MenüKapat

Ünite 10: Kur’ân’ı Anlama ve Yorumlamada Yeni Yönelişler

Kur’ân’ı Anlama ve Yorumlamada Yeni
Yönelişlerin Doğuşunu Hazırlayan Sebepler
Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişler

ifadesiyle Hindistan, Malezya gibi Doğu Asya’dan Avrupa
ve Amerika’ya kadar tanık olduğumuz pek çok
gelişmelere değinilmektedir. Ancak ilk olarak Kur’ân’ı
anlama ve yorumlamada yeni yönelişlerin doğmasına yol
açan bazı tarihî gelişmelere sırasıyla bakmakta yarar
vardır. Bunlar şöyledir:

1. Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişlerin
doğuşunu hazırlayan sebeplerin başında Müslüman
entelektüellerin Batı dünyasındaki gelişmelerden
etkilenmiş olmaları gelmektedir.

2. Yeni yönelişlerin dikkat çekici özelliklerinden biri de
öze dönüş söylemi ile Kur’ân’a dönüşü savunmadır.

3. Kur’ân’ı merkeze alan okumaların doğal bir sonucu
olarak sünnet konusundaki menfi yaklaşımlar ortaya
çıkmıştır.

4. Modern okumalarda dikkat çeken bir diğer yön,
Kur’ân’ın bütüncül bir tarzda okunması gerekliliğidir.

5. Bu dönemde bidatçiliğe, mezhepçiliğe ve taklitçiliğe
karşı sert eleştiriler yapılmış, mezheplerin ve icmaın
bağlayıcılığına karşı çıkılmış; icmaın pratikte
gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı iddia
edilmiştir. Bu nedenle içtihada yönelmişlerdir.

6. Kur’ân’ın ezelî kelam olduğu düşüncesi reddedilerek
tarihselci bir bakış açısıyla Kur’ân yorumlanmıştır.

7. Modern dönem yorumcuları, tefsîr usûlü olarak
dayatılan bilgilerin, İslâmî ilimlerin farklı
disiplinlerinden derlenmiş bilgiler olduğunu iddia
etmektedirler.

8. Yeni yöneliş sahiplerinin bir kısmı, Kur’ân’ı bir sözmetin (hitap) olarak görmektedir.

9. Modern okumaların ilk döneminde Kur’ân âyetleri
arasında nesh bulunmadığı belirtilirken, son dönemde
Kur’ân âyetleri arasında da neshin vuku bulduğu
şeklinde bir yaklaşım kabul görmektedir.

10. Yeni yönelişe göre kaleme alınan bazı tefsîrlerde
Kur’ân’ın, rasyonalist bir bakış açısıyla
yorumlanmıştır.

Modernist Yönelişler
Tarihselci Yaklaşımlar

• Tarihselliğin Tanımı: Tarihselcilik (historicism),
insanı ve toplumu anlamak için kesin bir biçimde
tarihsel koşullara gidilmesi gerektiğini, tarihin dışına
çıkarak insan tabiatını anlamanın imkânsız olduğunu
savunur.

• Tarihselliğin Tarihçesi: Günümüz İslâm dünyasında
tarihselci bakışa dair üç yaklaşım bulunmaktadır.
Bunlardan ilki, tarihselciliği İslâmî ilimlerin tecdidi
noktasında zorunlu bir mecra olarak görülmesidir.
İkincisi, tarihselci yaklaşımı bütünüyle reddeden ve
kökeni bakımından Batılı olan bu yaklaşımın
bozulmaya uğramayan Kur’ân açısından yıkıcı
sonuçları olacağıdır. Üçüncü yaklaşım ise varoluşsal
bir durum olarak tarihsel materyallerden yararlanmak
gerektiğini, dolayısıyla tarihselci bakış açısının
geleneğimize bütünüyle aykırı düşmediğini
söylemektedir.

Dilbilimsel Yaklaşımlar

• Semantik (Anlambilim): Semantik, bir dilin temelini
oluşturan kelimeleri detaylı bir şekilde tahlil ederek
anlamlarını doğru bir şekilde ortaya koymadır.
Dolayısıyla bir kelimenin anlamını öncelikle
lügavî/etimolojik açıdan doğru bir şekilde tespit
etmeye çalışır. Bununla beraber bu kelimelerin kendi
dönemi içerisinde geçirmiş olduğu anlam
değişikliklerini inceler. Son olarak kelimelerin tarihî
süreç içerisinde kazandığı ya da kaybettiği anlamları
araştırır.

• Semiyotik/Semiyoloji (Göstergebilim): Canlı
varlıkların birbirleri arasında bildirişim amacıyla
kullandıkları her tür işaret sistemini ele alır. Semantik
ile iç içe görünen semiyotik daha geniş bir sahayı
ihata eder ve dilsel olan ya da olmayan, tüm
işaretlerin gösterilenleri üzerinde fikirler yürütür.
Semiyotik, tüm gösterge türleriyle ilgilendiği için
hem semantikten hem de hermenötikten
(yorumbilimi) daha geneldir. Semiyotik süreç, dört
aşamadan oluşur. Bunlar algı, bilme, anlam ve
açıklamadır.

Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada semiyotik sürecin
devreye sokulması, esasen Kur’ân’ın tarihsel ve dilsel
formuyla; yani Kur’ân’ı oluşturan her türlü imkânın
kodlarını tespit etmekle yakından ilgilidir.
Ayrıca semiyotik süreci uygularken karşı karşıya
kalınabilecek bir başka problem de Kur’ân’ın
normatif yapısıyla ilgilidir.

Kur’ân’ın bir eda dili değil, bir telakki dili olması da
aslında böyle bir okumayı zora sokmaktadır; yani
Kur’ân’da esas olan, metinde var olan manayı tespit
etmektir. Bu nedenle Kur’ân’ı anlama ve
yorumlamada semiyotikten istifade etmek mümkün
ise de bunu Kur’ân’ın tamamına uygulamanın
imkânsızdır.

• Hermeneutik (Yorumsamacılık/Yorumbilimi):
Yunan mitolojisinde tanrıların mesajlarını insanlara
Hermes iletir ve ilettiği bu mesajlara kendi yorumunu
da katardı. Bu sebeple yorumbilimi anlamına
gelmektedir. Kutsal Kitab’ın yorumlanması sürecine
teolojik hermenötik denmiştir. Romantik hermenötik,
yöntembilimsel hermenötik, varoluşçu hermenötik,
felsefî hermenötik ve nesnel yorumsamacılık
hermenötiği gibi farklı yaklaşımlar söz konusudur.
Kur’an açısından Kur’ân’da ilahî bir mesaj bulunduğu
ve bu mesajın bir yorum aracılığı ile elde
edilebilmektedir. Ancak Kur’ân bunu, tahrife
uğramamış metni üzerinden sunar. Bu nedenle metni
aşan hiçbir yorumu kabul etmez.

Modernist Düşünürler

Fazlurrahman

Fazlurrahman’ın önerdiği Kur’ân’ı anlama yönteminin
batı hermenötik geleneğinden etkilendiği görülmektedir
ancak yine de batı düşüncesine bağlı bir tefsir yöntemi
uygulamaya çalıştığı söylenemez. Almış olduğu sıkı dinî
eğitim ve eserlerinde yoğun bir şekilde kullandığı İslâm
düşüncesinin klasik kaynakları, onun Müslüman dünya
görüşüne bağlı kaldığını gösterir.

Ona göre Kur’ân’ı bu asrın icaplarına uygun bir şekilde
anlayabilmek için yeni bir okuma-anlama metodolojisi
geliştirmek ve bu metodoloji, hem geleneksel bilgiyi
doğru bir şekilde anlamamıza imkân tanımalı hem de
çağın problemlerine çözümler üretebilmelidir. Kur’ân’ı
anlama ve yorumlama yöntemimiz, Fazlurrahman’a göre
ikili bir anlama faaliyetine ihtiyaç duyar.

İlki Kur’ân’ın indiği döneme gitmek ve o dönemi bir
bütün olarak değerlendirmektir. Bu faaliyet de iki
aşamadan oluşur:
1. Âyetlerin tarihî ortamlarını ve cevap olarak geldikleri
meseleleri derinlemesine (bütün dinî, idarî, siyasî,
askerî, coğrafi vb alanlarda) tahlil etmek gereklidir.
2. Kur’ân’ı anlama geçmişten bugüne dönebilmek
olmalıdır.

Fazlurrahman’a göre, özellikle 19. asırda İslâm
dünyasında bir modernleşme hareketi başlamış, bu
hareketin İslâm’ın temel metinlerine dönme çağrıları,
Müslümanların kendilerine gelmesine neden olmuştur.

Muhammed Arkoun

Arkoun’un Kur’ân nasslarını yorumlama çabasına giriş
yaptığı kapı, tarih kapısıdır. Bu nedenle yorum
sahasındaki tek çabası, Arap-İslâm düşüncesine tarihselci
bakış açısını egemen kılabilmektir. Ona göre hiçbir şey
tarihsel olmaktan kurtulamamaktadır. Öyle ki hakikat
denen şeyin kendisi bile tarihseldir.
Arkoun’a göre, Kur’ân nassı ile onun yorumu durumunda
olan nasslar arasında kesin bir ayırım vardır. Ona göre,
“Kur’ân” ayrıdır, “Kur’ân olgusu” ayrıdır.

Hasan Hanefi

Hasan Hanefi, geleneğin yorumlanmasının sadece kendi
kaynaklarımızın öngördüğü metodolojilerle değil, aynı
zamanda Batı kaynaklı yorum teorilerinden de
yararlanmak suretiyle gerçekleştirilebileceğini düşünür.
Ona göre, İslâm ümmetinin diğer topluluklara üstünlüğü,
temelde kitaplarının tahrif edilmemiş olmasıdır. Kur’an’ın
peyderpey indirilmesi ve Kur’ân’ın anlamının sabit
olmadığını savunmaktadır. Hasan Hanefi’ye göre, bugün
İslâm dünyasında öne çıkartılması gereken tefsîr
“vakiî/olgusal tefsîr” olmalıdır. Vakiî tefsîr, asla literal
(sadece lafzın sınırları içerisinde hareket eden) bir tefsîr
değildir. İçerik ve gaye kriterlerini göz önüne alır,
makâsıd ve mesâlih ekseninde hareket eder; çünkü
zarurât-ı dîniyyeyi (canın, malın, aklın, neslin, dinin
korunması zarureti) bırakıp; ikinci, üçüncü konulara
takılmak, vahyin mantalitesine terstir. Bu nedenle hayatın
içinde bizzat yaşanarak elde edilen tecrübeler ışığında bir
tefsîr hareketine girişmek, çok daha gerçekçi olacağını
benimsmiştir.

Nasr Hamid Ebu Zeyd

Ebu Zeyd’in Kur’ân’ı anlama konusunda gündeme
getirdiği en önemli iddialardan birisi Kur’ân ile olgu
arasındaki ilişkiye dair açıklamalarıdır. Buna göre, bazen
Kur’ân olguyu belirlediği gibi bazen de olgu Kur’ân’ı
belirler.

Ebu Zeyd’in nass-olgu arasındaki ilişkiyi açığa çıkarmak
için kullanacağı enstrümanlar, bütünüyle dilbilimsel
olacaktır. Mademki dil bir remizler sistemidir, o halde
dilde vakıalar, birer sembole dönüşerek varlık kazanırlar.
Dil bu anlamda, bir ilişkiler sistemine sahiptir.
Ona göre, Kur’ân’ı yorumlarken kesinlikle göz ardı
edilemeyecek tek bir husus varsa o da beşerin
maslahatlarıdır. Bu maslahatların tamamının Kur’ân’da
mevcut olduğunu söylemek ise çarpık bir bakış açısıdır.
Ona göre, nasslarda “mana” ve “maksat” ilişkisi göz ardı
edilmemelidir.

Türkçe Meâller ve Meâlcilik Hareketi
Türkçe Meâller

Matbu Kur’ân tercümelerinin ilk basımları, Tanzimat
fermanından sonra görülmeye başlanmıştır. Türkiye’de
pek çok Kur’ân meâli basılmıştır. Bu meâllerin bir kısmı,
özgün çalışmalar niteliğindedir. Kimi meâller ise Batı’da
yahut İslâm dünyasının bir başka bölgesinde yapılmış
çalışmalardan etkilenmiştir. Kimileri ise aslında tefsîr
olarak yazılmış olan eserlerin meâl kısımlarıdır.
Türkiye’de yapılan bazı meâl çalışmaları ise şiir
şeklindedir. Son dönemde Türkiye’de dikkat çekici bir
meâl çalışması da âyetlerin alt kısımlarına kelime kelime
Türkçelerinin yazılmasıyla hazırlanan kelime izahlı
Kur’ân meâlleridir.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Hak Dini Kur’ân
Dili Meâli)

Elmalılı Hamdi Yazır’ın 1930’lu yıllarda hazırlamış
olduğu tefsîr çalışmasının meâl bölümü, Türkiye’deki
mevcut meâllerin en önemlilerinden sayılır. Hamdi
Yazır’ın Kur’ân meâlini aslında iki bölümde mütalaa
etmek gerekir. Bu bölümlerden ilkini, tefsîrinin sadece
meâl kısmı oluştururken, ikincisini eserin tefsîr kısmında
yer alan Kur’ân tercümeleri oluşturur. Elmalılı kendi
çalışmasını, bir tefsîr ve meâl olarak değerlendirmiştir.

Ömer Rıza Doğrul (Tanrı Buyruğu)

İlk baskısı 1947 yılında neşredilen Tanrı Buyruğu, temel
olarak iki bölümden oluşmaktadır. Doğrul bu meâli,
Doğu-Batı kaynaklarını ayırt etmeksizin taramak suretiyle
kırk yılda tamamladığını anlatır. Tefsîrî tercümeyi esas
alır ve gerçekten akıcı ve anlaşılır bir Türkçe kullanır.
Sûreler hakkında kısa bilgiler verir. Âyetler arasındaki
bütünlüğe azami gayret gösterir. Mevlana Muhammed
Ali’nin Kadıyanî görüşlerinden etkilendiği yönünde
eleştirilmektedir Bununla birlikte meâlinde kabulü kolay
olmayan bazı açıklamaların bulunduğu da söylenebilir.

Hasan Basri Çantay (Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm)

İlk defa 1953 yılında üç cilt halinde basılan Kur’ân-ı
Hakim ve Meâl-i Kerîm, açıklamalı bir Kur’ân meâlidir.
Meâlde mümkün olduğu kadar harfî tercümeye riâyet
edilmiştir. Dolayısıyla fiillerin zamanlarında, kelimelerin
Arap dilindeki asıl karşılıklarında herhangi bir tasarrufa
gidilmemiştir. Âyetlere bilimsel veriler ışığında
açıklamalara gitmemiş, bu gibi okuyucuya bırakmıştır.
Çantay’ın meâline ilişkin bazı eleştiriler de mevcuttur.
Meselâ anlaşılır bir Türkçe kullanılmaması, esas metinde
bulunan zamir ya da ism-i işaretleri de paranteze aldığı
şeklinde eleştirilerdir.

Meâlcilik Hareketi

Meâlcilik hareketinin doğuşunu hazırlayan sebepler, çağın
ve Müslümanların gereksinimleriyle yakından ilgilidir. Bu
nedenle Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada ortaya çıkan
yeni yönelişleri oluşturan şartlar, meâlcilik hareketini de
etkilemiştir. Bu hareket içerisinde yer alan insanların
dindarlardan oluşması oldukça önemlidir. 1970’li yıllarda
Seyyid Kutub’un Türkçeye tercüme edilen Fi Zilâli’lKur’ân adlı tefsîri ile Yoldaki İşaretler adındaki kitabı,
daha sonra neşredilen Mevdûdî’nin Tefhîmu’l-Kur’ân’ı ile
Kur’ân’da Dört Terim’i ve usûl sahasında İsmail
Cerrahoğlu’nun Tefsîr Usûlü, Türkiye’deki meâlci kesimi
derinden etkilemiştir.

1980 ihtilalinden sonra Kelime dergisini çıkaran grup,
Kur’âncı söylemin önemli örneklerini yansıtan yazılar
kaleme almıştır. Bu dergide Muhammed Esed’in Kur’ân
Mesajı’ndan pek çok tercüme de yapılmıştır.
Meâlcilik hareketinin temel argümanı, Kur’ân’ın
açıklayıcı ve anlaşılır bir metin olmasıdır. Öze dönüş ya
da Kur’ân’a dönüş şeklinde nitelendirilen meâlcilik, niyeti
itibarıyla öyle olsa da gerçekte bunu tam olarak
sağlayamamıştır. Kur’ân’a dönüş yolunda gayret sarf
edenlerin, kimi zaman birbirini hiç tutmayan meâllerle
karşılaştıktan sonra hayal kırıklığı yaşadıkları da
görülmektedir.

Meâl-Tefsîrler

Müslüman entelektüellerin, meâl okumalarından sonra
dinî bilgi açısından birçok konuda yetersiz olduklarını
görmüş olmalarından dolayı Türkiye’de meâl-tefsîr tarzı
kısa tefsîrlerin doğuşunu hazırlamıştır. Meâl-tefsîrler
sahasında Türkiye’de neşredilmiş en önemli eserler;
Muhammed Esed’in Kur’ân Mesajı adındaki çalışması ile
Mustafa İslâmoğlu’nun Hayat Kitabı Kur’ân’ı ve İhsan
Eliaçık’ın Yaşayan Kur’ân’ıdır.

Muhammed Esed (Kur’ân Mesajı)

Kur’ân’ı günümüz dünyasına anlaşılır bir dille sunmak
amacıyla kaleme alınmıştır. Klasik tefsîr usûlünün
etkisinde kalmakla birlikte bu geleneğe, yeni yorum
yöntemlerini uygulamıştır. Esed’in pek çok âyeti mecaza
hamletmesi ve bazı mucizeleri ise rasyonalist bir
yaklaşımla tefsîr etmesi eleştirilmiştir. Her ne kadar
Esed’in tefsîrini gelenekten sapma olarak görenler varsa
da doğru olanı, bu yönelişleri bir sapmadan ziyade bir
çıkış yolu olarak görmektir

Nüzûl Sırasına Göre Yazılan Tefsîrler

Kur’ân’ın nüzûl sırasına göre tefsir edilmesi Kur’ân’ı
anlama yöntemi olarak Hz. Peygamber (sav) dönemine
kadar uzanan bir geçmişi vardır. Kur’ân’ın bütünlüğünü
ön plana alan bu aşama, elde ettiği bütün tarihî verileri, bir
de Kur’ân’ın âyet ve sûreler arası ilişki ağlarını gözden
geçirip, her ifadeyi siyakını dikkate alarak yorumlar.
Nüzûl sırasına göre tefsîrin merkezî unsuru Kur’ân’dır ve
bu açıdan Kur’ân’a dönüş söylemlerine denk düşen bir
iddiaya sahiptir. Kur’ân’ı nüzûl sırasına göre yorumlayan
tefsîrlerin en önemlilerinden ilki Muhammed İzzet
Derveze’nin et-Tefsîru’l-Hadîs’idir. Türkçe’ye de tercüme
edilen bu tefsirin müellifi ile aynı dönemde yaşayan
Abdülkadir el-Furâtî’nin kaleme aldığı el-Beyânü’l-Meânî
adındaki tefsîr de ikinci sırada yer alır.

Muhammed İzzet Derveze, et-Tefsîru’l-Hadîs: Nüzûl
Sırasına Göre Kur’ân Tefsîri

1941-1945 yılları arasında eserini tamamlayan müfessirin
bu tefsîri yazma amacı, modern dönemde İslâm
dünyasının Kur’ân’ı anlama noktasında ihtiyaç duyduğu
meselelerde onlara yardımcı olmaktır. Kur’ân’da
oluşturulan amaç/usûl ve araç/vesâil konuları, tefsîrinde
başarıyla ele alınmıştır. Derveze, kendi döneminde pek
çok yorumcunun içine düştüğü hataya düşmemiş,
Müslüman toplumların geri kalmışlıklarından kaynaklanan
kompleksli bir yaklaşıma tefsîrinde hemen hiç yer
vermemiştir. Tefsîrinde eleştirilebilecek en ciddi görüş,
Kur’ân kıssalarının anlatımında önemli olanın, verilmek
istenen mesaj olduğunu iddia etmesidir.

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 10: Kur’ân’ı Anlama ve Yorumlamada Yeni Yönelişler[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!