Menü Kapat

Ünite 2: Din Eğitiminin Temelleri

Kişisel bir tercih olarak din, insan hayatını anlamlı kılan,
ona yaşama sevinci kazandıran en temel değerlerden
biridir. Bu nedenle ferdi açıdan böylesine önemli bir değer
taşıyan din, insanın sosyal kimliğinin belirleyicisi olduğu
da bir başka gerçekliktir.

Din eğitimden ekonomiye, kültür ve sanattan siyasete
kadar her alanla ilişkilidir. Dinin karmaşık bir yapıya
sahip olması ve dinin eğitim ile de ilişkili olması din
eğitiminin önemini ortaya koymaktadır.
Hem insan hem de Müslüman olarak, sağlıklı bir din
eğitimi için, pek çok dayanağımız vardır. Şimdi bunların
ne olduğunu ele alalım.

Psikolojik Temeli

İnsan davranışlarının temelinde dinî bir güdünün (motive)
olup olmadığı sorusuna cevap bulmak adına, tarih
boyunca yaşanan olay ve olgulara bakıldığında bunun var
olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi insan, gerçek anlamda zayıf ve güçsüz bir
varlıktır. Bu nedenle çaresizliğe düştüğü zamanlarda ilk
olarak kendinden daha üstün bir güce sığınma ihtiyacı
hissetmektedir. Bununla beraber insanın varlığı bir sanata
işaret etmektedir. Bu muhteşem varlığı ile Allah Teâlâ’nın
varlığına bizzat delil teşkil etmektedir. Onun için insan,
ister dağa, ister denize, ister ruhlara, ister herhangi bir puta
tapsın; ister kitaplı, ister kitapsız olsun, daima bir din
arayışına yönelmiş ve bir dine sahip olmuştur.

İnsanın yaratılıştan beri Yaratıcı ile irtibatı vardır ve bu
irtibat, bastırılmış da olsa, çeşitli adlar altında çeşitli
yollarla devam etmektedir. Bu nedenle din eğitimcisi,
insanlardan hiç umudu kesmemelidir. Dolayısıyla
eğitimcileri ve din hizmeti sunanlar için şu ilkeleri
belirlemek mümkündür:
• Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamalı,
• Hidâyetin, Allah’ın elinde olduğunu bilmeli,
• Karamsar olmadan, iyi niyet, hoşgörü ve sabırla
görevlerine odaklanmalı,
• Yaptıklarının karşılığını, sadece Allah Teâlâ’dan
beklemelidirler.

Sosyolojik Temeli

İnsan çevresiyle uyum içinde yaşamaya çalışan bir
varlıktır. Bu açıdan insan fıtratında ise birlikte yaşamaya
ve yardımlaşmaya yönelme söz konusudur. Bu nedenle bu
insan başkasına muhtaç olmadan, tek başına hayatın
üstesinden gelemez.

Teker teker ele aldığımızda, aşağı yukarı bütün dinler ve
sosyal nizamlar, ihtiyaç-imkân ilişkisi ile ilgili
problemlerin çözümüne yönelik bir çaba gösterir.
İslâm dini ise iyi insan yetiştirmeyi hedefler. Bu aynı
zamanda iyi vatandaş olma anlamına gelmektedir. Barış
ve huzur içinde yaşayan bir toplumun oluşmasında din
eğitiminin önemli olduğu söylenebilir.

Kültürel Temeli

Latince bir kelime olan kültür (culture), “ekme, yetiştirme,
üretme” anlamına gelmektedir. Terim anlamı ise, “bir
toplumun ya da milletin, inanç, fikir, sanat, âdet ve
gelenekleri, maddî ve manevî değerlerinin bütünüdür”.
Kültür denilince daha çok, bir toplumun sanat ve fikir
eserlerinin bütünü kast edilmektedir.

Kültürü, maddî ve manevî olmak üzere iki boyuta
ayrılmaktadır. Buna göre, bilimsel ve teknolojik ürünler,
ekonomi, yemek ve kılık-kıyafet maddî kültür; din, dil,
inanç, hukuk, örf ve âdetler, sosyal ilişkiler, tarih şuuru,
estetik, mimari anlayış, yazı, sanat, edebiyat ve ahlâk ise
manevî kültürün öğeleridir.
Tarihe bakıldığında kültürlerin ortaya çıkmasında aklın ve
aktivite olduğu gibi dinlerin de büyük rolü olmuştur.
Çünkü din, kültürün hem mayası, hem de önemli bir
unsurudur.

Kendi kültürümüze baktığımızda İslam dini kültürümüzü
ve medeniyetimizi derinden etkilemiştir. Mimariden
musikîye, dilden, edebiyata, sosyal ilişkilerden, örf ve
adetlerimize kadar, her alanda İslam dininin etkilerini
görmek mümkündür.

Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra, ilk yazılı eser
olma özelliğini taşıyan Yusuf Has Hacib’in, Kutadgu Bilig
isimli kitabı, dinin kültüre yansımasının önemli bir
örneğidir. Musikimizin içinde de çokça “Allah, Kur’an,
tekbir, Peygamber, kader, cennet, cehennem, helal, haram,
melek vb.” kavramlar geçmektedir. Öte yandan
mimarimiz, sanatımız, hikâye ve romanlarımız, şiirlerimiz,
sözümüz ve sazımız, destanlarımız, atasözlerimiz ve
deyimlerimiz, düğünlerimiz ve bayramlarımız, en mutlu
ve en sıkıntılı günlerimiz, hep dinî motiflerle doludur.

Gittikçe daha çok küreselleşen bir dünyada yaşamaktayız.
Bu da, çok kültürlü bir ortamda yaşamak anlamına
gelmektedir. Bu nedenle, farklı kültürden insanlarla
sağlıklı iletişim kurabilmek ve barış içinde insanca
yaşamak için, toplumdaki tüm grupların dinlerini ve
kültürlerini bilme zaruretini ortaya çıkarmıştır.
Özellikle Osmanlı döneminde, bazen camilerin avlularına,
bazen de şehrin uygun görülen yerlerine, konuyla ilgili
âyetlerden ve hadislerden ilham alınarak “Sadaka Taşları”
dikilmiştir. Buraya, varlıklı olanlar sadakalarını gizlice
koyarlar; ihtiyaç sahipleri de kimsenin görmediği bir
vakitte ihtiyacı kadar alarak bir kültür oluşturmuşlardır.

Günümüzde bu kültürün yaşadığını söylemek güçtür.
Ancak dinin nasıl kültür haline geldiğini anlama
bakımından sadaka taşları çok önemli belgelerdir. Sonuç
olarak din kültürü şekillendiren önemli bir unsurdur.

Felsefî Temeli

İnsan yaratılış itibariyle görünen, dokunulan, duyulan ve
hissedilenlerin ardından sebepler arayan bir varlıktır. Bu
anlamda bilgiyi arama ilk insanlardan bu yana
olagelmiştir.
Felsefe kavramı, sevgi anlamına gelen Yunanca “phileo”
kelimesiyle, bilgi anlamına gelen “sophia” kelimelerinden
meydana gelmiştir. Buna göre felsefe (filosofia), “bilgi
sevgisi” ya da “bilgiyi sevmek” demektir.

Felsefe var olanların varlığı, anlamı ve sebebi üzerine
sorulan sorularla ortaya çıkmış bir disiplindir olarak
tanımlanabilir. Bu görüşte olanlara göre, felsefenin
uğraştığı temel mesele, varlığın ilk sebebi, başlangıcı ve
özüdür.

Varlığın ilk sebebinin ne olduğu konusunda felsefe
tarafından verilen belli başlı cevaplar arasında, “ruh,
madde, yetkin varlık, idea, su, ateş, sayı, atom, doğa,
Tanrı, değişme” vardır.

İnsanın “doğal ve toplumsal bir varlık” olarak görülüyor
olması eğitim, doğa ve topluma uyum süreci olarak
anlaşılır. “Sürekli gelişen ve değişen bir varlık” olarak
telakki edilirse, bu durumda eğitim, gelişmeyi ve
değişmeyi denetleme süreci olarak karşımıza çıkar.
Dolayısıyla eğitim süreci bilgiyi arama sürecinde insana
yardımcı olur.

Felsefe ile din konusunu karşılaştıranlar, genellikle dinin
inanca, felsefenin ise akla dayandığını iddia etmektedirler.
Ancak bu durum aklı ön plana alarak tek doğru olarak
kabul etmelerine, dinin verdiği cevapları ise küçük
görmeye neden olmuştur. Oysa İslam dini gerçeğin öyle
olmadığını belirtmektedir. Çünkü Kur’an’a bakıldığında,
aklın çalıştırılmasına ne kadar önem verildiği
görülmektedir.

Evrensel Temeli

Evrensellik, savunulan bir fikrin ve hareketin, dünyanın
her yerinde kabul görmesi ve uygulanabilirliğini anlamına
gelmektedir. Bu açıdan Kur’an incelendiğinde, evrendeki
hiçbir varlığa kayıtsız kalınmadığı görülecektir.
Evrensellik açısından bakıldığında son yıllarda yükselen
bir değer olarak müsamaha yani hoşgörünün ön plâna
çıktığı söylenebilir. Bu konuda İslâm’ın bakış açısı çok
daha geniştir. Çünkü İslâm dini, hoşgörü olayına bir
“insan hakkı” olarak bakarak evrensellik açısından tüm
insanlığa hitap etmektedir.

İslâm hiç kimsenin ırkına, bölgesine, soyuna ve sülalesine
eleştiri getirmez (Hucurat 49/12). Bu ayet İslam dininin
her kültürün değerlerine olan saygının ne denli önemli
olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla İslâm dinin
özellikle kişilik haklarına dikkat etme konusunda çok daha
titiz olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak İslâm dini, bütün insanların kabul
edebilecekleri ve uygulayabilecekleri bir din olarak
evrenselliğin en güzel örneğidir.

Hukûkî Temeli

Hukuk, “hak” kavramından gelmektedir. Kelime manası
itibariyle hak, “gerçek, uygunluk, doğruluk, münasip
durum, aslına uygun, makul, sahih” demektir. Terim
anlamı itibariyle, bir konuda yetki kullanımını ifade eder.
Dolayısıyla yaptırımı olan kural demektir. Kural koyma ve
yaptırım uygulama yetkisi ise devlete aittir.

Din eğitimi açısından bakıldığında anayasada yer alan
birçok maddede herkesin kanun önünde, dil, ırk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit
olduğu ifade edilmektedir (Bkz. Madde 10, 15, 17).

Bununla beraber 24. Maddede herkesin, vicdan, dinî inanç
ve kanaat hürriyetine sahip olduğu vurgulanarak din
eğitimi anayasal güvence altına alınmıştır. Bununla
beraber Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde 10 Aralık
1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi’nde de din ve vicdan özgürlüğüne
değinilmiştir. Bütün bu hukukî düzenlemeler, din eğitimi
ve öğretiminin gerek yerel ve gerekse ulusal düzeyde
yasal dayanakları olduğunu göstermektedir. Bu anlamda
din eğitimi bir haktır. Hak ise, insanî boyutta, her zaman
vazifeden önce gelir.

Ekonomik Temeli

Ekonomi sınırlı kaynakların sınırsız ihtiyaçlar karşısında
adâletli bir şekilde dağıtımı anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla burada yine önemli olan konulardan biri
adâlettir.

Eğitim faaliyeti ve süreci, bir ürün (çıktı) olarak kabul
edilmektedir. Eğitim sürecinin çıktılarından biri de
ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insanın
yetiştirilmesidir. Burada da eğitim “girdi” olarak kabul
edilmektedir.

Dünya genelindeki eğitim sistemlerine bakıldığında bu
hususta pragmatik (faydacı) bir yaklaşımın söz konusu
olduğu görülecektir. Bu anlayışın uzantısı olarak eğitim
üreten kurum ve kuruluşlar bu süreci en az maliyetle
gerçekleştirmek istemektedirler. Ya da en az maliyetle,
kalitesi yüksek bir eğitim üretmeyi hedef almaktadırlar.
Eğitilmiş insanın istihdam edilmesi, girdi maliyetlerini
azalttığından, ürün daha ucuza mal oluyor. Bu da rekâbet
şansını artırdığı için, piyasada daha avantajlı olmayı
sağlamaktadır. İşte bu açıdan, “eğitim yatırımı ve eğitilmiş
insan” kavramları, büyük önem taşımaktadır.

Günümüzde insanların sadece belli bir alanda iyi yetişmiş
ve iyi bir eğitim almış olması onlar hakkında olumlu
kanaat beslenmesine yetmemekte ve bunun yanında “iş
ahlâkı” denilen bir eğitimin de kazanılması gereken bir
özellik olduğu düşünülmektedir.

Öyle gözüküyor ki, sağlıklı bir din eğitiminden geçmemiş
insanların ekonomide istihdam edilmesi, her zaman, daha
çok maliyet anlamına gelmektedir. Dolayısıyla din
eğitimin amacı, sadece kaliteyi artırmak ve maliyeti
düşürmek değil, sağlıklı ve yeterli bir din eğitimi verilecek
olursa, bu yönde beklenen amaçların kendiliğinden
gerçekleşeceği de unutulmalıdır.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!