MenüKapat

Ünite 6: Türkçenin Söz Varlığı – Türk Dili 1

Türkçe Geçmişi çok eski zamanlara dayanan, pek çok dil
ve medeniyetle ilişkide bulunmuş, bu medeniyetlerden
sözcükler almış, bu dillere sözcükler vermiş, dallanıp
budaklanmış, lehçelere ayrılmış, değişik coğrafyalarda
binlerce eser vermiş çok zengin bir dildir.

Türkçenin Anlatım Gücü

Bir dilin zenginliği ne sözcük sayısıyla, ne o dili konuşan
insanların çokluğuyla ne de geniş coğrafyalarda
konuşulmasıyla ölçülür. Bir dilin zenginliği, o dilin çeşitli
kavramları, durumları, duyguları anlatabilme gücüyle
ölçülür. Duygu, düşünce ve kavramları dile getirebilmek
için sözcük sayısının çok olması önemli olmakla birlikte,
bundan daha önemlisi o dilin sözcük türetme ve soyutlama
gücüdür.

Dil, insan deneyimlerini ve birikimlerini kuşaktan kuşağa
aktararak insanın tarihi bir varlık haline gelmesini, ayrıca
plan ve programlar yapıp onları geleceğe aktarmasıyla da
geleceği kurgulayan bir varlık olmasını sağlar. Dilin
imkânlarını ve inceliklerini etkin bir şekilde kullananlar o
dilin sanatçısı olurlar. Yani şiir, roman, hikaye gibi dile ve
yazmaya dayalı sanat ürünlerinin iyi ve akıcı olması
büyük ölçüde yazarın dili kullanımına bağlıdır. Dil
kullanımı, cümlelerin düzgün kurulması, yazım ve
noktalamaya dikkat edilmesi değil, dilin anlam
inceliklerine dikkat edilerek, duygu ve düşüncelerin
muhatap kişi ya da kitleyi etkisi altına alacak biçimde ve
dil kurallarına uygun olarak ifade edilmesidir.

Türkçenin Söz Varlığı

Deyimler: İki veya daha fazla sözcükten oluşan anlatımı
daha etkili hale getirmek için kullanılan sözcüklerin daha
çok mecazi anlam kazandığı ve toplumun geneli
tarafından benimsenen söz öbekleridir. Deyimler anlam
ögesi olarak değerlendirildiğinde, içerisindeki sözcükler
tek tek değil bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Deyimler
Deyimler ve Atasözleri Arasındaki Farklar.

Deyimler yargı bildirmezler. Deyimler bir durumu ya da
olayı tasvir etmek için açıklamak için anlatımı etkili hale
getirmek için kullanılır. Atasözleri ise yargı bildirirler.
Atasözleri yaşanmış birtakım olaylardan sonra gelecek
kuşakların ders almasını sağlayan ders veren öğüt veren
yol gösteren kalıplaşmış söz öbekleridir. Deyimler ise ders
vermezler yol göstermezler. Deyimler bir durumu ya da
kavramı etkili bir şekilde anlatmak amacıyla kullanılır.
Deyimler ve Birleşik Sözler Arasındaki Farklar
Deyimler birleşik sözcüklerle de karıştırılmamalıdır.
Deyimi oluşturan sözcükler bitişik yazılmazken birleşik
sözcüklerin birçoğu bitişik yazılmaktadır. Birleşik
sözcüğü oluşturan iki sözcük arasına hiçbir ek girmezken
deyimi oluşturan sözcükler arasına ekler girebilir. Anlam
bakımından da bakıldığında deyimler derin anlama
sahipken birleşik sözcüklerde böyle bir şey yoktur.

Türkçe Deyimler

Türkçe köklü ve zengin bir dildir. Deyimlerin oluşması
biraz da zamana bağlıdır. Bir dilin köklü bir tarihe sahip
olması, bir anlamda deyim varlığının da zengin olması
demektir. Türkçenin ilk yazılı kaynakları olan Orhun
Yazıtlarında anlatımın güçlülüğü dikkat çeker ve bu güçlü
anlatımı sağlayanların başında da kullanılan deyimler
gelir.
Sonuç olarak, deyimler gerçek anlamından az çok farklı
anlamlar taşıyabilen, en az iki sözcükten kurulmuş,
etkileyici bir anlatıma sahip, söyleyeni belli olmayan
anonim söz öbekleridir.

Atasözleri

Dillerin söz varlığının önemli bir unsuru olan atasözleri,
toplumların bilge yönlerini, kazandıkları deneyimleri,
dünyaya bakışlarını, anlatım yeteneklerini yansıtan ve çok
uzun süre düşünce dünyasında yasamaya devam edebîlen
bir tür kalıplaşmış sözlerdir. Uzun zaman hiç değişmeden
yasayan atasözleri olduğu gibi, zamana ve coğrafyaya
göre değişebilen, bazen de tamamıyla unutulanlar
olabilmektedir. Atasözü kavramının Türk dünyasında
atalar sözü, eskiler sözü, makal, nakıl gibi çeşitleri adları
vardır.

Atasözlerinin Konuları

Bir atasözünün oluşup yaygınlaşması için öncelikle
olaylardan ders çıkarabilmeyi becerebilen bir kişinin
etrafında olup bitenleri iyi gözlemlemesi, durumu kısa,
keskin, bir şekilde ifade edebilmesi ve bunun toplumun
büyük bir kesimi tarafından beğenilmesi gerekir.
Atasözüne konu teşkil edebilecek olayın konunun geniş
kesimleri ilgilendirecek bir niteliğe sahip olması gerekir.
Atasözlerinin ders verici özelliği en temel özelliğidir.
atasözleri kesin yargı bildirirler ve deyimler gibi
kalıplaşmış sözlerdir.

Atasözleri bir ulusun hayatını geleneklerini hayatını
adetlerini kuşaktan kuşağa taşır. Türk atasözlerinin
konularından kısaca bahsedecek olursak yiğitlik, mertlik,
sabır, konukseverlik, aile, çocuk gibi konular alır. At ölür
meydan kalır, yiğit ölür şan kalır. Yuvayı dişi kuş yapar.
Aman dileyene kılıç kalkmaz….
Atasözlerinin Dil ve Üslup Özellikleri
Atasözlerinde dil ve üslup da çok önemlidir. Atasözlerinde
dil kısa etkili keskindir. Az sözcükle çok şey anlatma
atasözlerinin en belirgin özelliğidir. Kalıplaşmış hiçbir
sözcüğü değiştirilemeyen söz öbekleridir.

İkileme
İkilemenin Genel Özellikleri

İkileme, anlatım gücünü arttırmak, anlamı pekiştirmek,
kavramı zenginleştirmek amacıyla aynı sözcüğün tekrar
edilmesi veya anlamları birbirine yakın veya karşıt olan ya
da sesleri birbirine andıran iki sözcüğün yan yana
kullanılmasıdır. Türkçenin bir zenginliği ve Türk beyninin
yaşatma gücünün ürünleri olan ikilemeler, Türk
düşüncesindeki anlam zenginliğinin ve kavram
inceliklerini ortaya koymak üzere türlü şekillerde
birbiriyle ilgili sözcüklerin yan yana getirilmesi ve bu yan
yana getirilen sözcüklerde yeni bir anlatım önceliği
sergilenmesiyle oluşturulur. Bir dilin kollarından birinin
bir ülke ya da bölge içerisinde küçük ses farklılıklarıyla
birbirinden ayrılan kollarına ağız denir. Zaman zaman şive
sözcüğünün de ağız terimi yerine kullanıldığı görülür.
Sözcük Yapısı Bakımından İkilemeler
Türkçede hemen hemen her tür sözcükten ikileme
yapılabilir.”Hanyayı Konyayı,sen sen,hay hay,olur
olmaz,gibi.

Yapı ve Kuruluş Bakımından İkilemeler

Kuruluş bakımından ikilemeleri inceleyecek olacak
olursak; yansıma kaynaklı olanlar: Fırıl fırıl dönmek,
fokur fokur kaynamak, harıl harıl çalışmak.
Eksiz olanlar: top top kumaş, deste deste kumaş.
Çeşitli ekler alarak kurulanlar: baş başa, üst üste, oradan
buradan konuşmak.
Fiil kök ve gövdelerinden eklerle ya da yalın olarak
ikilemeler: salına salına (yürümek), Dönüp dönüp
(bakmak)

Alıntı Sözler

Diller zaman içerisinde başka dillerle çeşitli biçimlerde
ilişkiye girerler ve bu ilişkiler sonucunda birbirlerinden
sözcükler alıp sözcükler verirler. Bugün yeryüzünde
yalnızca kendi sözlerine dayanan hiçbir kültür ve
medeniyet dili yoktur. Bu etkileşimler büyük devletlerin
çeşitli milletleri tek çatı altında toplamasıyla ve yönetime
sahip kitlenin dilinin etkili olmasıyla, din vasıtasıyla,
teknolojik gelişmeler vasıtasıyla gibi sebeplerle
olabilmektedir.

Türkçenin ilk metinleri olan Orhun yazıtlarında sadece
birkaç yabancı sözcüğe rastlanır bunlarda sengün(general),
kunçuy(prenses), işgiti(kumaş) gibi sözcüklerdir.
Trük yazı dilinin eski Türkçe devresinin ikinci döneminin
oluşturan Uygur yazı dilinde yabancı sözcüklerin arttığı
gözlemlenir bu daha çok dini metinlerdedir. Uygurlar
Budizm, Maniheizm, Brahmanizm gibi dinlere
girmişlerdir ve bu dinlerle birlikte yabancı sözcükler
Tükçeye girmiştir.
Karahanlı devleti döneminde ise Türklerin İslamiyet’e
girmesiyle birlikte Arapça Farsça sözcükler Türkçeye
girmeye başlamıştır.
Anadolu Selçuklu ve beylikler dönemindeyse Türkçe daha
sade bir yapıdadır.
Tanzimat dönemdiyse Türkçe, Farsça ve Fransızcanın
etkisinde altındadır. Aydınlarımızın batıya yönelmesi
Fransız edebiyatına ilgi duymasıyla ilgilidir. Daha sonraki
zamanlarda ise Fransızcanın yerini İngilizce almıştır.
Bunda ABD’nin siyasi ve ekonomik etkisi büyüktür.
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, Cumhuriyetin kurucu
kadrosu Türkçe ile ilgilide bir mücadele veriş Türkçeyi
Arapça ve Farsçanın etkisinden kurtarmıştır. Daha sonraki
dönemlerde ise Türkçe batı kaynaklı bir istilayla yüz yüze
kalmıştır.

Pek çok dünya dilini etkilemiş olan Türkçe sadece Arapça
ve İngilizce karşısında gerilemiştir. Bunun nedeni de din,
teknoloji ve modaya olan özentidir
Ağız Öğeleri
Bir dili konuşan insan ya da toplulukların zaman
içerisinde farklı devletlerin egemenliği altına girmesi
farklı coğrafyalarda uzun süre yaşaması dilde birtakım ses
ve biçim farklılıkları ortaya çıkmasına neden olur ve
böylece de lehçeler, şiveler ağızlar oluşur.
Bir dilin kollarından birinin yani bir lehçenin bir ülke ya
da bölge içerisinde küçük ses farklılıklarıyla birbirinden
ayrılmasına “ağız”denir.
Zaman zaman da şive sözcüğünün ağız yerine kullanıldığı
görülür.

Yukarıda da bahsedildiği gibi ağızlar, zamana ve
coğrafyaya bağlı olarak tarih,boy farklılıkları ,komşu dil
ve kültürler gibi unsurların etkisiyle ve dilin kendi
bünyesinden kaynaklanan ses değişmelerinin sonucu
ortaya çıkar.

Argo

Argo; toplumda belli bir sosyal sınıfa mensup olanların
daha çok toplum dışı olarak algılanan ve damgalanmış
grupların, toplumun diğer kesimlerinden ayrılmak veya
gizlenmek içgüdüsüyle kendilerine sözcük ve deyimlerle
oluşturdukları konuşma sistemidir. Genle dilin
sözcüklerine bazı özel anlamlar vermekle birtakım
sözcükler katmakla oluşan argo bir çeşit özel dildir. Argo
bir gruba ait değildir. Toplumdaki herkes argo
kullanabilir. Fakat bazı sosyal grupların kendine has
argoları da vardır. Örneğin öğrenci argosu, balıkçı argosu,
vb.
Argolar oluşturulurken birtakım kurallar belirlenmiştir.
Bunlardan bazıları şöyledir: örtülü sözler kullanma, eski
sözlerden ve ağız unsurlarından yaralanma, genel dildeki
sözcüklerin biçimini bozma, önüne veya arkasına
eklemeler yapma, iç düzenin değiştirme, hayvanları veya
eşyaları konuşturma gibi. Tabut için “İmamın kayığı”ya
da “ Dört kollu” ifadelerinin kullanılması gibi.

İlişki Sözleri

İlişki sözleri yüzyıllarca geriye giden bir medeniyetin
yansımaları, bir toplumun kültür hayatının adeta özünü
içinde barındıran, insan ilişkilerindeki nezaket ve inceliğin
düzeyini gösteren, kalıplaşmış, kullanıldıklarında insanlar
arasında bir sıcaklık oluşturan sözlerdir.
İlişki sözleri, toplumun kültürel özelliklerini ortaya
koymakta, gelenek ve göreneklerine dair ipuçları
vermektedir.
Birini yolcu ederken “Güle güle” çocuğu olana “Allah
analı babalı büyütsün” düğün yapana “Allah bir yastıkta
kocatsın” gibi incelik nezaket içeren sözler ilişki
sözlerinin örnekleridir

Türkçenin Türetme Gücü

Hiçbir dilin kök durumundaki sözcükleri evrendeki ve
insan zihnindeki sonsuz denebilecek kavramları
karşılayacak düzeyde değildir. İnsanoğlu durağan bir
hayat yaşamadığı için ve evrende devamlı yeni gelişmeler
ve icatlar olduğu için diller de yeni sözcüklere gerek
duymaktadır. Dillerde yeni sözcük oluştururken türetme
yoluna gitmiştir. Eklemeli dillerin geliştirdiği yolların en
başta geleni, sözcük köküne yapım ekleri getirerek, yeni
durum, varlık ve kavramları karşılamaya çalışmaktır.
Türkçe de eklemeli dillerden sondan eklemeli bir dildir.
Türkçede “yazmak” eyleminden yeni kelimeler türetmek
istendiğinde yazı, yazıcı ,yazar, yazgı gibi.
Aynı sözcüğe farklı anlamlar yükleme de yeni kavramları
karşılamada bir yöntemdir. Bu yüzden sözlükler bir
sözcüğü birden fazla anlamını sıralarlar.

Türkçenin Yapısı ve İşletme Biçimi

Yukarda da bahsedildiği gibi Türkçe sondan eklemeli bir
dildir. Türkçede yeni kelimeler sözcük köklerine yapım
ekleri getirilerek oluşturulur ve kök genelde anlamını
yitirmez ve yeni oluşturulan sözcük kökle anlam ilişkisi
içerinde yer alır. Bazı durumlarda da kök ile yeni
oluşturulan sözcüğün anlamı hissedilmeyecek derecede
zayıflayabilir. Bunun nedeni sözcüğün dildeki kullanım
süresinin uzunluğudur. Bazen de sözcüğün kullanımı kökü
kullanımdan kalkmış ancak o kökten türeyen sözcükler
kullanılabilmektedir. Öğrenmek sözcüğünün kökü
düşünmek anlamına gelen “ög” kelimesi olduğu gibi.
Türkçe yeni sözcük türetmede yapım ekleri bakımından
son derece zengin bir dildir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!