MenüKapat

Ünite 6: Hz.Peygamberin Ahlaki Şahsiyeti, Aile Hayatı, Siyasi ve Askeri Kişiliği

Hz. Peygamber’in Ahlaki Şahsiyeti
İslam dini, insanı saygıdeğer bir varlık olarak görür.
Kur’an’da belirtildiğine göre insan, Yüce Allah tarafından
hem beden hem de ruh yapısı bakımından en güzel şekilde
yaratılmış, yerde ve gökte olanlar insanın buyruğu altına
verilmiş, insanlar temiz gıdalarla rızıklandırılmıştır.
Sevgili Peygamberimiz kendisini, güzel ahlâkı
tamamlamak üzere gönderildiğini ifade etmiştir. Kur’an’da
belirtildiğine göre Yüce Allah onu en güzel ahlâkla
donatmıştır. Peygamberimizi görerek Müslüman olma
şerefine erişen ashâbın bildirdiğine göre Sevgili
Peygamberimiz hem fizikî hem de ahlâk yapısı itibariyle
insanların en güzeli idi.

Fiziki Özellikleri ve Gündelik Hayatı

Peygamberimizin fiziki görünüşü yanında ahlaki
özelliklerinin anlatıldığı edebi eser ve levhalara hilye
denir. Hilye kaynaklarına göre Hz. Peygamber, uzuna
yakın orta boylu idi. Başı, insanlar arasında hoş ve güzel
sayılacak ölçüdeydi. Yüzünün rengi beyazdı. Gözleri
siyah, kaşlarının arası az açıktı. Kirpikleri sık ve uzundu.
Sakalı sık, omuz başları ve omuzlarının arası geniş, elleri
ve ayakları itidal üzere idi. Saçı kumral olup hafifçe
dalgalı idi. Peygamber Efendimiz, güler yüzlüydü.
Dinleyenlerin eksiksiz anlayabilmelerini sağlamak
amacıyla yavaş yavaş konuşur, daha iyi anlaşılabilmesi
için de önemli konuları birkaç kere tekrarlardı. Zaman
zaman insanları rahatsız etmeyecek hafif kokular kullanır,
ikram edilen çiçekleri kabul ederdi. Gürültü çıkarmadan
son derece dikkatli bir şekilde yürürdü, bakışlarıyla
kimseyi rahatsız etmezdi. Dizüstü oturur, bağdaş kurar,
bazen de uyluklarını karnına çekip ellerini dizlerinin
üstüne bağlardı. Geceleyin yatarken, kendisine nimetler
veren, ihtiyaçlarını gideren, evinde huzura erdiren Allah’a
hamd eder, O’nun adını anarak uykuya yatar, uyandığında
da yine Allah’a hamd ve şükreder, dönüşün O’na olacağını
söylerdi. Temizliğe çok önem verir, özellikle ağız ve diş
temizliğine dikkat ederdi. Her abdest alışında, o günkü
şartlarda bir çeşit diş fırçası sayılan misvakla dişini
temizlerdi. Estetiğe, tertipli ve düzenli olmaya önem
verirdi.

İbadet Hayatı

Hz. Peygamber, Yüce Allah’a kulluğunda samimi idi.
İbadetlerini huşu üzere, Allah’a gönülden bağlılıkla,
samimiyetle ve sürekli olarak yapardı. Onun kulluğu,
ihsan mertebesindeydi. Yani ibadetlerini, Allah’ı
görüyormuşçasına yerine getirirdi. Gerçekten de o,
namazda kendisini o denli Allah’a teslim ederdi ki,
okuduğu Kur’an âyetlerinin anlamlarına göre duygulanır
ve kendinden geçerdi.

Peygamber Efendimiz, zühd ve takva sahibiydi. Dünyevî
ihtiraslardan uzak dururdu. Ebedî hayatın önemini
aklından hiç çıkarmazdı. Her zaman ebedî olanı geçici
olana tercih ederdi. Harama, günaha yaklaşmazdı. Allah’ın
rızasına engel olacak davranışlardan kaçınırdı. Dünyalığa
erişince taşkınlık göstermez, dünyevî kayıplara uğradığı
zaman da ölçüsüz bir şekilde üzülmezdi, şükredilecek
yerde şükreder, sabredilecek yerde de sabrederdi. Alçak
gönüllülüğü en belirgin özelliklerindendir.

Hilmi, Sabrı ve Şükrü

Peygamber Efendimiz, yumuşak huyluydu, ağırbaşlı ve
sabırlıydı; öfkesine galip gelir, intikam fikrinden uzak
dururdu. Peygamberimiz, kadın-erkek, genç-yaşlı, zenginfakir herkese eşit davranır, kimseye ayrıcalık yapmazdı.
Zira Yüce Allah, onu, kaba ve katı yürekli olmaktan
uzaklaştırmış, insanları bağışlamayı, doğru yola ulaşmaları
için onlara dua etmeyi öğretmişti. Peygamber Efendimiz,
sabırlı olduğu kadar şükür sahibiydi de. Allah’ın ihsan
ettiği sayısız nimetlere karşı şükretmeyi bir görev bilirdi.
Çünkü Yüce Allah, kendisine şükredilmesini, nankörlük
edilmemesini belirtiyor; şükretmenin, nimetlerin artmasına
vesile olacağını bildiriyordu.

Şefkat ve Merhameti

Yüce Allah Kur’an’da Peygamberimizin âlemlere rahmet
olarak gönderildiğini bildirmektedir. Hz. Peygamber,
inananlara çok şefkatli ve merhametli idi. Allah da onun
hakkında “çok şefkatli ve merhametli” anlamına gelen
“raûf ve rahîm” sıfatlarını kullanmıştır.
Hoşgörüsü ve İnsanların Kalbini Kazanması
Peygamber Efendimiz hoşgörü sahibiydi. Bunun doğal bir
sonucu olarak insanları farklılıklarıyla kabul ederdi.
Hoşlanmadığı bir şey, yüzünden anlaşılırdı. Bir kişide
olumsuz bir durum görse onu düzeltirken şahsiyetini
incitmemeye özen gösterirdi. Düzeltilmesi gereken
davranışları, “içinizde şöyle şöyle yapanlar var, bunlardan
vazgeçsinler” diyerek herkesi kapsayacak tarzda söylerdi.
Böylece hiç kimse rahatsız edilmeden yanlışlıklar
düzeltilmiş olurdu.

Azim ve Cesareti

Hz. Peygamber, yumuşak huylu ve hoşgörülü olduğu
kadar azimli ve cesurdu. Mekke döneminde İslâm’ın
yayılmasını engellemek için akla gelmedik zorluklarla
karşılaştı. Fakat o, bunlardan yılmadı, engelleri azim ve
cesaretiyle aştı.

Duyarlılığı ve Duygulu Oluşu

Sevgili Peygamberimiz, çevresinde yaşadıklarından
etkilenen duygulu bir kişiliğe sahipti. Güzel sesli birinin
okuduğu Kur’an, Yüce Allah’ı zikir ve tefekkürle O’na
huşu üzere ibadet, kimsesiz bir çocuğun sıkıntısı ve ölüm
hâli onu hislendirirdi.

Doğruluğu ve Güvenilirliği

Peygamber Efendimiz, Müslümanı; insanların kendisine
güvendiği, elinden ve dilinden diğerlerinin zarar
görmediği kişi olarak tanımlar. Hz. Peygamber, doğup
büyüdüğü Mekke çevresinde henüz peygamber olmadan
önce doğru ve güvenilir anlamında “Emîn” olarak tanındı.
Bir kısım Mekkeliler bu özelliği sebebiyle emanetlerini
ona teslim ederlerdi.

Cömertliği

Kendisine bir hediye verildiği zaman daha değerlisiyle
karşılık verirdi. Peygamber Efendimiz, cömert kişinin
rızkının bereketleneceğini, cömertliğin yoksulluk sebebi
olmayacağını söylerdi.

Vefakârlığı

Vefakârlık, Sevgili Peygamberimizin ruhunu süsleyen
erdemlerden biriydi. Sözünde durur, vaadinden dönmezdi.
İslâm’a hizmet edenleri hiçbir zaman unutmaz,
arkadaşlarını ve aile dostlarını sık sık ziyaret eder, onlarla
görüşürdü.

Çeşitli Toplum Kesimleriyle İlişkileri

Peygamber Efendimiz çocukları çok severdi, onların
arasına katılır, selâmlaşır, onlarla konuşur ve şakalaşırdı.
Bu sebeple çocuklar, bir yolculuğa çıkacağında onu
uğurlar, dönüşünü de özlemle beklerlerdi. Hz. Peygamber
şehit yetimi olan çocuklarla özellikle ilgilenilmesini
istemiştir. Hz. Hamza’nın yetimi olan bir kız çocuğunun
bakımının üstlenilmesi hususunda çok istekli olan Hz.
Zeyd b. Harise’ye, Hz. Cafer ve Hz. Ali’ye duyarlı
davrandıkları için çok teşekkür etmiştir. Resûl-i Ekrem,
tüm toplum kesimleriyle ilişki kurmuş, herkesin
yeteneğine uygun ilerleme yollarını açmış, hiç kimseyi
ihmale ve ilgisizliğe terk etmemiştir.

Sosyal hayatı oluşturan kesimler arasında onun ilgi ve
şefkatinden sadece çocuklar, gençler, yaşlılar ve hanımlar
değil, yoksullar, muhtaçlar, işsizler, iş sahipleri, işçiler,
hizmetçiler, öksüzler, şehit aile çocukları ve özürlüler de
nasibini almıştır. O, toplumda her kesimle ilgilenmiş,
insanlara moral, sevinç, ümit ve huzur veren projelerinden
her kesimi yararlandırmıştır.
Sosyal Çevreye Önem Vermesi
Kur’ân-ı Kerim’de Müslümanların kardeş oldukları, birlikberaberlik içinde olmaları, birbirleri aleyhine dedikodu
yapmamaları, iftira etmemeleri, ön yargılarla birbirlerini
töhmet altında bırakmamaları, birbirlerinin hatalarını
açıklayıp yaymamaları hatırlatılmaktadır.
Müslümanlar, birbirlerine kin tutmamalı, haset etmemeli,
sırt çevirmemeli, ilgiyi kesmemelidirler. Din kardeşleri
arasındaki ilişkilerde barış üzere olmak esastır; kin, haset,
kovuculuk, gıybet gibi şeylere yer yoktur. Temel gaye;
toplumun birliğinin, sosyal hayatın huzurunun ve barışının
olmasıdır.

Peygamber Efendimiz, hicretten sonra Medine’de İslâm
toplumunda barışı tesis için gayret göstermiştir. Bu
amaçla ilk önce Müslümanlar arasında selâmlaşmayı
yaygınlaştırmış, muhtaçlara yardımcı olmayı tavsiye
etmiş, akraba ve komşularla ilgilenmek gereğini
vurgulamış, bu hizmetlerin ibadetle olgunluk
kazanacağına işaret etmiştir.
Fizikî Çevreye Duyarlılığı
Peygamber Efendimizin şefkat ve merhameti, sadece
insanlarla sınırlı değildi. O, aynı zamanda fizikî çevrenin
korunması ve yaşatılmasına da önem vermiştir. Bu
anlamda Müslümanlarda sürekli çevre bilinci uyandırmayı
hedeflemiştir.
Hayvan haklarının gözetilmesine işaret eden
Peygamberimiz, çölde giderken susuz bir köpeğe su veren
kişinin cenneti kazandığını, aç-susuz bırakılarak ölüme
terk edilen bir kedi yüzünden de bunu yapanın
cehennemlik olduğunu bildirmiştir.
Hz. Peygamber, çevre sağlığı için Müslümanlardan,
evlerinin etrafını, sokakları, park-bahçe gibi dinlenme
yerlerini temiz tutmalarını istemiştir. Peygamberimizin
öğretilerine ve uygulamalarına göre Müslüman, çevre
dostudur, ona asla zarar vermez.

Aile Hayatı

Hz. Peygamber, “En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır.
Bana gelince ben, aileme karşı en hayırlı olanınızım”
buyurmuştur. Hanımlarına iyi davrananların en hayırlı
kişiler olduğunu bildiren Hz. Peygamber, mü’minlerin
iman bakımından en mükemmel ve ahlâkça en güzel
olabilmelerini de aileleriyle sağlıklı ilişkilerine
bağlamıştır.

Eşleri ve Ev Hayatı

Hz. Hatice, ölünceye kadar Peygamberimize içten bir
sevgi duymuş, İslâm’a giren ilk mü’min olma şerefini
kazanmış, çeşitli sıkıntılara karşı ona her zaman destek
olmuştur. Peygamberimiz de onu çok sevip saymış,
iyiliklerini hiç unutmamış, ölümünden sonra da onu
sürekli rahmet ve minnetle anmış, kabrini ziyaret etmiş,
geride kalan yakınları ve dostlarıyla ilgilenmiştir.
Hz. Peygamber, ailelerini vahyin ışığında eğitirdi, İslâmî
konularda sürekli bilgilendirir, onların din ve ibadet
hayatlarıyla yakından ilgilenirdi. Aile fertlerinin görüşüne
önem verirdi. Hanımlarına nazik ve güleryüzlü davranırdı;
selâm verir, hal hatır sorar, elini tutup yüzüne sevgi ile
bakardı. Aile fertlerinin yakınlarıyla da ilgilenir,
bunlardan ziyaretine gelenlere iltifat eder, hediyeler
verirdi. Nitekim ev halkından saydığı Hz. Enes’in annesi,
teyzesi, dayısı ve büyük annesiyle ilgilenirdi.

Çocukları

Peygamberimizin çocukları biri dışında Hz. Hatice’den
doğmuştur. Tercih edilen görüşe göre bunlar Kâsım,
Abdullah, Zeyneb, Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma’dır.
Oğlu İbrahim ise Mısırlı Mâriye’den dünyaya gelmiştir.
Peygamberimiz, oğlu Kâsım sebebiyle “Ebü’l-Kâsım”
unvanıyla anılmıştır. Kâsım, Abdullah ve İbrahim küçük
yaşta vefat etmiştir. Peygamber Efendimiz, çocuklarını ve
torunlarını çok sever, onların her biriyle ilgilenirdi. Çocuk
ve torunlarının dünyaya gelişinde sevincini belli eder,
doğum müjdesi getirenlere bahşiş ve Allah’a şükür için
yoksullara sadaka verir, akika kurbanı keserdi.

Siyasi ve Askeri Kişiliği
Yönetimin Oluşumu

Hz. Peygamber, 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret
edince henüz şehre girmeden Kubâ’da Müslümanların
varlık ve bağımsızlığının sembolü olarak ilk mescidi bina
etti. Benî Sâlim b. Avf yurdundan geçerken Ranuna
vadisinin ortasına varıldığında Hz. Peygamber,
Müslümanların birliğini temsilen ilk Cuma hutbesini
okudu ve namazı kıldırdı. Hicretin tamamlanmasından
sonra da muhâcirlerle ensar arasında kardeşliği kurmak
suretiyle ilk Müslüman toplumu ve siyasî birliği
oluşturmuş oldu.

Bu şekilde ortaya çıkan teşkilatlanmanın kaynağı, Kur’an
ve onun uygulayıcısı durumunda olan Hz. Peygamber’di.
Kurulmakta olan yönetimin amacı, yeryüzünde düzen ve
huzurun, Hakk’a teslimiyet ve hukukun üstünlüğüyle
adaletin sağlanması idi. Bunun için, sosyal hayatı ayakta
tutacak tüm hukukî ve ahlâkî değerlerin korunması,
iyiliğin yayılması, kötülüğün önlenmesi, danışma
(müşâvere), sosyal adaletin gerçekleştirilmesi,
devletlerarası ilişkilerin kurulması, din ve vicdan hürriyeti,
ehliyet ve liyakate önem verilmesi yönetimin temel
ilkeleri olmuştur.

Ekonomik Hayat

Hz. Peygamber, kişisel kazanca önem verirdi. Bu sebeple
hicretten sonra Medine’de Müslümanlar için alışveriş
merkezi kurarak çalışma hayatının temellerini attı; iş
hayatı, işveren, işçi, esnaf, tüketici, hububat ve meyve
üreticisi ve ticarî ortaklığa dair çeşitli düzenlemeler yaptı.
Alışverişte güvenliğin sağlanması için denetçiler
görevlendirdi, kendisi de denetlemeler yapardı.
Hz. Peygamber, zenginlerin dinî, sosyal, malî
sorumluluklarının gereğini yerine getirmelerini isterdi.
Darda kalan iyi niyetli borçluya mühlet verilmesini tavsiye
eder, ribâ (faiz) ile borç alıp vermeyi kesinlikle yasaklardı.
Çünkü Kur’ân-ı Kerim’de ribâ kesin bir dille
yasaklanmıştır.

Askerî Hayat

İslâm, insanların barış içinde yaşamalarını esas alır ve
mü’minleri hep birden barışa davet eder. Temel hak ve
özgürlükler engellendiği takdirde savaşa izin verilmiştir.
Mekke döneminde müşriklerin baskısından bunalan
Müslümanlar, peygamberimize gelerek onlara aynı şekilde
karşılık vermek istemişler, ancak Peygamber Efendimiz
savaşa izin verilmediğini bildirerek sabır tavsiyesinde
bulunmuştur Hz. Peygamber, kumandanlarını savaş
konusunda bilgi ve tecrübe sahibi kişilerden seçerdi.
Savaşlarda görevli bayraktar ve sancaktarlar bulunurdu.
Bunun dışında orduya katılan küçük askerî birliklerin
kendilerine mahsus flâmaları olurdu.

Hz. Peygamber askerden, disiplin ve komutanlara itaat
beklerdi. Bir savaşa karar vermeden önce düşman tarafına
keşif kolları çıkarır, haber toplar ve ashâbı ile istişare
ederek elde edilen istihbaratı değerlendirirdi. Savaşa karar
verildikten sonra ashâbına, gazilik ve şehitliğin önemini
anlatarak onları cesaretlendirirdi.
Resûl-i Ekrem, bir askerî sefere çıkarken kendisi
gelinceye kadar Medine’de idarî hizmetlerin görülmesi
için bir vekil tayin eder, yola çıkmadan önce şehir dışında
ordusunu gözden geçirir, yorucu sefer şartlarını
kaldıramayacak durumda olan yaşlıları ve çocukları
ayırırdı.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!