MenüKapat

Ünite 4: Gıda Maddeleri ve Bağımlılıklar – Günümz Fıkıh Problemleri

Gıda Maddeleri ve Bağımlılıklar

Giriş
Bu çerçevede özellikle son yıllarda, “Helal Sertifikası”
uygulamaları ve buna dönük talepler yoğun bir şekilde
gündeme gelmeye başlamıştır. Bu alanla, ulusal ve
uluslararası düzeyde birçok kurum ilgilenmeye başlamış,
helal gıda konusunda genel standartlar geliştirme çabaları
yoğunluk kazanmıştır.

TEMEL İLKELER

Yiyecek ve içeceklerle ilgili birçok dinî-fıkhî ilkeden söz
edilebilir. Haram yetkisinin Allah’a ait olması, harama
sebep olan şeylerin de haram kabul edilmesi, haramlar
konusunda hileye başvurulamayacağı, iyi niyetin haramı
meşur kılmadığı, haram şüphesi taşıyan şeylerden uzak
durulması gibi. Biz, gıdalarla ilgili güncel problemlerin
fıkhî hükmünü belirleme noktasında yol gösterici olacağı
düşüncesiyle bazı ilkeleri kısaca açıklamak istiyoruz.
Yiyecek ve İçeceklerde Kural Helal Olmaktır.
Fıkıh bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre, “eşyada asıl
olan ibâhadır.” Dolayısıyla dinî bir belirleme bulunmadığı
sürece yasaktan ve haramdan söz edilemez. Yeme-içmeyle
ilgili hususlar da, bu kural çerçevesinde değerlendirilir.
Kur’ân-ı Kerim’de, yeryüzünde ne varsa hepsinin insan için
yaratıldığı, göklerde ve yerde bulunan her varlık ve imkânın
Allah’tan bir lütuf olmak üzere insanın emrine verildiği
belirtilir (Bakara 2/29; Câsiye 45/13). “Allah’ın kulları için
yarattığı güzel giysileri ve temiz yiyecekleri kim haram
kıldı?” (A’râf 7/32) buyrulmak suretiyle bu hususun teyit
edilmesi son derece önemlidir. Helallik ilkesinin bir
uzantısı olmak üzere Kur’ân’da haram kılınan yiyecek
maddeleri sınırlandırılmış (En’am 6/145; Nahl 16/115), Hz.
Peygamber’in sünnetinde de bu çerçevede açıklamalara yer
verilmiştir (Tirmizî, “Libâs”, 6; İbn Mâce, “Et’ime”, 60).
Mübahlık ve serbestlik ilkesinin bir gereği olarak, herhangi
bir gıda maddesinin dinî-fıkhî hükmü konusunda şüpheye
düşüldüğünde, ilke veya ayrıntı düzeyinde yasaklayıcı bir
delil bulunmadığı sürece onun helal olduğu kabul
edilecektir. Kur’ân ve Sünnet’te haram olduğu belirtilen
gıdaların sınırlı olduğu göz önünde bulundurulduğunda,
haramların oldukça az ve alanının dar, helallerin ise çok ve
sınırının geniş olduğu ortaya çıkmaktadır.

Âyet ve hadislerde haram kılınan yiyecek ve içecekler şunlardır:

1. Ölmüş hayvan eti (meyte): Dinî usûle uygun
kesilmeden öldürülmüş ya da kendiliğinden ölmüş
hayvanlar meyte grubuna girer. Mâide sûresinin
üçüncü âyetinde bu durumun değişik şekillerde ortaya
çıkabileceği ifade edilmiştir. Bunlar, boğulmuş, sert bir
cisimle vurularak öldürülmüş, yüksek bir yerden atılma
veya düşme sonucu ölmüş, başka bir hayvanın
darbesiyle ölmüş ve yırtıcı ya da pençeli hayvanların
öldürüp parçaladığı hayvanın eti şeklinde belirtilmiştir.
Aslında ölmüş hayvan sınıfına dahil olmakla birlikte
balık ve çekirge ölüsü, Hz. Peygamber’in (s.a.)
beyanıyla helal olan gıdalardan sayılmıştır.
2. Akıtılmış kan: Eti yenen hayvanlardan da olsa, canlı
veya ölü hayvanın vücudundan akıp ayrılmış olan kan
haramdır.
3.Domuz eti: Kur’ân’da etinin haram olduğu belirtilen tek
hayvan domuzdur.
4.Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar: Putlara
(dikili taşlar) adanan hayvanlar da bu kapsamda
değerlendirilir.
Kur’ân’da haram kılınan gıdalar bunlarla sınırlandırılmıştır.
Kur’ân’ın helal-haram ölçütü olarak belirlediği “tayyibâthabâis” çerçevesinde Resûl-i Ekrem (sav), ehli eşeklerin,
yırtıcı kuşların ve pençeli hayvanların da haram olduğunu
ifade etmiştir. Alkollü içki tüketimi ise, hem âyetlerde hem
de hadislerde haram kılınmıştır. kurmaya çalışan, kısaca
dinle hayat, nasla olgu arasında köprü vazifesi gören
oldukça canlı ve dinamik bir ilmî faaliyet alanıdır.
Günümüzde durmadan gelişen ve değişen hayat olayları
karşısında kendi iç dinamikleriyle bu gelişmeleri takip
etme, yönlendirme ve yeni meselelere çözüm üretme
misyon ve görevi de fıkıh ilminin omuzlarındadır.

İSTIHÂLE VE KARIŞIM

İstihale, hayvansal veya bitkisel bir ürünün bir halden
başka bir hale geçmesi demektir. Bunun somut göstergesi
ise, şekil ve isim değişikliğidir. Yiyecek ve içecekler söz
konusu olduğunda istihâle, haram olan gıdanın şekil ve
mahiyet değişikliğine uğramasını ifade eder.
Karışım ise, iki farklı maddenin ayrıştırılamayacak şekilde
iç içe geçmesi, birisinin diğeri içinde çözülüp kaybolması
demektir. Süte veya hamura bir miktar şarabın dökülmesi
gibi.
Günümüzde helal gıda konusuyla ilgili fıkhî problemlerin
büyük çoğunluğu, istihâle ve karışımla ilgilidir. İstihâlenin
mahiyeti, istihâlenin kendiliğinden veya dışarıdan
müdahale ile gerçekleşmesi, istihâleye konu mal ya da
nesnenin dinî açıdan hükmü, istihâlenin helal gıda üretmede
temel yöntem olarak işletilme imkânı gibi hususlarda
benimsenen görüş, bunlara bağlı gıda problemlerinin
hükmünü de belirleyici olmaktadır. Benzer bir durum,
karışım için de geçerlidir. Özellikle ilaçlar, gıda katkı
maddeleri, jelatin, mayalar ve yerli veya ithal hazır
gıdalarla ilgili şüphe ve tereddütler, doğrudan istihâle veya
helal ürüne haram bir maddenin karışmasıyla ilgilidir.
Sorunu şu şekilde ortaya koymak mümkündür: Jelatin,
peynir mayası, koruyucu katkılar gibi gıda ürünlerinin
üretiminde, domuz unsuru, murdar hayvan eti, kemiği,
derisi veya başka bir parçası kullanılabilir mi? Bunlar yapı
değişimine uğrayarak peynir, maya, ekmek, şeker, puding
gibi bir şekil ve mahiyete kavuşursa, yapımında necis ve
haram madde kullanılması sebebiyle bu yeni madde de
haram mı olacaktır, yoksa yeni hali dikkate alınarak helallik
hükmü mü verilecektir?
Helal gıdaya necis ve haramın karışması veya karıştırılması
durumunda da sorun aynıdır. Söz gelimi süt gibi helal bir
sıvıya bir miktar alkol katılır, rengi, tadı, kokusu, sarhoş
etme gibi özellikleri kaybolursa, bu içecek yine alkol gibi
mi değerlendirilecek, yoksa hükmü, baskın unsur ve
özelliğe göre mi belirlenecektir?
İstihâleyle ilgili fıkhî değerlendirmeler karışım için de
geçerli olduğundan, konu istihâle çerçevesinde ele
alınacaktır.
Fıkıh bilginleri ve mezhepler istihâle konusunu,
kendiliğinden gerçekleşen istihâle ve dışarıdan müdahale
sonucu oluşan istihâle olmak üzere genellikle iki kısma
ayırarak incelemişlerdir. Mevcut haliyle yenilip içilmesi
dinen haram olan (habîs) bir gıda veya içecek,
kendiliğinden istihâleye uğrar ve dinen tüketilmesi helal bir
maddeye (tayyib) dönüşürse, bunun tüketilmesinin helal
olduğunda görüş birliği bulunmaktadır.
Fakat istihâle, dışarıdan müdahaleyle yani irade ve isteğe
bağlı olarak gerçekleşirse, istihâleye uğrayan ürün Şâfiî ve
Hanbelîlerle, Hanefî müctehidlerden Ebu Yusuf’a göre helal
hale gelmez, tüketilmesi hâlâ haramdır. Nitekim Allah
Resûlü (s.a.) şarabın sirkeye dönüştürülmesini yasaklamıştır
(Müslim, “Eşribe”, 11).
Hanefî ve Mâlikîlerle, İbn Hazm, İbn Teymiyye ve İbn
Kayyım el- Cevziyye gibi müctehidlere göre ise, istihâlenin
kendiliğinden gerçekleşmesiyle, insan müdahalesiyle ve
iradeye bağlı olarak gerçekleşmesi arasında herhangi bir
fark bulunmamaktadır. Her iki durumda da, haram helale
dönüşür. Çünkü haramlık, bir nesnenin mevcut hali ve
özelliğiyle ilgilidir. Bu hal ortadan kalkıp farklı bir yapı ve
mahiyete kavuşunca, haram hükmü de kalkar.

Günümüz fıkıh bilginlerinden bazıları geleneksel
ictihadlardan birisini tercih etmekte, bazıları ise farklı
değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bu görüş ve tercihleri
şu şekilde sıralamak mümkündür:

Haramın istihâle ile helal hale gelebilmesi için, istihâlenin
kendiliğinden gerçekleşmesi gerekir.
 İstihâlenin kendiliğinden gerçekleşmesi ile iradeye
bağlı olarak gerçekleşmesi arasında herhangi bir fark
yoktur. Her iki şekilde de istihâle haramı helal yapar.
 İstihâle, domuz dışındaki ürün ve gıdalarda söz
konusu olabilir. Domuzun ise, -özü ve mahiyeti
itibariyle necis ve haram olduğundan- istihâlesinden
söz edilemez ve hiçbir şekilde haramlık özelliği
ortadan kalkmaz.
 İstihâle, helal gıda elde etmenin temel
yöntemlerindendir. Dolayısıyla istihâlenin, iradeye
bağlı olarak gerçekleşmesinin hüküm açısından herhangi bir önemi bulunmadığı gibi, istihâleye uğrayan
mal veya ürünün de önemi yoktur.
Bu görüşlerin her birisi için, savuşturulamaz çaresizlik ve
alternatifsizlik durumu (zaruret), haramlığın geçici olarak
kalkması için bir gerekçe oluşturmaktadır.

İstihâle ve buna bağlı gıda problemleriyle ilgili fıkhî
değerlendirmelerde şu iki eğilimin belirleyici olduğu
görülmektedir:

1. Allah ve Resûlü’nün haram olduğunu belirttiği
yiyecek ve içecekler, farklı yöntemler ve değişik isimler
altında tüketilme yoluna gidilebilir. İstihâle, her zaman için
haramları çiğneme yöntemi olarak işletilme potansiyeline
sahiptir.
Değerlendirmelerinin merkezine bu düşünceyi yerleştiren
bilginler, istihâleyi, insanın bilgi ve müdahalesi olmaksızın
kendiliğinden meydana gelme ile sınırlandırırlar. Bu görüşü
savunanlara göre, istihâle ve karışımın iradî olarak
gerçekleşmesi durumunda, değişime uğrayan maddenin
yapı ve özellik bakımından tamamen değiştiğine dair
gıdacı, kimyacı gibi uzman görüşü olsa bile, haram hükmü
değişmez.
2. Tarım alanlarının her geçen gün azalmasına karşın
dünya nüfusu hızla artmaktadır. 7 milyara yaklaşan dünya
nüfusunun gıda ihtiyacının karşılanabilmesi için, her geçen
gün daha fazla gıda üretilmesi gerekmektedir. Doğal
kaynaklar bu ihtiyacı karşılamaya yetmediğinden, gelişmiş
teknolojinin sunduğu imkânlardan âzâmî düzeyde
yararlanılması zorunluluk halini almıştır. Bunun için
hammadde ayırımı yapmaksızın sağlıklı gıdaya
dönüştürülebilir her şeyden yararlanılmalıdır.
Konuya bu açıdan yaklaşan ayrıca haram nitelemesinin,
maddenin en son yapısı ve özelliğine bağlı olduğunu kabul
eden bilginler stihâlenin mutlak anlamda haramı helal
yaptığı görüşündedirler. Bu bilginlere göre, istihâlenin irade
ve müdahaleyle gerçekleşmesinin herhangi bir önemi
bulunmamaktadır. Ancak istihâleye uğrayan mal veya ürün,
bu görüşü benimseyenlerin çoğunluğuna göre domuz
kaynaklı olmamalıdır. Bazılarına göre ise, domuz ve
cüzlerinin de istihâlesi mümkün ve caizdir.
HAYVAN KESIMIYLE İLGILI SORUNLAR
Eti yenilebilen hayvanlardan kara hayvanlarıyla hem karada
hem de denizde yaşayabilen hayvanların etinin helal
olabilmesi için, fiilen veya hükmen kesilerek kanlarının
akıtılması gerekmektedir. Nitekim kendiliğinden ölen
hayvanlarla, kesici olan bir aletle usulüne uygun olarak
kesilmeden ölen hayvanlar âyetlerde meyte (ölmüş hayvan)
kabul edilmiş ve etlerinin yenilmesi haram kılınmıştır
(Mâide 5/3; En’am 6/145).
Balık gibi sadece suda yaşayabilin hayvanlar ile çekirge
gibi karada yaşamakla birlikte akıcı kanı olmayan
hayvanların ise, etlerinin helal olabilmesi için kesilmeleri
şart değildir. Nitekim Hz. Peygameber (s.a.), “Denizin suyu
temiz, ölüsü helaldir” (Ebu Davud, “Tahâret”, 41)
buyurmuş, bir başka hadiste de ölü hayvanlardan balık ve
çekirgenin Müslümanlara helal olduğunu ifade etmiştir
(Müsned, II, 97).
Kesimle ilgili güncel fıkhî problemlerin genellikle, kesim
işlemini gerçekleştiren kişinin dinî mensubiyeti, kesim
sırasında besmele çekilmesi ve kesim yöntemiyle ilgili
olduğu görülmektedir. Konu bu başlıklar altında ele
alınacak, kesim yöntemi başlığı altında elektroşok, seri
kesim ve sulu yolum konuları işlenecektir.

Kesenin Dinî Mensubiyeti

Müslümanlar açısından eti yenen hayvanlar grubuna giren
bir hayvanın etinin helal olabilmesi için, bir Müslüman
veya Yahudilik, Hıristiyanlık gibi özü itibariyle ilahî
kaynaklı dine mensup birisi (ehl-i kitap) tarafından
kesilmesi gerekir. Bu hususta, İslam alimleri arasında
herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Domuz, şarap,
leş gibi hakkında özel yasak bulunan yiyecekler hariç ehli
kitabın yiyip içtikleri Müslümanlara helal olduğu gibi
kestikleri de helaldir. Mâide sûresinin beşinci âyeti bu
hükmün açık delilidir. “Bugün size temiz ve faydalı nimetler
helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size
helâldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir.”
Ehl-i kitap, Allah’a inanıp bir peygambere tabi olup hak
dine mensup iken zamanla hak yoldan uzaklaşan kişi ve
toplulukları ifade eden bir kavramdır. Yahudî ve
Hıristiyanlar, İslam âlimlerinin ittifakıyla ehl-i kitap kabul
edilmektedir. İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu ehl-i kitap
kapsamını bu iki din mensuplarıyla sınırlı tutar. Fakat
temelde Allah inancı taşıması sebebiyle Ebu Hanife
Sâbiîler’i, İbn Hazm da Mecûsîler’i ehl-i kitap çerçevesine
dahil eder. Ehl-i kitap kapsamını daha geniş tutan görüşler
de vardır.

Kesim Yöntemi

Hayvanın kesim yöntemiyle ilgili günümüz fıkıh
problemleri arasında, elektroşok, seri kesim ve sulu yolum
konuları önemli yer tutmaktadır. Bu meseleler kısaca
değerlendirilecektir.
Elektroşok:
Çağımızda bilhassa Batılı ülkelerde hayvana
kesilmeden önce, elektrik şoku veya karbondioksit gazı
verme, tabanca kullanma, başına çekiç veya tokmakla
vurma, omuriliğine şiş sokma gibi tekniklerle hayvanın
sersemleştirilmesi veya bayıltılması sağlanmaktadır. Bunlar
arasında elektrik şoku verme uygulaması, ülkemizde de
başvurulan bir yöntemdir.

Elektroşok, hayvanın daha az acı hissetmesi ve kanın âzâmî
düzeyde ve olabildiğince hızlı akmasını sağlamak amacıyla,
kesim öncesi hayvana belli düzeyde elektrik vermektir.
Bir hayvanın etinin dinen helal olabilmesi için, diğer
şartlarla birlikte, hayvanın kesim esnasında canlı olması ve
ölümünün bu kesim işlemi sonucu gerçekleşmesi şarttır.
Kesim esnasında canlı olmayan veya kesim işlemi dışında
bir sebeple ölen hayvan, dinen murdar kabul edilir ve eti
yenilmez.

Hz. Peygamber (s.a.), “Hayvanı kestiğinizde kesimi güzel
yapınız” buyurmuştur (Buhârî, “Zebâih”, 15). Hayvanı
sakinleştirecek veya bayıltacak düzeyde elektrik şoku
uygulamasının, hadiste tavsiye edilen güzel kesim
kapsamında değerlendirilmesi de mümkündür. Elektroşok
uygulanarak gerçekleştirilen kesimlerde, kanın tamamen
boşalmaması şeklindeki iddia ve ihtimaller, etin helalliğini
değiştirmez. Kaldı ki bilimsel araştırmalar, elektrik şoku
uygulanarak kesilen hayvanlarda âzâmî kan akışının
sağlandığını ortaya koymaktadır. Öte yandan damarlarda ve
etin içine sinmiş halde bulunan kan, kendisi necis olmadığı
gibi eti de necis hale getirmez. Necis olan kan, etten
ayrılmış yani akıtılmış kandır. Bunun bir kısmı etin
üzerinde kalmış hatta pıhtılaşmışsa, yıkanmak suretiyle
temizlenir ve yenir.

Seri Kesim: Artan nüfus ve şehirleşme olgusuna,
teknolojik gelişmenin de eşlik etmesi, birçok yeni sektörün
oluşmasını sağlamıştır. Bunlardan birisi de, geçmişte
bireysel ve çoğu zaman amatörce gerçekleştirilen hayvan
kesimi ve kasaplık işlerinin, günümüzde, modern
kesimhanelerde, gelişmiş teknoloji ürünü alet ve
makinelerle gerçekleştirilmesidir. Bu sayede insan gücü ve
zamandan tasarruf sağlanmakta, et ürünlerinin hijyen
şartlarında üretilmesi ve kısa sürede tüketiciye ulaştırılması
mümkün olmaktadır.

Çok sayıda hayvanın, bir makinede ve düğmeye bir kere
basmak suretiyle kesilmesi yani seri kesim, her bir hayvan
için Allah’ın adını anmanın gerekliliği açısından tartışılan
bir konudur. Özellikle kümes hayvanlarının kesimi
sırasında bu şartın yerine getirilmesi neredeyse mümkün
değildir.
Kesim esnasında Allah’ın adını anmanın sünnet olduğu
görüşünde olanlara göre, bu şekilde kesilen hayvanları
yemek helaldir. Fakat Allah’ın adını anmanın kasıtlı olarak
ya da mutlak surette terk edilmesini caiz görmeyenlere
göre, mekanik kesimde bu şartın gerçekleşip
gerçekleşmediği önem arz etmektedir.

Sulu Yolum: Günümüzde, tavuk ve benzeri kümes
hayvanlarının tüylerini daha kolay bir şekilde ve çevreyi
kirletmeden yolmak için çeşitli tekniklere başvurulmaktadır. Bu yöntemlerden birisi de, boğazlandıktan
sonra hayvanı, ortalama elli derecede sıcak su kazanına
daldırma ve 2-3 dakika bu suda beklettikten sonra yolma
usulüdür. Bu şekilde gerçekleşen yoluma sulu yolum, sıcak
suya daldırmadan yapılan yoluma ise kuru yolum
denilmektedir. Tüy yolumunu kolaylaştırmak amacıyla sulu
yolum usulü yerine, hayvanların üzerine buhar uygulanması
şeklinde bir usul de söz konusudur.
Kuru ve sulu yolum usullerinin ortak özelliği, yolum
işleminin genellikle, hayvanın üzerindeki dışkı, kan
bulaşığı, varsa diğer pislikler arıtılmadan
gerçekleştirilmesidir. Bu ortak özelliğe rağmen, geleneksel
kuru yolum usulünün dinen sakıncasının bulunup
bulunmadığı hususunda tereddütlerle karşılaşılmamakta,
fakat sulu yolumla ilgili bazı şüpheler bulunmaktadır. Bu
durum, sulu yolumda hayvanın bir süre sıcak suda tutulması
sebebiyle üzerindeki pisliklerin ete bulaşması ve eti necis
hale getirmesi endişesinden kaynaklanmaktadır.

ALKOLLÜ İÇKİLER

“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar),
kısmet ve şans oyunları, ancak şeytanın pis işlerindendir;
bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve
kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi
Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık
bunları bırakıyorsunuz değil mi?” (Mâide 5/90-91).
(Yasağa hazırlık aşamasıyla ilgili âyetler için sırasıyla bk.
Nahl 16/67; Bakara 2/219; Nisâ 4/43). İslam alimleri içki
içmenin bu âyetlerle haram kılındığı hususunda ittifak
etmişlerdir. Âyetlerde kullanılan “hamr” kelimesi, bazı
sahabe ve tabiûn fakihleriyle Ebu Hanife’ye göre yaş
üzümden elde edilen içkiyi ifade eder ve özü itibariyle (li
aynihî) haramdır. Yaş üzüm dışında başka hammaddelerden
elde edilen içkiler ise, sarhoşluk meydana getiriyorsa
haramdır.

BAĞIMLILIKLAR

Bu başlık altında, çağımızın yaygın bağımlılıklarından
uyuşturucu madde kullanımı ve sigara konusundaki fıkhî
görüşlere yer verilecektir.
Uyuşturucu Madde Kullanımı
İslam’ın beşerî davranışların dinî hükmünü belirleme
konusundaki genel tavrı, ilke ve amaç belirleme şeklinde
olmuştur. Bu çerçevede bazen örnekleme mahiyetinde,
bazen de hayatın temel bir değeri olması itibariyle tikel
olaylara ilişkin hükümlerde bulunma da söz konusudur. Bu
tavrın bir gereği olmak üzere, bir müslümanın hayatta
karşılaşabileceği yeni durumların dinî hükmü, o meseleye
tatbik edilebilecek genel ilkeden hareketle ya da tikel
hükmün gerekçesini (illet) oluşturan niteliğe göre
belirlenecektir.
Sarhoşluk veren veya uyuşturucu etkiye sahip olan şeylerin,
sıvı, katı veya uçucu olması haramlık hükmünü etkilemez.
Buna göre, sözgelimi bali çekmek, uyuşturucu özelliği
sebebiyle diğer uyuşturucular gibi haram olmaktadır. Aynı
şekilde yararlanma ve tüketilme şeklinin (yeme, içme,
damara zerk etme, dumanını çekme gibi) de, haramlık
hükmünde bir değişikliğe yol açması söz konusu olmaz.
Çünkü bunlar hükümde etkili olan özellikler değildir.

Sigara

Çağımızın en yaygın bağımlılığı sigaradır. Öyle ki sigara,
bilim ve teknoloji bakımından ilerlemiş toplumlardan, bu
noktalarda geri kalmış toplumlara, tanrı tanımazlardan ilahî
bir din mensuplarına kadar sıklıkla karşılaşılan yaygın bir
bağımlılıktır.
Sigara içmenin Müslüman toplumlarda da baş göstermesi,
alışkanlık halini almaya ve toplumda yayılmaya başlaması
üzerine, sigaranın dinî hükmü tartışılmaya başlanmıştır.
Sigara içmenin dinen sakıncalı olup olmadığına dair
değerlendirmelerin, tıp ve pozitif bilimlerdeki gelişmelere
bağlı olarak, haramlık yönünde bir seyir izlediği
görülmektedir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!