MenüKapat

Ünite 5: İslâm Ahlâkının Bireysel Boyutu 1: Güzel Ahlâk(Faziletler)

Ahlâk ilminin tanımlarından birisi de, “beğenilen güzel
fiilleri yapıp, beğenilmeyen fiillerden kaçınmayı sağlayan,
insani nefsin eylemlerinden ve huylarından bahseden bir
ilim”dir. Bu tanımdaki güzel davranışlar erdemleri, kötü
davranışlar reziletleri temsil etmektedir. Fazilet-rezilet
kavramları gerçekte iyi-kötü kelimelerine tekabül
etmektedir. Bu tanıma göre insanın ahlakı ilgilendiren
vasıfları fazilet ve rezilet olarak iki kısma ayrılmaktadır.
Fazilet, insanda iyi fiilleri ortaya çıkaran meleke iken,
kötü fiillerin ortaya çıkması rezilet ile alakalıdır. Fazilet
sahibi insan, ahlaklı insandır; fazilet sahibi olmayan insan
ise, ahlaksız ve kötü ahlaklı bir insandır.

DİNDARLIK-AHLÂK İLİŞKİSİ

İslâm ahlâkının asıl kaynağı Kur’an ve onu yaşantısında
tecessüm ettirmiş peygamberin hayatı, sünnettir. Hz.
Peygamber’in ahlâkının “Kur’an ahlâkı” olduğunu
söyleyen hadisler bu gerçeğe işaret etmektedir.
İslâm ahlâkının eşkâlini belirleyen ana prensip dikkate
alındığı zaman fazilet, rezilet ve vicdan üçgenini iyi
belirlediği dikkati çekmektedir. Nitekim iyilik ve kötülüğü
kişinin vicdanında meydana getirdiği etkiye göre tayin
etmiştir. Hz. Muhammed, “bir insan, iyilik yaptığında
sevinç, kötülük yaptığında üzüntü duyabiliyorsa, artık o
gerçekten mü’mindir” diyerek, hakîkî insan alametlerini de
söylemiştir.

Endülüs’te yetişmiş olan âlimlerden İbn Hazm Ahlâk, -elahlâk ve’s- siyer fî müdâvâti’n-nüf’us- isimli eserinde akıllı
olmayı, kulluk bilincinde olma ve kulluğu yerine getirme,
dolayısıyla da erdemli olma olarak tanımlar. Aklın zıddı
günahkârlık ve erdemsizlik, yani ahmaklıktır.
Adalet de, daha sonra göreceğimiz gibi, “orta yolu” ifade
etmektedir. Adalet, muhtemel iki uçtan biri yerine,
bunların tam ortasını bulmak anlamına gelmektedir.
Sadece bir erdem ile alakalı olarak değil bütün erdemlerde
ve erdemlerin birbiri ile ilişkisinde de orta yolu bulmak,
adaletin gereğidir.

İslâm düşüncesi dindarlık ile ahlak arasındaki irtibatı
keşfederken, varlık- bilgi-değer düzlemlerinde son derece
tutarlı ve dayanıklı algılama biçimi ortaya koymuştur. Bir
başka ifadeyle Kur’ân’ın anlam bütünlüğünde iman (inançvarlık) kavramı, ‘ilm (bilgi), ve salih amel (ahlâk-eylem)
kavramları öylesine birbirine bağlıdır ki, bunlar birbirini
hem besleyen hem de gerektiren boyutlardır. Öyle ki bu
düşünce modunda bilgi (‘ilm), hikmet, adalet ve hakikati
içinde barındıran, çok katmanlı bir kavramdır. Bu
çerçevede adâletin bilgi ile ilişkisi şu şekilde ifade
edilebilir: İnsanın yaratıklar âleminde doğru ve bu yüzden
uygun yerini ve yaratıcısı ile olan doğru irtibatını bilmesi
adalettir. Adalet, insanın kâinattaki konumu ile ilgili
bilgisinden kopuk değildir.

Kur’an’da kulluk (ibadet ve ubudiyet), inanan kişinin
Allah’a bağlılığını eylemleriyle göstermesi, bilgi (marifet)
anlamında kullanılır. Allah’ın insanı yaratış amacı, insanın
onu bilmesidir.
İmam Gazali Mîzân el-‘Amel isimli ahlak eserinde, ilm ve
amelin âhirete hazırlık ve mutlu olmanın yegâne yolunun
iman ve salih amel olduğunu söylemektedir.

İslâm Ahlâkının Bireysel Boyutu

İnsanın en ayırt edici özellikleri, sevme, düşünme, irade,
eylem ve tecrübe gibi boyutlardır. Bu boyutlar dinin
tanımlanmasında da oldukça belirleyicidir. Ahlâkın işlevi
ve önemi de tam olarak bu sınırda belirir.
Faziletler ve reziletlerin neler olduğu hususunda genel bir
ittifak vardır; ancak bunların temellendirilmesinde ve
anlatımında takip edilen yollar birbirinden farklıdır.
Bunlar arasında filozofların yöntemi en sistematik
olanıdır. Bu sebeple önce felsefi ahlak eserlerinde ortaya
konulan, daha sonra Gazali ve İbn Hazm gibi alimler
tarafından da kullanılan, filozofların ortaya koyduğu
şablonu kullanan sistematik esas alınarak faziletler ve
reziletler konusu ele alınacaktır. Bu şablon Nasırüddin etTusi, Devvani ve Kınalızade Ali Efendi tarafından daha da
geliştirilmiştir.

İslâm Ahlâkında Faziletler

İslâm ahlâkçıları, ahlâkı, kısaca faziletler ve reziletler ilmi
olarak değerlendirmektedirler.
Fazilet kavramı insanın kabiliyetleri ile alakalı olarak
kullanılmaktadır. İnsanın muhtelif kabiliyetleri vardır ve
bu kabiliyetler doğuşta “kuvve” olarak, yani potansiyel
olarak mevcutturlar. Bu kabiliyetlerin etkin olması ile
hayat gerçekleşir.
Müslüman filozoflar insanı tabii/fiziki dünyanın bir
devamı, aynı zamanda bütün mevcudatın (makrokosmos)
bir özeti olarak kavrarlar. İnsan “zübde-i alemdir”; veya
“küçük alemdir” (alem-i sagir=mikrokosmos). Böyle
olduğu için de kendisi dışındaki bütün mevcudatı imkân
olarak ve içinde taşır.

İnsanda, üç nefis birlikte bulunmaktadır: nebati, hayvani
ve meleki nefis. Bunların her birisi insanda bir kuvve
tarafından temsil edilir: nebati nefis şehevi kuvvede,
hayvâni nefis gadabi kuvvede, meleki nefis ise nutuk
kuvvesinde. Birinci kabiliyet, insanın gıda, cinsel arzu ve
diğer arzu ve isteklerine esas teşkil eder, ki adına “şehevi
kuvve” denilir. Bu kuvve insanın biyolojik varlığını
sürdürmesini sağlayan kabiliyetini ifade etmek için
kullanılmaktadır. İkinci kabiliyet ise insanın varlığını ve
sahip olduğu şeyleri savunmaya ve korumaya (muhafaza)
yöneliktir; adına gazap kuvvesi denilmektedir. Üçüncü
kabiliyet ise insanın hem diğer varlıklarla hem hemcinsleri
ile, yani diğer insanlarla, hem de insanların üstündeki
alemle düzenli bir irtibat kurma imkanını ifade eder.

İslâm ahlâkında faziletler konusu işlenirken, öncelikle
faziletlerin insan nefsinin hangi boyutundan beslendiğinin
belirtilmesi gerekmektedir. İslâm ahlâkı konusundaki
görüşleriyle dikkati çeken Osmanlı dönemi
ahlâkçılarından Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk’ı Alâî
isimli eseri bu konuda önemli bir kaynaktır. Çünkü o
hemen hemen kendinden önceki ahlâk düşünürlerinin
görüşlerini çoğu bakımdan sürdürmüştür; ayrıldığı, farklı
düştüğü noktalar olduysa onları da işlemek suretiyle hem
bir sentez hem de bir özet yapabilmiştir denilebilir.

İnsanî nefsin iki gücü vardır.

1.İdrak gücü: Bu güç sayesinde nefis, aklın idrak gücünü
gerçekleştirir. Bunun iki görünümü vardır.
a) Nazari Güç: Bunun aşırılığa veya eksikliğe
gitmemesi, yani orta düzeyde/itidal üzerine
olması sayesinde hikmet meydana gelir.
b) Amelî Güç: itidal üzerine fiiller, yani “orta yol”
çıkarırsa adalet meydana gelir.

2.Hareket Ettirici Güç: Bu güç sayesinde beden itki veya
motivasyon gücü kazanır.
a) Hareket Ettirici Arzu Gücü (Şehvet): Aşırılığa
gitmediği sürece “orta hal/düzeyde” olduğu
müddetçe iffet meydana gelir.
b) Hareket Ettirici Saldırgan Güç (Gazap): Aşırılığa
gitmediği sürece “orta hal/düzeyde” fiiller,
cesaret meydana gelir.

Hikmet

Genel olarak eşya hakkında bilgi edinme gücüne özgü bir
erdemdir. Varlık ve ahlâk arasındaki ilişkiye temas
ederken değindiğimiz gibi, kişinin bilgi ve hikmet gücü de
erdemli olmada son derece önemlidir. İslâm düşünürleri,
ahlâklı olmak için bilebilme yeteneğini kabul eder.
Ahmaklık, kişinin ahlâkî gelişimini engeller. Çünkü iyi
olabilmek için iyinin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Öte
yandan kişinin iyi olması, bilgeliğini de artıracaktır.

Hikmet Erdeminin Altında Yer Alan Erdemler

a. Zekâ
b. Çabuk anlama
c. Zihin açıklığı
d. Kolay öğrenme
e. İyi düşünme
f. Ezberleme
g. Hatırlama

Cesaret

Üstünlük sağlama güdüsünden kaynaklanan bir erdemdir.
Çoğu zaman bu güdüye öfke gücü denmektedir. Bu güçten
kaynaklanan erdeme ise cesaret denilmektedir. Öfke
gücünün fazla olması halinde kişi saldırgan; eksik olması
durumunda ise korkak olacaktır. Gazap/öfke gücünün
yeterli derecede orta durumda olması ise cesareti
doğuracaktır. Bu erdem olmadığı zaman adaletin
gerçekleşmesi mümkün değildir. Mesela Kindî’ye göre,
cesaret, yapılması gerekeni yapmak ve ortadan kalkması
gerekeni de önlemek için her türlü riski göze alabilmektir.
Diğer erdemlerde olduğu gibi cesaret faziletine dahil olan
erdemleri de görmemiz gerekir.

Cesaret Erdeminin Kapsamına Giren Erdemler:

a. Olgun nefs
b. Olayları cesur karşılama
c. Yüksek gayret
d. Sebat
e. Yumuşak huyluluk
f. Ölçülü olmak
g. Yüreklilik
h. Dayanıklılık, katlanmak
i. Tevazu
j. Onur duygusu
k. Yufka yüreklilik (Rikkat)

İffet

Bedenin korunması ve geliştirilmesi için gerekli olan
şeyleri sağlama, gereksiz olanlara da ilgisiz kalma
erdemidir. Bu erdem, şehvet güdüsüne bağlıdır.
Fazlalığında günahkârlık, azlığında ise şehvet eksikliği
olmaktadır. İffet faziletine dahil olan erdemler ise
şunlardır:

İffet faziletinin kapsamına giren erdemler:

a. Hayâ
b. Merhamet
c. Yumuşaklık
d. Nefsin güzel ahlâkla donanmaya rağbet etmesi
e. Uyumlu ve geçimli olmak
f. Arzuları dizginlemek
g. Sabır
h. Kötülük sebeplerine karşı dirençli olmak
i. Musibet ve belaya karşı sabır
j. Kanaat
k. Vakar
l. Fedakârlık
m. Cömertlik
n. Kerem

Adalet

Adalet, bütün aşırılıkların ortası ve genel olarak rezîlet
demek olan aşırılıklardan kurtulmayı sağlayan bir erdem
olduğu için bütün erdemlerin en tam olanı ve adeta ortak
olanıdır.
İslâm filozoflarından İbn Rüşd’e göre, adalet erdemi,
bilgelik, yiğitlik ve ölçülülükten (iffet) ve cömertlikten
oluşan diğer dört erdemin toplumda gerçekleşmesinin
teminatıdır. Ona göre, ahlâk ile hukuk arasında zorunlu bir
bağlantı vardır.

Adalet Erdemine Dâhil Olan Erdemler:

a. Sadâkat
b. Ülfet (uzlaşma, kaynaşma)
c. Vefâ
d. Şefkat
e. Yakınlarıyla ilgilenmek,
f. Mükâfat
g. Müşterek işlerde insaf ve itidal üzerine
davranmak
h. Herkese karşı dürüst davranmak
i. Yakın ve dostlarının sevgisini kazanmak
j. Teslim(her şeyi ilâhi iradeye dayanmak)
k. Tevekkül
l. İbadet

Nasıl Erdemli Olunur?

İbn Hazm şöyle demektedir: “Erdemler ile erdemsizlikler
(el-fedâil ve’r- rezâil, faziletler ve reziletler), ibadetler ile
günahlar (et-ta’ât ve’l-me’âsî) arasında nefsin nefret etmesi
ile ünsiyet kurmasından/alışmasından başka bir ilişki
yoktur. Mutlu (sa’îd) kişi, nefsini erdemlere ve ibadetlere
alıştıran, onları sevdiren; erdemsizliklerden ve
günahlardan uzaklaştıran, nefret ettiren kişidir. Mutsuz
(şakî) kişi ise nefsini erdemsizliklere ve günahlara
alıştıran, onları sevdiren; erdemlerden ve ibadetlerden
uzaklaştıran ve onlardan nefret ettiren kişidir.”
Kınalızâde Ali Efendi de benzer bir şekilde insanın
faziletleri kazanma ve erdemli bir hayat sürmesini,
kendisinde bulunan tabii imkanları geliştirmesine
bağlamaktadır. Kınalızade meseleyi ele alırken, psikoloji
ile ahlak arasında bir irtibat kurmakta; insanın biyolojik ve
psikolojik gelişimi ile ahlaki gelişimi arasındaki irtibatı
keşfederek, bunun üzerinden ahlak eğitimine de bir yol
bulmaktadır. Bu irtibatı biz kısaca, biyolojik ve psikolojik
gelişimin ahlaki gelişime esas teşkil ettiğini ve bunların
birlikte düşünülmesi gerektiği şeklinde ifade edebiliriz.
Çocukların yetişirken bunu kendi ebeveyinlerinden (anne
ve babalarından) görerek ve onların hayatına iştirak
ederek, yukarıda ifade edildiği gibi, müşahede yoluyla
öğrenmeleri önem arz etmektedir. Önemli olan çocukların
zaman zaman iyi fiiller gerçekleştirmeleri değil, iyi fiilleri
gerçekleştirmeyi bir tür ikinci tabiat haline getirmeleridir.
Eğer bir insanda iyi fiiller, artık düşünmeye gerek
kalmadan gerçekleşiyorsa, o insanda iyiliğin ve faziletlerin
bir meleke haline geldiği söylenir. Daha başka bir ifade ile
iyi ve ahlaklı bir insan kötülüğü düşünüp, isteyemez; hep
iyiliği ister ve verdiği kararlar da hep iyiliğin
gerçekleşmesi yönündedir. Faziletler, erdemler onda
meleke haline gelmiştir.

Ancak iyi davranmaya alışmak ile iyiliğin insanda meleke
haline gelmesi arasında önemli bir fark vardır.
Alışkanlıkta irade yoktur; insan bir anlamda ne yaptığını
ve niçin yaptığını bilmeyebilir. Melekede ise durum daha
farklıdır: insan neyi niçin yaptığını bilir ve bu yaptığını
bilerek ve isteyerek yapar. Sadece faziletlerin kendisinde
meleke olduğu insan bunları terk etmeyi isteyemez; terk
etmeyi istemez. Burada kısaca alışkanlık ile meleke
arasındaki temel farkın, melekenin iradeye bağlı olduğu;
buna karşılık alışkanlığın iradeyi devre dışı bırakmasıdır.

Erdemler ve mutluluk

Erdemlerin amacı saadeti yakalamaktır. Bir başka ifadeyle
erdemler mutluluğa ulaştırmada araçlardır. Ahlâk ve
hukukun hedefi de budur. Hatta siyaset bilimi de bu
gayeye hizmet eder. Erdemli bir toplum, dahası erdemli
bir hükümdarı İslâm ahlâkı ekseninde yorumlayan Yusuf
Has Hacib’in Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) isimli eseri
konumuzun bir tür tatbiki yönünü temsil edeceği için, bu
bağlamda onun düşüncesini somut örnek olması
bakımından alabiliriz.

Mutluluk Bilgisi’nde mutluluk-erdem ve bilgi ilişkisi öne
çıkmaktadır. Kaşgarlı Mahmûd’un Divanü Lugâti’t-Türk,
isimli eseri de Yusuf Has Hâcib’le mutabıktır. Onun
Divan’ında da ‘bilik’ kelimesi kandil fitili olarak
karşılanmakta ve bilgi ile aydınlık ve ışık arasındaki
bağlantı, kelimenin etimolojisinde birleştirilmektedir.
Bilig, ilim anlamına gelirken; karanlığın kalkıp ışığın
hâkim olması demektir. Bilig, hem ‘ilm hem de akıl
anlamlarını ihtiva ettiğinden ilim ve aklın verilmişliğini ve
aynı zamanda kazanılmışlığını aynı kelime üzerinde
görmek mümkündür. Bu kelime aynı zamanda ‘tanışmayı’
(bilişdi), ima ettiğinden, insanın kendi farkındalığına ve
kendini bilme düzeyine de işaret etmektedir. Çünkü insan,
karşılıklı ilişkiler ağı içinde kendini fark eder.
Muhatabımız bir bakıma bize ayna tutar. Ahlâklı olma
veya olmama durumu da tam olarak böyle bir sürecin hem
başlangıcı hem de sonucudur. Zira aydınlıkta kalan ahlâk
bakımından da yükselecektir. Bu da iyinin aydınlık ve
huzur olarak idrak edilmesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!