MenüKapat

Ünite 5: Din ve Devlet İlişkileri

Laiklik (Kavram ve Yaklaşımlar)
Laiklik, devlet yönetiminin dini esaslara göre
yönetilmemesi, yasaların dini kaynaklar esas alınarak
çıkarılmaması, devletin dinler ve dini gruplar arasında
ayırım yapmaması, bütün inanç gruplarına eşit mesafede
bulunması, din ve vicdan özgürlüğünü koruması ilkelerini
içerir. Kısaca din ve devlet işlerinin ayrılması, kutsal
metinlerin yasama faaliyetlerinde dikkate alınmamasıdır.

Kelime kökeni şu maddeler altında incelenebilir:
 Laiklik ilk kez 16. Yüzyılda İngiltere’de papaz
olmayanların da kiliselerin yönetiminde rol
alabileceklerini savunan akımı ifade etmek üzere
kullanılmıştır.

 1870 yıllarından itibaren kullanılmaya başlanan
laiklik kavramı, Yunanca ‘laikos’ kelimesinden
türetilmiş olup ruhban sınıfına mensup olmayan
anlamına gelir.

 İngilizcede ise laiklik kavramına karşılık olarak
Latince ‘saeculum’ kelimesinden gelen
sekülerizm (secularism) kavramı mevcuttur.

Siyasi anlamda laiklik, devletin dinler karşısında mutlak
tarafsızlığı anlamında kullanılmaktadır. Bu manada laiklik
“devletin siyasî varlığı üzerinde dinsel inançların söz
konusu olmaması; onun bütün din ve mezhepler karşısında
tarafsız tavır alması, vicdan ve inanç özgürlüğüne saygı
göstermesi şeklinde anlaşılacaktır.

Dini alana ait olmayan anlamındaki ‘laique’ kelimesi
Türkçeye laik olarak geçmiştir. Fransızcadan çevirme
olduğu için Fransız siyasi düşüncesi, Türkiye’deki laiklik
anlayışı ve uygulamasını etkilemiştir.

Burada sekülerleşme kavramına dikkat edilmelidir.
Modernleşme sürecinin sonucu olarak görülen
sekülerleşme, dinin toplumdaki geleneksel etkisini
yitirmesi, rasyonel seçeneklere dayalı bir siyaset ve
toplum anlayışı geliştirerek ruhban sınıfın otoritesinden
kurtulmak, yani toplumun dünyevileşmesi anlamına
gelmektedir.

Laiklik bir ilke ve anlayışa işaret ederken, sekülerleşme
dinin farklı biçimler alması ve ‘toplumun dünyevileşme
sürecine’ işaret eder.

Sekülerleşme Teorileri

Modernleşme ve sekülerleşme kuramcıları değişen değer
yargıları ile dinin toplumsal ve siyasal alandan tamamen
kalkacağını ve yalnızca özel alanda gerçekleştirileceğini
savunuyordu. Bu kuramcılar arasında A. Comte, H.
Spencer, E. Durkheim, M. Weber gibi düşünürler
bulunmaktaydı. Ancak savunulan bu görüşlere rağmen
geride bırakılan yüzyılın son çeyreğinde dini eğilimlerin
yükseliş trendi gösterdiği ve dini hareketlerin toplumsal
ivme kazandığı gözlenmiştir.

Dinin Zayıflaması ve Çöküş Yaklaşımları: Burada yaygın
olan iki yaklaşım mevcuttur:
 Rasyonalizm ve inanç kaybı
 İşlevsel erim ve amaç kaybı
 Larry Shiner ve Sekülerleşmenin Altı Biçimi
Rasyonalizm ve İnanç Kaybı Yaklaşımı: David Martin,
Brian Wilson ve Peter L. Berger bu argümanın
sözcüleridir. Wilson’a göre sekülerleşme dinin toplumsal
öneminin azalmasını ifade eden bir süreçtir. Aydınlanma
bilimsel bilgiye, evrenin teknolojik kontrolüne ve deneysel
kanıtlama ölçütlerine dayalı rasyonel bir dünya görüşü
ortaya çıkarmıştır. Bu görüşe göre de modern dünyada
hurafeler yıkılmıştır. Aynı zamanda dini kimliklerin
toplumsal anlamlarının kaybolmasına neden olmuştur.

İşlevsel Evrim ve Amaç Kaybı Yaklaşımı: Durkheim’dan
etkilenen bu argümanın savunucuları arasında Steve
Bruce, Thomas Luckmann ve Karel Dobbelaere gibi
toplumbilimciler vardır. Bruce’a göre modernitenin
getirisi bireysellik veya bireycilik dini inanç ve hayatın
cemaat/grup temelini zedelemiş, rasyonalite ise dinin
kutsal amaç ve öğretilerine inanmayı ortadan kaldırmıştır.
Bu yaklaşıma göre din sadece inançlardan ibaret değildir.
Doğum, ölüm ve evlilik gibi hayatın çeşitli döngülerinde
törenler ve ritüellerle işlevsel bir yönü de vardır.
Sanayileşmiş toplumlarda mesleki farklılaşma din
adamlarının işlerini ellerinden almış ve kilisenin toplumsal
yaşamdaki etkilerini ortadan kaldıran bir sekülerleşmeye
neden olmuştur.

Lary Shiner ve Sekülerleşmenin Alt Biçimi: L. E. Shiner
sekülarizayonun tek boyutlu olmadığını, farklı alanları
kapsadığını savunarak bir sekülerleşme tipolojisi çizer ve
altı farklı biçiminden bahseder.
1. Birinci sekülarizasyon modernitenin etkisiyle
dini sembol, doktrin ve kurumların önemini ve
prestijini kaybetmesidir.
2. İkinci tipi bu dünya ile uyum içinde olmak ve bu
dünyaya uyum sağlamaktır.
3. Üçüncü biçimi toplumun dinle olan bağlantısının
kesilmesi, artık dine dayalı bir anlayıştan
kurtulup bağımsız bir gerçeklik oluşturması ve
dinin etkilerini özel hayat alanına sınırlamasıdır.
4. Dördüncü hali dini bilgi, inanç ve kurumların
işlevlerinin bu dünya temelli bir görüntüye
bürüneceği öngörüsünü içermektedir.
5. Beşinci biçimi bu dünyanın kutsal karakterini
aşamalı biçimde kaybedeceği, bunun yerine
rasyonel olarak açıklanan bir alanın objesi
olacağı düşüncesine dayanmaktadır.
6. Son biçimi ise toplumdaki bütün kararlar, dini
gerekçelere göre değil rasyonel temellere bağlı
olur.

Dobbelaere, Luckman, Berger ve Wilson’a Göre
Sekülerleşme: Karel Dobbelaere toplumsal, kurumsal ve
bireysel olmak üzere sekülerleşmenin üç düzeyde
anlaşılması gerektiğini vurgular. Toplumsal boyut, dinin
toplumsal etkilerini yitirmesi, kurumsal boyut kilisenin
otoritesinin zayıflaması ve faaliyet alanlarının
kısıtlanması, bireysel boyut ise insanların dindarlık
düzeylerinin zayıflaması, ibadet ve dua pratiklerinin
azalması ve zamanla ortadan kalkması biçiminde formüle
edilebilir.

T. Luckmann, toplumsal alandaki sekülarizasyonu
‘geleneksel ve kutsal kozmosun çözülüşü olarak’ tanımlar.
Dinin toplum üzerindeki etkisinin zayıflamasına işaret
eden bu gelişmeye paralel olarak kurumsal dinin
modern sanayi toplumunun çeperine itildiği gözlemi ön
plana çıkmaktadır.

P. Berger ise toplumsal düzlemdeki sekülarizasyonu
‘modern Batı tarihinde toplumsal ve kültürel sektörlerin,
dini kurum ve sembollerin baskısından kurtuluşu’ olarak
tanımlar. Brian Wilson ise bu anlamda sekülerleşmeyi
cemaat etkisinin çözülüşü, cemaatten toplum olmaya geçiş
olarak görür.

Geleneksel Sekülerleşme Kuramının Eleştirisi
Geleneksel sekülerleşmenin dini inanç, kurum ve
pratiklerin zayıflaması üzerinde durması, sadece Batı
Avrupa’ya özgü olan bir sekülerleşme etkisini açıklaması
sebebiyle eleştirilmektedir. Ayrıca günümüz dünyasındaki
gelişmeleri yeterince açıklayamadığı iddia edilmektedir.
Diğer bir eleştiri, geleneksel sekülerleşmenin dinin
geleceğine dair argümanlarıdır. Dinin kamusal alanda
temsili gayretlerinin artışı, maneviyat ve anlam arayışının
bir sonucu olarak yeni dini hareketlerin ortaya çıkışı veya
geleneksel dinlerde görülen ihya hareketleri dini
zayıflatmamış, bu tür argümanların eleştirilmesine ortam
hazırlamıştır.

Bazı düşünürler sekülarizasyon kuramının öne sürdüğü
varsayımların iyi sınanmamış titiz önermelerden çok bir
doktrin veya ideolojik bir dogmaya dönüştürüldüğünü
savunur.

Dini kurumların farklı olumsal işlevleri de mevcuttur.
Örneğin dini kurumlar ABD’de sağlıklı bir sivil/toplumsal
hayatın sürdürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bir
araştırmada, kiliselerin ‘yurttaşlık kültür ve yeteneklerini’
geliştirecek etkin ortamlar yarattıkları belirlenmiştir.

Din-Devlet İlişkisi Modelleri

Din-devlet ilişkisi altında iki model incelenir:
 Laik model, din ve devlet işlerinin birbirinden
ayrı olduğu,
 Teokratik model, dini kurum ve otoritelerin siyasi
ve hukuki kararların alınmasında belirleyici
olduğu, dinin başlıca yasama kaynağı olarak
görüldüğü yönetim biçimidir.

Anayasal düzenlemeler açısından bakıldığında ise başlıca
beş devlet yapısından bahsedilir:

1. Anayasada laiklik ilkesinin açıkça kabul edildiği
model
2. Anayasada laiklik ilkesi açıkça belirtilmeyen
(laik) model
3. Anayasada bir devlet dininin benimsendiği ama
uygulamada laik model
4. Anayasada resmi bir devlet dini veya mezhebin
benimsendiği ve dinin kısmen veya tamamen
yasama kaynağı olduğu model
5. Din karşıtı model

Bunlar dışında şu da unutulmamalıdır ki her ne kadar
anayasal açıdan beş farklı model olsa da bu modellerden
birini benimseyen farklı ülkeler, modeli farklı şekillerde
uygulayabilir. Dolayısıyla beş ana başlıkta toplanan
modellerin dışında modeller görebilmek de mümkündür.

İslam Dünyasında Din-Devlet İlişkileri

İslam dünyasında laikliğin ortaya çıkmasından günümüze
dek, laiklik farklı aşamalardan geçmiş, ülkelere özgü
şartlarda şekil almıştır. 19.yüzyılda seküler Batı değerleri
yönetici elit kesim tarafından daha üstün görülmüştür.
Bazı İslam ülkelerinde bu değişim kabul edilebilirken
bazılarında ise çatışmalara sebep olmuştur.

Laiklik Batı ülkelerinden farklı bir şekilde İslam
ülkelerinde ortaya çıkmıştır. Batı’dan farklı olarak iç
dinamiklerin etkisinden daha çok dış dinamikler sayesinde
oluşmuştur. Batı’da laiklik siyasal, sosyal, kültürel ve
ekonomik gelişmelere paralel olarak kademeli bir şekilde
gelişmiştir. Avrupa sömürgeciliğinin ve yayılmacılığının
19.yüzyıl başlarında başlattığı ideolojik bir ürünü şeklinde
dışarıdan bir akım olarak girmiştir.

İslam dünyasının laikliği benimsemesine rağmen dindevlet ilişkileri tartışmaları laiklik ekseninde devam
etmektedir. Örneğin Arapçada laiklik kavramının karşılığı
olarak 19.yüzyılda ‘materyalist’ veya ‘ateist’ manasına
gelen küçümseyici bir terim olan ‘dehri’ kelimesi
kullanılmıştır. Günümüzde ise ‘dünyevi’ anlamındaki
‘ilmaniyye’ kullanılır.

İslam dünyasına ait ülkelerin laiklik anlayışı,
uygulamaları, karşı tepkileri her ülkenin siyasi, tarihsel
yapısına göre şekillenmektedir. Müslüman nüfusun
çoğunlukta olduğu 45 devletten 11’i din devleti, 15’i
İslam’ı resmi din olarak kabul eden devletler, 19’u ise
anayasal olarak laik olan ülkelerdir.

Türkiye’de Laiklik ve Din-Devlet İlişkileri

Türkiye’de laikliğin başladığı süreci ağırlıklı olarak
Cumhuriyet dönemi ile başlatma eğilimi vardır. Diğer bir
alternatif kabul ise Osmanlı Devletinin 19.yüzyılda
başlattığı modernleşme hareketleri ve buna bağlı olarak
İslam dünyasında ilk laik kurumların ortaya çıkışıdır.

Dolayısıyla Cumhuriyet öncesi başlayan dönüşümlerle
beraber ele alındığında devam eden bir sürecin varlığı
görülür. Tarihsel geçişi Cumhuriyet sonrasında şu şekilde
sıralamak mümkündür:
 Halifelik kurumunun kaldırılması,
 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Şer’iye ve
Evkaf Vekaletinin kaldırılması yerine farklı
sınırlamalarla Diyanet İşleri Reisliğinin
kurulması
 1925 tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin
kanun,
 1926 Türk Medeni Kanunu
 1934 tarihli bazı kisvelerin giyilmesini
yasaklayan kanun
 1937 yılında Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik
olduğunu ifade eden kanun

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı zaman zaman laiklik
açısından eleştiri konusu olmuşsa da tümüyle denetimsiz
yürütülen din işlerinin sorunlara yol açabileceği problemi
de öne sürülmektedir. Tartışılan diğer bir konu ise zorunlu
olan Din Kültürü ve Ahlak dersinin İslam yorumunu
yansıttığıdır.

Mısır’da Laiklik ve Din-Devlet İlişkileri

Mısır’da 1930’dan bu yana laik devlet ile İslami bir
topluma dönüş çağrısı yapan dini hareketler arasındaki
gerilim yaşanmaktadır. Bunun sebebi 19.yüzyılda
başlamış Hidiv İsmail’in desteğini alarak
kurumsallaştırma politikalarına dâhil olan laiklik anlayışı
ile 1928 yılında Batı akımını savunanlara karşın muhalefet
eden İhvan-ı Müslim (Müslüman Kardeşler) hareketinin
ortaya çıkışıdır.

Cezayir’de Laiklik ve Din-Devlet İlişkileri

1831 yılında Fransa’nın işgaliyle özellikle 1830-1962
döneminde İslamiyet Cezayir milliyetçiliği için bir ilham
kaynağı olarak görülmüştür. 1963 yılında çıkarılan
Cezayir Anayasasında devletin sosyalist olduğu ve resmi
dininin de İslam olduğu ilan edilmiştir. Kent burjuvazisi
ve aydın sınıfı laik bir devlet anlayışı benimsenirken halk
kitleleri arasında İslam kültürü merkezi önemini
korumuştur.

Tunus’ta Laiklik ve Din-Devlet İlişkileri

1956’dan 1987 yılına kadar Batı yanlısı ve laik bir
modernleşme süreci izleyen Habib Burgiba iktidarda
kalmıştır. Devlet yazışmalarında ve yüksek eğitimde
Fransızca resmi dili olarak kabul edilirken, elitlerin de dili
Arapça’dan çok Fransızca olmuştur. Şer’i mahkemeler
kaldırılmış, kadınların başörtüsü yasaklanmıştır. Arap
milliyetçiliğinin ve sosyalizminin başarısızlığı gibi iç ve
dış nedenler Tunus’ta muhalefet hareketlerin doğmasına
neden oldu. 1979 yılında İslam Cemaati adında dernek
kurulmuştur. Tek partili sistemin kısa süreli liberalleşme
döneminde İslam Cemaati hareketi seçimlere katılmak için
İslami Eğilim Partisi’ne dönüştürülmüş ancak Burgiba bu
partinin seçimlere girmesine izin vermemiştir.
1987 yılında Zeynel Abidin Bin Ali’nin yönetime
gelmesiyle iktidarını meşrulaştırmak için çeşitli İslami
yönelimlerde bulunmuştur.

Pakistan’da Laiklik ve Din-Devlet İlişkileri

Hindistan’da yaşanan mezhepsel çatışmalar Ali Cinnah ve
İslam Birliği önderliğinde Pakistan Devleti kurulmuştur.
İlke olarak Pakistan her zaman İslami bir cumhuriyet
olarak tanımlanmasına karşın uzun yıllar laik bir devlet
olarak yönetilmiştir. Askeri bir darbeyle 1958 yılında
yönetimi ele geçirerek kendisini modern İslam’ın
savunucusu ilan eden General Eyüp Han, 1956
Anayasasını ilga ederek geleneksel uygulamaları
hedefleyen yasalar çıkarmıştır. 1970 Zülfikar Ali Butto
dönemi (1970-1977) Pakistan tarihinde bir dönüm noktası
olmuştur. 1973 Anayasasında İslam devlet dini olarak
kabul edilmiş ve başbakan ile cumhurbaşkanının
Müslüman olması zorunluluğunu getirmiştir.

İran’da Laiklik ve Din-Devlet İlişkileri

İslam hukukuna göre yönetildiği iddia edilen İran, Şii
geleneğe yaslanmaktadır. İran, Avrupalı güçlerden birinin
sömürgesi olmamış ancak 19.yüzyılın sonunda ekonomisi
yavaş yavaş Avrupa’nın kontrolüne geçmiştir.
Şah Rıza Pehlevi ve oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevi
dönemi (1941-1978) İran’da devletin öncülük ve empoze
ettiği modernleşme çabalarının yoğun olarak sürdürüldüğü
dönemdir. Ayetullah Kumeyni liderliğinde gerçekleştirilen
devrim sonrasında mollaların etkisi daha ağır bastığı için
İran’da dini kurallara dayalı olduğu iddia edilen bir devlet
kurmuştur. 1990 itibariyle Haşimi Rafsancani ile bir
siyasal liberalleşme ve muhalefet süreci başlamıştır. Bu
dönemde İran’ın Batı ve ABD ile ilişkilerinde olumlu bir
gelişme olurken bu ülkeler arasında kültürel ve entelektüel
değişimler için uygun ortam hazırlandı. 2004 ve sonraki
yıllarda yapılan seçimlerde çoğu ılımlı ve modernist
adayın seçime girmesi engellenmiş ve bu nedenle
muhafazakârlar seçimlerden daha güçlü olarak çıkmıştır.

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 5: Din ve Devlet İlişkileri[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!