MenüKapat

Ünite 6: Küreselleşme Çokkültürlülük ve Din Eğitimi

Kültür, maddi ve manevi unsurlardan oluşan bir bütün ve
genel olarak bir hayat tarzı olarak tanımlanabilir.
Çokkültürcülük ise söz konusu bu farklılıkların toplum
hayatının çeşitli faaliyet alanlarında dikkate alınması,
değer verilmesi anlamına gelir. Küreselleşme ise
modernleşmenin doğurduğu bir sonuç olarak, farklılıkların
kapsam ve derinliğinin daha önce olmadığı biçimde
birbirleriyle artan ilişkilerini ifade eder. Böyle bir süreçte
artan insan ilişkileri içerisinde inançlar da belirleyici ve
düzenleyici nitelikler taşımaktadır.

İslam dininin dini farklılıklar karşısındaki tutumu, irade ve
sorumluluk sahibi insanların tercihlerine karışılmaması ve
zor kullanılmaması biçiminde özetlenebilir.
Kültür, Çokkültürlülük ve Küreselleşme Kavramları
Yapılan tanımlarda vurgulanan husus, kültürün bir milletin
yaşayışında yer alan ve onu diğerlerinden ayırarak farklı
kılan, böylece kimliğini oluşturan dil, dini-ahlaki değer,
bilgi ve sanata dair birikimleri olmuştur. Kültür, eğitim
vasıtasıyla öğrenilen, aktarılan ve geliştirilen bir olgudur.
İnsan topluluklarına ait bir kavram olan kültür, zaman
içerisinde ihtiyaçlar, doğal nedenler, coğrafi şartlar ya da
zorlamalar sonucunda değişir ve gelişir. Kültür kavramı
içerisinde yer alan dil, din, bilgi, sanat vs. gibi unsurların
da değişmesi ve farklılaşması kaçınılmaz olacaktır.
Çokkültürlülük bir toplum içerisinde birden fazla kültürel
yapının yaşaması olgusudur.

İletişim ve ulaşım teknolojilerinin hızla yaygınlaşması,
artan uluslararası ilişkiler sonucunda bilim, hukuk, kültür,
sanat, siyaset ve ekonomi alanlarında dünyadaki ülkelerin
birbirine daha çok bağımlı hale gelmeleri olarak
tanımlanabilir. Her üç kavramın, insanın sosyal hayatına
yansıyan yönleri bulunması nedeniyle din ile de yakından
ilişkileri vardır.

Din ve kültür, insanları ortak değerler etrafında
bütünleştiren yapıya sahiptir.
Hukuk, estetik, beslenme, barınma ve değer yargıları gibi
insan hayatının ayrılmaz parçalarının nitelik ve değer
kazanmasında dinin belirleyici rolü bulunmaktadır.
Din ve kültür arasında böyle bir ilişki bulunmakta beraber
her ikisi de farklı özellikler taşır. Din, ilahi kaynaklı ve
kutsal olma özelliği taşırken, kültür insan kaynaklıdır.
Kültür, yaptırım gücüne sahip olmakla birlikte kutsal
değildir. Giyim, beslenme, barınma, sanat anlayışı, saygı
ölçütlerinin belirlenmesinde dinin belirleyici etkisi vardır.
Buna karşılık dinler de kültürden etkilenir.

Din ve kültürün amaçlarını gerçekleştirebilmeleri, eğitim
aracılığı ile mümkün olabilecektir. Kültür ve dinin
öngördüğü esaslar ve davranış biçimlerinin öğretilmesi,
yaşatılabilmesi ve nesilden nesile aktarılarak devamının
sağlanması eğitim yoluyla gerçekleştirilebilir.
Küreselleşmenin din ve kültür üzerinde olumsuz etkileri
de olmuştur. Küreselleşme bir yandan yerel kültürlerin
yaşatılmasını hedeflerken, diğer yandan, Batı kültürünün
egemenliğine yol açabilmektedir. Bu durum yerel
kültürlerin aşınmasına ve egemen kültür değerleri
yönünde değişmesine sebep olarak, ortaya adeta karma bir
kültür çıkarmaktadır.

Farklılıklar karşısında çatışmalara yol açmayacak,
ötekinin de yaşamasına imkan sağlayacak, saygılı ve
hoşgörülü bir yaklaşımın gerçekleştirilmesi konusunda
eğitimden mutlaka yararlanılması gerekir.
Farklılıkları önemsemeyen tekkültürlü eğitim, dar bir
bakış açısı oluşturarak eleştirel düşünme yeteneğinin
gelişimini engellediği gibi, saldırgan ve duyarsızlığı da
besler.

Çokkültürlü eğitim çalışmalarına gerekli önemin verilerek,
eğitimde insan hakları, farklılık, çoğulculuk gibi konuların
üzerinde durulması da gelişmiş toplum olabilmenin
ölçütleri arasındadır.

Eğitim aracılığı ile gerçekleştirilmeye çalışılan
çokkültürcü yaklaşım, farklılıkların yok sayılmaması
esasına dayanır. Eğitim, bireysel açıdan farklılıkları yok
etmeyi değil geliştirmeyi hedeflediği gibi, kültürel açıdan
da farklılıkların yaşatılmasını hedefler.

Çokkültürlülük ve Din Eğitimi

Din bir taraftan farklılaşmanın temel nedeni olmakla
beraber, farklılıklara rağmen birlikte yaşamanın
sağlanabilmesi için gerekli hoşgörü ve saygıyı var edecek
güce de sahiptir. Bu gücün doğru anlaşılması, yaşatılması
ve geliştirilmesi eğitim aracılığı ile mümkün olabilir.
Din, kültür ve eğitim arasındaki ilişki çerçevesinde eğitim,
farklılıklara saygı ve yaşama hakkını tanıma bilincinin
kazandırma amacını gerçekleştirirken, dini yaklaşımın
yanında, kültürel altyapı ve birikimden de önemli ölçüde
yararlanabilecektir.

İnsanlara birlikte yaşarlar, kültürleri vardır ve kültürlerine
sahip çıkarlar. Kültür içinde din, belirleyici bir role
sahiptir. İnsanların sahip oldukları kültürel değerler ve
inançlarından vazgeçmeden, bir arada huzurlu
yaşayabilmeleri için, birbirlerini tanımaları ve birbirlerinin
varlığına tahammül etmeleri gerekir.

Dinlerin, kendileri dışındaki ‘öteki’ dinlere bakışları
önemlidir. Dinlerin, kendileri dışındaki diğer dinlerin
bakışları konusunda üç farklı yaklaşımdan söz edilebilir.
Dışlayıcılık: Bu yaklaşıma göre hakikat sadece kendi
sahip oldukları dine aittir ve kurtuluşa erecek olanlar da
sadece bu dinin mensuplarıdır. Dışlayıcılar, diğer dinlerle
karşılıklı saygı esasına dayalı ilişkinin, diyaloğun kurulası;
ancak bu diyaloğun ‘herkes aynı şeyi söylüyor’ noktasına
taşınmaması gerektiğine inanırlar.

Kapsayıcılık: Bu yaklaşıma göre tek bir din haktır; fakat
bu din diğer dinleri de kapsar. Kapsayıcı anlayışa göre,
dışlayıcılarda olduğu gibi yine tek bir din kesin doğruluğu
temsil eder. Bu anlayışa göre Hıristiyanlık, tam bir
kurtuluşun söz konusu olduğu yegane dindir; diğer dinler
ise kurtuluşa hazırlıktan başka bir şey değildir.

Çoğulculuk: Bu yaklaşıma göre hakikat değeri açısından
bütün dinler eşittir. Dini çoğulculuk, özellikle yaşayan
bütün dinleri, Tanrı’ya eşit seviyede ulaştıra yollar olarak
kabul ederek, hakikat değeri açısından dinler arasında
ayırım yapmayı reddeder.

Kur’an’ın İnanç Farklılıklarına Yaklaşımı

Kur’an’a göre İslam, genel olarak Hz. Adem’den bu yana
Allah’ın insanlara gönderdiği dinin adıdır. Genel anlamda
İslam, ilahi kaynaklı dinlerin ortak adıdır. Kur’an, daha
önce gelen peygamberleri ve kitapları kendisinin getirmiş
olduğu inanç esaslarının dışında ve onlardan farklı olarak
kabul etmemiştir. Kur’an’da Hz. Peygamber ile gönderilen
İslam, hak ve gerçek din olarak tanımlanmaktadır. İslam
ile Allah’ın dini tamamlanmış ve mükemmelliğe
ulaşmıştır.

Hıristiyanlık ve Yahudilik, kendi tarihi süreci içerisinde
hakikat olarak kabul edilmiş, Kur’an’ın nazil olmasıyla
birlikte artık hakikat olarak kabul görmemesine rağmen
dini ve sosyal bir gerçeklik olarak tanınmıştır.
Buna göre İslam dışındaki dinler yok sayılmamış, Allah
katında geçerlik olmadıkları kaydıyla, birer din oldukları
kabul edilmiş, mensupları ile ilişki kurularak,
dışlanmamıştır.

Kur’an, insanların sahip oldukları farklılıkları Allah’ın
iradesi dahilinde, yaratılışın bir gerçekleştiği olarak kabul
eder. Dil, ırk, cinsiyet farklılıkları gibi inanç farklılıkları
da bu kapsama girer. Bir Müslümanın, farklı inanç sahibi
bir başka insanı İslam inancına zorlaması söz konusu
olamaz. Kur’an böyle bir tavrı kesinlikle hoş görmez.
İslam inancına göre asıl olan, diğer inançların mensupları
ile barış, karşılıklı hoşgörü ve uyum içerisinde yaşamaktır.
Farklı inançlara sahip kimselerin kutsal olarak kabul
ettikleri değerlere hakaret de Kur’an tarafından hoş
görülmemektedir.

Kur’an’da savaşla ilgili ayetler de bulunmaktadır; ancak
bunların savaş ortamında nazil oldukları, haklı nedenlere
dayandığı, bunun dışında savaşmanın yasaklandığı
görülmektedir.

Okullarda Din Eğitimi ve Çokkültürlülük

Okullarda din derslerine zorunlu ya da seçmeli ders olarak
yer verilmesi, her toplumun dokusu, ihtiyaçları, dini yapısı
ve geleneklerine göre farklılaşabilir. Okuldaki din dersine
yer verilirken, farklı inanç sahiplerinin beklentilerinin de
gözden uzak tutulmaması gerekir.

Kültürlerarası din eğitiminin başlıca amaçları şöyle
belirlenebilir:
• Farklı inançlar karşısında doğru kaşı açısı
geliştirebilmek
• Farklı din ve inançların din eğitimindeki yerini,
değerini ve önemini fark edebilmek
• Kişinin kendi kimliğini tanımasında “öteki”nin
değerinin olduğunu fark edebilmesi
• Farklılıkların hayatın dinamik bir gerçekliği
olduğunun ve birlikte yaşamanın vazgeçilemez
bir zorunluluk olduğunun fark edebilmesine
yardımda bulunmak

Türkiye’de Okullarda Din Eğitimi: Süreç içerisinde
programlarda din eğitimine yer verilmediği dönemler
olduğu gibi, seçmeli ve zorunlu statüde yer verilmesi
biçiminde uygulamalar da olmuştur. 1982 yılından itibaren
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adıyla, ilköğretimde 4-
8. Sınıflar arasında haftada 2, ortaöğretimin bütün
sınıflarında ise haftada 1 saat süreyle okutulmaktadır.
Osmanlı döneminin sonlarından itibaren mekteplerde yer
alan din derslerinin, Cumhuriyet yıllarında 1982 yılına
kadarki dönemde hazırlanan programların İslam dini
merkezli olduğu, diğer dinlerin öğretimine hiç yer
verilmediği ya da bazı kısa tanıtıcı bilgilerle yetinildiği
görülmektedir. 1982 yılından sonra hazırlanan bütün
programlarda ise İslam dışındaki dinler öğretim konusu
yapılmıştır.

Avrupa’da Okullarda Din Eğitimi: Avrupa’daki ülkelerin
tamamına yakın kısmında devlet okullarında din eğitime
yer verilmekte; ancak anlayış ve uygulamalarda
farklılıklar görülmektedir. Farklılığın temel nedenleri
arasında ihtiyaçlar, hukuki düzen, gelenek ve sosyal yapı
gibi nedenler sayılabilir.

İtalya’da devlet okullarında yalnızca Katolik mezhebine,
Yunanistan’da ise Ortodoks mezhebine yer verilmekte,
öteki dinlerin yanı sıra diğer Hıristiyan mezhepleri de
öğretim konusu yapılmamaktadır. Almanya’da devlet
okullarında din dersleri, din/mezhep merkezi olmakla
birlikte, diğer dinlere kısaca da olsa yer verilmektedir.
Dini gruplar tarafından açılan özel okullarda ise ilgili
dinin eğitimi yapılmakta ve bütün öğrenciler de bu dersi
almakla yükümlü tutulmaktadır. Din dersi almayan
öğrenciler moral/ahlak dersini alırlar. Öğrenci 14 yaşından
itibaren din dersini alıp almamaya kendisi karar verir.
Avusturya’da yasaların kabul ettiği dini topluluklara
mensup öğrenciler, kendi din derslerine katılabilmektedir.
Din dersini almak istemeyenler moral/ahlak dersini alırlar.
Devlet okullarındaki din dersi öğretmenleri devlet ya da
ilgili cemaat tarafından tayin edilmektedir.

Belçika’da okullarda seçimlik ve herhangi bir
mezhep/dine bağlı statüde din derslerine yer verilmektedir.
Ateistler e diğerleri için de ahlak derslerine katılma
imkanı vardır.

İngiltere’de devlet okullarında belirli bir dinin öğretimi
yapılmaz. Dinlerarası din eğitimi olarak tanımlanan bu
modele göre bütün dinler eşit olarak ve tarafsız biçimde
tanıtılır.
İsveç’te din dersleri devlet okullarında yer alan derslerden
birisidir. Bütün büyük dinlerin öğretildiği derslerde
müfredat, devlet tarafından hazırlanır.
Fransa’da ise devlet okullarında genel olarak din
derslerine yer verilmemektedir.

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 6: Küreselleşme Çokkültürlülük ve Din Eğitimi[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!