MenüKapat

Ünite 4: İslam’ın Medine Dönemi I: Hudeybiye’ye Kadar

Medine’nin Sosyal ve Siyasi Yapısı
Hz. Muhammed’in Peygamberliğinin ve hayatının son on
senesi Medine’de geçmiştir. Bu yeni dönem, Hudeybiye
barış antlaşmasına kadar hemen hemen aynı özellikler
taşır. Hz. Peygamber’in hicreti sebebiyle Yesrib, Medinetü’nNebi, yani Peygamber Şehri, Mekke’den gelenler muhacirîn (hicret edenler), onlara kucak açan Medineliler ise Ensar (yardımcılar) adını almıştır.

Yesrib adı fesat anlamına gelen bir kökten geldiği için Hz.
Peygamber hicretten sonra buraya hoş ve güzel anlamına
gelen Tâbe veya Taybe adlarını vermiştir. Hicretten önce
Yesrib’de Benî Kurayza, Benî Kaynukâ’ ve Benî Nadîr
kabilelerinden oluşan Yahudiler, Güney Arabistan kökenli
Arap kabilelerinden Evs ve Hazrec bulunuyordu.
Yesrib’de yaşayan bu farklı topluluklar zaman zaman
birbiriyle savaşmışlardır. Medine’de merkezî bir otorite
yoktu; yönetimde, sosyal, kültürel ve ahlâkî alanlarda
kabile gelenekleri hâkimdi. Kan davaları yaygındı. Arap
ve Yahudi kabileleri birbirinden bağımsız bir şekilde ayrı
ayrı mahallelerde yaşıyorlardı. Her topluluk, biri
diğerinden birkaç kilometre uzaklıkta bir köy
oluşturmuştu.

Dinî açıdan Yahudilik’ten başka putperestlik yaygındı.
Müşellel’de sahilde bulunan Menât adlı puta diğer
kabileler de tapmakla birlikte, ona en fazla saygıyı Evs ve
Hazrec gösteriyordu. Hac yaptıktan sonra Menât’a gelip
putun önünde saçlarını tıraş ediyorlar ve hac ibadetini bu
şekilde tamamlıyorlardı. Bütün bunların yanında Evs ve
Hazrec arasında Allah’ın anıldığı ve O’nun yaratıcı olarak
tanındığı da görülmektedir.

Toplumun Teşkilatlandırılması

Muhacirlerle Ensarın Kardeş Yapılması (Muâhât)
Hz. Peygamber, hicretten hemen sonra bütün varlıklarını
Mekke’de bırakıp gelen muhacirlerin her birini Evs veya
Hazrec kabilesinden bir Müslümanla kardeş ilân etti.
Medineli müslümanlar muhacirleri öz kardeşleri gibi
kabul edip ellerindeki imkânları onlarla paylaştılar.
Askerî seferler sırasında bu ahdî kardeşlerden biri orduya
alınınca, diğeri geride kalarak iki ailenin işlerini
üstleniyordu. Ya da kardeşlerden biri çalışmaya giderken
diğeri Hz. Peygamberi izliyor ve kardeşine olup bitenleri
aktarıyordu.

Mescid-i Nebevî’nin Yapımı

Mescidin temelleri taştan, daha yukarılar kerpiçten
yapıldı. Mescid’in yapımında başta Hz. Peygamber olmak
üzere muhacirler ve ensâr fiilî olarak çalıştılar.
Resûlullah, Medine dışına gönderilecek heyetleri
oluştururken Suffe’de kalanlardan faydalanıyordu. Hz.
Peygamber, Mescid’in hemen bitişiğine yapılan evine
taşındı. Mescid-i Nebevî, cuma namazını ve beş vakit
namazı cemaatle kılmak için Müslümanların toplandığı ve
topluca ibadet ettiği mekândı.

Hz. Peygamber döneminde Mescid-i Nebevî aynı zamanda
askerî işlerin görüldüğü bir mekân olarak da kullanılırdı.
Mescid, elçilerin kabul edildiği, bazen duruşmaların
yapıldığı, folklor gösterilerinin tertiplendiği bir mekândı.
Namazlardan sonra Hz. Peygamber mescidde oturduğu
zaman sahabeler hemen onun etrafında halka
oluştururlardı.

Medine Belgesi

Hz. Peygamber, Müslümanları, gayrı müslim Arapları ve
Yahudileri içine alan, etnik kökenleri ve dinleri farklı
gruplardan oluşan ve belli ilkeler etrafında toplanmış yeni
bir toplum oluşturmak için önemli bir adım atmıştır.
Medine’de yaşayanlar durumu müzakere etmek üzere
Enes b. Mâlik’in evinde bir toplantı yaptı. Bu toplantıya
katılanlar Medine toplumunu yeniden düzenleyen bir
yapıyı oluşturmaya karar verdiler. Buna göre Medine’de
yaşayanların birbirleriyle ve yabancılarla ilişkilerini, idârî
ve adlî yapılarını, fertlerin sahip oldukları din ve vicdan
hürriyetini, haklarını ve sorumluluklarını belirli esaslara
bağlayan bir metin hazırladılar. Bu metin Medine
Anayasası, Medine Vesîkası, Medine Belgesi ve Medine
Sözleşmesi gibi isimlerle de adlandırılmaktadır. Medine
belgesi daha ilk maddede bir savaş durumunda Müslüman
olmayanların da Müslümanlarla birlikte saldırgana karşı
savaşacaklarını ön görmekteydi. Belgede Müslümanların
ve İslâm’ın hukûkî ve sosyal varlığı, diğer unsurlar
tarafından tanınmaktadır. Bu sözleşme ile Medine’deki
müşrik Araplar ve Yahudiler, Müslümanları dinî, siyâsî
ve sosyal açıdan tanımış oldular. Müslümanlar da gayri
müslimlere, inanç ve fikir hürriyeti, mal ve can güvenliği
sağlıyorlardı. Hile, desîse ve tuzak kurma yasaklanıyordu.

Medine Dönemi Başlarında Diğer Bazı Önemli
Gelişmeler

Hicretin birinci yılında Cuma Namazı farz kılınmıştır. Hz.
Peygamber Medine’ye hicret ettiği sırada beş vakit namaz
kılınıyordu. Ancak bütün namazlar ikişer rekât idi. Hz.
Peygamber’in Medine’ye hicretinden bir ay sonra, mukîm
iken kılınan öğle, ikindi ve yatsı namazları dört rekâta
çıkarıldı. Hicretten on altı veya on yedi ay sonra kıble,
Bakara sûresinin 144 ve 149-150. âyetleri ile Kudüs’teki
Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Harâm’a, Kâbe’ye çevrildi
Hicretin ikinci yılı şaban ayında ramazan orucu farz
kılındı. Aynı yılın Ramazan bayramından bir iki gün önce
Hz. Peygamber fıtır sadakası ile ilgili hükümleri açıkladı.
Şevval ayının girmesiyle birlikte bayram amazını kıldırdı
ve kurban kesti. Zilhicce ayının onuncu günü de kurban
bayramı namazını kıldırdı ve kurban kesti. Hicretin ikinci
yılında Ramazan ayından sonra ise zekât farz kılındı.
Hicretin birinci ya da ikinci yılında namaz için ezan tespit
edilmiştir. Hz. Peygamber’in emriyle nüfus sayımı
yapıldığı ve sayım sonucunda Müslümanların sayısının
1500 olduğu kabul edilmektedir.

Savaşa İzin Verilmesi İlk Seriyye ve Gazveler

Mekkeli müşrikler, İslâm’a karsı besledikleri şiddetli
kinleri nedeniyle, Resûlullah’ı ve Müslümanları doğup
büyüdükleri şehirlerinden çıkıp gitmeye zorluyorlardı.
Onların Medine’ye hicretinden sonra da Müslümanlardan
kurtulduklarına sevinmekle kalmayıp, hicret edenlerin
geride bıraktıkları taşınır ve taşınmaz bütün mallarını
açıkça gasp edip el koydular. Mekke’li müşrikler
müslümanları barındırmamaları konusunda Medine’lileri
tehdit ettiler. Peygamber Efendimiz buna karşılık
Medine’lilerle ve civar kabilelerle sözleşme yaptı. Diğer
yandan da Mekke’li müşrikler Müslümanları ve
Medine’lileri tehdide devam etmişlerdir.

İslamiyet ve Savaş

İslâm gerçek anlamda barış dinidir. 610 yılından önce
savaşların hiç eksik olmadığı Arabistan’da İslâm’dan
sonra eski dönemdeki gibi savaşlar olmadı.
Medine döneminde, Hz. Peygamber, savaşmak zorunda
kalmıştır. Müşriklerle ilişkilerde olduğu gibi, hicretin
ikinci yılından sonra Müslümanlarla Yahudiler ve
Hristiyanlar arasındaki ilişkilerde de savaşlar önemli yer
tutmaktadır.

Savaşa izin verilmesinin en önemli sebebi Müslümanların
canlarını, mallarını ve namuslarını korumalarına imkân
tanımaktır. Cihada izin veren âyet-i kerîmelerde
mü’minlerle savaşıldığı, zulme uğradıkları, sadece Allah’a
inandıkları için haksız yere yurtlarından çıkarıldıkları
ifade edilmekte ve bütün bu sebeplerden dolayı
kendilerine savaş konusunda izin verildiği
açıklanmaktadır(Hac 22/39-41).

Bedir Savaşı ve Sonuçları

17 Ramazan 2/14 Mart 624 Cuma günü meydana gelen
savaştan önce İslâm ordusu Bedir kuyulara müşriklerden
daha önce ulaştı. Peygamberimiz başlangıçta Medine
tarafına en yakın ve düşmana da en uzak olan kuyunun
çevresine yerleşti. Hz. Peygamber düşman ordusu
geldikten sonra ve savaşmadan önce Câhiliye devrinde de
Kureyş’in elçilik görevini yürüten Hz. Ömer’i müşrik
ordusuna göndererek barış ve güvenlik içinde Mekke’ye
dönebileceklerini bildirdi ve savaş yapılmamasını teklif
etti. Müşrik ordusunda yer alan Hakîm b. Hizâm, bu
teklifin kabul edilmesini istedi; ancak Ebû Cehil bunu
kabul etmeyip savaşmakta ısrar etti.

Savaşta müşrik ordusundan başta Ebû Cehil, Ümeyye b.
Halef, Utbe b. Rabîa, Şeybe b. Rabîa ve Ebû Süfyan’ın
oğlu Hanzala gibi ileri gelen İslâm düşmanları olmak
üzere toplam yetmiş kişi öldü; bir o kadar sayıda asker de
esir alındı. Müslümanlar, altısı muhâcirlerden, sekizi de
ensardan olmak üzere toplam on dört şehit verdiler. Hz.
Peygamber şehitlerin cenaze namazını kılarak onları
defnettirdi. Müşrik ölülerini de gömdürdü.
• Bedir zaferi, başta Medine olmak üzere bütün Arap
Yarımadası’nda ve hatta yarımada dışında
Müslümanların itibarının artmasına vesile olmuştur.
• Bedir Savaşı’nın en önemli sonuçlarından birisi de
Uhud savaşına sebep olmasıdır. Mekke müşrikleri
yenilgi haberini alınca büyük üzüntüye kapıldılar.
Ebû Cehil’in yerine Ebû Süfyan’ı başkanlığa
getirerek, hep birlikte Müslümanlardan intikam almak
için yemin ettiler ve derhal faaliyete başladılar.

Benî Kaynukâ Gazvesi

Hz. Peygamber Medine’de Yahûdîlerle anlaşmalar
yapmış, onlarla barış içinde yaşamak istemişti. Çok
geçmeden kuyumculukla yaşamlarını sürdüren ve
Yahûdîlerin en cesuru sayılan Kaynukâ Yahudileri, bu
antlaşmaya aykırı hareket etmeye başladılar. Kaynukâ
çarşısında bir yahudinin ticaretle meşgul olan Müslüman
bir kadına saldırısı, sabırları taşırdı. Müslümanlar
bozgunculuk yapan Yahudilerin üzerine sefere çıktı ve
kaybeden Yahudiler Medine’den sürüldü. Sefer sonucu
elde edilen Ganimetlerin beşte biri devlet hazinesine
(Beytü’l-mâl) ayrıldı. Geri kalanı gazilere paylaştırıldı.
Kaynukâlıların toprakları da, topraksız Müslümanlara
verildi.

Karkaratülküdr, Zû Emer ve Bahrân Gazvesi

Peygamber Süleym ve Gatafân kabilelerinin Medine’ye
hücum etmek istediklerine dair haber aldı. Medine’de
yerine Abdullah b. Ümmü Mektûm’u vekil bırakarak iki
yüz kişilik bir kuvvetle “Karkaratülküdr” adlı yere kadar
gitti. Fakat müşrikler çarpışmayı göze alamadan kaçtılar.

Uhud Savaşı ve Sonuçları

Bedir Savaşı’ndan sonra Mekkeliler hem intikam almak
hem de Suriye kervan yolunu tehdit altından kurtarmak
için harekete geçtiler. Kureyşliler, Bedir’de sadece kendi
mensuplarından oluşan orduyla Müslümanlara
yenilmişlerdi. O nedenle, mezkûr kervandan elde edilen
kârı Müslümanlara karşı asker toplamak için harcamaya
karar verdiler. Sonunda 2.000’i ücretli asker olmak üzere
toplam 3.000 kişilik bir kuvvetle Ebû Süfyan’ın
komutasında Medine’ye doğru hareket ettiler. Orduda iki
yüz at ve altı veya yedi yüz zırhlı asker ve üç bin de deve
vardı.

Hz. Peygamber, Mekkelilerin bu hazırlığından haberdar
oldu. Hz. Peygamber, Mekke’den hareket eden ordu
hakkında bilgi toplamak üzere Enes b. Fedâle ile kardeşi
Mu’nis’i görevlendirdi. Bu iki görevli Medine’nin
güneybatısında yer alan Akîk vâdisinde gelen orduyu
gözetleyerek onların sayısı, durumu ve konak yerleri
hakkında bilgi getirdiler. Hz. Peygamber bu bilgileri
değerlendirdi.
Hz. Peygamber Müslümanları toplayarak ne yapılması
gerektiğini istişare etti. Çoğunluğun isteği meydan savaşı
olunca Hz. Peygamber de düşmanı Medine dışında
karşılamaya karar verdi. Cuma namazından sonra halka
bir konuşma yaptı ve sabırlı oldukları takdirde zafer elde
edeceklerini bildirdi. İkindi namazı kılındıktan sonra
Medine’nin kenar semtlerinde oturan Müslümanlar
hazırlıklarını tamamlayarak Mescid-i Nebevî’de
toplanmaya başladılar.

Hz. Peygamber hem şehrin ve hem de ordunun korunması
için gerekli önlemleri aldı. İslâm ordusu 7 Şevval 3/ 23
Mart 625 Cumartesi sabahı erkenden Medine’nin
kuzeyinde ve şehre bir saatlik mesafede bulunan Uhud
dağına vardı. Orduda yüz zırh vardı. Hz. Peygamber
ordusunu savaş düzenine koydu ve sancağı Mus’ab b.
Umeyr’e verdi. Ayrıca öndekilere, sağ, sol kanatlara ve
geridekilere ayrı ayrı komutan tayin etti. Orduya hitabede
bulundu. Düşmanın cephe gerisinden saldırmasını ve
İslâm ordusunu arkadan vurmasını önlemek için Abdullah
b. Cübeyr komutasındaki elli okçuyu Uhud dağının
karşısındaki Ayneyn tepesine (daha sonra buraya
“Cebelü’r-Rumât” yani Okçular Tepesi de denilmiştir)
yerleştirdi. Hz. Peygamber, bu okçulara, İslâm ordusu
üstünlük elde etse dahi, ikinci bir emre kadar, ne olursa
olsun kesinlikle yerlerinden ayrılmamalarını, şayet
düşman süvarileri arkadan saldırırsa, ok atmalarını
emretti.

Bedir gibi Uhud Savaşı da mübâreze şeklinde başladı.
Kureyş ordusundan ileri atılan ordu sancaktarı Talha b.
Ebû Talha’yı Hz. Ali, ondan sonra meydana çıkan Osman
b. Ebû Talha’yı da Hz. Hamza öldürdü. Daha sonra savaş
kızıştı. İslâm ordusu düşmanın ordu merkezine kadar
ilerledi. Savaşın ilk safhasında düşman yirmiden fazla ölü
verdi. Sağ ve sol kanat komutanları çekilmek zorunda
kaldılar. Savaş Müslümanlar tarafından kazanılmış
görünüyordu. İslâm askerleri düşmanı kovalarken savaş
alanından uzaklaştılar ve daha sonra da düşmanın
bıraktığı eşyaları toplamaya başladılar. Abdullah b.
Cübeyr’in idaresindeki okçular düşmanın bozulduğunu ve
Müslümanların galip geldiğini görünce ganimetten
mahrum olmamak amacıyla yerlerini terk ettiler.
Müslümanları arkadan vurmak için fırsat kollayan Halid
b. Velid okçuların azaldığını görünce derhal harekete
geçti. Yerlerinden ayrılmayan Abdullah b. Cübeyr ve on
arkadaşı müşriklerle çarpışa çarpışa şehit düştüler.
Sonunda Halid b. Velid Ayneyn tepesinin doğusundan
Müslüman ordusunun arkasına sarktı ve ganimet
toplamakta olan Müslüman askerler üzerine ani bir baskın
yaptı. Bunu gören Kureyş ordusu da geri dönerek
Müslümanlara saldırdı. İki ateş arasında kalan
müslümanlar paniğe kapıldılar ve savaş düzenleri
bozuldu. Saflar bozulmuş, Müslümanların bir kısmı da
silahlarını bırakmıştı. Tekrar silaha sarılıp çarpışmaya
başladılar.

Önünde bulunan çukura düşmesi sonucu Hz. Peygamber
yaralandı. Çarpışma sırasında da yüzünden yaralanmış,
dişlerinden bazıları kırılmıştı. Bir grup sahâbî Hz.
Peygamber’in etrafında halka oluşturarak onu korudular.
Mus’ab b. Umeyr’in şehit düşmesi üzerine Hz. Peygamber
sancağı Hz. Ali’ye teslim etti.
Hz. Peygamber az sayıda ashabıyla Uhud Dağı’na sığındı.
Uhud savaşında Müslümanlar yetmiş şehit vermişler, ama
düşmana teslim olmamışlardır. Bu savaşta müşrikler
yirmi iki ölü vermişlerdir.
Bu savaşta okçuların verilen emre uymamaları can
kaybına sebep olmuştur. Bu da zaferin sabırla ve
komutanın emirlerine itaatle elde edileceğini
göstermektedir. Ganimet elde etme arzusu, Allah rızasını
kazanmanın ve Hz. Peygamber’e itaatın önüne
geçmemelidir.

Hamrâülesed Gazvesi

Yaralı olan Hz. Peygamber ertesi gün sabaha doğru, hem
düşmanın baskınını önlemek hem de Müslümanların zayıf
düşmediğini göstermek maksadıyla Kureyş ordusunu
takip etmeye karar verdi. Sadece Uhud’da bulunmuş
olanlara katılma iznini verdiği beş yüz kişilik bir orduyla
Medine’ye sekiz mil uzaklıktaki Hamrâülesed’e kadar
giderek burada beş gün konakladı. Takip edildiğini
anlayan müşrik ordusu geri dönmeye cesaret edemeyerek
Mekke’ye doğru yoluna devam etti. Hz. Peygamber
Hamrâülesed’de bulundukları beş gün boyunca
Müslümanların sayısını kalabalık göstermek ve düşmanın
kalbine korku salmak için geceleri ateş yaktırdı. Yakılan
beş yüz ateşin alevleri çok uzak mesafelerden
görülebiliyordu.

Katan Seriyyesi

Medine’nin kuzeyinde yaşayan Esed kabilesi Uhud
Savaşı’ndan sonra bu savaşta güç kaybına uğradığını
düşündükleri Müslümanlara karşı ani bir baskın yapmaya
ve Medine’yi yağmalamaya karar verdi. Bu kabileyi böyle
bir hareket için, daha sonra peygamberlik iddiasında
bulunacak olan Tuleyha b. Huveylid ile kardeşi Seleme
kışkırtmışlardı. Durumdan haberdar olan Hz. Peygamber
onlara karşı Uhud savaşından üç ay kadar sonra 4. yılın
Muharrem ayında (Haziran 625) Ebû Seleme
başkanlığında 150 kişilik bir kuvvet gönderdi. İslâm
birliği Esed kabilesinin suyunun bulunduğu Katan’a kadar
ilerledi. Sonunda Tuleyha’nın adamları toplanmaya dahi
fırsat bulamadan etkisiz hale getirilip dağıtıldılar.

Hendek Savaşı ve Sonuçları

Bu savaşa, Medine çevresine savunma amaçlı hendekler
kazıldığı için “Hendek Gazvesi” denilmiştir.
Yahudilerden Benî Kaynukâ ile Benî Nadîr, hicretten
sonra Müslümanlarla gerçekleştirilen antlaşmayı kısa süre
sonra bozup Mekke müşrikleriyle işbirliği içine girmişler
ve daha da ileri giderek Hz. Peygamber’i öldürmeye
teşebbüs etmişlerdir. Bunun üzerine önce Kaynukâ, daha
sonra da Nadîr yahudileri, Medine’den çıkarılmışlardır.
Bu Yahudilerden bazıları Hayber’e sığınmışlardır. Hendek
savaşı esnasında Medine’de Yahudi kabilelerinden sadece
Kurayza bulunuyordu.

Hayber’e yerleşen Yahudilerden ve diğer İslâm

karşıtlarından, içlerinde Huyey b. Ahtab ve Hıristiyan
Ebû Âmir’in de bulunduğu yirmiye yakın kişi Mekke’ye
giderek Kureyş müşriklerini Müslümanlarla savaşa teşvik
ettiler. Ebû Süfyan onların bu teşebbüsüne çok sevindi.
Bu heyet, Kureyş’ten sonra Gatafân, Süleym, Esed,
Fezâre, Mürre ve Eşca’ gibi müşrik Arap kabilelerini de
çeşitli vaatlerle ayaklandırdı. Mesela Gatafan kabilesine
Hayber’in bir yıllık hurma mahsulünü vermeyi kabul
ettiler. Mekke çevresindeki Sakîf ve Kinâne kabileleri de
Kureyş’e destek verdiler. Böylece Yahudiler, Kureyşliler
ve diğer müşrik Arap kabileleri Müslümanlar aleyhinde
birleşmiş oldu. Sonunda Mekke ve çevresinden dört bin
kişilik ordu toplandı. Savaş sancağı Dârünnedve’de açıldı.
Mekke’den hareket eden dört bin kişilik orduya çevreden
gelen birliklerin katılmasıyla müşrik ordusunun toplam
asker sayısı Medine’ye varıldığında on bini geçti.
Diğer taraftan müşriklerin Medine üzerine yürüdüğünü bir
haberci vasıtasıyla öğrenen Hz. Peygamber, Medine’de
kalıp savunma savaşı yapmak veya düşmanı şehir dışında
karşılamak hususunda sahâbîlerin görüşlerine başvurdu.
Müzâkerede savunma savaşı yapılmasına, savunma
metodu olarak da, Selmân-ı Fârisî’nin tavsiyesi üzerine
şehrin hücuma açık kısımlarına hendek kazılmasına karar
verildi.

Hz. Peygamber bir grup sahabe ile birlikte keşfe çıkarak
kazılacak yerleri belirledi. Hendeğin kazılmasında ve
savunulmasında üç bin Müslüman görev aldı. Hendek,
içine düşenin çıkamayacağı derinlikte ve karşıdan karşıya
bir süvarinin atlayamayacağı genişlikte planlandı. Hendek
kazma işi tamamlandığında Medine sanki bir kale haline
geldi.
Düşman birlikleri güneyden ve kuzeyden Medine
çevresine geldiklerinde hendek kazma işi tamamlanmıştı.
Müşrikler, hendekle karşılaşınca şaşkına döndüler.
Üç bin Müslüman asker ve otuz beş atlı, hendeği
korumaya ve devriye gezmeye başladı. Düşman atlıları
hendek boyunca dolaşıyorlar, hendeğin savunulması zayıf
noktalarını araştırıyorlardı. Onlar hendeği geçebilmek
maksadıyla bir geçit oluşturmak için harekete geçtiğinde
Müslümanlar tarafından ok yağmuruna tutuluyorlardı.
Düşmanın baskısı sonucu Müslümanlar zaman zaman
sıkıntılı anlar yaşadılar.

Kuşatma uzadıkça müşriklerin hem kendilerinin hem de
hayvanlarının yiyecekleri tükenmeye başladı. Bu sırada
Mekke çevresinde panayırlar kurulacak ve hac mevsimi
başlayacaktı. Aynı zamanda Haram Aylar da girmiş
bulunuyordu. Bu nedenlerle Kureyşliler Mekke’ye
dönmeye karar verdiler. Müşrik ordusunun kuşatmayı
kaldırması üzerine Hz. Peygamber Müslümanlara evlerine
dönmeleri için izin verdi.

7 Şevval 5/1 Mart 627’de başlayan Hendek kuşatması

yirmi üç gün devam ettikten sonra 1 Zilkade 5/24 Mart
627’de sona ermiştir. Hendek savaşının müttefiklerin
başarısızlığı ile neticelenmesiyle, Kureyş’in Hz.
Peygamber’i ortadan kaldırmak için son teşebbüsü de boşa
çıkmıştır. Bu savaş esnasında altı Müslüman şehit
düşmüş; müşriklerden de üç kişi ölmüştür.
Hz. Peygamber, Müslümanlar için çok tehlikeli
sayılabilecek gelişmelerde paniğe kapılmamış, azmini
yitirmemiş ve gerekli önlemleri almıştır. Sonunda büyük
bir tehlike, her iki taraftan da çok az sayılabilecek bir can
kaybıyla atlatılmıştır. Bu savaşta düşman safında yer alan
Amr b. As, Halid b. Velid ve Dırâr b. Hattâb gibi pek çok
cengâver daha sonra İslâm saflarına katılmıştır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!