata Geçirilmesi
Hukuk ve siyaset bilimlerinin ileri düzeyde bilgi
üretmelerine rağmen günümüz dünyasında suç işleme
oranlarının yüksek seviyelerde seyretmektedir. Bütün
yapıp ettiklerinin hesabını âhiret âleminde yaratıcısının
huzurunda vereceğini düşünen ve buna içtenlikle inanan
insanlar kendilerini buna hazırlamak amacıyla güçleri
oranında erdemli davranışlar yapmak gerektiğini
anlamakla kalmaz, eyleme geçerek bizzat bunları gerçekleştirmeye
yönelir ve büyük oranda da bunda başarılı
olur. Âhiret âlemine inanan insanların olşturduğu
toplumlarda isteğe bağlı iyilik oranlarının yüksek, suç
işleme oranlarının ise düşük seviyelerde seyretmesi bunu
kanıtlayıcı mahiyettedir.

Hadislerde âhiret âlemine inanmak altı îmân esası arasında
yer alır. Âhiret yerine ölümden sonra diriliş anlamına
gelen “el-Ba’sü’l-âhir”e veya son gün demek olan
“elyevmu’l-âhir”e yahut cennet ve cehennemin hak olduğuna
şâhitlik etmek anlamına gelen tabirler kullanılır (Buhârî,
“Îmân” 37; Müslim, “Îmân” 1, 5, 45).

Hz. Peygamber, tutum ve davranışlarını kontrol ederek
âhiret âlemine hazırlık yapan insanları akıllı; bayağı
arzularının peşinden koşarak âhireti düşünmeyenleri ise
kendine hükmetmekten âciz, zavallı kimseler olarak
nitelemiştir (Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyâme” 25). Ahireti
kazanmak isteyen kimsenin dünya lüksünden kaçınması
gerektiği, bu kimselerin kalplerinin zenginleşeceği ve
dolayısıyla başkalarına muhtaç olmayacakları belirtilmiştir
(Buhârî, “Libâs” 25; Tirmizî, Kıyâmet 24, 30).

Ahiret Aleminin Safhaları

Ölüm ve kabir âlemi, kıyamet alâmetleri, kıyametin
kopması, evrenin yeniden inşâ edilmesi ve ölülerin
kabirlerinden çıkarılıp diriltimeleri, ardından mevkıf veya
arasât adı verilen bir yere sevkedilip bir araya
toplanmaları, dünyada benimsedikleri inançlarla yapıp
ettiklerinden hesaba çekilip amellerinin ölçülmesi, sırattan
geçirilmeleri ve cennet veya cehenneme gönderilmeleri.
Ölüm ve Kabir Hayatı: Allah’ın izni olmadıkça hiçbir
insan ölmez, çünkü herkesin ölüm anı Allah tarafından
belirlenip yazılmıştır (el-Mülk 67/2; el-Cum’a 62/8;
elEnbiyâ 21/35; Âl-i İmrân 3/145).

Ölüm insanın dünyadan “berzah” denilen yeni bir âleme
(el-Mu’minûn 23/100), bir başka deyişle farklı bir varlık
bilincine geçtiği ve duyularla algılanamayan bir hadisedir.
İslâm inancında insanın ölümü, meleklerin insanın ruhunu
bedeninden çekip alması anlamına gelir. Ölüm işlerini
yürütmekle görevli melek Azrail ve onun yardımcılarıdır.
Ruh ise anne rahminde yaratılışı anında insanın bedenine
melek tarafından üflenen ve onu diğer canlılardan ayıran
algılama gücüdür Kur’an’da buna iki ayette temas edilir.
Birinde şöyle denilir: “Allah insanı çamur halindeki
topraktan yaratmaya başladı, sonra soyunu değersiz bir
sıvıdan üretti, sonra onu düzeltip tamamladı ve ona
‘Ruhu’ndan üfledi” (es-Secde 32/7-9; el-Mu’minûn 23/13-
14).

Ruh metafizik ve dinî bir kavram olduğundan bilimsel
bilginin konusu değildir. Dolayısıyla bilimsel bilgiye
dayanılarak doğrulanamayacağı gibi yanlışlanması imkânı
da yoktur. Melekler müminlerin ruhlarını incitmeden
kolaylıkla alır ve onlara müjde verir, kâfirlerin ruhlarını
ise şiddetle ve döverek çekip alır, onlara o gün herhengi
bir müjde de yoktur (el-Enfâl 8/50-51; el-Furkân 25/22;
es-Secde 32/112; Muhammed 47/27-28; en-Nâzi’ât 79/1-
2).

Kabir “ölünün gömüldüğü eşilmiş toprak parçası”
anlamına gelir. Kabirlerden oluşan mekâna kabristan adı
verilir. . Kur’an’da belirtildiğine göre Allah insanları
melekleri vasıtasyla öldürür, sonra diriler aracılığıyla
onları kabre koydurur. Hz. Âdem’in oğullarından Kâbil’in,
öldürdüğü kardeşi Habil’i kabre koyması için bir karga
göndererek toprağı eşmesini sağlamak suretiyle ona yol
göstermiş, böylece ölen insanların kabre konulması
gerektiğini de onlara öğretmiştir (‘Abese 80/21; el-Mâide
5/31).

Kabir, kıyametin kopmasının ardından evrenin yeniden
inşa edilmesiyle dirilme gerçekleşene kadar ölenlerin ruhî
hayatlarını geçirdiği bir mekân olarak kabul edilmiştir.
Kabirde geçen berzah hayatı uykuya benzetilmiş ve ruhî
bir algılama tarzında gerçekleştiğine de işaret edilmiştir
(Yâsîn 36/52; en-Nâzi’ât 79/46). Hz. Peygamber de bir
hadiste kabri âhiret duraklarının ilki olarak nitelemiştir
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 63-64).

Akâid kitapları kabir âleminde ölülerin sorguya
çekildikten sonra azap veya nimet içinde bulunacaklarına
dair bilgiler içerir. Bu konudaki bilgiler üç başlıkta
inceleyebiliriz.

İnsanların Sorguya Çekilmesi

Sahih hadislerde belitildiğine göre kabre konulan insan
Münker ve Nekîr adlı melekler tarafından dine, Allah’a ve
Hz.Peygamber’e dair inançları hakkında sorguya çekilir.
Sâlih Müminlerin Nimet İçinde Bulunması
İlâhî buyruklara uyan müttakî ve sâlih müminler
kabirlerinde nimet içinde bulunacaktır. Hadislerde de
sorguya çekilmenin ardından iyi miminlerin kabirlerinin
aydınlık ve geniş bir cennet bahçesi haline getirileceği ve
cennetteki konumlarının da kendilerine sabah ve akşam
gösterileceği bildirilmiştir.

Kâfirler ve Âsî Müminlerin Azap İçinde Bulunması

Kâfirlerin yanı sıra ilâhî buyruklara uymayan günahkâr
müminler kabirlerinde azap içinde bulunacaktır. Buna
açıkça işaret eden âyetler ve bunları tefsir eden hadisler
vardır. Âyetlerde belirtildiğine göre Hz.Mûsâ’ya
inanmayan Firavun ve taraftarları suda boğulmalarının
ardından hemen ateşe atıldılar, halen sabah ve akşam
ateşe arz edilip kıyâmet günü ise en şiddetli azaba
atılacaklardır (Nûh 71/25; el-Mu’min 40/60). Ayrıca
kâfirler ve münafıklar cehennemdeki büyük azaptan önce
yakın bir azabı tadacaklardır (es-Secde 32/21; et-Tûr
52/47).

Hadislerde bildirildiğine göre ise Hz. Peygamber
dualarında kabir azabından Allah’a sığınmış, cenaze
namazını kıldırırken ölüler hakkında bu duayı tekarlamış
ve aynı duayı yapmayı ashabına tavsiye etmiştir. Ayrıca
kabirde azap görenlerin seslerini duyduğunu haber vermiş,
kabir sıkması ve cehennemdeki yerin gösterilmesi tarzında
azap türleri bulunduğunu açıklamıştır (Ahmed b. Hanbel,
Müsned, III,103, 296; Müslim, “Cennet” 67-69, “Cenâiz”
86).

Kıyamet Alâmetleri

Dinî bir terim olarak kıyamet evrende oluşan kozmolojik
düzenin bozulmasının ardından yeniden oluşması diye
tanımlanır. Kur’an’da birden fazla kavramla ifade edilen
kıyamet hakkında en çok kullanılan isim “kıyametin
kopma zamanı” anlamındaki “Sâat” tabiridir. Sarsıcı
anlamına gelen “Râcife”, korkunç gürültü demek olan
“Karia”, “Sahha” ve ayrıca “Tâmme” gibi değişik adlarla
da anılır. Kur’anda ve hadislerde kıyâmetin kopmasından
önce alâmetlerinin gerçekleşeceği açıklanmış (Muhammed
47/18; Buhârî, “Îmân” 37), ancak bunların nelerden ibaret
olduğuna dair ayrıntılı bilgiler verilmemiş, sadece
kıyâmetin kopmaya başlamasından önce gökten aşağıya
doğru inip insanları bürüyecek olan azap verici bir
dumandan ve bunu gidermesi için Allah’a dua
edileceğinden bahsedilmiştir (ed-Duhân 44/10-12). Ayrıca
“ye’cüc-me’cûc”ün (geçiş yerinin) açılacağından söz
edilmiş, ancak bunun ne anlama geldiği hakkında hiçbir
bilgi verilmemiştir (el-Enbiyâ 21/96).
İçki tüketiminin yaygınlaşması, insanların yarı çıplak
dolaşması, zinanın aleni hale gelmesi, adam öldürme
olaylarının ve terörün artması, faizin helal telakki
edilmesi, ibadetlerin terk edilmesi gibi dinî hayatın
yozlaşacağını haber veren gelişmelere kıyametin küçük
alametleri denir.

Bazı rivayetlere göre kıyâmetin kopmasından önce
Tanrılık iddiası taşıyan Deccâl adlı ilginç bir insan ortaya
çıkacak ve insanları hak yoldan saptıracaktır (Buhârî,
“Fiten” 26-27; Müslim, “Fiten” 100-110). Ehl-i Sünnet ve
Şia’ya bağlı bilginlerin çoğunluğu bir kıyamet alâmeti
olarak saptırıcı bir Deccal’ın yanı sıra onun karşısında
mücadele eden kurtarıcı bir Mehdî’nin çıkacağı ve onu
destekleyici mahiyette Hz. İsa’nın gökten ineceği inancını
benimsemiştir. Ancak bu rivayetlerin içerdiği bilgilere,
İslâm dinînin ana kaynağını teşkil eden Kur’an’da hiçbir
şekilde temas edilmemiştir. Selefiyye dışındaki
Sünnîler’in de kabul ettiği bilgi anlayışına göre bunlara
inanmak zorunlu, yani dînî terminoloji ile söylemek
gerekirse farz değildir.

Kıyametin Kopması

Kur’an’da belirtildiğine göre kıyamet Sûr’a ilk defa
üfürülmekle kopacak ve evrenin kozmik düzeni
bozulacaktır. Sûr “ses çıkaran ve eğri boynuza benzeyen
boru, borazan” anlamına gelir. Sûr ile eşanlamlı olan
“nâkur” tabiri de “ses çıkarmak” manasında kullanılarak
kıyametin korkunç bir gürültüyle kopacağı açıklanır.

Ölülerin Diriltilmesi

Sûra ikinci defa üflenince Allah evreni yeniden inşâ
edecek, yer başka bir yer olacak ve dümdüz yapılacak,
gökler de başka gökler haline getirilecek, yer küre yükünü
dışarı atacak, kabirler deşilecek, ruhlar bedenleriyle
birleştirilip ölüler bir anda diriltilecek.
Âyet ve hadislerde ölümden sonra diriliş inancını hayretle
karşılayıp inkâr eden ve bu konuda bilgilenmek isteyen
herkese sunulan delilleri şöyle sıralanabilir:
İnsanı İlk Yaratan Ölümünden Sonra Tekrar
Diriltebilir.

Allah ilkin topraktan yarattığı insanı, öldürüp toprağa
gömdürdükten sonra onu tekrar yaratmaya kadirdir.
Toprağın insan cesedinden eksilttiği unsurları ve geride
bıraktıklarının yanı sıra yaratılanlara dair her türlü bilgi
Levh-i Mahfuz’da mevcuttur.
Evreni Yaratan İnsanı Tekrar Yaratabilir
Evren gibi son derece karmaşık bir işleyiş düzenine sahip
olan varlık âlemini yaratan güç, insan gibi daha küçük bir
varlığı daha kolay yaratabilir. Çünkü evreni yaratmak
insanları yaratmaktan daha büyük bir iştir ve zordur.
Ölü Toprakta Canlılar Yaratan Toprataki Ölüleri
Diriltebilir

Ölü toprakta hayatı yaratmakla topraktaki ölü insanların
diriltilmesi birbirinin benzeri olaylardır. İnsan aklı iki
benzer olaydan birini yapabilenin diğerini de
yapabileceğine hükmeder.
Tarihte Ölülerin Diriltildiğine İlişkin Örnekler Vardır
Hz.İbrahîm bizzat öldürüp parçalara ayırdığı bir kuşun
dirilişini gözlemlemiş ve adı belirtilmeyen bir insan
öldürüldükten yüz yıl sonra diriltilmiş ve ölmüş eşeğinin
diriltilişi de kendinse izlettirilmiştir (el-Bakara 2/55-56,
72, 243, 259-260).

Ölüp toprağa karıştıktan sonra diriltileceklerini kabul
etmeyen ve “çürümüş kemikleri kim diriltecek” diyen
inkârcılara “ilk defa yaratan diriltecek” şeklinde karşılık
verilmiş (Kâf 50/4; Yâsî 36/78-79), böylece kemiklerin
cisim olarak diriltilmesi açıkça belirtilmiştir.
Hadislerde ölülerin, gökten inecek bir tür “hayat
suyu”nun toprakta çürümeyen “acbu’z-zeneb” adlı
bedenlere ait maddî unsurlarla birleşmesi sayesinde
diriltileceği ve insanların bir bitkinin topraktan çıkığı gibi
süratle kabirlerinden çıkacağını açıklanmıştır (Buhârî,
“Tefsîr” 39/3; Müslim, “Fiten” 141-142; Ahmed b.
Hanbel, Müsned, II, 322).

Haşir

Arapça “haşr” kelimesi sözlükte bir topluluğu zor
kullanarak bulunduğu yerden çıkarıp bir mekânda
toplamak anlamına gelir. İslâm inancında haşir ise âhirette
diriltilen insanların hesaba çekilmek üzere “arasât” veya
“mevkıf” yahut “mahşer” denilen maydanda
toplanlamarını ifade eder. Haşir dirilişten sonraki
merhaleyi teşkil eder.

Hadislerde de haşirle ilgili tasvirler yapılmıştır. Buna göre
insanlar üzerinde yol gösterici hiçbir işaretin bulunmadığı
bembeyaz ve dümdüz bir alanda haşredilecek, haşir
sırasında insanlar yalın ayak, çıplak ve güneşin
sıcaklığından ötürü sıkıntılı bir süreç yaşayacaktır (Buhârî,
“Rikâk” 44, “Enbiyâ” 8, “Zekât” 52).

Hesaba Çekilme

Arapça bir kelime olan “hisâb”ın dilimize uyarlanmış şekli
hesaptır. Kur’an’da âhirete verilen isimlerden biri hesap
günü anlamına gelen “yevmu’l-hisâb”, bir diğeri de
ayırma günü manasındaki “yevmu’l-fasl”dır.
Kur’an’da verilen bilgiler göre önce peygamberler hesaba
çekilip ilâhî vahiyleri insanlara tebliğ edip etmedikleri,
ardından da insanların bu vahiylere inanıp inanmadıkları
sorulduktan sonra herkese, inancının yanı sıra bütün yapıp
ettiklerini sayıp ortaya koyan ve dünyada yazıcı melekler
tarafından oluşturulan kitap –ki buna amel defteri de
denilir- verilip dünya hayatının değerlendirmesi
yapılacaktır (el-Mutaffifîn 83/7-9, 18-21).

Cenneti hak edenlere (ashâbu’l-yemîn veya ashâbu’lmeymene)
kitapları sağ taraftan, cehennemi hak edenlere
(ashâbu’ş-şimâl veya ashâbu’l-meş’eme) denilir.
İnanç va davanışların değerlendirilmesi için kurulalacak
adalet terazisine dînî terminolojide “vezin” adı verilir.
Hadislerde de insanların inanç ve davranışlardan hesaba
çekilmesi ölçme ve değerlendirmenin “mizan” adı verilen
bir âletle yapılacağı belirtilir. Müminlerin mizanını olumlu
yönde etkileyen davranışlar, tevhîd inancını benimsemek,
Allah’ı anıp yüceltmek ve hamdetmek, gerekli
durumlarda hayvanını Allah yolunda harcamak, temiz ve
güzel ahlak sahibi olmaktır.

Sırat’tan Geçme

Ahirette cehennem üzerinde kurulmuş “sırat” adı verilen
bir köprüden geçileceğine inanılır. Âyette geçen “vürûd”
tabiri cehenneme girmeyi değil yakınından geçme anlamı
da taşıyabilir. Hadislerde cehennem üzerinde bir köprünün
bulunduğu ve herkesin oradan geçmek mecburiyrtinde
olduğu açıkça belirtilir.

Cennet sözlük anlamı itibariyle sık bir şekilde bitki ve
ağaçlarla dolu olan bahçe demektir ,alimlerin çoğunluğuna
göre cennet yaratılmıştır ve şu anda mevcuttur.
Kur’an’da Cennetin “Adn”, “Firdevs”, “Na‘îm” ve
“Me’vâ” gibi değişik bölümleri bulunmaktadır.
Cehennem ise sözlük anlamı itibariyle “derin kuyu”
demektir, yapılan tasvirlere göre hepsi de yakıcı ateş
anlamıyla irtibatlı olan cehennem, “cahîm”, “hâviye”,
“hutâme”, “lezâ”, “saîr” ve “sakar” adlı daha şiddetli
bölümleri ve aşağı tabakaları vardır.

Kur’an ve sahih hadislerde yapılan tasvirlerden
anlaşıldığına göre cehennmede biyolojik ve psikolojik
olmak üzere iki türlü azap uygulanacaktır.
Cehenneme girecek olan kimseler arasında çeşitli
âyetlerde şu gruplar sayılır: Allah’ı, Hz.Muhammed dâhil
olmak üzere peygamberleri ve âhiret hayatını inkâr
edenler, İslâm dîniyle alay edenler, ilâhî buyruklara isyan
ederek günah işleyen ve ardından tövbe etmeyenler,
sürekli namazlarını terkedenler, büyüklük taslayarak
Allah’a ibadet etmekten yüz çevirenler, Allah ve
peygamberleriyle mücadeleye girişip yeryüzünde
bozgunculuk yapanlar, haksız yere adam öldürenler, iffetli
kadınlara iftira edenler, yalnızca dünyayı kazanmak için
çalışanlar, yetim mallarını haksız yere yiyenler.
İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre cehennem de cennet
gibi yaratılmış olup şu an mevcuttur ve cennete nispetle
evrenin en alt kısmındadır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!