MenüKapat

Ünite 6: Küreselleşme ve Din – Din Sosyolojisi

Küreselleşme (Tanım ve Çerçeve)
Bir kavram olarak küreselleşme; hem dünyanın
küçülmesine hem de bir bütün olarak dünya bilincinin
güçlenmesine gönderme yapmaktadır. Ulaşım ve iletişim
kolay gerçekleştirilmekte ve dünya üzerinde herkes
birbirinden haberdar olmaya başlamaktadır. Bu durum
küreselleşmenin olumlu ve olumsuz yorumlanmasının
önünü açmıştır.

McLuhan’ın ifadesiyle dünya ‘küresel bir köy’ haline
gelmektedir. David Harvey ise küreselleşmeyi ‘zaman ve
mekan sıkışması’ olarak tanımlamaktadır. Kimine göre
küreselleşme daha demokratik bir hayat getirirken kimileri
Amerika’nın ekonomik ve siyasal egemenliği
olabileceğini düşünmektedir.

Küreselleşme (Tarihsel Süreç)

Küreselleşme çok boyutlu bir süreçtir ve içeriğinde
‘aydınlanma’, ‘modernlik’, ‘ulus-devlet’ ve
‘postmodernlik’ süreçlerini de barındırır. Dolayısıyla bu
kavramları ve gidişatı adım adım bilmeden küreselleşme
kavranamaz.

 Aydınlanma, Tanrı merkezli bir evren ve insan
anlayışından, insan merkezli bir evren anlayışına
geçişi anlatmaktadır. Dolayısıyla insan, Tanrı
vahyine ihtiyaç duyduğu sürece aydınlanmış
olamayacaktı.

 Modern dünya da böyle bir anlayış temelinden
ortaya çıkmıştır. Modernitenin dayandığı
öncüller, bireyselleşme, sekülerleşme, ilerleme,
kentleşme, modern ulus-devlet gibi unsurlardır.
 İmparatorlukların dağılmasıyla modern dünyanın
siyasi yapılanması, ulus-devlet modeli temelinde
ortaya çıkmıştır. Tek bir etnisiteyi merkeze alan
bu yapıda farlılıklara kapalı bir bakış vardır.
 Diğer bir süreç sanayileşmedir. Seri ve hızlı
üretim tüketim biçimlerini de değiştirmiş ve
tüketim de de artışa sebep olmuştur.

 Üretimdeki artış, hammadde, işgücü ve pazar
arayışlarını da beraberinde getirmiştir.
Sömürgecilik faaliyetleri hızlanmış, çeşitli göçler
meydana gelmiştir.

 Sanayileşme ve tüketim ile şirketler yalnızca ulus
içinde değil ulus aşırı faaliyetlerde de girişimlere
başlamıştır. Bu da şirketlerin dünya ölçeğinde
boy göstermesi demektir. Öyleyse farklı
ülkelerdeki şirketleriyle bağ kurabilmesi
teknolojik ve kültürel değişimleri de zaruri
kılmıştır.

Bugün McDonalds, Coca Cola, Microsoft gibi ulus aşırı
şirketler dünya ölçeğinde rahatlıkla dolaşıma
çıkabilmektedir. Bu da bir noktada ulus-devletin
sermayedeki milliyetçi karakterini giderek
aşındırmaktadır.

Küreselleşme sadece ekonomi boyutuyla gelişmekle
kalmaz. Kültürel değişimler de önemlidir. Küreselleşme,
Batı standartlarının tüm dünyaya yayılmasını ifade
etmektedir. Bu bağlamda kültürel çeşitliliklerin ortaya
çıkması söz konusudur. Teknolojinin de gelişmesiyle yeni
etkileşim ve yakınlaşma biçimleri oluşmaktadır. Tabi bu
durumda birbirlerine bağımlı olan ülkeler oluşmakta ve
birinde oluşan sorun hepsine yansımaktadır. Artık
dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen bir olayın
etkileri, sadece o bölge ya da ülkelerle sınırlı
kalmamaktadır. Dünyanın birçok bölgesini farklı
şiddetlerde ama mutlaka etkilemektedir.

Küreselleşme Teorileri

1. Immanuel Wallerstein- Modern Dünya Sistemi
Wallerstein küreselleşmeyi modern dünya sistemi olarak
tanımlamakta, onu da bir kapitalist dünya ekonomi sistemi
olarak ifade etmektedir. 16. Yüzyılda öncelikle Avrupa’da
vücuda gelen bu sistem, 19. Yüzyılın orta ve sonlarında
bütün coğrafi bölgelere yayılmıştır.

Dünya ekonomi sisteminin olmasının sebebi ise toplumsal
işbölümünün sınırlarının geniş olması ve çok sayıda
kültürel alanı kapsamasıdır. Siyasal üstyapısını ise
hükümran devletler ağı oluşturmaktadır. Çok büyük olan
devletler merkezde iken diğerleri onlara bağlı ve bu
devletlerin etrafında olan devletlerdir. Bağlılık, maddi
ödüllendirme ve cezalandırma ile desteklenmektedir.

2. Zygmunt Bauman- Küresel Dünya Düzensizliği
Küreselleşmeyi ‘etki’ ve ‘etkileşim’ kavramları etrafında
anlamlandıran Bauman, küreselleşme kavramından çıkan
en derin anlamın, dünya meselelerinin belirsiz, kuralsız ve
kendi başına buyruk doğasıyla ilgili olduğudur. Bir
merkezin, bir kontrol masasının, bir yönetim kurulunun
yokluğudur. Küreselleşme bu yönüyle yeni dünya
düzensizliğidir.

3. Roland Robertson- Glokalleşme
Küreselleşmenin karmaşık ve düzensizliğine vurgu yapan
Robertson, onun küresel ile yerel olanın bir kavramda
toplandığı Glokalleşme ile anlamlı olduğunu savunur.
Küresel ile yerel olanın karşılıklı olarak bir gerilim ve
iletişim içerisinde olması anlamına gelen Glokalleşme, bir
yandan tikellik ile farklılığa, öte yandan evrensellik ile
türdeşliğe doğrudan ve dengeli bir ilgiyle yaklaşmayı ifade
eder.

4. Anthony Giddens- Modernliğin Küreselleşmesi
Giddens, küreselleşmeyi yeni bir süreç olarak görmez. O,
yeni bir döneme girmekten ziyade, modernliğin
sonuçlarının eskisinden daha çok radikalleştiği bir başka
döneme girildiğini söyler. .Modern dönemdeki zamanmekân uzaklaşması,
yerel ve toplumsal biçim ve olayların esnemesine sebep olmuştur.
Küreselleşme asıl olarak bu
esneme sürecine işaret etmektedir. Batı’nın dünyanın geri
kalan kısmına bakışının gevşemesi ise Batı’da ortaya
çıkmış kurumların etkisinin küresel olarak
yaygınlaşmasının sonucudur. Dolayısıyla küreselleşme
yeni bir süreç değil, modernliğin sonuçlarının eskisinden
daha çok radikalleştiği bir başka dönemi ifade eder.

Küreselleşmenin Boyutları

Küreselleşme çok boyutlu ve karmaşık ilişkiler ağına
sahiptir. Bu boyutlar ekonomik, politik, kültürel, iletişim
ve ekolojik küreselleşme olarak sınıflandırmak
mümkündür.

1. Ekonomik Küreselleşme

Küreselleşmenin tarihsel süreci bölümünde de
bahsedildiği üzere giderek artan hızlı üretim ulus aşırı
pazar arayışlarına sebep olmuş, bu durumda devletlerin
geri planda kalıp özel şirketlerin ekonomik faaliyetlerde
ön ayak olmasını sağlamıştır. ABD, İngiltere, Fransa gibi
ülkeler bu durumun öncüleridir.

Küreselleşme ekonomik anlamda kapitalizmin yeni
gelişen formu olarak da nitelendirilebilmiştir. Bu
bağlamda küreselleşme, kapitalist dünya sisteminin
merkezlerinin dünya ekonomisini kendi ihtiyaçlarına göre
şekillendirme çabasının devamı olarak da görülmektedir.
Günümüzde ulus aşırı şirketler çok farklı ülkelerde
yatırımlar yapmakta; şirketlerin farklı şubelerini bir
merkezden yönetmektedirler.

2. Politik Küreselleşme

Ulus-devletlerin oluşmasıyla devletler himayeci ve
dışarıya kapalı bir yapı içine girdiler. Bu devletler bir
yandan kendi politik çizgilerini izlerken diğer taraftan
birlikler oluşturabiliyorlardı. Birlik oluşturma ile birlik
için belirlenmiş ilkeler de temel standartlar haline
gelmektedir. Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri bu birliğin
ilkelerine uyum sağlamaya çalışırlar. Ulus-devlet
homojenliği vurgularken küreselleşme sınırları
genişletmeyi ve farklılıkları kapsamayı ifade eder. Küresel
aktörler de genişleyen sınırlara kadar bazı değerleri
yaymaya çalışmaktadır. Bunu destekleyen argümanlar
oluşturulmaktadır. Örneğin Francis Fukuyama’nın
‘Tarihim Sonu’ tezi, Batılı demokratik ve liberal
değerlerin insanlığın ulaşabileceği yegane değerler silsilesi
olduğunu ve Batılı değer ve normların ‘küresel’ olduğunu
iddia eder.

Tüm bu ifadelerden devletlerin iç ve dış politikalarının
artık birbirinden farklı düşünülemeyeceği sonucu
çıkmaktadır. Ulus-devlet bir yapı olarak varlığını
sürdürmekle birlikte, işlevlerinde eskisine göre ciddi bir
kayıp meydana gelmiştir. Herhangi bir yerde meydana
gelen politik bir olayın ya da siyasi tavır alışların, dünya
ölçeğinde diğer ülke ve devletlerin politikalarında bir etki
bırakması, hiçbir devletin dünyada kendi içine
kapanmasına izin vermemektedir. Artık hiçbir sorunun iki
ülke arasında özelleşmesi gibi bir durum da söz konusu
olmamaktadır.

3. Kültürel Küreselleşme

Kültürel anlamda küreselleşmenin iki boyutu vardır:
 Birinci boyut, modern Batı kültürünün tüm
dünyaya yayılması anlamında bir küreselleşme
 İkinci boyut, farklı yerel kültürlerin dünya
ölçeğinde kendilerini çok rahat ifade edebilmeleri
ile ilgilidir.

Bir yandan Batı değerleri dünyanın her tarafına
taşınmaktadır. Diğer yandan farklı kültürlerin birbirleriyle
dolaşıma girmesiyle, kültürel anlamda bir çoğulculuk
meydana gelmiştir. Bugün tartışılan ‘çokkültürlülük’
kavramı, hâkim kültür yanında her kültürün kendisini
ifade etmesini içermektedir.

4. İletişimde Küreselleşme

İletişim araçları son yıllarda çok daha hızlı bir değişim
içine girmiştir. Türkiye’de ilk defa 1968 yılında kurulan
televizyon ile günümüz internet kullanımı arasında yıl
farkı çok olmamasına rağmen değişimin hızı baş
döndürücüdür. Günümüzde gelinen noktada iletişim çok
hızlı ve ucuza aktif şekilde gerçekleştirilebilmektedir.
Aslında iletişim, tüm araçlarıyla küreselleşmenin
gerçekleşmesinin bir ortamı, aracı olarak işlev
görmektedir.

5. Küreselleşmede Ekolojik Boyut

Sanayileşme ile dünyanın birçok yerinde fabrikalar inşa
edilmeye başlamıştır. Fabrikaların zararlı atıkları,
dumanları çevreyi kirletmiş, hava kirliliği önemli
problemlerden biri olmuştur. Petrol arayışları sırasında
kontrol edilemeyen sonuçlar ile denizler kirlenmiştir. Bitki
ve hayvanlar üzerinde genetik oynamalar yapılmakta,
GDO’lu ürünler artmaktadır. Kimyasal silahlar icat
edilmiş, bu da insanlığın büyük çoğunluğunu tehdit altında
bırakmıştır. En önemli sorunlardan biri de küresel
ısınmadır. Dünyanın giderek ısınması, buzulların erimesi
okyanustaki su seviyelerinin yükselerek bazı kıtaların
sular altında kalmasına sebep olacağı düşünülmektedir.

Din ve Küreselleşme

Din ile küreselleşme ilişkisi iki boyutta ele alınabilir:
 Küresel bir dünyada dini söylem, düşünce ve
anlayışlardaki değişim ile
 Dinin küreselleşme üzerindeki etkileri ve içinde
bulunulan koşullarda sunacağı imkânlar
Küreselleşmenin Din Üzerindeki Etkileri
Tarihin farklı dönemlerinde, sosyal yapılar ve şartlarla da
bağlantılı olarak dinin konumu, algılanışı vb. konularda
değişimler olmuştur.

Ortaçağ Avrupa’sında hâkim olan ruhban sınıfın otoritesi
değişime uğramış, din oldukça büyük bir konum
kaybetmiş ve insan hayatının birçok alanından el çekerek
sınırlandırılmıştır. Dinin sivilleşmesiyle bağlantılı olarak
ortaya çıkan bir diğer husus da yeni din hareketleridir. Bu
dini hareketler dünya ölçeğinde daha rahat tanınmakta,
çeşitlenmekte ve daha eklektik hale gelebilmektedir.
İnsanların dolaşımının daha mümkün ve kolay olduğu
dönemlere gelindiğinde ulus-devlet içindeki homojen
yapıların yanı sıra çeşitlilikler de artmıştır.
Çokkültürlülüğün tartışılması gibi çok dinli yapılar da aynı
şekilde tartışmalara açılmıştır.

Dinle ilişkili olarak farklı hareketler ortaya çıkmıştır.
Evanjelik hareketi, Yahudi, Hıristiyan ve İslam
fundamentalizmleri gibi sivil dini hareketler dünya
ölçeğine yayılmıştır.

Küreselleşen Dünyada Din

Gelişen dünyada, hayatın birçok alanında din çeşitli
şekillerde kendini göstermektedir. Dinlerin küreselleşmeci
bir özelliğe sahip olması, öncelikle onun evrensel olma
iddiası ile ilgilidir. Örneğin Hıristiyanlık, İslam gibi iki
büyük ve evrensel din, küresel olma potansiyeline
sahipken Yahudilik gibi bir ırka özgü hale gelmiş dinler
küreselleşmeci ögeler taşımamaktadır.

Din özel alana indirgenmiş olmasına rağmen, kamusal
veya toplumsal sorunlarla ilgili olarak birçok çözüm
sunmakta ve bu sebeple bahsedilen konu ve mekânlarla
ilişkin olmaktadır.

Dinin ulus-devlet sınırlarını aşabiliyor olması sayesinde
din, küresel bir sivil toplum ve dünya vatandaşlığının
oluşturulması ile demokratik uygulamaları
tanımlamaktadır.

İletişim ve ulaşımın yaygın ve kolay olması sebebiyle
insanlar farklı dinleri tanıyabiliyor olmuşlardır. Böylece
bireyler farklı deneyimleri gözlemleyebilme ve farklı
dinleri yakından tanıyabilme imkânlarına sahip
olmaktadır.

Dinlerin bir şekilde kamuya dair siyaset, eğitim, kadın ve
eşitlik gibi konularla ilgili hale gelmesi, onların küresel
ölçekte de dünya politikaları arasında görünür kılmaktadır.
Daha birçok soruna çözüm katkıları öneren dinlerin bu
katkılarını Falk, sekiz maddede özetlemektedir:
1. Mahrumiyet duyarlılığı: toplumun en alt
katmanına duyarlılık gösterilmesi
2. Medeniyet Yankısı: En ümitsiz zamanlarda dahi
dini bir ümit haline getirebilmek
3. Dayanışma Ruhu: Dinin birleştirici özelliğinin
vurgulanması
4. Normatif Ufuklar: Ümitvar bir görüş ile ilkesel
ufuklara dair bir inanca işaret etmesi
5. İnanç ve İtikat: İnancın insan zihin ve
perspektifini belirleyen yapısını içermesi
6. Sınırlar: Dinin kendisine ait sınırları varsa da
beşeri hata yapabilirliği de dikkate alması
7. Kimlik: geçici ve sınırlı bir kimlik yerine
varoluşçu bir tarzda kimlik kurması
8. Uzlaşma: Aşırı davranışlardan ziyade denge ve
uzlaşmaya davet etmesi

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 6: Küreselleşme ve Din – Din Sosyolojisi[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!