Menü Kapat

Ünite 4: Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat

Siyasî ve itikadî sahada farklı görüşleri nedeniyle ana
kitleden, önce Havâric ve Şîa ayrılmış, özellikle Havâric’e
bir tepki olmak üzere Mürcie ortaya çıkmış, sonra II/VIII.
yüzyılın başlarından itibaren ilâhî sıfatları nefyeden
Cehmiyye ayrı bir kitle oluşturmaya başlamıştır. Bunların
ardından özellikle itikadî konularda nasları te’vil ederek
aklı nakle hâkim kılmaya çalışan Mu’tezile yavaş yavaş
teşekkül etmişti. Bunlar ve bunların dışındakiler, sahâbe
ile tâbiîn âlimlerinin ve Müslümanların çoğunluğu
tarafından ehl-i bid’at diye adlandırılmıştı.
Mu’tezile mensuplarının nakli ihmal edip orta yolu aşan
akılcı bir metot takip etmeleri, yine bu mezhebin, Abbâsî
halifeleri Memun ve Mutasım zamanındaki
yükselişlerinden faydalanarak inanç ve düşünce
özgürlüğünü engellemeye çalışmaları, halkın sevip saydığı
Ahmed b. Hanbel gibi âlimlere eziyet edip “mihne
olayı”na sebebiyet vermeleri, IV/X. yüzyılın başlarında
köklü Sünnî mezheplerin kimlik bulmasına zemin
hazırlayan sebeplerin başında gelmektedir.

İsimlendirme ve Kavramsal Çerçeve

Sözlükte “yol, gidiş, adet” demek olan sünnet, Kur’ân’da
Allah’a nispet edilerek “Allah’ın değişmez kanunları”
anlamında sünnetullâh şeklinde kullanılır. Sünnet
kavramı ile genellikle “Hz. Peygamber’in söz, tutum ve
davranışları” anlaşılmıştır. Kelam ilminde bid’atin karşıtı
olarak sünnet, “Hz. Peygamber’in düşünce ve
davranışlarına uygun bir yolu, O’nun emir ve yasaklarını,
ilk Müslümanların Resûlüllâh’tan tevarüs ederek takip
ettikleri anlayış ve çizgiyi” ifade eder. Sözlükte “topluluk,
insan gurubu veya kitlesi” anlamına gelen cemaat ise,
ıstılahta, “İslâm ümmetinin çoğunluğu (sevâd-ı â‘zâm),
âlimler, bilhassa müctehid âlimler topluluğu demektir.
Ehl-i Sünnet’e mensup olanlara Sünnî adı verilmektedir.
Tarihsel süreç ve olaylarla ilişkili olarak sünnet ve cemaat
kavramlarından oluşturulan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat
terkibi uzun bir zaman diliminde terimleşmiştir.
Tam ismi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat olan Ehl-i Sünnet; Hz.
Peygamber’in, sahâbenin ve onların yolunu takip eden ilk
nesillerin inanç sahasındaki görüş ve tercihlerini
benimseyip izleyen geniş kesimlere verilen isimdir. Bu
terkipteki ilk terim olan sünnet, Hz. Peygamber ve
sahâbeyi referans vermekte; ikinci terim olan cemaat ise
Müslümanların çoğunluğunun siyasi temayülüne, birlik ve
beraberliğe işaret etmektedir. Sünnetin zıddı bid’at;
cemaatın zıddı ise tefrika olarak anlaşılabilir.

Doğuşu ve Gelişimi

Hasan el-Basrî’nin (v. 110/728), yönetimin ve toplumun
ıslahı için Haricîliğin isyan fikrine karşı çıkışı Sünnî
siyaset anlayışı için sağlam bir temel teşkil etmiştir. Basrî
haksızlık karşısında suskunluk ve tepkisizliği de
onaylamamış, nasihat yöntemini uygulamış, Emevî
idarecilerine yazdığı mektuplarda, yapılan yanlışları
eleştirmiştir. Toplumda fitneye yol açan unsurlardan
tümüyle kaçınılması gerektiğini öğütlemiş, hatta bu
konuda Hz. Ali’yi bile hatalı bulmuştur. Yine Basrî’nin
büyük günah sahibi Müslümanı İslâm dairesi içinde
görmesi ve insanın fiilerinde kaderin mutlak
belirleyiciliğini (cebir) reddetmesi de Sünnîlik için önemli
referansları teşkil etmiştir.

Ehl-i sünnet akaidinin oluşumunu etkileyen diğer önemli
isim Ebû Hanife’dir (v. 150/767). Bazı kaynaklarda Ebû
Hanife’nin Mürcie gruplarından birinin kurucusu olarak
gösterilmesi, o dönemde mezheplerin henüz teşekkül
aşamasında olmasından kaynaklanmaktadır.
Ashâb-ı Hadis ve Selefîlik
Hadis ve sünnet, tarif edenlerin mensup oldukları ilmî
camiaya göre birtakım farklı tanımlara konu olmakla
birlikte, genellikle Hz. Peygamber’den nakledilen söz, fiil
ve takrirlerin toplamı olarak kabul edilmiştir.
İslâm kaynaklarında, genellikle Müslümanların Şâfiî’den
önce Ashâb-ı Hadis ve Ashâb-ı Rey diye iki fırkaya
ayrıldığı bildirilmektedir. Hadis ashâbı, insanları hadislere
bağlanmaya teşvik edenler ve bunun dışındaki fikirlere
uymaktan sakındıranlardır. İmam Şâfiî ve ashabı bu sıfatla
anılan en önemli topluluk olarak tanınmıştır.

Ashâb-ı Rey ve Kelâm Mezhepleri

‘Rey’in anlamı ile ilgili olarak genellikle şöyle bir tarif
benimsenmiştir: Rey, düşünüp taşındıktan ve doğru olan
ciheti anlamak için araştırmada bulunduktan sonra varılan
kanaat veya görüştür. Fıkıh usulünde, hakkında nass
olmayan konulardaki ictihadın temeli olan rey, şeriatın
gösterdiği düşünme yollarından gidilerek yapılan aklî bir
faaliyettir. Bu anlamda genellikle ümmetin imamlarından
müctehit olanlar, Ashab-ı Hadis ve Ashab-ı Rey olmak
üzere iki kısma ayrılmıştır. Ashâb-ı Rey, Irak ehli yani
Ebû Hanife ve ashâbıdır. Rey ve kıyas ehli, şeriatın
manasının anlaşılabilir olduğunu kabul etmeleri nedeniyle
Kur’ân-ı Kerim’de, sünnetin de teyit ettiği umumi asıllar
bulunduğunu savunmuşlardır.

Eş‘arîlik
İsimlendirilmesi

Ebû’l-Hasan el-Eş‘arî (260/324-873/936) ve talebeleri
tarafından Ehl-i Sünnet inanç esasları temelinde kurulan
Eş‘arîlik, Mutezile mezhebinin Abbasî halifelerinin
desteğiyle güçlenmesinden sonra, bu oluşuma ve diğer
fırkalara karşı sahih akideyi Rasulullah’ın sünnetine
uygun olarak savunma hedefiyle teşekkül eden bir
mezheptir.

Gelişmesi

Eş‘arîlik, nakille aklı uzlaştırmak suretiyle Mutezile ile
Selefiyye arasında mutedil bir çizgide yer almıştır. 5/11.
yüzyıldan itibaren zamanımıza kadar aralarında Kâdî
Abdülcebbâr, İbn Hazm, Ebû’l-Yüsr Pezdevî, Ebû’1-Muîn
Nesefî, İbn Rüşd, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, İbn Teymiyye,
İbn Kayyım el-Cevziyye, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi
Mutezile, Mâtürîdiyye, Selefiyye ve tasavvuf çevrelerine
mensup âlimler ve İslâm felsefesiyle ilgilenen kesimler
tarafından eleştirilmiştir.
Eş‘arî’nin çizgisini kendisinden sonra güçlü âlimlerin
sürdürmesi, hareketin sistemli bir kelâm mektebi haline
gelmesini sağlamıştır.

Eş‘arî’nin Görüşleri

Ebû’l-Hasen el-Eş‘arî’ ehl-i bid’at mezheplerine karşı
verdiği mücadeledeki yeri itibariyle Sünnî kelâmın önemli
kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. Bunda,
hayatını sürdürdüğü Basra ve Bağdad gibi ilmî çevrelerin
etkisinden başka, Mu’tezile mezhebinden ayrılması da
etkili olmuştur. Eş‘arî’nin, kendisinden sonraki birçok âlim
tarafından geliştirilmiştir.

Mâturîdîlik
Doğuşu ve İsimlendirilmesi

Asıl adı Muhammed b. Muhammed b. Mahmud olan elMaturîdî, daha çok Ebû Mansur Maturidî (v. 333/944)
adıyla ün kazanmıştır. Semerkand’ın Mâturid
mahallesinde doğmasından dolayı bu isimle tanınmıştır.
Mâturîdîlik, Ebû Hanîfe ve Mâtürîdî’nin görüşleri
etrafında oluşmuştur.

Gelişmesi
Dini hususlarda sadece nakille yetinen Selefiyye ile, nakli
ihmal edip aklı öne çıkaran Mu’tezile’nin din anlayışları
isabetli bulunmadığından, Mâturidî nakille aklı uzlaştırma
yöntemini uygulayıp geliştirmiştir. Nassı ihmal etmemekle
birlikte itikadî esasların yanı sıra İslâm’ın bütün ana
ilkelerini aklî bilgilerle yoğun bir şekilde temellendirmeye
çalışmıştır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!