Menü Kapat

Ünite 2: Sünnetin Dindeki Yeri

Sünnetin Dindeki Yeri
Allah, Kur’ân-ı Kerîm’i de tek başına kullarına
göndermemiş onu hayata geçirecek ve nasıl
uygulanacağını bizatihî kendi tatbikâtıyla gösterecek bir
peygambere; Hz. Muhammed’e (s.a.v.) vahyetmiştir. Bu
durum, mü’minler için büyük bir kolaylık sağladığı gibi,
vahyin uygulanabilir olmasını göstermesi açısından da
önemlidir.

Mü’minlerin nezdinde Hz. Peygamber’e (s.a.v.) itaat
edilip, ona tabi olmadaki en büyük etken Resûlullah’ın
ilahî vahye muhatap olmasıydı. Zira onlar İslâm’a girmek
için şehâdet getirirken, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hem
Allah’ın kulu hem de resûlü olduğuna inanmışlardı. Allah
da elçisini hem Kur’ân-ı Kerîm vahyi yani okunan vahiy
(vahy-i metluvv) hem de Kur’ân dışındaki vahiyle (vahy-i
gayri metluvv) ile desteklemiştir.

Hz. Peygamberin Kur’an ve Kur’an Dışı Vahiyle
Desteklenmesi

Sahâbîlerin Peygamber algısında ve onu kendilerine
rehber tayin etmelerindeki en büyük etken şüphesiz Allah
Resûlü’nün vahiyle desteklenmesidir. İslâm’a giren her
kişi Allah Resûlü’ne iman edince eş zamanlı olarak
Allah’ın ona daha önceki bazı peygamberler verdiği gibi
bir kitap gönderdiğini kabul ederler.

Genel olarak vahyi ikiye ayrılmıştır, Kur’ân vahyine,
namaz esnasında kıraat edilen vahiy anlamında vahy-i
metluv; bunun dışındaki vahye ise kendisi namazda
okunmayan anlamında vahy-i gayri metluv demişlerdir.

Hz. Peygamber’e Kur’ân dışında da vahiy geldiğini
gösteren âyet ana hatları ile şu şekildedir: Bir gün Hz.
Peygamber eşlerinden birisine (Hz. Hafsa) gizli bir şey
söylemiş ve aralarında kalmasını tembihlemişti. Fakat o,
bu sırrı Peygamber’imizin bir diğer eşiyle (Hz. Aişe)
paylaştı. Hz. Peygamber durumu ilk eşine söyleyince o da
“Sana bunu kim söyledi” diye şaşkınlığını dile getirdi.
Buna karşılık Hz. Peygamber “Bilen ve her şeyden
haberdâr olan Allah” cevabını vermiştir (Tahrîm, 66/3).

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kur’ân dışında vahiy aldığını
gösteren bir diğer örnek Mekke müşriklerin elindeyken
Hz. Peygamber’e onun ve mü’minlerin Kâbe’yi tavaf
edeceklerinin rüyada gösterilmesidir. Bu rüya üzerine
mü’minler yanlarında kurbanlıklarını alarak yola çıkmışlar
fakat müşriklerin direnişi ile karşılaşmışlardı. Neticede bir
sonraki yıl umre yapmak üzere bir anlaşma imzalandı. Bu
olay Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde ifade edilir: “Andolsun
ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz
güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış
olarak, korkmadan Mescid-i Harâm’a gireceksiniz.”
(Fetih, 48/27).

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kur’ân’ın birinci muhatabı
olması hasebiyle sünnetini onun ışığında oluşturması,
ayrıca yukarıda delilleri görüldüğü üzere Kur’ân dışında
vahiy almak suretiyle de Allah’ın yardımına mazhar
olması tabiidir. Fakat bununla birlikte Resûlullah’ın her
fiilinin vahiy sonucu meydana geldiğini ileri sürmek de
doğru bir yaklaşım değildir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.)
ilâhi takdirin gerekli gördüğü yerlerde vahiyle
yönlendirildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Hz.
Peygamber dinî konularda yaptığı içtihatların kendi başına
bırakılmadığı, şayet yanlışsa mutlaka düzeltildiği
bilinmelidir.

Âyetlerde Sünnetin Dindeki Yeri

Hz. Muhammed’i (s.a.v.) takip etmek ve onun sünnetine
uymak pratik anlamda dini yaşayabilmek ve Kur’ân’ı
anlamak için vazgeçilmez bir ön şart olmasının yanı sıra
bizzat Allah, Resûlullah’ın (s.a.v.) rehberliğini emretmiş
onun örnek alınması gerektiğini bildirmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine
uyulması gerektiğine dair birçok âyet bulunmaktadır. Bu
âyetler genel olarak; (a) Allah Resûlü’nün Kur’ân’ı
açıkladığını belirten âyetler, (b) Hz. Peygamber’e itaat
etmenin zorunlu olduğunu söyleyen âyetler, (c) Hz.
Peygamber’i örnek almayı emreden âyetler, (d). Allah’ın
Resûlü’ne helâl ve haram kılma yetkisi verdiğini belirten
âyetler şeklinde dört grupta incelenibilir. (Kırbaşoğlu, s.
189–229). Aşağıda bu âyet grupları hakkında daha detaylı
bilgi verilecektir.

Allah Resûlü’nün Kur’ân’ı Açıkladığını Belirten Âyetler:
Allah Teâlâ, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) sadece kitabı
insanlara ulaştırması için göndermemiş, ondan âyetlerin
manasını ve nasıl uygulanacağını göstermesini de
istemişti.

Hz. Peygamber’e İtaati Zorunlu Kılan Âyetler: Kur’ân-ı
Kerîm’de Hz. Peygamber’e itaat edilmesini emreden
birçok âyet bulunmaktadır.

Aslında her peygamber toplumu ilahî vahye göre yeniden
şekillendiren kişidir ve her şekillendirme işlemi mutlaka
pratik bir örneğe ihtiyaç duyar. Bu yüzden Allah kendisine
kitap ya da sahife vermediği halde bazı toplumlara elçiler
görevlendirmişken, hiçbir topluma elçisiz olarak sadece
kitap göndermemiştir ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız,
hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı
bağışlasın.” (Âli İmran, 3/31) buyurularak, Allah’ın
sevgisini kazanmanın Resûlüne uymakla mümkün olacağı
belirtilmiştir. Kur’ân diğer başka âyetlerde de Hz.
Peygamber’e tâbi olunmasını istemiş, bu emri yerine
getirenleri övgüyle anmıştır (Enfâl, 8/64; Tevbe, 9/117).
Şüphesiz Hz. Peygamber’e tâbi olmak, Allah’a ve
Resûlü’ne iman etmek ve ona itaat etmenin bir göstergesi
ve sonucudur.

Hz. Peygamber’e Helâl ve Haram Kılma Yetkisi
Verildiğini Belirten Âyetler: Kur’ân-ı Kerîm’de bazı
âyetler Hz. Peygamber’e helâl ve haram kılma yetkisinin
verildiğini zikretmektedir.

Resûlullah’ın (s.a.v.) haram ve helâl koyma yetkisine
sahip olduğunu kabul etmek, Allah’ın, Resûlü’ne verdiği
otoriteye itaat etmek anlamındadır.

Hadislerde Sünnetin Dindeki Yeri

Hz. Peygamber de, hadislerinde sünnete uymanın
gerekliliğini ve ondan yüz çevirme neticesinde meydana
gelecek sakıncaları açıklamıştır. Nitekim O (s.a.v.) bazı
hadislerinde gelecekte sadece Kur’ân ile yetinmek
isteyenlerin olabileceğini, bunlara karşı dikkatli olunması
gerektiğini belirtmiştir.

Sahabîlerin Sünnete Bağlılıkları

Dini anlama ve yaşamada Hz. Peygamber’in (s.a.v.)
merkezî konumuna uygun olarak sahâbîlerin onu sürekli
olarak takip ettikleri görülmektedir. Bu sayede onlar hem
kendi kulluk görevlerini yerine getirmiş hem de onları
sonraki nesillere aktarmışlardır. Nitekim Hz. Ebû Bekir,
Resûlullah’ın mirası konusundaki tavrını açıklarken “Ben
Resûlullah’ın bir şey yaptığını gördüğüm zaman mutlaka
onu yaparım” diyerek Peygamber Efendimizin (s.a.v.)
sünnetine bağlılığını ifade etmişti (Ahmed b. Hanbel,
Müsned, I, 12, Hadis no: 10).

Benzer şekilde diğer sahâbîler de Resûlullah’ın bir konu
hakkında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözlerini işittiğinde
ona uymuşlardır. Meselâ Hz. Ömer, Abdurrahman b.
Avf’ın “Hz. Peygamber, Hecer mecûsilerinden cizye
alıyordu” sözünü işitinceye kadar mecûsilerden cizyeyi
kabul etmemişti (Buhârî, Cizye 1, Hadis no: 3156–57).

Bununla birlikte, Hüdeybiye antlaşmasında, ilk bakışta
Müslümanlar aleyhine görünen maddelere dinî
gayretinden dolayı karşı çıkan ve adeta Hz. Peygamber’i
niçin böyle bir zillete katlanıyoruz diye itiraz eden Hz.
Ömer olayında görüldüğü üzere, bazen Hz. Peygamber’in
(s.a.v.) isteklerine itiraz edildiği vaki ise de, itirazların
sonunda tövbe edilerek bu tür davranışlardan
vazgeçilmiştir. Nitekim Hz. Ömer de Hüdeybiye gününde
yaptıklarından dolayı pişmanlık duyacak ve o günkü
söylediklerini affettirir umuduyla sürekli nafile namaz
kılıp oruç tutacak ve köleler azad edecektir.

Sahabîlerin sünnete bağlılıklarının bir sonucu olarak
bid’atlere yani dinde sonradan ortaya çıkarılan âdetlere
şiddetle karşı çıktıkları görülmektedir. Onlar bazen sözlü
bazen fiilî olarak sünete uymayanları uyarmışlar, bunu
yaparken de gerçek sünnetin ne olduğunu anlatmaya
çalışmışlardır. Nitekim Abdullah b. Mes‘ûd’un söylediği
şu cümleler sahâbîlerin bu konudaki çalışma ve tavırlarını
ifade etmektedir: “Sorduğunuz şeyleri Allah’ın kitabından
bildiklerimizle anlattık veya sorduklarınıza Allah
Resûlu’nün sünnetine göre cevap verdik. Ama sizin daha
sonra çıkardığınız bid’atlerde bizim bir günahımız yoktur

Uygulama: Sünnetin Önemi

Sünnete Sarılmanın Gerekliliği: Yukarıda da zikredildiği
üzere sünnetin önemi ve bütün Müslümanlar için
vazgeçilmezliği birçok âyet, hadis ve sahâbe uygulaması
ile sabittir. Bununla birlikte, burada konuyla doğrudan
ilgili iki âyet öğrencilerimizin dikkatine sunulacaktır. Öte
yandan, aşağıda Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatına
yakın, sahâbîlerine hitaben yaptığı bir konuşmada kendi
sünnetine ve râşid halîfelerin sünnetine sarılmayı emreden
bir hadisini de Dokuz temel hadis kitabı (Kütüb-i tis‘a)
çerçevesinde derinlemesine incelenecektir.

İlgili Âyetler

1. “Şüphesiz Allah Resûlü’nde sizin için, Allah’a ve âhiret
gününe ulaşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler
için güzel bir örnek vardır” (Ahzab, 33/21).
2. “Ey İman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat
edin ve sizden olan ülü’l-emre (idarecilere de itaat edin).
Herhangi bir şeyde ihtilâfa düştüğünüzde Allah’a ve âhiret
gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne
götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından daha
güzeldir (Nisâ 4/59).

İlgili Hadis

1. “(Müellif dedi ki:) Bize Velîd b. Müslim tahdîsen, o da
Sevr b. Yezîd’ten tahdîsen, o da Hâlid b. Ma‘dân’dan
tahdîsen, o da Abdurrahman b. Amr es-Sülemî ve Hucr b.
Hucr’dan tahdîsen rivâyet etti. O ikisi şöyle dediler: Biz
kendileri hakkında “savaş için binek istemeye
geldiklerinde size verecek bir binek bulamıyorum
denildiği zaman gözlerinden yaş akarak dönenlere de bir
günah yoktur” âyeti inenlerden biri olan Irbâd b.
Sâriye’nin yanına girdik. Ve ona “Seni ziyâret etmek,
geçmiş olsun demek ve senden ilim almak için geldik”
dedik. Bunun üzerine Irbâd şöyle dedi: Resûlullah –
sallallâhü aleyhi vesellem- bir gün bize namaz kıldırdı
sonra da dönüp bize çok özlü bir vaaz etti. Bu vaazdan
dolayı kalplerimiz titredi, gözlerimiz doldu.

Cemaatten birisi “Ey Allah’ın Resûlü Bu sanki veda eden birisinin
yaptığı bir vaazdı, bize ne tavsiye edersin” dedi. Hz.
Peygamber de ona şu cevabı verdi: “Size Allah’tan
sakınmanızı (başınızdaki idareci) Habeşli bir köle de olsa
onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra
yaşayanlar birçok ihtilâfa şahid olacaklar. Siz benim
sünnetime ve doğru yoldaki râşid halîfelerin sünnetine
sarılın. Onlara iyice yapışın, hiç ayrılmayın. (Din işinde)
sonradan uydurulmuş şeylerden sakının. Zira (dinin
rûhuna/aslına ters) her sonradan çıkan şey bid’attir ve her
bid’at de sapıklıktır (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXXVII,
76, Hadis no: 17609).

2. “(Müellif dedi ki:) bize Ali b. Hucr tahdîsen, o da
Bakiyye b. Velîd’ten ahdîsen o da Bahîr b. Sa’d’tan, o da
Hâlid b. Ma’dân’dan o da Abdurrahman b. Amr esSülemî’den, o da Irbâd b. Sâriye’den şöyle rivâyet
etmiştir: Resûlullah -sallallâhü aleyhi vesellem- bize sabah
namazından sonra çok özlü bir vaazda bulundu. Bu
vaazdan dolayı kalplerimiz titredi, gözlerimiz doldu.
Cemaatten birisi “Ey Allah’ın Resûlü Bu veda eden
birisinin yaptığı bir vaaz, bize ne tavsiye edersin” dedi.
Hz. Peygamber de ona şu cevabı verdi: “Size Allah’tan
sakınmanızı (başınızdaki idareci) Habeşli bir köle de olsa
onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra
yaşayanlar birçok ihtilâfa şahid olacaklar. (Din işinde)
sonradan çıkma şeylerden sakının. Zira her bid’at
sapıklıktır. Siz benim sünnetime ve doğru yoldaki râşid
halîfelerin sünnetine sarılın. Onlara iyice yapışın, hiç
ayrılmayın. Ebû İsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen
sahihtir. (Tirmizî, İlim 16, Hadis no: 2891).

3.”(Müellif dedi ki:) bize Abdullah b. Ahmed b. Beşîr b.
Zekvân ed- Dımeşkî tahdîsen, o da Velîd b. Müslim’den
tahdîsen, o da Abdullah b. Alâ b. Zebr’den tahdîsen o da
Yahyâ b. Ebî Mutâ‘dan tahdîsen rivâyet etti. Yahyâ, Irbâd
b. Sâriye’nin şöyle dediğini işittim dedi: Bir gün Allah
Resûlü kalktı ve bize çok özlü bir vaaz verdi. Bu vaazdan
dolayı kalplerimiz titredi, gözlerimiz doldu. O’na “Ey
Allah’ın Resûlü Bu sanki veda eden birisinin yaptığı bir
vaazdı, bize ne tavsiye edersin” denildi. Hz. Peygamber de
ona şu cevabı verdi: “Size Allah’tan sakınmanızı
(başınızdaki idareci) Habeşli bir köle de olsa onu dinleyip
itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra birçok ihtilâfa
şahid olacaksınız. Siz benim sünnetime ve doğru yoldaki
râşid halîfelerin sünnetine sarılın. Onlara iyice yapışın, hiç
ayrılmayın. (Din işinde) sonradan uydurulmuş aman
şeylerden sakının. Zira (dinin ruhûna/aslına uymayıp da)
her sonradan çıkan her şey bid’attir ve her bid’at de
sapıklıktır. (İbn Mâce, Mukaddime 6, Hadis no: 44).

Hadise Dair Açıklamalar: İncelediğimiz hadis birçok
önemli konuyu bünyesinde barındırmaktadır. Öncelikle
hadiste, başta sahâbîler olmak üzere tüm Müslümanların
Hz. Peygamber’in sünnetine ve (o sünnet üzere devam
eden) Râşid halîfelerin sünnetine sımsıkı sarılmalarını açık
bir şekilde öğütlenmektedir. Özellikle Hz. Peygamber’in
kendisinden sonra ümmetinin ihtilâfından korktuğu bir
zamanda bu tavsiyede bulunması konunun önemini teyit
etmektedir. Zira Hz. Peygamber başka rivâyetlerinde de
kendisinden sonra Müslümanların küfre dönmesinden
değil, dünyaya dalıp ihtilâf etmelerinden korktuğunu
söyler.

Öte yandan ilk sırada zikredilen hadisin başında âyetin
zikredilmesinden hareketle, Irbâd b. Sâriye’nin Tebük
Gazvesi’ne katılamayacak kadar fakir olduğu ve bu
yüzden gözyaşı döktüğü anlaşılmaktadır. İslâm tarihinde
bu kimselere “Bekkâûn/ağlayanlar” denir ki hadisin bazı
rivâyetlerinde ilgili âyet zikredilmeksizin sadece “O
Bekkâûn’dandı” denilmiştir. Ona gelenler “Senden ilim
almaya geldik” deyince Resûlullah’ın kendilerine
söylediği öğütleri muhataplarına iletmesi de hadisin ne
kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

• Hz. Peygamber (s.a.v.) bazen namazlardan sonra
konuşma yapar, fakat bu konuşmalarında
karşısındakini usandırmazdı.
• Dini yaşama hususunda herkesin takva sahibi
olması yani Allah’tan korkup sakınması gerekir.
• Hz. Peygamber’in ümmeti hakkında en çok
endişelendiği şeylerden birisi ihtilâfa
düşmeleriydi. Bunun çözümü ise sünnete
sarılmaktır.
• Râşid halîfelerin sünneti de Müslümanlar için
önemlidir ve onlara da uyulmalıdır.
• Dinin ruhuna/aslına uymayan ve sonradan din
diye çıkarılan şeyler bid’at olup bunlar sünnetin
önünde en büyük engellerden birisidir.
• Allah’a isyan etmeyip hakkı ve doğruyu tavsiye
ettikleri sürece idarecilere itaat etmek gerekir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!