MenüKapat

Ünite 3: Millî Mücadele Başlıyor: Haksız İşgaller Karşısında Türk Milleti ve Mustafa Kemal Paşa

Mondros Mütarekesi’nden Sonra İlk İşgaller ve
Osmanlı Devleti

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra,
İtilaf devletleri, barış antlaşmasını beklemeye lüzum
görmemişler derhâl Osmanlı topraklarını işgale
başlamışlardır. Mütarekenin 7. ve 24. maddeleri galiplere
istedikleri bölgeleri işgal etme hakkını vermiştir.
Osmanlı Devleti, mütareke ile Orta Doğu ve Arap Yarımadası’ndaki
topraklarından ve Kafkasya’dan vazgeçtiğini kabul etmiş oluyordu, devlet tamamıyla
parçalanmış elinde yalnızca Anadolu ve Doğu Trakya
kalmış durumdaydı.

İngilizlerin Musul’u almasının ardından işgaller
durmamış; İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Urfa.
Maraş’a kadar yayılmıştır. İngilizlerin bölgedeki işgalleri
Fransızlarla yaptıkları Suriye Antlaşması’na kadar devam
etmiştir. Orta Doğu ile birlikte Türkiye’nin güney ve
güneydoğusunu nasıl paylaşacaklarını belirleyen bu
antlaşmaya göre, Irak ve Filistin İngiliz mandasına, Suriye
ve Lübnan ile birlikte Antep, Maraş ve Urfa da el
değiştirerek Fransız mandasına girmiştir. Doğuda Batum’a
İngilizlerin asker çıkarması üzerine, Türkler geri çekilerek
bölge boşaltılmıştır. Doğu Trakya’yı Fransızlar ele
geçirmiş ve Bakırköy’e kadar kontrolü elde etmiştir.
İngilizler ve Fransızlar Orta Anadolu’da farklı yerlerde
işgalleri sürdürürken İtalyanlar Antalya, Kuşadası,
Fethiye, Bodrum ve Marmaris’i işgal etmiştir.
13 Kasım 1918’de İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan
gemilerinden meydana gelen 61 parçalık büyük filo
İstanbul limanında, meclis binası ve Padişahın oturduğu
Dolmabahçe Sarayı önünde demirlemişti. Bu sırada
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Padişah’ın kendisine baskıda
bulunduğunu bildirerek istifa etmiş, yerine Tevfik Paşa
hükûmeti kurulmuştur. İstanbul’da siyasi belirsizliklerin
hüküm sürdüğü bir ortamda hükûmetler, ateşkes
hükümlerine aykırı işler ve taşkınlık yapan azınlıkları
İngiliz Yüksek Komiserliğine şikâyet etmekten başka bir
şey yapamıyordu.

Osmanlı Devleti’ne Yönelik Toprak İstekleri ve
İzmir’in İşgali

Ermenilere göre, Birinci Dünya Savaşı sırasında tabi
oldukları Osmanlı Devleti’ne karşı, İngiltere, Fransa ve
Rusya’nın yanında yer alarak ve onlara her türlü desteği
vererek Doğu Vilayetleri ile birlikte Çukurova’da
bağımsız bir Ermenistan devleti kurmayı hak etmişlerdi.
Sevr’de Türkiye’den koparmayı düşündükleri arazilerle
büyük bir Ermenistan kurma düşüncesinde olan Batılılar,
Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı olan Kazım
Karabekir Paşa’nın düzenlediği askerî harekât ve Gümrü
Barışı sayesinde bu hedeflerine ulaşamamışlardır. Lozan
Antlaşması’nın metnine Ermeni kelimesini dahi sokmayı
başaramamışlardır.

Paris Barış Konferansı’na hâkim olan İngiltere, Fransa ve
ABD, müttefikleri İtalya’nın Batı Anadolu’yu işgal
etmesini istemiyorlar, onun yerine daha zayıf ve kontrol
edilebilir bir Yunanistan’ın bu bölgede yerleşmesini
istiyorlardı. Savaşın galibi üç büyük devletin yöneticileri
çok büyük bir tarihî hata yaparak Türk vatanının ayrılmaz
bir parçası olan İzmir üzerinde haksız gerekçe ve
entrikalarla, Yunanistan’a işgal hakkı tanıyorlardı. 15
Mayıs 1919’da İzmir, 12.000 mevcutlu Yunan askerî
kuvveti tarafından işgal edildi. İşgalden hemen sonra
Yunan işgal kuvvetleri komutanlarının adalet ve sükûnet
vaatlerinin hiçbir gerçek yönü olmadığı anlaşıldı; işgal
kuvvetlerine katılan yerli Rumlar, İzmir’de katliama ve
yağmaya başladılar. İzmir’in işgaline karşı İstanbul’daki
üzüntü ve heyecan çok büyüktü, bu yüzden en kalabalık
ve heyecanlı mitingler, İstanbul’da yapılmıştır.
Bütün bu mitingler gösteriyordu ki Türk milleti yapılan
işgalleri ve haksızlıkları asla kabul etmeyecek ve en geniş
bir şekilde millî bir direnişi oluşturacaktır. İzmir’de
başlayıp dalga dalga içerilere doğru genişleyen Yunan
işgalleri ve Yunan mezalimi, yerli Rumların bunlarla
tamamen iç içe oluşları artık Kuvayı Milliye’yi fikir
safhasından eylem safhasına çıkaran en büyük etken
olmuştur. Bu işgal ve uygulamalar Anadolu’yu ayağa
kaldırdı. Bu ana kadar gelecekleri hakkında verilecek
kararı sükûnetle bekleyen Türk milleti, Yunan işgali ile bu
kararın ne kadar adil olacağını anladı ve silaha sarılarak
kendi geleceğine kendisinin karar verebileceğini gösterdi.

Millî Mücadele’de Cemiyetler ve Kuvayı
Milliye’nin Doğuşu

Mondros Mütarekesi ile birlikte işgallerin başlaması ve bu
işgaller karşısında İstanbul Hükûmeti’nin kayıtsızlığı veya
yetersizliği, Türk milletini yeni arayışlar içerisine itmiştir.
Bu amaçla başta işgale uğrayan bölgeler olmak üzere
Anadolu ve Rumeli’nin birçok yerinde teşkilatlanmalara
gidilmiştir. Bu amaçla mahallî birtakım teşekküller
kurulmuştur. Bu kuruluşlara genel olarak “müdafaa-i
hukuk cemiyetleri” adı verilmektedir.
Ülkeyi on yıldır yöneten İttihat ve Terakki Fırkası, savaşın
son aylarında durumun hiç de iyiye doğru gitmediğini
anlamış ve Anadolu’da çeşitli vilayetlerde, her ihtimale
karşı gizli teşkilat yapılması yönünde çalışmalarda
bulunmuştur. Bu amaca yönelik fırka, Batum, Erzurum ve
Trabzon’a bazı görevliler göndermiştir. Mütareke
imzalanıp fırka kapatıldıktan sonra, İttihatçılardan bir
kısmı yurt dışına kaçmış, bir kısmı da Anadolu’ya geçerek
çalışmalarına burada devam etmişlerdir.
Çeteler yoluyla yetersiz ve çok ufak çapta silahlı direniş
hareketleri başlarken bazı milliyetçi subaylar ve siviller
kendi düşüncelerine göre başka türlü girişimlerin içinde
bulunuyorlardı. Damat Ferit sadrazam olduktan sonra bu
tür girişimler kanuna aykırı olarak ilan edilmiş,
Avrupa’nın vereceği kararı beklemenin daha akıllıca
olduğu bütün yetkililere duyurulmuştur. Bunun için
vatanseverlerin bir araya gelerek, kanunlar çerçevesinde
kongreler toplaması, bu yolla dernekler kurup
bulundukları bölgelerde örgütlenmeleri o zamanlarda akla
gelen en akıllıca yoldu.

Mondros Mütarekesi ile hükûmet ve buna bağlı olarak
ordu, İtilaf devletlerinin kontrolüne girdi. Türk milleti
uğradığı haksızlıkların önüne geçmek için resmî
makamlara yaptığı müracaatlardan bir sonuç alamadı. İşte
bu şartlar altında vazifenin kendine düştüğünü anlayıp
memleketin tecavüze uğrayan yerlerinde düşmana karşı
harekete geçti. Bu mücadeleyi başlatanlara Kuvayı
Milliye, yani Millî Kuvvetler denir. Milis güçleri şeklinde
hareket eden Kuvayı Milliye birlikleri, çoğunlukla Türk
subayları ve Türk aydınlarının etkisi altında faaliyette
bulunmuşlardır. Silahlı veya silahsız birçok insan hatta
cezaevindeki tutuklular bile düşmana karşı memleketi
müdafaa duygusunda birleşmişlerdir. Tam anlamıyla
askerî bir disipline sahip olmasalar da Kuvayı Milliye
birlikleri özellikle Batı Anadolu’da düzenli ordu
birliklerinin faaliyete geçmesine kadar, Güney Anadolu’da
ise Millî Mücadele’nin sonuna kadar yararlı işler yaptılar
Millî Mücadele’ye karşı faaliyet gösteren azınlıklardan
Rum ve Ermenilerin kurmuş oldukları cemiyetlerin yanı
sıra, bu hareketin aleyhine çalışan ve Osmanlı vatandaşları
tarafından kurulan birtakım cemiyetler de vardır.

Mustafa Kemal Paşa ve Millî Mücadele’nin
Hazırlık Safhası

Mütareke metnini okuyan Mustafa Kemal Paşa, şartlarının
çok ağır olduğunu ve aynen uygulanması hâlinde ülkenin
tamamının işgalini sağlayacak belirsiz hükümlerin
bulunduğunu etrafındakilere açıkladı. İstanbul’a gelen
Mustafa Kemal Paşa, Şişli’deki evinde Ali Fuat Paşa,
Kâzım Karabekir Paşa ve İsmet Beyler ile görüşmelerde
bulunarak memleketin geleceği konusunda sık sık görüş
alışverişinde bulundu.
Siyasi olarak düşüncelerini ortaya koymak için arkadaşları
ile birlikte Minber Gazetesini çıkardı. Bu teşebbüslerden
sonra Anadolu’ya geçip kurtuluş mücadelesine katılma kararını alacaktır. Yapılacak mücadelenin esasları bu
görüşmelerde belirmeye başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa
ileride kader birliği yapacak olan Kâzım Karabekir, Ali
Fuat Paşa ve İsmet Beyler ile yaptığı görüşmelerde bazı
şeyleri kendilerine anlatmak istemiş ancak o kara günlerin
şartları nedeniyle daima bir belirsizlik içinde kalmayı
tercih etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, bu şartlar altında
sadece kendi vereceği kararların ve alacağı tedbirlerin
doğruluğuna inanmış ve bu düşüncelerini tam anlamıyla
hiç kimseye açıklamamıştır.

Kongreler ve Millî Teşkilatlanma Dönemi

Millî Mücadele, Anadolu ve Trakya’da farklı tarihlerde
kurulan bölgesel teşkilatlarla başlamakla beraber birlikten
yoksun bu hareketleri bir araya getirmek yönünde Mustafa
Kemal Paşa’nın rolü büyük olmuştur. Bu sebeple Millî
Mücadele Hareketi, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a
çıkmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır.
İngilizler; Samsun, Vezirköprü ve Merzifon civarında
Pontus Rum çetelerinin Müslümanlara saldırıları tam tersi
yönde değerlendirmiş, Karadeniz Bölgesi’nde asayiş
sağlanmadığı takdirde buraları da işgal edeceklerini
İstanbul Hükûmeti’ne bildirmişlerdir. İstanbul hükûmeti,
İtilaf devletlerinin baskıları sonucu, Anadolu’da asayişi
sağlamak amacıyla ordu müfettişlikleri kurdu. Bu tasarı
gereğince, Doğu Anadolu’daki Dokuzuncu Ordu
Müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa tayin edildi.
19 Mayıs 1919’da beraberindekilerle Samsun’a ulaşan
Mustafa Kemal Paşa burada gördüğü manzara ve aldığı
bilgiler ışığında bir yol haritası çıkarmıştır. Buna göre hem
işgallere karşı konulacak, hem direnişler örgütlenecek,
hem de örgüt ve direnişlerin felsefesini belirleyecek ana
kararlar alınacaktır. Bu kararların Anadolu’da geniş
kitlelere ulaşması ve geniş kitleler tarafından da
benimsenmesinin yolları aranmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın milleti mücadeleye sevk eden
çalışmaları İngilizlerin gözünden kaçmadı. İstanbul
Hükûmeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemal’in İstanbul’a
çağrılmasını sağladılar (8 Haziran 1919). Bunun üzerine
Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’daki görevini sonuna kadar
sürdüreceğini ve İstanbul’a dönmeyeceğini bildirdi.
Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları Refet Bey ve Ali Fuat
Paşa’yı Amasya’ya çağırarak beraberinde bulunan Rauf
Bey ile birlikte, daha önce hazırlamış olduğu metin
üzerinde bazı çalışmalar yaptı. Bundan sonra hazırlanan
metin hakkında Erzurum’da bulunan Kazım Karabekir’in
de onayı alındı. Böylece Amasya Genelgesi (Tamimi)
kabul edildi. Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri Cevat Abbas
Bey’in kaleme aldığı metin 21-22 Haziran 1919’da gecesi
kamuoyu ile paylaşıldı.
Amasya Genelgesi, Millî egemenliğe dayalı yeni bir Türk
Devleti’nin kurulması için atılan ilk adımdır. Amasya
Genelgesi’nin istiklal ve millî hâkimiyet prensipleri
Erzurum ve Sivas kongrelerinin kararlarında da etkili
olmuştur. Sivas’ta genel bir kongrenin yapılacağı bu
genelge ile duyurulmuştur.

Amasya Genelgesi’nin yayımlanmasından sonra Mustafa
Kemal Paşa ve beraberindekiler Amasya’dan ayrılarak
Sivas üzerinden 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldiler. 8
Temmuz 1919’da sona erdi; İstanbul Hükûmeti, Mustafa
Kemal Paşa’nın Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevine
son verdi. Mustafa Kemal Paşa, 9 Temmuz’da yayımladığı
beyannamede, mübarek vatanı ve milleti parçalanmak
tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine
kurban etmemek için, çalışmaya resmî sıfatı ve askerlik
görevi engel olmaya başladığından istifa ettiğini duyurdu.
23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’ne
Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis ve Van vilayetlerinden 56
temsilci katıldı. Mustafa Kemal Paşa Erzurum delegesi
olarak katıldığı kongreye başkan seçildi. 7 Ağustos
1919’da Erzurum Kongresi sona ermiş ve kongreden
hemen sonra kongre kararları ve beyannamesi yurdun her
tarafına dağıtılmış, Doğu Anadolu’daki ve Karadeniz
Bölgesi’ndeki teşkilatlar Şarki Anadolu (Doğu Anadolu)
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
Sivas’ta bütün Anadolu cemiyetlerinin temsilcilerinin bir
kongrede toplanması, Amasya Genelgesi ile
duyurulmuştur. Erzurum Kongresi’nin tamamlanmasından
sonra Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları üç hafta daha bu
şehirde kalmışlardır. Ağustosun sonlarına doğru, Sivas’ta
kongre için delegeler toplanmaya başlamış olduklarından
Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler 29 Ağustos
1919’da Erzurum’dan ayrıldı ve 2 Eylül’de Sivas’a geldi.
Sivas Kongresi manda idaresini kabul etmedi ve bu
konudaki kararını yayımladığı beyannamede açıkladı. 4
Eylül’de başlayan Sivas Kongresi görüşmeleri 11 Eylül
1919’da sona erdi.

Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nin aldığı bölgesel
kararları bütün memleketi içine alan bir hâle getirmiştir.
Katılanların farklı bölgelerden olması sebebiyle millî bir
kongredir. Vatanın farklı bölgelerinde kurulan cemiyetleri
birleştirerek Millî Mücadele’ye yön vermiş, bu
cemiyetlerin idare organı olarak da Heyet-i Temsiliye’yi
seçmiştir. Bundan sonra bütün cemiyetler, Heyet-i
Temsiliye ve onun başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından
idare edilecektir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!