MenüKapat

Ünite 6: Peygamber İnancı

İslâm dininin en temel inanç esaslarından biri
peygamberlere, Allah’ın mesajlarını insanlara ileten
elçilerine iman etmektir. Allah Taâlâ, insanlara bildirmek
istediği emir ve yasakları peygamberleri vasıtasıyla
ulaştırmış ve onlardan da kendisinin seçmiş olduğu
peygamberlere iman ve itaat etmelerini istemiştir. Bu
bağlamda “Kim resûle itaat ederse Allah’a itaat etmiş
olur” (en-Nisâ 4/80) buyrularak peygambere iman ve itaat
Allah’a iman ve itaatla özdeşleştirmiştir.

Peygamberlik

Peygamberler, Allah’ın izniyle O’nun dinini insanlara
tebliğ etmek, onları hidayete ulaştırmak, karanlıktan
aydınlığa çıkarmak, aralarında adaletle hükmetmek,
anlaşmazlığa düştükleri konuları halletmek, onları ıslah
etmek ve âhirette mutluluklarını sağlamak gibi görevleri
üstlenmişlerdir.

Peygamberler güvenilir, doğru, ileri görüşlü, ihlâslı ve
seçkin insanlardır (Sâd 38/45-47). Allah insanlar
tarafından benimsenip ilâhî görevlerini yerine
getirebilmeleri için onlara mucize gösterme imkânı
bahşetmiş (Âl-i İmrân 3/50; Yûnus 10/13; İbrâhim 14/5, 9)
ancak bunu hiç bir zaman O’nun izni olmadan
gerçekleştiremişlerdir (er-Ra’d 13/38). Kur’an mucize
dışında peygamberlere manevî destek bahşedildiğini de
belirtmektedir (Hûd 11/88; Meryem 19/50).

Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberler için kullanılan
terimlerden biri insanlara Allah’tan mesaj getiren kimse
veya Allah katında yüksek makam sahibi kimse
anlamlarına gelen “nebî”, diğeri ise kendisine belli bir
görev verilerek bir yere gönderilen elçi mânasına gelen
“resûl”dür. Türkçe’de Allah’ın mesajını taşıyan anlamında
Farsça peygamber kelimesi de nebî ve resûl terimlerinin
yerine kullanılır. Peygamber, dinî bir terim olarak
buyruklarını haber vermek üzere Allah’ın insanlardan
seçip kendisine vahiy yoluyla kitap verdiği kişi diye
tanımlanır. Allah insanlardan nebî ve resûller seçmiş,
sadece resûllere değil, hem resûllere hem de nebîlere
kitaplar vermiş; Hz. Mûsâ, Harun ve İsmail’den resûl-nebî
diye bahsedilmiştir (el-Hadîd 57/25-26; es-Saffât 37/114-
117).

Kur’an’da ayrıca peygamberler için insanlara hayırlı bir
haberi müjdeleyen, haber veren kimse anlamında “beşîr”
ve “mübeşşir”; ileride gelecek tehlikeyi önceden sezip
haber veren, insanları bundan sakındırıp uyaran manasında
sıfat olan “nezîr”; yol gösteren, doğru yola ileten
mânasında “hâdî”; Allah’ın kulu anlamında “‘abd”
kelimeleri de kullanılmaktadır.

Peygamberliğin İmkân ve Gerekliliği

İslâm kaynaklarında nübüvvet olarak bilinen
peygamberlik insan aklının mümkün göreceği bir şey olup
imkânsız (muhal) olarak değerlendirilemez.
• Allah Taâlâ Açısından: Allah Taâlâ konuşan ve
dileyen (kelâm ve irade sahibi) yüce bir varlıktır.
O’nun yaratıcı oluşu nasıl kâinatı meydana getirmiş
ve bu sıfatının bir tecellisi/tezahürü olmuş ise
konuşan ve dileyen bir varlık oluşunun da açığa
çıkması gerekir. İşte nübüvvet O’nun bu sıfatlarının
yansıma ve tecellisidir.
• İnsan Açısından: Kur’ân-ı Kerîm, peygamberlikle
görevlendirilen insanların bedenî ve ruhî
kabiliyetleri yönünden üstün bir yaratılışa sahip
kılındıklarını, diğer insanların ise fizik ötesi âlemle
irtibat kuramayacaklarını açıklamış (Hûd 11/28,
88), böylece nübüvvetin aklen mümkün
bulunduğuna işaret etmiştir.
• İnsan Fıtratı/Yaratılışı Açısından: Allah Taâlâ
insanı yeryüzünde “halife”si kılmakla (el-Bakara
2/30) diğer yaratıklar arasında farklı bir konuma
yerleştirmiştir. Kur’an’da insanın evrende başıboş,
kendi haline terk edilmediği (el-Kıyâme 75/36),
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk
etsinler diye yarattım” (ez-Zâriyât 51/56) âyetiyle
de ona kulluk görevinin yüklendiği belirtir.
• İnsanın Hidayeti Açısından: Peygamberlik asıl
hedefi “insanlığın hidayetine/Allah’ın rızasına
uygun olan doğru yolu bulmasına vesile olmak”tır.
Son Peygamber’in tebliğ ettiği Kur’an’ın öncelikle
“O, müttakîler için bir yol göstericidir” (el-Bakara
2/2)
• İnsanlar Arasındaki İhtilaflar: Peygamberliği
gerekli kılan bir başka husus da insanlar arasındaki
çeşitli görüş ayrılıklarıdır. Kur’an’da geçmiş
ümmetlerin dinî olabileceği gibi, insanlar arasında
adaletle hükmedilmeyi gerektirecek muhtelif
dünyevî meselelerde de fikir ayrılıklarına
düştükleri anlatılır. Kur’an bu noktada peygamberi
bütün yanlış anlaşılmaları ve fikir ayrılıklarını âdil
bir hükümle giderici bir konumda takdim
etmektedir. Öte yandan insanlar asıl görevleri olan
Allah’a kulluğu gereğince yerine getirebilmek için
tabii olarak peygamberlere ihtiyaç hissederler.
Buna geçmiş ümmetlerin gerek itikadî gerekse
amelî konularda fikir ayrılıklarına düşmeleri ilave
edilirse bu ihtiyacın daha da arttığını söylemek
gerekir.

Peygamberliğin Yapısı

Bu Görev Sadece Allah Tarafından Verilir
Peygamberlik Allah Teâlâ’nın kulları arasından seçtiği
şahıslara lutfettiği mânevî bir görevdir. İnsanların kendi
istek ve çabalarıyla bu görevi elde etmeleri mümkün
değildir. Peygamberlik bu açıdan vehbidir.
Her Ümmete Peygamber Gönderilmesi
Kur’an’da her ümmete peygamber gönderildiği ve onlara
kendi lisanlarıyla hitap edildiği prensibine vurgu
yapılmıştır. Peygamber gönderilmedikçe azap
edilmeyeceğini bildiren âyetler de insanın sorumluluğu ve
ilâhî hitap ilişkisi açısından önem arzeden bir diğer
noktayı öne çıkarmaktadır.
Peygamberlerin sayısı hakkında kesin bir rakam vermek
mümkün değildir. Çeşitli âyetlerde bazı peygamberlerin
isimleri zikredilmekle birlikte bilgimizin dışında kalan
bazı peygamberlerin varlığına da işaret edilmiştir (en-Nisâ
4/164; el-Mü’min 40/78). Bazı kaynaklarda müslüman
tarihçilerin, nebilerin sayılarının yüzyirmidörtbin,
resullerin de üçyüzonüç olduğunda görüş birliğine
vardıkları belirtilmiştir.
Kur’an’da isimleri geçen peygamberlerin hepsi erkek olup
her hangi bir kadının peygamberliğinden
bahsedilmemektedir.

Genel anlamda gayb, akıl ve duyular yoluyla hakkında
bilgi edinilemeyen varlık alanı şeklinde tanımlanabilir.
Gayb, sadece Allah’ın bilgisi dâhilinde olan ve O
bildirmediği sürece herkese kapalı bulunan nesne ve
olaylar anlamında mutlak gayb ve yaratıkların yalnızca bir
kısmının vâkıf olabildiği şeyler anlamında da göreceli
(izafî) gayb olmak üzere ikiye ayrılmakta ve Allah’ın
sadece peygamberlere vahiy yoluyla açıkladığı kısım
mutlak gayb kabul edilmektedir.

Kur’an’da peygamberler de dâhil olmak üzere gaybı
kimsenin bilemeyeceğini, gayb bilgisinin sadece Allah’a
ait olduğunu belirten muhtelif âyetler bulunmaktadır
(elEn’âm 6/59; Hûd 11/123). Ancak Allah’ın kendi
dilemesiyle bazı gaybî bilgileri peygamberlere vereceğini
dile getiren âyetler de vardır (Âl-i İmrân 3/179). Hz. Nuh
kavmine “Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim
yanımdadır’, demiyorum.

Peygamberlerin Özellikleri

Doğru Olmak: Kur’an’da gerek peygamberlerin
kendilerinin gerekse tebliğ ettikleri hususların
doğruluğunu dile getiren açıklamalar mevcuttur. Meryem
Sûresi’nde (19/41, 54, 56) Hz. İbrâhim, İsmâil ve İdris’in
doğruluktan ayrılmayan peygamberler oldukları
belirtilmiştir. Başka bir âyette belirtildiği gibi her
ümmetten bir şâhit olup (en-Nisâ 4/41) peygamberler
insanlar üzerine Allah’ın şâhitleridir.

Güvenilir Olmak: Kur’an’da Hz. Nuh, Salih, Lût, Şuayb
ve Musa’nın her biri kendisini “güvenilir (emin) bir elçi”
(eş-Şûrâ 26/107, 143, 162, 178; ed-Duhân 44/18) olarak
nitelendirmiştir. Allah’ın tebliğle görevlendirdiği
peygamberlerin kendi yaşantılarında güvenilmeyen insan
olmaları, onların inandırıcılığını ve muhataplarına örnek
olmalarını engeller, tebliğ ettikleri konulardaki hıyanetleri
de tebliğin muhtevasına güvensizliği doğururdu.
Peygamberler bu tür kötü özelliklerden uzak olmuşlardır.
Sabırlı Olmak: Kur’an’da önceki peygamberlerin karşı
karşıya kaldıkları eziyetler karşısında metanet
gösterdikleri dile getirilerek şöyle denilmektedir: “Bize
kurtuluş yollarını gösterdiği halde ne diye Allah’a
güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyetlere de elbette
katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah’a
güvenmelidir (İbrâhim 14/12). Bu ayetlerin yanında
Resûlullah’a doğrudan sabır tavsiye eden pek çok ayete
rastlanmaktadır (Yûnus 10/109; el-Müddessir 74/7).
Zeki ve Anlayışlı Olmak: Peygamberler zeki, kavrayış ve
aklî muhakeme kabiliyetleri yönünden yetkin
şahsiyetlerdi. Kur’an’da Hz. İbrâhim’in kavmini putlara
tapınmaktan vazgeçirmek yolunda girdiği mücadelede
onun zekâsını yansıtan ilginç örnekler mevcuttur (elEnbiyâ 21/58-67).
Korunmuşluk (İsmet): İslâm itikadında ismet, Allah
tarafından korunmuşlukları anlamında peygamberler için
kabul edilen özelliklerden biridir. İsmet, peygamberlerin
güçleri yetmekle beraber günahlardan uzak kalma
kabiliyetleridir. Peygamberlerin gerek sözlerinde, gerek
fiillerinde kendilerini lekeleyecek ve saygınlıklarını
zedeleyecek hatalardan korunmuş olmaları şeklinde
tanımlanmıştır.

Tebliğde Bulunmak: Allah Taâlâ peygamberleri, kendi
emir ve yasaklarını, dinin çeşitli hükümlerini insanlara
ulaştırmak üzere görevlendirmiş ve bu anlamda onların
asıl fonksiyonunu, kendilerine vahyedilenleri insanlara
aktarmak, onları Allah’ın yoluna çağırmak ve hayırlı sonla
müjdelemek, inanmayanları da karşılaşacakları azabla
uyarmak oluşturmuştur. Kur’an’da peygamberlerin
öncelikli görevlerinin tebliğ olduğu çeşitli ifadelerle ve
defalarca belirtilmiştir (el-Mâide 5/99; en-Nahl 16/82; elAhkâf 46/23).
Beşer Olmak: Kur’an’da peygamberlerin beşer oluşu,
diğer insanlar gibi beşerî sıfatlara sahip bulunuşları
sıklıkla vurgulanmaktadır. Ancak hitap ettikleri insanlar
peygamberlerin kendi cinslerinden olmalarına sürekli
itiraz etmişlerdir. Hz. Peygamber’e “Ben ancak sizin gibi
bir beşerim” (el-Kehf 18/110) demesi emredilirken ondan
önce de yemek yiyen, çarşılarda yürüyen peygamberlerin
gönderildiği (el-Furkân 25/20), onların da eşleri ve
çocuklarının olduğu (er-Ra’d 13/88) belirtilmiştir. Ayrıca
“Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar
ölümsüz de değillerdir” (el-Enbiyâ 21/8) ifadeleriyle
peygamberlerin de ölümlü varlıklar olduğuna dikkat
çekilmiştir.

Allah, peygamberlerini insanlar arasından seçmek
suretiyle insanlar için kolaylık dilemiştir. Zira
peygamberlerin gönderilme sebeplerinden biri de
insanların sıkıntılarını bertaraf ederek, kendilerini dünya
ve âhiret mutluluğuna kavuşturmaktır (et-Tevbe 9/128).
Vahiy
Vahiy, genel anlamda Allah’ın kendi iradesini seçmiş
olduğu peygamberlere çeşitli yollarla bildirmesidir.
Metafizik âlemden fizik dünyaya bilgi akışını sağlayan bu
manevî iletişimin mahiyeti, zamanı ve şekli tamamen
Allah’ın iradesiyle belirlenmiştir.
Şûrâ sûresinin “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya
perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle
ona dilediğini bildirir” (eş-Şûrâ 42/51) meâlindeki
âyetinde Allah-peygamber diyalogunun farklı şekilde
cereyan ettiği ifade edilmiştir. Bunlardan ilki vahiy olup
her hangi bir vasıta olmadan ilham, mananın kalbe
aktarılması veya rüya yoluyla gerçekleşir.

Mucize

Allah nübüvvetle görevlendirdiği peygamberlerin
doğruluklarını kanıtlamak amacıyla tabiat kanunlarını aşan
bazı olaylarla onları desteklemiştir (el-Bakara 2/60, 87,
253; el-Hadîd 57/25). İslâm itikadında bu tür harikulâde
hal veya olaylara mûcize denir. Mucizeler hiç bir zaman
insanların güç yetirebileceği olaylar değildir.

Akâid âlimleri mucizeleri idrak edilmeleri açısından genelde üçe
ayırırlar:

Hissî (Maddî) Mucizeler: İnsanların duyularına hitap
eden mucizelerdir. Allah’ın izni, iradesi ve
Aklî (Manevî) Mucizeler: Mânevî mûcize veya bilgi
mûcizesi diye de anılan bu grup, insanların akıl yürütme
gücüne hitap eden ve onları aklî kanıtlarla baş başa
bırakan gerçeklerden oluşur.

Haberî Mûcizeler: Peygamberlerin doğrudan Allah’tan
veya melek aracılığıyla aldıkları vahiylere dayanarak
verdikleri haberlerden oluşur.

Kur’an’da Sözedilen Mucizeler: Kur’ân-ı Kerîm’de bazı
peygamberlere verilen mûcizelere temas edilmiştir. Hz.
İbrahim, kavminin tapınmakta olduğu putları gizlice
kırınca kavmi, daha önce sarfettiği bazı ifadelerden zaten
bu işe niyetli olduğunu bildiklerinden, onu sorumlu
tutmuşlar ve cezalandırmaya karar vermişlerdir. Bu
cezalandırmayı da ateşte yakmak suretiyle belirlemişler ve
onu yaktıkları büyük bir ateşe atmışlardır. Fakat Allah:
“Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik vesilesi ol!”
buyurmak suretiyle onu ateşin yakıcılığından kurtarmıştır.
Böylelikle Cenâb-ı Hak, putperestlerin Hz. İbrahim’e
tuzak kurma teşebbüslerini hüsrana uğratmış, İbrahim’i
Lût ile birlikte kavimlerinin bulunduğu yörelerden alarak
daha emin ve daha bereketli bölgelere ulaştırmıştır (elEnbiyâ 21/68-71).
Hz. Salih Semûd kavmini Allah’a karşı gelmekten
sakınmaya ve O’na itaat etmeye çağırmış, fakat onlar bu
çağrılara kulak vermeyip kendisini büyülenmiş olmakla
suçlamış ve bir mucize getirmesini isteemişlerdir. Bunun
üzerine Salih mucizesini şöyle sunmuştur: “İşte (mucize)
bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir
günün içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülükle ilişmeyin,
yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir” dedi.”
Deve kavmin içinde belli bir süre yaşamış fakat bir süre
sonra içlerinden kötü niyetli bazı insanlar deveyi
kesmişler, bunun üzerine şiddetli bir zelzele ile
mahvedilmişlerdir (eş-Şu’arâ 26/141-156).

Kur’an’da Hz. Ya’kub ile ilgili olarak da bir harikulâde
olaydan bahsedilir.

Hz. Musa’nın da İsrailoğullarını Mısır’dan çıkararak
Firavun’un elinden kurtarmak için verdiği mücadeleler
esnasında pek çok mucize gösterdiği belirtilir.
Hz. Süleymân hakkında da karıncanın konuşmasını
anlaması, kuşlarla konuşması, Sebe’ melikesinin tahtının
çok kısa bir süre içinde getirilmesi gibi hârikulâdeler
zikredilmiştir (en-Neml 27/18-42).

Hz. İsa’nın mucizeleri genelde tıbbî konularda cereyan
etmiştir. Çamurdan yaptığı kuşa üflediğinde canlanması,
körü ve alacalıyı iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, insanların
evlerinde ne yeyip, ne biriktirdiklerini bilmesi,
havârîlerine gökten sofra indirmesi Kur’an’da onun
nübüvvetinin doğruluğuna delil teşkil eden mûcizeler
olarak anlatılmıştır (Âl-i İmrân 3/49; el-Mâide 5/110-115).
Son peygamber Muhammed aleyhisselâmın en büyük
mucizesi ise Kur’ân-ı Kerîm olmuştur. Kur’an’ın çeşitli
âyetlerinde benzerini getirmek yönünde insanlara meydan
okumalar tekrarlanmış, Allah Teâlâ’dan başka her hangi
bir kimsenin de Kur’an’a denk olan bir metin getirmesinin
mümkün olmadığı kesin bir şekilde ifade edilmiştir
(Yûnus 10/38; el-Bakara 2/23-24).

Kur’an’da Geçen Peygamberler

Hz. Âdem yaratılan ilk insan olduğu gibi aynı zamanda
peygamberlerin de ilkidir.
Hz. Âdem’le birlikte Kur’an’da isimleri belirtilen
peygamberlerin sayısı yirmibeştir: Âdem, İdris, Nuh, Hûd,
Salih, İbrahim, Lût, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyyûb,
Zülkifl, Şuayb, Musa, Harun, Dâvûd, Süleyman, İlyas,
Elyesa’, Yunus, Zekeriyyâ, Yahya, İsa ve Hz. Muhammed(s.a.v.)
olmak üzere yirmibeş adettir. Bunların dışında Kur’an’da
isimleri geçen Lokman, Zülkarneyn ve Üzeyir ile adı
geçmemekle birlikte “Musa’nın genç adamı” diye
kendisinden bahsedilen zatın peygamber olduklarına dair
görüşler varsa da genel kanaat onların birer sâlih kul
konumunda bulundukları yönündedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve
Muhammed üzerinde özellikle çok durulmuş, bunlara
verilen tAlimatın önemli, ümmetlerinin de fazla olduğuna
dikkat çekilmiş, aldıkları ağır görev ve sorumluluk
karşısında yılmadan azim ve sebat göstermeleri sebebiyle
“ülü’l-’azm” peygamberler şeklinde
isimlendirildikleri
ifade edilmiştir.

Peygamberliğin Hz. Muhammed’in nübüvveti ile sona
erdiği, “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin
babası değildir. Fakat o, Allah’ın resûlü ve
peygamberlerin sonuncusudur (hâtemü’n-nebiyyîn)”
(elAhzâb 33/40) meâlindeki âyetle ifade edilmiştir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!