Menü Kapat

Ünite 6: Tefsîr Ekolleri – Tefsir Tarihi ve Usulü

Ekol kavramı, bir bilim ve sanat dalında ayrı nitelik ve
özellikleri bulunan yöntem ve akım anlamına gelmektedir.
Tefsîr alanıyla ilgili olarak tefsîr ekolleri kavramı, tefsîr
ilmi içerisinde müstakil niteliklere ve özelliklere sahip;
kendi içinde yöntem ve prensipleri bulunan; ayrıca belli
temsilcileri ve literatürü olan akım ve okullara verilen
isimdir. Bu ekollerin ortaya çıkıp gelişmesinde birçok
etken vardır. Ancak bunlar arasında en önemli etken,
temsilcilerinin interdisipliner (değişik ilimlerde ihtisas
sahibi) şahıslar olmasıdır. Söz konusu tefsîr ekollerini,
klasik ve çağdaş şeklinde iki kısma ayırıyoruz. Klasik
dönem, 19. yüzyıl öncesini; çağdaş dönem ise sonrasını
içine almaktadır. Klasik tefsîr ekolleri, üç temel başlıkta
incelenmektedir: Mezhebî Tefsîr Ekolleri (Mutezilî, Şîî,
Hâricî ekoller), Fıkhî tefsîr ekolü ve İşârî Tefsîr ekolü.
Çağdaş tefsîr ekolleri ise konulu tefsîr ekolü, bilimsel
tefsîr ekolü ve ictimâî tefsîr ekolü olarak üç kısımda ele
alınmaktadır.

Klasik Tefsir Ekolleri

Çağdaş döneme kadar gelişen bu akımlar, klasik tefsîr
ekolleri olarak adlandırılır. Bu ekoller, mezhebî (kelâmî)
tefsîr ekolleri, işârî tefsîr ekolü ve fıkhî tefsîr ekolüdür.

Mezhebî (Kelâmî) Tefsîr Ekolleri

İslâm terminolojisinde mezhep, dinin itikâdî ve amelî
hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda kendine
özgü yaklaşımlara sahip olan düşünce sistemine verilen
isimdir. İtikâdî mezhepler, Ehl-i Sünnet ve Ehl-i bidat
olarak iki kısma ayrılmaktadır. Ehl-i Sünnet mezhebi,
İslâm ümmetinin çoğunluğunun tabi olduğu hak
mezheptir. Bunun dışında kalan mezhepler de Ehl-i bidat
mezhepleri olarak kabul edilmiştir. Her bir mezhep, kendi
doktrinlerinin ve görüşlerinin doğruluğunu ispat etmek
için Kur’ân’a ve Sünnete başvuruyorlardı. Mezhepler ve
Kelâm tarihinde itikâdî mezheplerin sayısı çok fazla
olmakla birlikte, biz burada Kur’ân tefsîrinde önem
arzeden Mutezile, Şîa ve Hâricîyye ekolleri hakkında
kısaca bilgi vereceğiz.

• Mutezilî Tefsîr Ekolü: Mutezile, Emevîler
zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b.
Abdülmelik zamanında yaşayan Vâsıl b. Ata’nın
kurmuş olduğu mezheptir. Mutezile, düşünce
sistemini “usûl-i hamse” (beş temel prensip)
üzerine kurmuştur. Bu beş prensip, tevhid
(Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek
olduğu inancı), adalet (Allah’ ın hayrı yapması,
şerrin meydana gelmesinde etkisinin olmaması),
va’d-vaid (Allah’ın sözüne sadık kalması),
menzile beynel menzileteyn (büyük günah
işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık
olduğu) ve emr-i bil ma’ruf ve nehyi ani’lmünkerdir
(iyiliği emretmek, kötülüklere engel
olmaktır). Mutezile’nin Ehl-i Sünnet tarafından
kabul edilmeyen temel görüşleri şunlardır: Kaderi
inkâr ederler. İnsanın mutlak iradeye sahip
olduğunu; kendi eylemlerini yarattığını
benimserler. Allah’ın hayrı yarattığına; şerri
yaratmadığına inanırlar. Allah’ın bazı kadim
sıfatlarını ona nispet etmezler. Tövbe etmeden
ölenlerin bağışlanmayacağını ve fasığın ebedi
olarak cehennemde kalacağını savunurlar.

Mutezile âlimleri, tefsîr yöntemi açısından,
âyetleri öncelikle dilbilgisi ve belağat ilmi
açısından açıklamışlardır. Ancak zâhir anlam
konusunda -doktrinlerine ters düşen- bir
problemle karşılaştıklarında mecaza başvurarak
te’vîl yoluna gitmişlerdir. Önemlileri şunlardır:
Ebû Müslim el-Isfahânî, Câmiü’t-Te’vîl li
Muhkemi’t-Tenzîl; Kâdî Abdulcebbâr, Tenzîhu’lKur’ân ani’l-Metâ’in; Şerif Murtezâ, Ğureru’lFevâid ve Dureru’l-Kalâid; Zemahşerî, el-Keşşâf
an Hakâiki’t-Tenzîl.

• Şiî Tefsîr Ekolü: Şîa, kelime olarak “taraftar”
anlamına gelip terim olarak ise Hz. Peygamber
(sav)’in vefatından sonra Hz. Ali ve Ehl-i beytini
halifeliğe layık gören ve halifelerin Hz. Ali
soyundan gelmesi gerektiğine inanan topluluğun
genel adıdır. Bu mezhebin temel görüşleri
şunlardır: Onlar, imâmların günahtan
korunduklarına (masum), 12. imâmın ahir
zamanda ortaya çıkacağına ve Şîîleri
kurtaracağına (mehdî muntazar); mehdînin ortaya
çıkışından sonra Hz. Peygamber (sav), Hz. Ali,
Hasan, Hüseyin (ra) ve hatta tüm imâmların
tekrar dünyaya döneceğine (ricat); mehdînin
dönüşüne kadar düşmanlarından korunmak için
kendilerini gizleyip, olduklarından farklı
görünmeleri gerektiğine (takiyye) inanırlar.

İmâmiye Şîasının tefsîr anlayışı, başta imâmet
olmak üzere yukarıdaki temel inançlarıyla
doğrudan ilgilidir. Onlara göre, imâmet, vahiy
kurumunun devamı niteliğindedir. İmâmiye
Şîasının en önemli tefsîrleri şunlardır: El-Kummî,
Tefsîru’l-Kummî; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tibyân fi
Tefsîri’l-Kur’ân; Tabressi, Mecmeu’l-Beyan fi
Tefsîri’l-Kur’ân; Tabatabai, el-Mizan fi Tefsîri’lKur’ân.

• Haricî Tefsîr Ekolü: Üçüncü halife Hz. Osman’ın
şehid edilmesinden sonra yeni halifenin seçimi
konusunda sahabe arasında ihtilaf baş göstermiş,
bir kısmı Hz. Ali’nin; bir kısmı da Hz.
Muaviye’nin halife olmasını istemiştir.
Tartışmalar büyümüş, sonra iki grup Sıffin
savaşını yapmıştır. Yenilmek üzere olan Hz.
Muaviye’nin hilesiyle bilirkişinin hakemliğine
başvurulması önerilmiş, bu nedenle Amr b. As ve
Ebû Musa el-Eşari hakem tayin edilmiştir. Bu
olaya tarihte “tahkim olayı” denmektedir. Tahkim
olayını Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz.
Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin zaten Hz.
Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını
kabulüyle hata ettiğini ileri süren ve Şîa’dan
ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm,
Allah’ındır” sloganıyla ayrılan fırka, Hz. Ali’den
ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak
isimlendirilmiştir. Esasen itikâdî ve siyasi bir
mezhep olan Hâricîler, temelde Şîa’nın fikirlerini
benimsemekle birlikte kendilerine özgü
düşünceleri de vardır. Onlara göre Kur’ân,
lafzıyla kesin bir kanun olup te’vîl veya tefsîre
ihtiyaç göstermeksizin lafzi hüviyetiyle değişmez
bir şekilde hem itikâdî hem de amelî hayat için
yegane bir nizamdır. . Hâricîlere ait birkaç tefsîr
yazıldığı kaynaklarda geçmesine rağmen bunlar
günümüze kadar ulaşamamışlardır. Günümüze
gelen tefsîr sadece, İbaziye koluna mensup olan
Muhammed b. Yusuf Itfiyyiş’in Himyanü’z-Zad
ila Dari’l-Mead isimli 13 ciltten oluşan matbû
tefsîrdir.

İşârî Tefsîr Ekolü

Bir nesneyi gösterme, bir anlamı üstü kapalı bir şekilde
ifade etme, dolaylı ve kinayeli bir sözle anlatma” gibi
anlamlara gelen işaret kavramı. Tasavvufun temel
açıklama biçimi olan “işaret” kavramından hareketle tefsîr
alanında bir akım olarak gelişen işârî tefsîr ise, keşf, ilham
ve sezgi yoluyla elde edilen bâtıni/ledünni bilgiyle Kur’ân
âyetlerinin bir kısmını veya tamamını yorumlama
yönteminin ismi olmuştur. İşârî tefsîr yöntemi, Kur’ân’ı
mutasavvıfların (sufilerin) yorumlama tarzıdır.

İşârî tefsîr akımı, tasavvufun gelişimiyle paralellik
arzetmektedir. Tasavvuf tarihi, üç dönem olarak telakki
edilmektedir. Zühd ve takva dönemi olarak adlandırılan
birinci dönem, basit düzeyde zâhidin ahlak ve takvasını
geliştirme üzerine yoğunlaşmaktadır. İkinci dönem ise
tasavvufun sistemleştiği ve kurumsallaştığı dönemdir. Bu
dönemde tasavvuf kendi literatürü içerisinde gelişirken
diğer taraftan da işârî tefsîre yönelik müstakil eserler
ortaya çıkmaya başlamış ve zamanla gelişmiştir.
Tasavvufun son dönemi ise onun felsefileşmesi ve nazarî
bir sistem haline gelmesidir. Sufilere göre Kur’ân’ın
kelime, lafız ve cümlelerinin ilk bakışta akla gelen zâhirî
anlamlarından başka sûfinin tasavvuftaki bilgi (marifet)
derecesine göre halka halka genişleyen bâtınî manaları da
vardır.

Buna göre işârî tefsîr de ikiye ayrılır: İşârî sufi tefsîr ve
nazarî sufi tefsîr. Birincisi âyetlerin, mutasavvıfların ilham
ve keşf yoluyla elde ettikleri ve zâhirî manaya ters
düşmeyen bâtınî bilgiyle tefsîr edilmesidir. İkincisi ise
felsefîleşmiş nazarî tasavvuf ehlinin nazariyelerini
desteklemek için âyetlere getirdikleri bâtınî şahsî
yorumlardır. İşârî tefsîrin kabul görmesi için müfessirler,
şu şartları ileri sürmüşlerdir: Bâtınî anlamın, zâhirî anlama
ters düşmemesi, Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden
aklî veya naklî bir delilin bulunması. Bâtınî manaya aykırı
dini veya akli bir delilin bulunmaması. Zâhirî mana
olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia
edilmemesi gerekmektedir.
En önemli işârî tefsîrler şunlardır: Sehl b. Abdullah etTüsterî, Tefsîru’l- Kur’âni’l-Azîm; Abdurrahman esSülemî, Hakâikü’t-Tefsîr; Kuşeyrî, Letâifü’l-İşârât;
Necmüddin ed-Dâye, Bahru’l-Hâkaik ve’l-Me’ânî;
Nimetullah Nahcivânî, el-Fevâtihu’l-İlâhiyye; İsmail
Hakkı Bursevî, Rûhu’l- Beyân.

Fıkhî Tefsîr Ekolü

Kur’ân’da itikâdî, ahlakî, iktisadî, kevnî vb. alanlarla ilgili
âyetler bulunduğu gibi, ibadet ve hukukla ilgili âyetler de
mevcuttur. Söz konusu âyetlere “ahkâm âyetleri” ismi
verilmektedir. İbâdât, muamelat (hukuk) ve ukubat
(cezalar) ile ilgili olan bu âyetler, esasen Fıkıh (İslâm
Hukuku) ilminin konusudur. Bu ilim, Hz. Peygamber
(sav) döneminden başlayarak gelişmiş, zamanla mezhepler
oluşmuş; bunlar içerisinde Hanefi, Şâfiî, Maliki ve
Hanbeli mezhepleri sistemleşerek günümüze kadar
gelmişlerdir.

Fakihler, tefsîr alanında sadece Kur’ân’daki ahkâm
âyetlerini tefsîr etme mantık ve mantalitesiyle yorum
yapan bir akım geliştirmişlerdir. Bu akım, “fıkhî tefsîr
ekolü”; literatürü de “Ahkâmü’l-Kur’ân” adıyla
anılmaktadır.
Fıkhî tefsîrler, yapısı itibariyle iki kısma ayrılmaktadır. Bir
kısmı, Kur’ân’ ın bütününü tefsîr etmekle beraber ahkâm
âyetlerine ağırlık vermişlerdir. Diğer bir kısmı ise sadece
ahkâm âyetleriyle kendini sınırlayıp bu âyetlerin tefsîrini
yapanlardır. Meşhur olan bazı ahkâm tefsîrleri ve yazarları
şunlardır: İmâm Şâfiî, Ahkâmü’l-Kur’ân; Tahavî,
Ahkâmü’l-Kur’ân; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; İl-Kiyâ elHerrâsî, Ahkâmü’l-Kur’ân; Ebubekir İbnü’l-Arabî, Ahkâmü’l-Kur’ân; Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân;
Sâbûnî, Muhammed Ali, Revaiü’l-Beyan fi Tefsîri
Ahkâmi’l-Kur’ân.

Çağdaş Tefsir Ekolleri

19. yüzyıl sonrası gelişen bu akımlara, çağdaş tefsîr
ekolleri denmektedir ki bunlar, konulu tefsîr ekolü, ictimâî
tefsîr ekolü ve bilimsel tefsîr ekolüdür.

Konulu Tefsîr Ekolü

Arap tefsîr literatüründe “et-tefsîru’l-mevzûî” olarak geçen
“konulu tefsîr”, Kur’ândaki bir konuyu, Kur’ân’ın temel
hedef ve ilkelerine uygun bir şekilde belli usûller
çerçevesinde bütüncül olarak araştırıp ortaya koyma
yöntemine verilen isimdir. Konulu tefsîr çalışması, gerek
Arap dünyasında ve gerekse ülkemizde en fazla
önemsenen yöntemlerden birisidir. Hem ilgili ekolün
yöntem ve tarihi; hem de bu yöntemle yapılan pratik
yüzlerce çalışma mevcuttur. İlahiyat alanının tefsîr yüksek
lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük düzeyindeki
çalışmalarının da en önemli kısımlarından birini teşkil
etmektedir.

Konulu tefsîr yöntemi, temelde üç kısma ayrılmaktadır:
1. Kur’ân merkezli konulu tefsîr: Bu da kendi içinde
şu kısımlara ayrılmaktadır:
a. Konu tefsîri: Bu, kavram tefsîrinden
daha kapsamlı ve geniş çerçevelidir.
b. Kavram tefsîri: Bu ise konu tefsîrinden
daha dar çerçevelidir.
2. Sûre merkezli konulu tefsîr: Sûre merkezli
konulu tefsîr, iki kısma ayrılır:
a. Sûredeki tek konunun tefsîri.
b. Sûrenin tüm konularının tefsîri.
3. Âyet merkezli konulu tefsîr: Kur’ân’daki bir âyet
merkeze alınarak onunla ilgili diğer âyetlerden;
ayrıca sünnet, sahabe ve tabiun sözleri, başka
müfessirlerin görüşleri ve sair referanslardan
hareketle âyeti bütün yönleriyle inceleme
şeklinde gerçekleştirilir.

Pratik çalışmalar çok fazla olduğu için sadece konulu
tefsîri yöntem olarak inceleyen çalışmalardan bazılarını
kaydedelim: Müslim, Mustafa, Mebâhis fi Tefsîri’lMevzûî; Fuda, Mahmud Besyuni, et-Tefsîru’l-Mevzûî ve
Menhecü’l-Hakk fi Hidâyeti’l-Halk; Hicazi, Muhammed,
et-Tefsîru’l- Mevzûiyye fi’l-Kur’âni’l-Kerim; Demirci,
Muhsin, Konulu Tefsîre Giriş; Güven, Şahin, Konulu
Tefsîr Metodu.

İctimâî Tefsîr Ekolü

İctimâî tefsîr ekolü, Kur’ân’ın bir hidâyet kitabı olduğu
düşüncesinden hareketle mesajını doğrudan bütüncül
olarak insanlara ulaştırmayı ve toplumdaki sosyal, siyasal
ve kültürel sorunlara Kur’ân’dan çözüm üretmeyi
amaçlayan akıma verilen isimdir. İctimâî tefsîr ekolünün
en belirgin yönü, tefsîrde donukluğu ve durgunluğu
aşmak; mesajın ötesindeki faydasız gramatik polemikler
ve ileri detaylardan uzaklaşarak doğrudan mesaja
yoğunlaşmaktır. Bir diğeri ise yaşanan çağda ortaya çıkan
problemlere Kur’ân çerçevesinde çözüm üretmektir. 19.
yüzyılın son çeyreğinde pozitivizmin etkisiyle aklın
sadece bilim, teknoloji ve pozitif ilimlerle
özdeşleştirilmesine bir reaksiyon olarak ortaya çıkan
ictimâî tefsîr ekolü, Kur’ân’ın ve İslâm’ın akla önem
verdiğini öne çıkarmaya çalışmıştır. Bunlar, hidâyeti ve
mesajı ön plana çıkarma bakımından müspet bir yöne
sahip olmalarına rağmen fazla akılcılıktan dolayı bazı
yanlışlıklara da düşmüşlerdir. Bu ekole göre yazılmış
tefsîrlerin en önemlileri şunlardır: Muhammed Abduh,
Reşid Rıza, Tefsîru’l-Menâr; Mustafa Merâğî, Tefsîru’lMerâğî;
Kutup, Seyyid, Fi Zilali’l-Kur’ân.

Bilimsel Tefsîr Ekolü

Kur’ân’a göre âyetler iki türlüdür: Birincisi, kavlî (sözlü)
ve kitabî (yazılı) âyetlerdir ki bu Kur’ân’dır. İkincisi ise
kevnî âyetlerdir; yani Allah’ın yarattığı evren, insan,
hayvan ve bitkiler gibi tüm yaratıklardır. Arap dünyasında
“et-tefsîru’l-ilmî” ismiyle anılan akım, Türkiye’de “ilmî
tefsîr” ve “bilimsel tefsîr” adlarıyla anılmaktadır.
Ülkemizde ilim ve bilim kelimesi arasında, kullanım
itibariyle ciddi bir ayrım bulunmaktadır. İlim, daha ziyade
dini ilimlerle ilişkilendirilirken bilim, pozitivizmin
etkisiyle daha çok pozitif ilimlerle ilişkilendirilmektedir.
Bu yüzden “bilimsel tefsîr ekolü” ismi daha çok tercih
edilmektedir. : Bilimsel tefsîr, Kur’ân’daki evren, insan ve
canlılarla ilgili kevnî âyetlerin, pozitif bilimlerin
verileriyle tefsîr edilmesini amaçlayan akım ve ekole
verilen isimdir.

Tarihte bilimsel tefsîr konusunda en önemli şahsiyet
olarak Gazali gösterilmektedir. O, gerek İhya ve gerekse
Cevahiru’l-Kur’ân adlı eserlerinde gelmiş geçmiş tüm
ilimlerin Kur’ân’da bulunduğunu; Allah’ ı ve Kur’ân’ ı
tanımak için bütün ilimlerin bilinmesinin gerekli olduğunu
savunmuştur.

Bilimsel tefsîr yöntemine karşı bazı eleştiriler yapılmıştır.
Meselâ Şatibî, bilimsel tefsîre yönelen kişilerin sınırı
aştığını; bütün ilimlerin Kur’ân’da yer aldığı iddialarının
doğru olmadığını; sadece o dönemin Araplarının bildiği
şeylerin var olabileceğini belirtmektedir.
Bilimsel tefsîr ekolünün en önemli temsilcileri ve eserleri
şunlardır: Cevherî, Tantâvî, el-Cevâhir fi Tefsîri’l-Kur’ân;
Ahmed Muhtar Paşa, Serairu’l-Kur’ân; Muhammed b.
Ahmed el-İskendarani, Keşfu’l-Esrari’n-Nuraniyyeti’lKur’âniyye; Seyyid Abdurrahman Kevakibi, Tabâiu’lİstibdâd ve Masariu’l-İsti’bâd.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!