MenüKapat

Ünite 4: Melek İnancı – İslam İnanç Esasları

İslâm dinine göre varlıkları; görünen (kesîf) ve
görünmeyen (latîf) varlıklar olarak ikiye ayırmak
mümkündür.
İslam dininin iman esaslarından biri de meleklerin
varlığına inanmaktır. Melekler, duyu organlarıyla
algılanması mümkün olmayan varlıklardır. Onlar
hakkındaki tek bilgi kaynağımız Kur’ân-ı Kerim’dir.
İslam’da melek inancı aynı zamanda cin ve şeytan adı
verilen varlıkların bulunduğunu kabul etmeyi de gerektirir.
Yüce Allah, bu varlıkların mevcudiyetinden Kur’ân’da
açıkça bahsetmektedir.

Melekler

Sözlükte “kudret, kuvvet ve elçilik yapma” anlamlarına
gelen “mülk, lek, elk” köklerinden türemiş olan melek,
terim olarak; “Allah tarafından yaratılan, çeşitli şekillerde
görünebilen, zor işlere güç yetirme özelliğine sahip, ancak
iyi nitelikte işler yapabilen, erkeklik ve dişilik vasıfları
bulunmayan ve Allah’a itaatten ayrılmayan nurani
varlıkların adıdır. Kur’an’da müşriklerin, meleklerin
dişiliği ve onların Allah’ın kızları olmaları hakkındaki
iddiaları sert bir dille reddedilmiş, meleklere düşman
olanların Allah’a da düşman oldukları belirtilmiştir (elBakara 2/97-98).
Melek inancı, maddeci ve pozitivist anlayışlara karşı varlığın
sadece görünen nesnelerden ibaret olmadığını hatırlatıp manevî
ve ruhanî âlemlerin bulunduğunu da hatırlattığı için bütün
dinlerde olduğu gibi İslâm’da da önem kazanmıştır. Allah’ın
rızasına uygun, dürüst ve ahlâklı bir hayat yaşamaya kendini
adamış olan mümin, kâinatta bu idealleri temsil eden ve en üst
mertebede yaşayan görünmez varlıkların bulunmasından manevi
bir destek alır ve aynı seviyeye ulaşmak için çaba sarf eder.

Allah’ın melekleri yaratmasının şüphesiz daha başka
gayeleri ve hikmetleri de vardır. Kur’an’da belirtilen
çerçevede Allah’a teslimiyetin sembolü olan melekler,
fizik âlem ile ulûhiyet makamı arasında bir köprü vazifesi
görmektedirler. Çeşitli ayetlerde Cenâb-ı Hakk’ın kâinatı
melekler aracılığıyla sevk ve idare ettiği
vurgulanmaktadır. Bunun gibi melekler, Allah Teâlâ’nın
mesajlarının insanlığa iletilmesinde de etkin rol
oynamaktadırlar. Onlar aracılığıyla peygamberlere iletilen
vahiy, Allah tarafından insanlara iletilen emir ve yasakları
ihtiva etmektedir. Melekler Allah’ın emirlerini insanlığa
ileten bir elçi konumundadır.

Allah tarafından kendilerine verilen görevleri eksiksiz
olarak yerine getirmekle yükümlü olan melekler, günah
işlemekten uzak varlıklardır. Onlar sadece Allah’ın
emriyle hareket ederler ve asla ona itaatsizlik etmezler.
Melekler bu özellikleriyle günah işleme yeteneğine sahip
olan insanlardan ve cinlerden ayrılmışlardır.

Ayet ve hadislerde geçen ifadelerden hareketle
meleklerin özelliklerini şu şekilde sıralamak
mümkündür:

1. Melekler nurdan yaratılmış varlıklardır.
Meleklerin hangi maddeden yaratıldığına dair
Kur’an’da açık bir bilgi yoktur. Fakat bir hadiste
“cinlerin ve şeytanların ateşten, Hz. Âdem’in
toprak ve çamurdan, meleklerin ise nurdan
yaratıldığı belirtilmektedir (Müslim, “Zühd” 10).
2. Meleklerde erkeklik ve dişilik özelliği yoktur. Bu
nedenle müşriklerin, melekleri Allah’ın kızları
sanmaları batıl bir inanıştır.
3. Melekler, yorulma, usanma vb. bedensel
özelliklerden arınmışlardır.
4. Melekler; Allah’a isyan etmeyen, O’nun
emrinden dışarı çıkmayan, kendileri için
öngörülen görevleri eksiksiz yapan ve asla günah
işlemeyen varlıklardır.
5. Melekler son derece güçlü ve üstün özelliklere
sahip varlıklardır.
6. Bir ayette meleklerin kanatları olduğu
belirtilmektedir. Ayette geçen “kanat” ifadesini
diğer dünyevî varlıkların kanatlarına benzeterek
anlamak doğru değildir. Çünkü bu kanatların
mahiyeti bilinmemektedir.
7. Normal şartlarda gözle görünmeyen melekler,
Allah’ın emir ve izni ile çeşitli şekillere
girebilmektedirler.
8. Melekler de diğer varlıklar gibi gaybı bilemezler.
Çünkü gaybı sadece Allah bilir. Meleklerin
bildiği gayb, Allah’ın onlara bildirdikleriyle
sınırlıdır.

Allah tarafından meleklere verilen görevleri şöylece
sıralamak mümkündür:

1. Allah’ı hamd ile yüceltmek: Meleklerin
Kur’an’da belirtilen görevlerinden ilki; Yüce
Allah’ı hamd ile yüceltmek, O’na secde etmek,
O’nu gece gündüz takdis etmek ve
emrolundukları diğer işleri yerine getirmektir.
2. Peygamber’e salat ve selam getirmek: Kur’an’da
meleklerin görevlerinden biri de peygamberlere
salat ve selam getirmektir.
3. Müminlere âhirette şefaat etmek ve insanlara
dünyada hayır duada bulunmak: Şefaat, kıyamet
gününde günahkârlar hesabına Allah’tan
bağışlanma dilemektir. Kur’an’da meleklerin
inanan kullar için Allah’tan şefaat dilediklerinden
bahsedilmektedir.
4. İnsanları iyi işlere sevketmek, onları korumak
amacıyla takip etmek: Melekler, şeytanların
aksine insanları iyi işlere yöneltirler. Her insanın
biri melek, biri de şeytan olmak üzere iki
arkadaşı bulunmakta, Kur’an,birincisine “şâhid”,
ikincisine “sâik” (sevkeden) demektedir. Bu
melekler insanların yaptığı iyi işlere şahitlik
edecek olan meleklerdir.
5. Peygamberlere vahiy getirmek: Allah Teâlâ,
insanlar gibi meleklerden de elçiler seçtiğini,
Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahiy
indirildiği gibi Hz. Muhammed’e de vahiy
gönderildiğini ve Cebrail’in, Kur’an’ı
Peygamber’in kalbine indirdiğini haber
vermektedir.
6. Peygamberlere ve müminlere maddî ve manevî
destek olmak: Kur’an’da meleklerin müminleri
sıkıntılı ve üzüntülü anlarında teselli ettiği,
kâfirleri ise sıkıntıya soktuğu belirtilmektedir.
7. İnsanların yaptıklarını kaydetmek: Kur’ân-ı
Kerîm’de insanın yanında bulunan iki meleğin
katiplik yaparak onun tüm yaptıklarını
kaydettikleri belirtilmektedir.
8. Tabiatın yönetimi ve ilâhî kanunların icrasıyla
meşgul olmak.
9. İlâhî cezaları yerine getirmek.

Kur’ân-ı Kerim, meleklerin fonksiyonlarına temas
etmektedir:

1. Cennet ve cehennemde görevli melekler: Kur’an’da
âhirette müminleri selamlayarak karşılayacak olan cennet
bekçilerinden (er-Ra’d 13/23-24) ve cehennemlikleri
korkutan görevli meleklerden (ez-Zümer 39/71-72)
bahsedilmektedir. Bunlara genel olarak “hâzin” adı
verilmiştir. Cehennem bekçilerini temsil eden melek bir
âyette Mâlik (ez-Zuhruf 43/77), cennet meleği ise
hadislerde (Süyûtî, s. 67) Rıdvân ismiyle geçer.
Cehennem görevlileri ayrıca “zebânî” olarak da
adlandırılmıştır (el-Alak 96/18).

Kur’ân-ı Kerim’de meleklerin türlerini ve sayılarını ancak
Allah’ın bildiği belirtilmektedir. Kur’ân Cehennemin işleri
ile görevli meleklerin bulunduğunu belirttikten sonra
onların sayısının “on dokuz” olduğunu bildirmektedir.
İnkâr edenler için bir imtihan vesilesi olduğu açıklanan bu
husus, meleklerin sayısını ancak O’nun bildiğini
göstermektedir (el-Müddessir 74/31) Bu ifadelerden yola
çıkarak meleklerin adedinin sayılamayacak kadar çok
olduğunu anlamaktayız.

Bir kısım ayetlerde ve hadislerde meleklerin özel görevler
sırasında çeşitli maddî suretlere büründükleri (temessül)
ve peygamberlerle konuştukları haber verilmektedir. Hz.
İbrahim’in Lut kavmini cezalandırma görevini yerine
getirirken kendisine misafir olan melekleri insanlardan
ayırt edemeyerek onlara yiyecek hazırlaması (Hûd 11/69-
70) ve Cebrâîl’in Hz. Meryem’e insan suretinde görünüp
bir çocuğunun olacağını haber vermesi (Meryem 17/17-
19), meleklerin farklı kimliklerle peygamberlere ve diğer
insanlara göründüğünü gösterir.
Meleklerin bir kısmı Cebrâil ve Mîkâil gibi özel adlarla
isimlenirken, bir kısmı da ölüm meleği ve arşı taşıyanlar
gibi sadece görevleri ile zikredilmiştir.

Dört Büyük Melek

Kur’an’da adı ya da vazifesi belirtilen meleklerden en
önde gelenleri literatürde “dört büyük melek” olarak da
zikredilen; Cebrâil, Mikâil, Azrâil ve İsrâfil’dir.
Bu meleklerin başında gelen Cebrâil, vahiy meleğinin özel
adıdır. Bu melek, Kur’ân-ı Kerîm’de üç yerde Cibrîl
ismiyle geçmekte (örnek olarak el-Bakara 2/97), ayrıca
Rûh, Rûhu’l-emîn, Rûhu’l-kuds ve Resûl isimleri ile de
işaret edilmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de sadece bir âyette geçen Mikâil, tabiat
olaylarıyla görevli meleğin adıdır. Hadislerde Mîkâil, rızık
ve rahmet meleği olarak da nitelenmiştir (Müsned I, 274).
Azrâil ise eceli gelenlerin ruhunu kabzetmekle görevli
olan meleğin özel adıdır. Kur’an’da Azrail ismi
geçmemekle birlikte, bunun yerine ölüm meleği
(melekü’1-mevt) ile yaşam süresi bitenlerin ruhunu alan
meleklerden söz edilmektedir (en-Nisa 4/97; el-En’âm
6/61).

Kur’ân-ı Kerîm’de İsrâfil adı geçmemekle birlikte, birçok
ayette kıyametin kopması ve âhiret hayatının başlaması
sırasında Sûr’a üfleme olayından (en-Neml 27/87) ve
yeniden dirilişi haber veren bir çağrıcıdan (el-Kamer 54/6)
bahsedilmektedir. Ancak hadislerde söz konusu duyuruyu
yapacak olan İsrâfil meleğinin adı büyük melekler
arasında sayılmıştır (Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 200).
Mukarrebûn Melekleri, Bu meleklere illiyyûn veya
kerrûbiyyûn melekleri de denilmektedir.
Hafaza ve Kirâmen Kâtibîn Melekleri, Bu melekler
insanları koruyan ve onların iyi ve kötü fiillerini kaydeden
meleklerdir. Kur’ân’da bu melekler; koruyanlar,
izleyenler, yazıcı elçiler, karşı karşıya olan iki melek,
gözetleyip yazmaya hazır olanlar ve değerli yazıcılar
şeklinde çeşitli ifadelerle nitelenmektedirler
(bk. ezZuhruf 43/80; er-Ra‘d 13/10-11; Kâf 50/18; el-En‘âm
6/61).

Cennet ve Cehennemde Görevli Melekler, Kur’ân-ı
Kerîm’de Cennet’te ve Cehennemde görevli olan bazı
meleklerin bulunduğu bildirilmektedir.
Hârût-Mârût, Kur’an’da adı geçen bu iki meleğin Bâbil
halkını imtihan etmek ve onları sihir konusunda
bilinçlendirmek için gönderildiği belirtilmektedir.
Geldikleri toplumu inançsızlığa karşı uyarma görevi
bulunan bu meleklerin günahkâr olarak nitelendirilmesi
doğru değildir. Her şeyden önce İslam inancında melekler
günah işlemekten uzak varlıklardır.

Münker-Nekîr, Bu melekler, kabirde sorgu işi ile görevli
olan meleklerdir. Bu meleklerin adı hadislerde
geçmektedir. Burada, ölü defnedildiğinde Münker ve
Nekîr adları verilen siyah tenli, mavi gözlü iki meleğin
ona geldiği, bazı sorular sorduğu ve verdiği cevaplara göre
kabrini genişlettiği ya da daralttığı belirtilmektedir.
(Tirmizî, “Cenâiz”, 70)

Allah tarafından melekler dışında, duyu organlarıyla
algılanmayan başka latîf varlıkların bulunduğu Kur’ân’da
bildirilmektedir.

Cinler

Sözlükte “örtme, gizleme” manasına gelen “cenne”
fiilinden türeyen cin kelimesi, duyularla idrak edilemeyen
ve insanlar gibi ilahî emirlere uymakla yükümlü tutulan
varlık türünün adıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de cinlerin Allah’a
itaat eden melekler ile O’na isyan eden şeytanlardan ayrı
bir statüde bulundukları beyan edilmektedir. Cinler de
aynen diğer gaybî varlıklar gibi varlıkları vahiy yoluyla
ispatlanan varlıklardan olup onları inkâr etmek küfre
girmeye sebep olur.

Kur’ân-ı Kerim’de genel olarak cinlerle ilgili şu bilgiler
verilmektedir. Buna göre cinler de insanlar gibi Allah’a
kulluk etmeleri için yaratılmıştır. Cinlere de peygamber
gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak
kalmıştır. Son Peygamber olan Hz. Muhammed, insanlara
olduğu gibi cinlere de Allah’tan aldığı emirleri iletmiştir.
Ayet ve hadisleri incelediğimizde, cinlerin kendilerine
özgü bir yapıya sahip bulundukları, çeşitli şekil ve
bedenlere girebildikleri (temessül) anlaşılmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de cinlerin atası sayılan “cânn”ın ise
karışık ve çok zehirleyici bir ateşten yaratıldığı beyan
edilmektedir (er-Rahman 55/15)

Şeytan

Dil bilginleri şeytan kelimesinin “yanmak, helâk olmak,
aşırı derecede kızmak” anlamlarına gelen “şeyt”
mastarından ya da “uzak olmak, muhalefet etmek”
anlamlarına gelen “şatn” kökünden gelebileceği üzerinde
durmaktadırlar. Hangisinden gelirse gelsin kelimenin
olumsuz bir mana ih-tiva ettiği açıktır. Birinci kökten
geldiği takdirde şeytan, “ateşten yaratılmış, helâke
uğramış, yüzü sararmış ve kanı çekilmiş varlık”, ikinci
kökten türediği kabul edildiğinde ise “hayırdan ve
rahmetten uzaklaştırılmış, şerde ileri giden, haddi aşan
varlık” anlamına gelmektedir. Terim olarak ise şeytan;
“ateşten yaratılan, insanları saptırmaya çalışan, azgın,
kibirli ve gözle görülmeyen ruhanî varlık” şeklinde
tanımlanmaktadır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!