MenüKapat

Ünite 6: Zekât – İslam İbadet Esasları

Zekât
Sözlükte “zekât” kelimesi, “temizlenmek, arınmak,
bereket, güzel anış ve övmek” manalarına gelir. Fıkıh
dilinde ise “zekât”ı geniş ve dar anlamda olmak üzere
başlıca iki açıdan ele almak gerekir: Geniş anlamda zekât
kavramı, “mal zekâtı” olarak kabul edilen “farz zekât” ile
“beden zekâtı” olarak kabul edilen “vacip fitre”yi içine
alır. Dar anlamda “zekât”, İslâm dininin beş rüknünden
biri olan “mal zekâtı”, başka deyişle “malî ibadet” olan
zekâttır. Bu anlamıyla zekât, “şartlarına uygun olarak,
zekâta konu olan mallardan belli bir miktarını zekât
alacaklısına Allah rızası için temlik etmek” demektir.
Kur’ân-ı Kerim’de “zekât” kelimesi otuz iki yerde
geçmektedir. Bunlardan sekizi mekkî, kalanı da medenî
sûrelerde olmak üzere otuzu bilinen terim anlamında, ikisi
ise değişik anlamlarda kullanılmıştır. Bu isim dışında,
sadaka (on iki yerde ve hep medenî sûrelerde geçer), hak,
birr, infak ve ta’âmu miskîn gibi çeşitli isimler altında
zikredilirken, namazla birlikte yirmi yedi yerde
tekrarlanır.

Zekâtla ilgili kavramlardan birisi, aslında zekâtın da
altında bulunduğu şemsiye kavram olan sadakadır. Sözlük
manası itibarıyla sadaka, Allah Teâlâ’ya kulluk konusunda
“sıdk ve sadakat (doğruluk ve bağlılık), merhamet”
manasına gelir. Fıkıh dilinde ise “Kişinin malından sırf
Allah rızası için, muhtaç kimselere temlik (teslim)
edilmek üzere ayırdığı miktar” demektir. Sadaka vermeye
tasadduk denir.

Zekâtın Amaçları ve İşlevi

1- Ahlâki Yönden: Zekât ahlâkî temizlik yönünden; hırsı,
tamahı ve zenginlerin hak yedikleri fikrini yok eder.
Fakirlik sorununu çözmede, zenginleri etkin ve
sorumlu kılar. İnsan ruhunu hırsa bağlı olarak
büyüyen servet hâkimiyetinden kurtarır. Kur’ân-ı
Kerim Müslümanı şöyle ikaz eder: “Siz, sevdiğiniz
şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar, asla
iyiliğe ermiş olamazsınız. Her ne infak ederseniz,
şüphesiz Allah onu bilir” (Âl-i İmrân 3/92). Kur’ân-ı
Kerim de ısrarla bu ahlâkî arınma noktasına işaret
etmiş, zekâtın hikmetini bu hususa hasretmiş ve Hz.
Peygamber (sav)’e hitaben şöyle buyurmuştur:
“Onların mallarından sadaka al ki, bununla
kendilerini (günahlarını) temizlemiş, bununla onları
bereketlendirmiş (kendilerini muhlisler mertebesine
yükseltmiş) olasın” (et-Tevbe, 9/103). Faizle zekâtı
karşılaştırarak da şöyle buyurmuştur: “İnsanların
mallarında artış olsun diye faiz (cinsin)de verdiğiniz
şey Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını dileyerek
verdiğiniz zekât ise, işte sevaplarını kat kat arttıranlar
onlardır’’ (er-Rûm 30/39).
2- İktisadi Yönden: Zekât, servetin kendisini, eşit
olmayan fırsatlardan istifadeyle gittikçe daha az
ellerde toplanma eğiliminin şerrinden temizler.
3- Sosyal Yönden: Zekâtın temizleme ameliyesini
gerçekleştirdiği üçüncü alan, sosyal sahanın
tamamıdır.

Zekâtın Yükümlülük Şartları

Zekât yükümlüsü olmak için, hem kişinin hem de zekât
konusu malın belli nitelikleri taşıması gerekir.
Zekât yükümlüsü olmak için, sahip olunan malın şu beş
niteliği taşıması gerekir:
1. Tam Mülkiyet ; Zekâtın farz olmasının en önemli
şartlarından birisi, malın mükellefin elinde tam
mülkiyetle bulunarak dilediği gibi tasarruf hakkına
sahip olmasıdır. Tam mülkiyet şu unsurlar bir araya
gelince gerçekleşmiş olur:
a. Malın sahibinin elinde bulunması,
b. Malda başkasına ait hak bulunmaması,
c. Kendi seçimiyle tasarruf hakkı bulunması,
d. Fayda ve menfaatin mâlike ait bulunması.

Zekât yükümlülüğü açısından tam mülkiyet şartını
taşımadığından ancak teslim alınınca zekât düşen
alacaklar, sağlam, orta kuvvette ve zayıf biçiminde üç
kısımda ele alınır:
• Sağlam Alacak (deyn-i kavî): Ödünç verilmiş
paralar ile ticaret mallarının bedelleri olan
alacaklardır.
• Orta Kuvvette Alacak (deyn-i mütevassıt): Ticaret
alacağı olmayan ve adi alacak da denen
alacaklardır.
• Zayıf Alacak (deyn-i zaîf): Hiçbir mal veya
paraya bedel olmadan miras, vasiyet, mehir, diyet
(ölüm/yaralama tazminatı) ve kadının ödeyeceği
muhâle’a (anlaşmalı boşanma bedeli) vb. yollarla
yepyeni bir kazanç olarak kişinin mülkiyetine
başkasından geçecek alacaklar zayıf alacaklar
adını alır.
2. Nisaba Ulaşma; “Zekâtın farz olması için tespit
edilen malın en az miktarı” demektir. Nisabı, asgarî
zenginlik miktarı, asgarî geçim indirimi veya özellikle
zekâtın istisna sınırı olarak da ifade etmek de
mümkündür. Nisap, kişiyi zengin kılar ve ona bazı
sorumluluklar yükler. Nisaptan az malı olanlar,
zengin sayılmaz ve onların bu malları nisabı bulana
kadar aslî ihtiyaç olmakta devam eder.
a. Nisab-ı Ğınâ (yükümlülük doğuran zenginlik): Bu
zenginlik kendi arasında iki kısma ayrılır:
1. Zekât Yükümlülüğü Doğuran Zenginlik: Temel
ihtiyaçlardan sonra artıcı özelliğe sahip belli
miktarda yıllanmış mal ve paranın bulunmasıdır.
Bu zenginlik, zekât ödemeyi gerektirir, sadaka
almayı haram kılar. Bu nisabın miktarı 85 gr. 22-
24 ayar altının Türk Lirası karşılığıdır.
2. Fitre ve Kurban Yükümlülüğü Doğuran
Zenginlik: İhtiyaçtan fazlası olup yukarıdaki
artıcı ve yıllanmış özelliği taşımayan malların
zekât nisabına ulaşan miktarıdır. Bu zenginlik,
fitre ve kurban kesme yükümlülüğü doğurur.
Ayrıca, sadaka almayı da haram kılar.
b. Nisab-ı İstiğnâ (önleyici zenginlik): Bu çeşit
zenginlik yükümlülük getirmemesinin yanında, bir
yandan zekât ve fitre almayı, öte yandan da dilenmeyi
önleyici özellikte olmak üzere iki kısımdır:
• Zekât ve Fitre Almayı Önleyen Zenginlik: Zekât
konusu mallardan herhangi birinin nisabına sahip
olan, zekât öder, ama alamaz. Bununla birlikte,
bu miktar varlığı ve geliri olmasına rağmen geliri
kendisinin ve ailesinin ihtiyacına yetmeyen, bu
ihtiyaçları ölçüsünde zekât alabilir.
• Dilenmeyi Önleyen Zenginlik: Bir günlük rızkı ve
örtünmeyi sağlayacak elbisesi olana (miskin),
sadece bunlar için dilenmesi farz, daha fazlası
için dilenmesi haramdır; sadaka alması ise haram
değildir.
3. Nemâ (Artıcılık); Malın zekâta tâbi tutulabilmesi
için gerekli şartlardan biri de artan, gelir ve kazanç
sağlayan bir mal olmasıdır. Zekâtın ifade ettiği anlam,
büyümek ve artmaktır. Mal artıcı, gelir ve kazanç
sağlayıcı özellik taşımaması halinde zekâta tâbi
olmaz. Çünkü zekât, servet üretimi için gerekli
sermaye malları üzerine konur, büyüme kabiliyeti
olmayan servet üzerine konmaz. el-Bakara 2/219
ayetindeki “afv” (fazlalık) tabiri de buna işaret
etmektedir.

Nemâ iki kısma ayrılır:

• Hakiki nemâ: Bir malın doğum yoluyla, ticaretle
veya tarım yoluyla gözle görülür artmasıdır.
Dolayısıyla ticarete konu olan mallar, tarım
ürünleri ve hayvanlar hakiki/gerçek nemâ
özelliğine sahip mallardır.
• Hükmi nemâ: Bir malın bizzat kendisinde
potansiyel olarak bulunan artma özelliğidir.
Mesela para, altın ve gümüş hükmi/takdiri nemâ
özelliğine sahip mallardır. Çünkü bunlar kar ve
gelir getirme potansiyeline sahiptirler, ayrıca
tasarruf amacıyla biriktirilirler.
4. İhtiyaç Fazlası Olma; Zekât konusu malın, temel
ihtiyaçlardan fazla olması gerekir. Fıkıh literatüründe
“havâic-i asliyye” diye isimlendirilen temel ihtiyaç
maddeleri, kişinin elinde bulunmadıkça hayatını
devam ettirebilmesi imkânsız veya çok güç hale gelen
ve zorunlu olarak sahip olunması gereken
maddelerdir.
5. Yıllanma (havelân-ı havl: takvim yılı, yıllanma);
Bir mükellefe zekâtın farz olması için, nisap miktarı
mala sahip olduktan sonra, malın üzerinden bir
kamerî takvim yılının geçmiş olması gerekir. Bu
duruma, havelân-ı havl ya da zekât yılı adı verilir.

Zekât Konusu Mallar

A. Servet/Sermaye ve Bunların Geliri Üzerinden Ödenen
Zekât

1. Hayvan Sürüleri; Hz. Peygamber (sav)’in açıklamaları
(Buhârî, “Zekât”, 37-38) dikkate alındığında develerin
zekât nisbetleri şöyledir:
• 5’ten 9’a kadar 1 koyun
• 10’dan 14’e kadar 2 koyun
• 15’ten 19’a kadar 3 koyun
• 20’den 24’e kadar 4 koyun
• 25’ten 35’e kadar iki yaşında 1 dişi deve zekât
olarak verilir.
Koyundaki nisbetler ise şöyledir:
• 40’tan 120’ye kadar 1 koyun
• 121’den 200’e kadar 2 koyun
• 201’den 399’a kadar 3 koyun
• 400’den 500’e kadar 4 koyun zekât olarak verilir.
Sonraki her yüz koyundan bir koyun verilir.
Sığır nisbetlerine gelince:
• 30’dan 39’a kadar iki yaşına girmiş 1 dana veya
düve
• 40’dan 59’a kadar üç yaşına girmiş 1 dana veya
düve
• 60 sığırda iki yaşına girmiş 2 dana zekât olarak
verilir.
2. Ticaret Malları; Ticaret mallarının hem sermayesi,
hem de sağladığı kazanç birlikte zekâta tâbidir. İşletme
binası ve sabit kıymetlerle kullanılan âletler ve gereçler,
zekâta tâbi olmaz. Ticaret mallarının nisap miktarı, altın
nisabına göre düzenlenir. Ticaret malının zekâta tabi
olması için, üzerinden bir kamerî yıl geçmesi şarttır.
Ticaret, kazanmak kadar kaybetmeyi de içine aldığından,
sene başında ve sonunda malın nisap miktarında olması
gerekir. Hangi yolla elde edilirse edilsin ticaret malları
bütün olarak zekâta tâbidir. Ticaret mallarının bütün
çeşitlerinde zekât oranı %2,5’tur.
3. Nakit ve Nakde Benzer Servet ;
a. Altın ve Gümüş ile Alaşımları.
b. Altın ve Gümüş Dışındaki Ziynet Eşyaları
(mücevherat).
c. Nakit ve Malî Kâğıtlar.
B. Gelir Üzerinden Ödenen Zekât
• Madenler ve Defineler; yeraltında bulunan ve
“rikâz” adını alan maden ve defineler, zekâta tâbi
mallardandır.
• Zirâî Ürünler ; zirâî ürünler, zekâta tâbidir. Elde
edilen ürünün zekâtına 1/10 (onda bir) anlamında
“öşür” denir. Bu sebeple öşürü, toprak sahibinin değil,
toprağı icarla bizzat işleyenin ödemesi gerekir. Hasat
yapılmadan satılan ürünün öşrünü ödemek müşteriye,
fakat ürün yetişmişse satana aittir.
• Hayvan Ürünleri; haraç toprağında bulunmayan
arının ürettiği bal zekâta tâbidir. Bal için %10
oranında zekât ödenir. Ziraat ürünlerinde olduğu gibi,
balda da ödeme zamanı her bir üretim dönemidir.
• Deniz ve Su Ürünleri ; balıklar, %2,5 oranında
zekâta tâbidirler. Balık dışında inci, mercan vb. deniz
ve su ürünleri de aynı oranda zekâta tâbidir.
• Ücretler ve Serbest Meslek Kazançları ;
muhasebeci, avukat, mühendis, doktor, mimar gibi
meslek sahiplerince elde edilen ücretler ve serbest
meslek kazançlarının yalnızca safi gelirinden zekât
ödenir. Borç, aslî ihtiyaç, harcama ve vergiler
düşüldükten sonra kalan kısım zekâta tâbi olur.
Ücretler ve serbest meslek kazançları için, %2,5 zekât
ödenmelidir.
• Gelir Getiren Bina, Sanayi Tesisi, Nakliye Araçları
ve Taşınır Mallar ; aynına zekât gerekmeyen, ticaret
için değil, üretim için elde bulunup, kiraya vermek
veya ürettiğini satmak suretiyle sahibine fayda ve
kazanç sağlayan mallar müsteğallat (menkul ve gayri
menkul sermaye iradı, gelir getiren mal) adını alır.
İlkine, belli bir bedelle kiraya verilen ev, hayvan,
ziynet eşyası ile düğün salonu ve ulaşım araçlarını;
ikincilere de, yününü veya sütünü satmak üzere
edinilen sâime olmayan hayvan ile fabrikalar örnek
gösterilebilir. Müsteğallâtın zekât oranı %2,5’tur.

Zekâtın Ödeneceği Yerler

1- Şahsî İhtiyacı Dolayısıyla Ödeme Yapılanlar
a. Fakirler ve Miskinler: Fakir, miskinden daha iyi
durumdadır.
b. Boyunduruktan Kurtarılması Gerekenler (rikâb).
c. Borçlular (ğârimîn).
d. Yolda Kalanlar (ibnü’s-sebîl).
2. Kamu Yararı Dolayısıyla Ödeme Yapılanlar
a. Zekât Memuru.
b. Kalpleri Kazanılmak İstenenler (müellefe-i
kulûb.
c. Allah Yolunda (Fî Sebîlillâh.

Zekât verirken öncelikle dikkat edilecek konu, zekâtın
sahih olma şartlarını bilerek ödeme yapmaktır. Bunları,
şöylece sıralayabiliriz:

a. Zekât Niyeti.
b. Ödenenin Değer Taşıması.
Zekâtın Ödenmeyeceği Yerler
1. Yakın akraba: Mükellef, zekâtını kendi usûl ve
fürû‘una ödeyemez. Usûl, kişinin babası, dedesi,
anası ve ninesi; fürû da oğlu, kızı, bunların
çocukları ve torunlarıdır.
2. Kurumlara Zekât Ödenmesi: Hanefi fakihler
cami, okul, çeşme, yol, köprü, ölü borçlarını
ödeme ve hayır yolu ve kurumlarına zekât
ödenmesini uygun görmez.
3. Müslüman Olmayanlara Zekât Ödenmesi:
Müslümanlarla savaşan kâfir, Allah’ın varlığını,
peygamberlik ve âhireti inkâr eden ateist, mülhid
ile mürtedlere zekât ödenmez.
4. Bid’at Ehli ve Günahkâr Müslümana Zekât
Ödenmesi: Bid’ati (dinin özüne aykırı düşünce ve
tutumu) küfrü gerektirmedikçe, kıble ehli olan
her Müslümana zekât ödenebilir.

Zekât ve Vergi

Zekât ile vergi arasında; niyet ve amaç yönleri, yapı ve
işlev, ödeme gerektiren mallar ve oranlar, ödeme/harcama
yerleri açılarından önemli farklar vardır. Bu bakımdan,
vergi devlete, zekât Tevbe 9/60. ayette belirtilen yerlere
ödenecektir. Her türlü vergi, zekât yerine geçmez, sadece
borç gibi aslî ihtiyaçlar arasında görülerek nisabı azaltıcı
etkide bulunabilir. Dolayısıyla, ücretli çalışanlardan ve
başkalarından kaynakta kesilen gelir vergileri (stopaj,
tevkifat), zekât olarak değerlendirilemez ve zekât yerine
geçmez.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!