Menü Kapat

Ünite 4: Türk-İslâm Edebiyatında Belagat Başlıca Edebi Sanatlar

Türk-İslâm Edebiyatı Metinlerinin Değerlendirilmesinde Vazgeçilmez
Ölçü Belâgat Sözlükte sözün fasih ve açık seçik olması demektir.
Edebiyat terimi olarak iki manada kullanılır. Birincisi
meleke ve kabiliyettir. Bu tanım klasik belagat
kitaplarında “sözün fasih olmak şartıyla mukteza-yı hale
mutabık olması” şeklindedir. Bu anlamıyla belagat
insanda doğuştan var olan ve ona has melekedir. İkinci ve
klasik belagat kitaplarındaki anlamı ise “Kelamın fasih
olmak şartıyla mukteza-yı hale mutabık olmasının usul ve
kaidelerini bildiren” ilimdir.

Belagatin bu maksadına ulaşması için şu üç konu hakkında
bilgi sahibi olmak
gerekir:
1. Meani: Kelamın mukteza-yı hale uygunluğunu
sağlamak için gerekli olanları bilme şeklinde
tanımlanabilecek konular.
2. Beyan: Sözün açık-seçik, kolay ve
anlaşılabilmesini temin etme yolları.
3. Bedi’: Sözü güzel, süslü ve etkili söyleme
usulleri. Türk belagat literatüründe klasik
özellikteki ilk Türkçe eser, örnekleri bakımından
zayıf olsa da Ahmet Hamdi’nin Belagati Lisanı
Osmanî adlı kitabıdır.

Türk-İslâm Edebiyatı Metinlerinde Karşılaşılan
Başlıca Edebî Sanatlar

1. İnşa

Türk, Arap ve Fars edebiyatlarında “resmi yazışmalarda
kullanılan nesir dilini ifade eden edebi tür ve dil bilimi”
için kullanılmış, zamanla genel olarak her türlü nesir ve
düz yazı karşılığında kazanmıştır. Kâtip Çelebi buna
“ifadede yerine, konusuna ve amacına yakışan güzel
ibareler kullanmaktır” şeklinde bir ilavede bulunur.
Genellikle nesir halinde yazılan mektup türünün de inşa
içinde özel bir yeri vardır. Kâtip Çelebi mektubu inşanın
bir dalı olarak ele almıştır. İnşa kelimesi dar anlamda daha
çok münşeat adıyla anılan her türlü resmi yazışma ile
bunların bir parçası sayılabilecek mektup vb. metinlerin
kaleme alınmasının yollarını ve bu hususlarla ilgili
kuralların bilgisini ifade eder.

2. Seci

İnşa ile yakın ilgisi bulunan ve daha çok bir nesir sanatı
kabul edilen seci, söze güzellik ve süs katan hususlardan
biri olarak kabul edilir. Halemiz ve lalemiz kelimelerini
içeren bir cümlede her iki kelimenin son hecesi olan “le”
seciyi meydana getirir. Kelime gruplarında da rastlanan
seciler daha çok atasözleri ve vecizelerde bir ahenk unsuru
olarak yer almış ve onların ezberlenmesini
kolaylaştırmıştır. “Abdal tekkede hacı Mekke’de bulunur”,
“Aç koyma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin” gibi.
Seci sanatının en mükemmel örneği Sinan Paşa’nın
Tazarru’name’sidir.

3. Itnâb

“Bir düşüncenin gereğinden fazla sözle ifade edilmesi”
anlamına gelir. Hem olumlu hem de olumsuz olarak ele
alınmıştır. Türkçe belagat kitaplarında ıtnâb üçe
ayrılmıştır:
a) Itnâb -ı makbul: Manayı açıklığa kavuşturma,
pekiştirme, mübalağa ve tasvir amacına yönelik
bir fayda elde etmek üzere sözü uzatma ya da
tekrarlamadır.
b) Itnâb -ı mümil: Gereksiz yere sözü uzatma,
ifadeye lüzumsuz kelime veya cümle katma
işidir.
c) Itnâb -ı manevi: İfadede mananın farklı lafızlarla
tekrarıdır. Ör: (itaat kıl) sözüme (olma asi).

4. İktibas

Kuran ve hadisten alınmış bir ibareyi
beyte/mısraa/cümleye yerleştirmektir. Türk-İslâm
edebiyatı metinlerinde çokça karşılaşılmaktadır. Türk
edebiyatında yenileşme dönemine kadar âyet ve
hadislerden seçilen ibarelerin aktarılması şeklinde
kullanılmışken sonraları iktibas edilen metinler çok
çeşitlenmiş ve her türlü nakil bu kapsama dahil edilmiştir.
İktibas, ayrıca benzer özellikler gösteren irsâl-i mesel
(îrâd-ı mesel), telmih ve mülemma’ (ilmâ’) gibi sanatlarla
karıştırılmıştır. Ancak atasözleriyle örnek verme açısından
irsâl-i meselden, cümle veya beytin tamamını aktarma
bakımından tazmin, taştîr ve tahmisten, ibareyi esas
lafzıyla nakletme yönünden telmihten ayrılmaktadır.

5. İstişhad

Türk edebiyatında bir edebi sanat olarak istişhaddan
ziyade ona çok benzeyen “irsal-i mesel” (örnek olarak
atasözü veya özlü söz zikretme) veya “iktibas” (hadis veya
ayet zikretme) tercih edilmiş ve belagat kitaplarında
istişhada yer verilmemiştir. Şair veya yazarın ifadeyi
kuvvetlendirmek, anlamı zenginleştirmek, söz daha sanatlı
hale getirmek gibi amaçlarla ayet, hadis, atasözü, vecize,
mısra ve beyit zikretmesi istişhadı ortaya çıkarır.

6. Teşbih

Mecazla birlikte ele alınmış bir sanattır. Teşbihle mecazın
esas farkı kelimelerin gerçek anlamıyla kullanılmasıdır.
Türkçede teşbih edatı günümüzde kullanılan “gibi”
takısıdır. Teşbihin rüknü dörttür. Benzeyen, benzetilen,
benzeme yönü ve teşbih edatı. Bir teşbihte ya bütün teşbih
unsurları yer alır veya bunlardan en az ikisi bulunur.

Dört çeşit teşbih vardır:
a. Mufassal teşbih: Tam teşbihte denilir ve
bütün unsurlar bu teşbihte zikredilir.
b. Mücmel veya muhtasar teşbih: Benzeme
yönü zikredilmez. Anlaşılması zordur.
c. Müekked teşbih: Diğerlerine göre daha
sanatlı ve üstün kabul edilen bu tür teşbih,
unsurlarının mümkün olduğunca
azaltılmasıyla ifadenin güçleştirildiği bir
söyleyiştir.
d. Beliğ teşbih: İki ana unsurun yani benzeyen
ve benzetilenin kullanıldığı teşbihtir.

7. İstiare

Bir kelime veya ibarenin, teşbihi kuvvetlendirmek, onu
abartarak muhataba daha güçlü yorum imkânı sağlamak
için benzeşme ilgisiyle ve bir karineye dayalı olarak
gerçek anlamı dışında kullanılması demektir. Bir kelimeyi
asıl anlamı akla getirmeden kullanmanın, manayı güzel
ifade etmede en etkili yol kabul edilmesi istiarenin
önemini arttırmıştır. Örneğin sersem yerine “kaz”, inatçı
yerine “keçi/katır”, asık suratlı veya zalim yerine
“Nemrut”, âşık veya şaşkın yerine “Leyla” birer istiaredir.

Belagat kitaplarında istiare üç ana başlık altında
incelenmiştir:
a. Açık istiare: Yalnızca benzetilenle yapılan
istiaredir.
b. Kapalı istiare: Yalnızca benzeyenle yapılan
istiaredir.
c. Mürekkep istiare: Bu sanat istiarede yer alan bir
unsurun değişik yönleri ve özelliklerinin
benzetme konusu yapılmasıyla
gerçekleştirilmiştir. Gizli gizli iş yapan kimse
hakkında “saman altından su yürütüyor”
denilmesi de bu tür bir istiaredir.

8. Mecaz

Bir ilgi veya ipucu ile gerçek anlamı dışında kullanılan
kelime veya terkibi ifade eden bu belagat terimi,
kelimelerin manalarına dayalı edebi sanatların en önemli
ve yaygın olanıdır. Kelimelerin anlam bakımından üç
farklı özelliği vardır:
a) Manayı hakiki- gerçek anlam: Göz kelimesinin
görme organı olması.
b) Manayı tali- türeme anlam: Terazi kefesi için
göz denilmesi.
c) Mecaz anlam: Gözü doymaz, aç gözlü
deyimlerindeki göz mecazi anlamdadır.
Mecazlar söze güzellik, canlılık ve etkinlik katar,
konuşanın ifade etmek istediğinin daha kuvvetle
anlaşılmasına imkân tanır. Mecaz denildiğinde mecazı
mürselin anlaşılması gerekir.

9. İrsal-İ Mesel

Manzum veya mensur bir ifadede söze destek sağlamak,
onu daha kolay benimsetmek için herkesçe kabul edilmiş
bir başka sözü, özellikle atasözünü kullanma sanatıdır.

10. Tazmin

Başka bir şaire ait olan mısranın bir şiirde kullanılması
anlamına gelir. Tazminde alıntılanan şiir parçasının kime
ait olduğunu söylemek bir kuraldır.

11. Tecahül-İ Arifane

Şiir ve nesirde “bilinen bir hususun bir nükteye bağlı
olarak bilinmiyormuş gibi ifade edilmesi” sanatıdır. Batı
retoriğindeki karşılığı ironidir. Şair bunun için aslında
muhatabına cevabını bildiği sorular sorar. Böylece hem
maksadı doğrudan söylemenin basitliği kırılmış olur, hem
de söze nükte ve zarafet kazandırır.

12. Teşhis ve İntak

Teşhis “varlıkların kişileştirilerek yeni kimlikler
kazanması” şeklinde tanımlanabilir. İntak “konuşma, insan
gibi dile gelme” demektir. Teşhis genelde intak ile
bütünlük kazandığından her intak sanatına
başvurulduğunda orada teşhiste bulunur. Günümüzde
çocuklar ve gençler için yazılan fabllarda bu sanattan
bolca yararlanılmaktadır.

13. Hüsn-i Ta’lil

Bir olayın gerçek sebebinin göz ardı edilerek heyecan
unsurunun ön plana çıkarılması sanatıdır. Hadiselere o
andaki ruh halinin yorumunu katmak, hayatı ve dış
dünyayı gönlüne aksettiği gibi algılamak isteyen her
sanatkâr bu sanata başvurur.

14. Tenasüb

Sözlükte uyum, orantı, yakışma anlamına gelir. Edebiyat
terimi olarak “aralarında karşıtlık dışında bir ilgi bulunan
iki veya daha çok kelimenin anlam güzelliğini ve
bütünlüğünü sağlamak amacıyla aynı sözde bir araya
getirilmesi” demektir. Anlamca yakın kelimelerin
gelişigüzel veya zorunlu biçimde bir araya getirilmesiyle
tenasüp gerçekleşmez. Agehi’nin “Keşti Kasidesi” sırf
tenasüp sanatına dayalı yazılan şiirlere bir örnektir.

15. Leff’ü Neşr

Cümlenin kuruluş ve dizilişiyle ilgili, anlama güzellik
katan söz sanatlarından biri olarak tanımlanabilir. Bu
sanatta önce iki veya daha fazla unsur ayrı ayrı
zikredilir(leff), ardından bunların her biriyle ilgili öğeler
anılır(neşr).

16. Telmih

Arap-Fars-Türk kültür ve edebiyatına ait bir metinde bu
kültürlerin örnek gösterilecek değerlerine sahip bir kişi
veya olaylarla ayet, hadis, kelamı kibar, atasözü vb.
kalıplaşmış ibarelere gönderme sanatıdır. Telmihin
iktibastan ve irsal-i meselden farkı sadece işaret etmesidir.

17. Ebced

Arap alfabesinin “ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayı
değerine dayanan hesap sistemi”. Mesela İstanbul’un fetih
yılı Kuran-ı Kerim’deki “beldetün tayyibe” kelimesinin
ebcedle karşılığı olan 1453 yılına rast gelmekte, bu ise
Müslüman topluluklar tarafında ilahi mucize olarak kabul
edilmektedir.

18. Tarih Düşürme

Türkçede tarih manzumesi yazarak vuku bulan hadiselerin
tarihlerini zikretmeye “tarih düşürme, tarih yazma”
denilir. Başlangıçta öğrenme ve ezberleme kolaylığı için
çıktığı tahmin edilen tarih düşürme, daha sonra şairliğin
gereklerinden biri sayılarak bir nevi sanat gösterme aracı
ve sanatkârın kudretinin göstergelerinden biri sayılmıştır.
Tarihler farklı biçimlerde düzenlenmiştir:
a) Lafzen tarih: Verilecek tarihin rakamla değil
sözle zikredilmesidir.
b) Manen tarih: olayın tarihini ebced hesabına göre
harflerin sayı değerinden çıkarılmasıdır.
c) Lafzen ve manen tarih: İkisinin de
kullanılmasıdır.

Tarihin hesaplama şekline göre ise genellikle üç türlü
tarihle karşılaşılmaktadır:

1. Tam (mutlak) tarih: Hesaplandığında tam olarak
ortaya çıktığı en makbul ve en güç söylenen
tarihtir.
2. Ta‘miyeli tarih. Tarih mısraındaki harflerin sayı
değerinin istenen tarihi karşılamadığı durumlarda
ekleme veya çıkarma şeklinde bir hesap
yapılması gereğinin bir önceki mısrada
söylendiği tarihtir.
3. Düta tarih. Tarih mısraını meydana getiren
harflerin toplamından çıkan tarih, hadisenin
cereyan ettiği yılın iki katını verdiği tarihtir.

Harflerin kullanılışından doğan özelliklere göre tarihler
birkaç türlü̈ olur:

1. Bütün harflerle söylenenler. Bu tür tarihlerde
noktalı olup olmadığına bakılmaksızın bütün
harfler hesaba katılır.
2. Mu‘cem tarih. Sadece tarih mısraındaki noktalı
harflerin hesap edilmesiyle ortaya çıkan bu tarih
ayrıca “münakkat, menkut, mücevher, cevher,
cevheri, cevherdar, cevherin, gevher, güher ”
adlarıyla da anılmaktadır. Şairler, düşürdükleri
tarihin mu‘cem olduğunu genellikle tarih
mısraından önce bu kelimelerden birini
zikrederek belirtirler.
3. Mühmel Tarih. Yalnız noktasız harflerin hesap
edilmesiyle söylenen tarihtir. Bu tür tarihe “binukat, bi-cevher,
sade tarih” de denir. Noktasız
harflerin ebced sisteminde sayı değeri çok
olmadığından mühmel tarih çok zor söylenir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!