MenüKapat

Ünite 10: İnançsızlık – İslam İnanç Esasları

İnançsızlık anlamında kullanılan küfür sözlükte bir şeyi
örtmek ve gizlemek anlamına gelir , felsefî olarak ateizm
denir. Nankörlük nimet verenin iyiliğini göz ardı etmek,
onu yok saymak manasına gelir.
Terim olarak küfür Allah’ın varlığını ve birliğini,
Kur’an’da açık ve kesin olarak belirtilen hükümlerin
ve ölüm ötesi hayatı kabul etmemek gibi inanış ve davranışlardır. Gerçeğin üzerini örtme söz konusu olduğu için
bu durumdaki kimselere kâfir denilir.
İkinci tür küfür ise nankörlüktür. Allah’ın verdiği sayısız
nimetleri inkâr manası taşır ve insanı dinden çıkarmaz.
İslamî öğretide iman asıl, küfür ise, eğretidir. Çocuklar
küfre bulaşmamış tertemiz bir yaratılış üzere dünyaya
gelirler. Dini inancı kabul etmeye yatkın olmalarına
rağmen sonradan çevrenin baskısı ya da etkisiyle dine
yaklaşım tarzlarında değişimler yaşanabilmektedir.
Her insan, kendisine verilen akıl sayesinde Allah’ın
varlığını ve birliğini kavrayabilecek düzeyde yaratılmıştır.

İnsanda din duygusu doğuştandır.

İnsan dini açıdan sorumluluk çağına geldiği zaman özgür
iradesiyle ya iman ya da inkâr eder. Çünkü insanın doğal
yapısı, iman ve inkâra aynı düzeyde kabili Allah insanın
özgür irade ve seçimine göre fiili yaratır. Böyle olunca
inanç veya inançsızlığın meydana gelmesinde irade ve
yaratma olmak üzere iki yön vardır.

Küfrün Kısımları

Küfür ; şuurlu bir şekilde Allah’ı, Hz. Peygamber’i ve
O’nun Allah’tan getirmiş olduğu esasları kişinin kalbiyle
kabullenmemesi, diliyle de inkâr etmesidir.
Kişinin kalbiyle Allah’ın ilah olduğunu bilmesi, fakat
diliyle inancını söylememesi inanç esaslarını
kabullenmeye yanaşmamasıdır.
Kişinin kalpten Allah’ı ve gerçeği bilip, dil ile de zaman
zaman bildiğini açıklamasına rağmen kıskançlık, kin,
ihtiras, sapıklık, şan, şöhret, makam endişesi ve
kavmiyetçilik gibi sebeplerle kabullenmiyor görünmesidir.
İnsanın Allah’a ve Resul’üne iman etmesi, fakat cehaleti
sebebiyle dinde emir ve yasaklardan olan şeyleri inkâr
etmesidir.

Kişinin inanılması gereken şeyleri, diliyle söylemesi, fakat
kalbiyle tasdik etmemesidir. Münafıkların durumu bu
kısma girer.

İnkâr Kavramının Kapsamı

İnkâr kelimesi her türlü inançsızlığı kapsamaktadır.
Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik, vahiy, ahiret gibi
inanç konularının tamamını ya da bir kısmını inkâr eden
kimseler yerine göre kâfir, müşrik veya münafık gibi
isimler almaktadırlar.

Şirk

Sözlükte şirk “ortaklık” manasına gelir. Dinî anlamda
şirk, Allah’ın ulûhiyet, sıfat ve fiillerinde eşi ve ortağı
olduğunu kabul etmek ve Allah’tan başkasına ibadet
etmektir. Allah’a, ulûhiyet makamına yakışmayan kusur,
acizlik ve hata gibi eksiklikleri ifade eden sıfat
mefhumları yüklemek şirktir.Ulûhiyet ve ubudiyette
tevhid dediğimiz zaman, ilahlığı ve ibadetleri sadece
Allah’a has kılmak anlaşılmalıdır.
Küfür, Allah’a şirkten daha umumi olup, şirki de içine
alır. Her müşrik kâfirdir ama her kâfir müşrik değildir.
Âhiret gününe inanmamak küfürdür ama şirk değildir.
Kur’ân-ı Kerîm’de müşriklerle Ehl-i kitap, kafirlerin iki
ayrı zümresi olarak zikredilir.
Kur’an da ,Şirk ile küfrün Allah tarafından
bağışlanamayacağı, bunun dışında kalan günahlardan
dilediğini Allah’ın bağışlayacağı, şirkin en büyük zulüm
olduğu belrtilmiştir. Büyük şirk Allah’tan başka varlıkları
sevmede ve onlara ta’zimde aşırı gitmek suretiyle de
ortaya çıkabilir.

Hıristiyanlar Hz. İsa’yı aşırı derecede övdüler, önce
Allah’ın oğlu, sonra da ilah yaptılar. Aynı şekilde
Yahudiler de “Uzeyir Allah’ın oğludur” demekle Allah’a
ortak koştular (et-Tevbe 9/30).Tevhid inancına göre
hiçbir insan peygamber derecesine çıkamaz, hiçbir
peygambere de insanüstü bir konum biçilemez.

Nifak

Nifak dıştan Müslüman görünmek içten ise Allah’ı,
Resulünü ve onun ilettiklerini yalanlamaktır. Nifak, dil ile
ikrar bulunduğu halde kalb ile tasdikin olmamasıdır. Nifak
ehlinin, yani münafıkların kalplerinde tasdik bulunmadığı
için itikadi açıdan kâfir hükmündedirler ve cehennemde
ebedî olarak kalacaklardır (en-Nisâ 4/140, 145).
İtikadî nifak inanca zarar verir ve insan vicdanında derin
sarsıntılar meydana getirir. Amelî nifak yani davranışlarda
farklı dışavurumlara sahip olmak ise ahlaki anlamda
ikiyüzlü hareket etmek, insanda şahsiyet gelişimini
olumsuz yönde etkiler.

İrtidat

Sözlükte irtidat ve ridde gelinen yola tekrar gerisin geri
dönmek anlamına gelir. Dini bir terim olarak da İslam’a
girdikten sonra tekrar İslam’dan çıkarak küfre geri
dönmektir. Dinden dönen kimseye de mürted adı verilir.
İrtidat da itikâdî ve amelî diye iki kısma ayrılır. İtikâdî
irtidat, Allah’ı, Resulünü ve O’nun getirdiklerini inkâr
ederek bir başka dine ya da anlayışa dönmektir. Amelî
irtidat ise şuursuzca dini uygulamalardan bir kısmını dine
aykırı uygulamalarla değiştirmektir.

İnkarın Psikolojik ve Sosyolojik Sebepleri
Piskolojik Sebepler

İnkâr, gönül ve düşünce hastalığıdır. Kur’an’ın “maraz”
dediği (el-Bakara 2/10) inançsızlık hastalığı daha çok
vesvese ve kuşkuculuğa dayanır.
Hevalarının doğrultusunda giden kimseler kendilerine
iman telkin edildiğinde hemen onu reddedip başka değer
yargıları üreterek Allah’ın yol göstericiliğine karşı
çıkarlar.

Kur’an’a göre hevâ denilen bayağı arzular bir şirk
nedenidir. “Hevasını kendine tanrı edineni gördün mü?”
(el-Furkan 24/43).
İnsanı inkâra götüren psikolojik motivlerden biri de
büyüklenmedir. Tekebbür ise insanın hakkı kabulden
kaçınarak Allah’a karşı böbürlenmesi ve büyüklük
taslamasıdır.
Allah büyüklük taslayanların iman etmeyeceğini
bildirmektedir (el-Mü’min 40/27–28; en-Nisa 4/173).
Kur’an’da kibirlenmek, kâfirlerin en ayırt edici vasfı
olarak tasvir edilir.
İnsanda inkârı besleyen psikolojik davranış
bozukluklarından biri de kıskançlıktır. Kıskançlık hak
edenin elindeki nimetin elinden gitmesini ve alınmasını
arzu etmektir. Kur’an-ı Kerîm’de kıskanç insanların sosyal
hayattaki faaliyetleri şu şekilde anlatılır: “Kitap ehlinden
birçoğu hak kendilerine belirdikten sonra içlerindeki
kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre
döndürmek isterler.” (el-Bakara 2/109).
İnançsızılığın psikolojik sebepleri arasında dünya sevgisi
de çok önemli bir etkendir. Kendisinde yeterli düzeyde
“takva” gelişmemiş insanlar aldatıcı zevk ve geçinme
diye tanımlanan (bk. el-Hadid 57/70) dünyanın cazibesine
tutularak onda “ebedîliği” aramaya, Allah’a ihtiyaç
hissetmeme kalkabilirler.

Bunlara ek olarak inkâr sebepleri arasında fevrilik ve
nankörlük gibi bazı psikolojik rahatsızlıklardan da söz
etmek mümkündür.
Sosyolojik Sebepler
Toplum, çeşitli sosyal gruplardan oluşan bir ilişkiler
ağıdır. İnsan üzerinde etkili olan sosyal baskı grupları
vardır. Bu gruplar, insanın inanç seçiminde etkili oldukları
gibi, inançsızlık konusunda da etkindirler.
Toplumların inançsızlığa yöneltilmesinde önderlik yapan
sosyal baskı gruplarından birisi de varlıklı olmanın
şımarttığı kimselerdir. Kur’an’da bu tür insanlara
“mütref” denilmektedir. Bunlar servet ve taraftar çokluğu
nedeniyle bir milletin kötülükte başı çeken varlıklı
kesimidir (Bkz. Sebe’ 34/34–35).
Allah’ın hakkını O’na ihanette kullanan, O’nun, kullarına
yönelik ilahi lütuf ve fazlını hesaba katmayan, dünyalık
sebebiyle şımararak inkâra gidenler âhiret azabıyla
uyarılmışlardır (el-Mü’minûn 23/64–65).
İnsanın inkâr sebeplerine yenik düşmesi ya da üstesinden
gelmesi, tamamen kendi özgür irade ve seçiminin bir
neticesidir.

İman ve Küfür Arasındaki Sınır

Tekfir ; bir müslümanı küfre nispet etme manasına gelir.
Hz. Peygamber ve İslam bilginleri insanlar hakkında gelişi
güzel inançsızlık suçlaması yapılmamasını tavsiye
etmelerine rağmen rağmen, Müslümanların bir diğer
Müslüman kardeşini küfre nispet etme gafletini
göstermelerini önleyememiştir.
İslam dini aklı kullanmaya, tefekkür ve özgür irade sahibi
olmaya büyük değer verir. Taassup ve bir inanca körü
körüne bağlı kalma ya da şartlanma hali, hoşgörü,
tahammül gösterme ve ötekine saygı gibi değerleri ortadan
kaldırır.

Tekfire yönelmenin bir diğer nedeni de bilgisizlik ve körü
körüne taklitçiliktir.
Maddi servet ile manevi nüfuz ve şöhret elde etmek için
başkalarını tekfir etmek te bir tekfir şeklidir.
Bu sebeplere ek olarak gelir dağılımındaki adaletsizlikler,
işsizlik, eğitimde fırsat eşitliğinin olmaması, ifade
özgürlüğünün ortadan kaldırılması ve kapalı bir toplum
modeli yaşama gibi etkenleri de sayabiliriz.
Ehl-i sünnet mensupları “ehl-i kıble tekfir edilemez”
ilkesi oldukça açıklayıcıdır. Nitekim Hz. Peygamberden
gelen bir rivayette “kıblemize yönelerek bizim gibi namaz
kılan ve kestiğimizi yiyen bir kimse Allah ve Resulünün
güvenini kazanmış sayılır.
İslam hoşgörü dinidir, ötekini kabullenme ve ikna bu
dinde esastır.
İslam’da dinî hükümlerin anlaşılması ve yorumlanması
konusunda sağlam deillere dayanılarak farklı görüşlerin
açıklanması ayrışma değil rahmet olarak telakki edilir.

Çağdaş İnkarcı Akımlar

XVI. yüzyılın sonlarına doğru Batı toplumlarında ,
endüstriyel kapitalizm geliştikçe inançların önemini
yitireceği, modernleşme süreçlerinin doğal bir sonucu
olarak bireyin şuurunda ve toplum katında dinin gittikçe
gerileyeceği iddia edildi.
XIX. yüzyıla gelindiğinde gelişme hızını daha da artırmış
olan bazı düşünce biçimleri dine ve kutsala karşı saldırgan
bir tutum benimsemişlerdir. Özellikle ekzistansiyalist
felsefenin ateist kanadı insan hayatından Allah inancını
söküp atmaya çalışarak insanın yalnızlığa terkedilmesine
sebep olmuştur.

Materyalizm

Bu düşünce tarzına tabiatçılık ve materyalizm adı verilir.
Materyalizm, maddeyi varlığın temeli ve ezeli sayan,
madde âleminin ötesinde herhangi bir varlık alanı
tanımayan ve Allah, ruh ve ahreti inkâr eden felsefî bir
akımdır. Onlara göre maddenin üstünde bir yaratıcı,
etkileyici ve idare edici herhangi bir varlık yoktur.
Bu akım ruhî hadiseleri beynin fonksiyonları, tabiattaki
düzen ve işleyişi de tesadüf çerçevesinde izah ederler.
Materyalizmin kökü milattan önceki dönemlere ,Yunan
düşünürlerinden Demokrit ve Epikür’e dayanır.
Ancak materyalizm milattan sonra XVIII. yüzyıla kadar
zayıf bir akım olarak varlığını sürdürmüş, Karl Marks gibi
diyalektik materyalizmin savunucuları eliyle XX. yüzyılın
başlarında yeniden taraftar ve güç kazanmıştır.
Bugünkü ilmi ilerleyiş karşısında materyalizm
zayıflamıştır.

Darwinizm

Evrim teorisi diye anılan, İngiliz biyoloji bilgini Charles
Darwin (1809–1882) tarafından geliştirilen bu görüş de
maddenin yaratıcı kudret olan Allah tarafından
yaratılmadığına inanmış bir akımdır. Bu akıma Tekâmül
nazariyesi de denilir. Buna göre ; canlılarda görülen
olağanüstülükler, canlılarla içinde yaşadıkları çevreden
gelen çeşitli tesirler arasında uzun zaman sürdürülen
mücadeleler neticesinde kendiliğinden meydana gelmiştir.
Evrim teorisinin iki temel görüşü vardır. Bunlardan biri
doğal seleksiyon adı verilen tabiatta kuvvetli olanın zayıfı
elemesi fikri, diğeri de türler arasında geçişin varlığı
iddiasıdır.
Darwin’in doğal seleksiyon yasası tabiatta geçerli olsaydı
kuvvetli yaratılışa sahip olan canlı türleri zayıfları
tamamen yok ederdi. Milyonlarca sene geçmesine rağmen
canlılar arasında denge hala korunmaktadır.

Pozitivizm

İlerlemecilik nazariyesi de denilen bu akım Fransız
düşünür Auguste Comte (1798–1857) tarafıdan
kurulmuştur. Bu düşünceye göre pozitif felsefe, insan
zekâsının ulaşabileceği son aşama kabul edilir. Toplumlar
böyle bir hedefe üç hal yasası denilen teolojik, metafizik
ve pozitif hal süreçlerini yaşayarak ulaşabilirler.
Pozitivizmde din ve bilim birbirine rakip iki güç olarak
düşünülmüştür. Bilim, varlıkların nesnel yönlerini konu
edinir, bunları incelerken deney ve gözlem yöntemini
kullanır. Felsefe ve din varlığa “niçin?” sorusunu
sorarken tabiat bilimleri ise “nasıl?” sorusunu sorar. Bilim,
din ve metafizik gibi konularda ancak agnostik bir tutum
sergileyebilir.
21. yüzyıla gelindiğinde bütün dünyada dini canlanmanın
artması pozitivizmin kehanetinin geçersizliğini ortaya
koymuştur.

Freudizm

İnsan şuurunu metafizik boyuttan kopararak salt akli
araştırma alanıyla sınırlandıran Sigmund Freud (1856–
1939) tarafından temelleri atılmıştır. Ona göre insana
hâkim olan ve onu yöneten iki içgüdü korku ve cinsiyet
duygularıdır.

Freud’e göre insan psikolojisinde Allah’a inanma eğilimi
yoktur. İnsan bir yandan sayısız korkuların, diğer yandan
çeşitli engeller karşısında tatmin edilemeyen cinsel
duyguların baskısı altındadır.

Dini inanç, temayül ve hazları, ahlakî davranış örneklerini,
yüksek insanî duyguları, aile bağlarını, sanatı cinsel
duygulara bağlamak, bütün bunların sebep ve neticelerini
ona indirgemek insan için düşünülebilecek en acındırıcı
hal ve davranıştır.

Çağdaş inkârcı akımlar, yeni inanç biçimleri ve felsefi
görüşler bunlardan ibaret değildir. Bunlara deizm,
okültizm, satanizm, ruh göçü gibi diğer akım ve düşünsel
anlayışları da eklemek gerekir.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 1 Average: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!