MenüKapat

Ünite 1: İbadet – İslam İbadet Esasları

İbadet Kavramı
Arapça bir kelime olan “ibadet” sözlükte “boyun eğme,
alçak gönüllü olma, itâat, kulluk, tapma, tapınma” gibi
anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak ise, her şeyin
yaratıcısı olan Allah’a içten gelerek ve gönüllü olarak
yönelmek, boyun eğmek ve itâat etmektir.
Geniş anlamda ibadet, mükellef yani yükümlü olan
herkesin Allah’a karşı duyduğu saygı ve sevginin sonucu
olarak O’nun rızasına uygun ve iradeye dayalı bütün
davranışlarını içine alır. İbadetin zikir, fikir ve şükür
olmak üzere üç boyutu vardır. İbadetin zikir boyutu, Allah
inancını zihinde canlı tutmak, O’nu anmak ve varlığını
benliğinde duyabilmektir. Fikir boyutu, Allah’ın sıfatları
ve evrende yarattığı eşsiz eserleri hakkında düşünmektir.
Şükür ise, bütün bu nimetlerine karşı minnettarlığını
bildirmektir.

Dar ve özel anlamda ibadet ise, Allah ve Resulü
tarafından yapılması istenen, niyete bağlı olarak yaratana
karşı saygı ve boyun eğmeyi ifade eden ve yapana sevap
kazandıran belirli davranış biçimleridir. İslâm’ın temel
şartlarını oluşturan namaz, oruç, zekât, hac bu tür
ibadetlerin belli başlılarıdır.
Tâat, emri benimseyip yerine getirmek demektir, kurbet
ise, insanı manevî olarak Yüce Allah’a yaklaştıran her bir
güzel iş anlamındadır.

İbadet, insanı Allah’a ulaştıran, O’na yaklaştıran ve
O’nunla buluşturan eylemin adıdır. Geniş anlamıyla ibadet
olan zikir, fikir ve şükür kulluğun özetidir. Bunları
özetleyen dua, bütün yönleriyle duayı özetleyen de namaz
ibadetidir.

Kur’ân-ı Kerim’de adı geçen ve ana çatısı oluşturulan
ibadetlerin ayrıntılı biçimlemesini sünnetten
öğrenmekteyiz.
Bir davranışın ibadet olabilmesi için, inanılarak,
samimiyetle, iyi niyetle ve dünyaya ait bir menfaat
beklemeden yapılması gerekir. Buna taabbüd anlayışı
denilir. Taabbüd, ibadeti öncelikle sırf ibadet olduğu için
ve Allah’ın emrine olan bağlılığı ve saygıyı ifade etmek
için yapmak demektir.

Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan ibadetlerin
bireysel ve toplumsal bir takım faydaları da vardır.
Bunlara ibadetlerin sırları ve hikmetleri denilir. Mesela
namaz kişiyi Allah’a yaklaştırır, ruhu ve iradeyi
güçlendirir, insanı sabra ve şükre alıştırır. Özellikle
cemaatle kılınan namaz topluluk bilincini geliştirir, sosyal
dayanışmaya katkı sağlar.

İbadetler dinin değişime açık olmayan sahasını
oluştururlar. Bu sebeple ibadet, Kur’ân’ın emrettiği, Hz.
Peygamber (sav)’in de uygulamalarıyla şekil ve sınırlarını
çizdiği biçimde yapılmalıdır.
İbadetlerin ifası sırasında maddi ve ruhi hayat arasındaki
dengeyi gözetmek ve aşırılıktan kaçınmak esastır. Zira
İslâm bir denge dini olduğu için din ile dünya arasında da
gerekli dengeyi kurmayı emretmiştir. Bu ilkeye göre ne
dünya dine ne de din dünyaya feda edilir.
İbadetlerdeki ilkelerden biri de kolaylık sağlamak ve
insanları zora sokmamaktır. Din, insanları dara sokmak,
eziyet etmek ve hayatlarını çekilmez hale getirmek için
değil, rahmet olmak içindir.
İbadetlerde devamlılık esastır. Müminin ibadet
yükümlülüğü ölünceye kadar devam eder (el-Hicr 15/98-
99).

İslâm’ın ibadet kapsamında gördüğü hususlardan biri de
duadır. Hz. Peygamber (sav)in hadislerinde, ibadetin
özünün dua olduğu bildirilmiştir (Tirmizî, “Deavât”, 1).

İbadet farklı açılardan kısımlara ayrılmıştır:

1. Bedenle ve malla yapılmasına göre
Bu bakımdan ibadetler bedenî, malî ve hem bedenî hem de
malî olmak üzere üç kısma ayrılır.
a. Bedenî ibadet: Namaz kılmak ve oruç tutmak bedenî
ibadetlerin başlıca örnekleridir.
b. Malî ibadet: Zengin sayılan Müslüman mükelleflerin
zorunlu olarak vermesi gereken zekât ve her
Müslümanın kendi imkânına göre gönüllü olarak
verdiği sadaka şeklindeki yardımlar bu kısımda yer
alır.
c. Malî ve bedenî ibadet: Yerine getirilmesi için aynı
anda hem mal hem de sağlıklı bir beden gerektiren
ibadetlerdir. Bunun başlıca örneği hacdır.

2. Herkesin sorumlu ve yükümlü olup olmamasına
göre

Bu açıdan ibadetler aynî ve kifâî kısımlarına ayrılır:
a. Aynî ibadet: Mükelleflerin her biri tarafından bizzat
yerine getirilmesi gereken ibadetlerdir.
b. Kifâî ibadet: Mükelleflerin her biri tarafından bizzat
ve ayrı ayrı değil de, hepsinden yapılması istenen
ibadetlerdir. olmayıp aynî ibadete dönüşür. Ölen bir
Müslümanın cenaze namazını kılmak kifai ibadete
örnektir.

3. Vakte bağlı olup olmamasına göre
İbadetler vakte bağlı olup olmamasına göre vakte bağlı ve
vakitten bağımsız olmak üzere iki kısma ayrılırlar:
a. Vakte bağlı ibadet: Yerine getirilmesi için dinin belli
bir vakit tayin ettiği ibadetlerdir. Vakte bağlı olmaları
dolayısıyla bunlara “mukayyed ibadet” adı verilir.
b. Vakitten bağımsız ibadet: Yerine getirilmesi için
dinin belli bir vakit tayin etmediği ibadetlerdir. Vakte
bağlı olmamaları dolayısıyla bunlara “mutlak ibadet”
adı verilir.

4. Miktarının belli olup olmamasına göre
Bu bakımdan ibadetler iki kısma ayrılır:
a. Miktarı belli ibadet: Dinin yerine getirilecek miktar
ve sayıyı belirlediği ibadetlerdir. Beş vakit namazın
vakit ve rekâtları ile hangi maldan ne kadar zekât
verileceği bu kısma girer.
b. Miktarı belirsiz ibadet: Dinin yerine getirilecek miktar
ve sayıyı belirlemediği ibadetlerdir. Allah yolunda
mal, mülk ve para harcama (infâk), yoksulların
ihtiyaçlarını karşılama, misafire ikramda bulunma
gibi ibadetler böyledir.

5. Yapılması istenen fiilin belirli olup olmaması
(mükellefe seçim hakkı verilip verilmemesi)
bakımından

Bu bakımdan ibadetin belirli olan ve belirli olmayan
ibadet olmak üzere iki kısmı vardır:
a. Belirli olan ibadet: Din, mükelleften yapmasını
istediği ibadeti belirlemiş, ona seçim yapma hakkı ve
farklı seçenekler oluşturma imkânı tanımamışsa buna
belirli veya muayyen ibadet denir. Beş vakit namaz,
bayram ve cuma namazı, Ramazan orucu böyledir.
b. Seçimlik ibadet: Dinin, tek bir belirleme yapmadan,
mükellefi bir kaç seçenekten birini yapmakta serbest
bıraktığı ibadetlerdir. Mükellefin verilen seçenekler
arasından yerine getireceği ibadeti seçme hakkı
bulunması sebebiyle bu ibadetlere “muhayyer ibadet”
de denir.

İbadet Yükümlülüğü

Evrendeki bütün varlıklar yaratıcı olan Yüce Allah’a
ibadetle yükümlüdürler. İnsan güçlü bir varlık olsa da, her
şeye gücü yetmemektedir. Belli noktalarda yetersizliği
bulunduğu için her zaman yaratıcısına, O’ndan yardım
almaya ve iletişim kurmaya muhtaçtır. İnsanın, sahip
olduğu üstün özellikleriyle yetersizlikleri arasında dengeyi
sağlayacak en temel eylem ibadettir. Bu sebeple Kur’ân
insanın yaratılış gayesinin Allah’a ibadet olduğunu açıkça
ifade etmektedir (ez-Zâriyât 51/56).

İbadetle yükümlü ve sorumlu olan kimselere “mükellef”
yani yükümlü denir. Yükümlü olabilmek için akıl ve
beden bakımından belli bir olgunluğa erişmek gerekir.
Buna âkil ve bâliğ olma şartı denilir. Mükellef olabilmek
için akıllı ve ergin olmak gerekir. Bunun yanında mükellef
olma ile ilgili başka bir kavram da ehliyettir. Ehliyet,
kişinin dinî ve hukukî bakımdan sorumluluk taşımaya
elverişli olmasıdır.
Diğer bir şart, akıl ve temyiz sahibi olmaktır. Temyiz,
iyiyi kötüden, yararlıyı zararlıdan ayırt etme özelliğidir.
Bunlar yanında teklif edilen dinî yükümlülüğü yerine
getirecek güç ve imkâna sahip olmak da gereklidir.
Kendi iradesiyle hareket edebilecek yaş ve olgunluğa da
ulaşmalıdır.

Mükellefin davranışlarına “mükellefin fiilleri” (ef’âl-i
mükellefîn), bu davranışlara dinin verdiği nitelik veya
değer yargısına ise “hüküm” denilir.
Yapılması veya yapılmaması istenen fiil mükellefin gücü
dâhilinde ise, yani onu yapma veya yapmama imkânına
sahipse bu gibi fiillere verilen hükümler “teklîfî hüküm”
adını alır. Mesela, “namaz kılmak farzdır”, “yalan
söylemek haramdır” gibi ifadeler birer teklîfî hüküm
bildirmektedir. Meydana gelen fiilde mükellefin gücü ve
katkısı önemli değilse bu gibi hükümlere de “vad’î”
hüküm denilir. “Abdestsiz namaz kılınmaz”, “Ramazan
ayı girmeden ramazan orucu tutulmaz” gibi hükümler
vad’î hükmün örneklerindendir.

Mükellefin Fiilleri

Hanefi fıkıh bilginlerine göre mükellefin fiilleri şunlardır:
Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram ve mekruh.
Diğer mezheb bilginlerine göre ise bu sayı; vacip,
mendub, haram, mekruh ve mubah olmak üzere beştir.
Burada Hanefilerin taksimi esas alınıp diğerleri ile aradaki
farka işaret edilecektir.

Farz, Allah veya Resulü tarafından kesin delille emredilen
ve ifade ettiği anlamda tereddüt bulunmayan eylemlerdir.
tereddüt bulunmayan eylemlerdir. Farzlar, başka anlama
gelme ihtimali bulunmayan ayet, mütevatir veya meşhur
hadis, ya da icmâ gibi kesin delillere dayanır.
Farzlar; farz-ı ayn ve farz-ı kifâye olmak üzere ikiye
ayrılır:
Farz-ı ayn: Mükellef olan her Müslümanın kendisinin
yerine getirmesi gerekli olan farzlardır. Bir kısım
mükellefin yapmasıyla diğerlerinden yü-kümlülük
kalkmaz. Beş vakit namaz ve ramazan orucu böyledir.
Farz-ı kifâye: Mükellef Müslümanlara ayrı ayrı değil,
topluca emredilen şeylerdir. Bir kısım Müslümanlar bunu
yerine getirince diğerleri sorumluluktan kurtulur. Kur’ân-ı
Kerim’i ezberlemek, şahitlik yapmak, insanların ihtiya-cı
olan sanatları ve ilimleri öğrenmek ve cenaze namazı
kılmak gibi.

Vacip, Allah veya Resulü tarafından yapılması kesin
olarak istenilen ancak dayanağı farz kadar kesin olmayan
fiillerdir. Fıtır sadakası vermek, kurban bayramında
kurban kesmek, vitir ve bayram namazları, namazda
Fâtiha sûresini okumak gibi.
Sünnet, Hz. Peygamber (sav)’den nakledilen söz, fiil ve
onaylardır. Fıkıhta ve ibadet alanında sünnet ise, Hz.
Peygamber (sav)’in farz ve vacip kapsamı dışında kalan
yani kesin ve bağlayıcı olmayan ancak tavsiye ve örnek
olma niteliği taşıyan söz ve fiillerinin genel adıdır.

Sünnet; müekked ve gayri müekked sünnet olmak üzere
iki kısma ayrılır. Bu ayırım Hz. Peygamber (sav)’in dine
dâhil olan davranışlarının diğer Müslümanları bağlayıcılık
derecesine göre yapılmıştır. Hz. Peygamber (sav)’den
sâdır olan davranışların dine dâhil olup olmaması
bakımından ise sünnet, sünnet-i hüdâ ve sünnet-i zevâid
kısımlarına ayrılmaktadır.
1. Müekked Sünnet: Pekiştirilmiş ve güçlü sünnet
demektir. Bunlar, Hz.Peygamber (sav)’in devamlı
olarak yaptığı ve sırf mecburi olmadığını göstermek
için ara sıra terk ettiği fiillerdir.
2. Gayr-ı müekked sünnet: Hz. Peygamber (sav)’in
çok defa edâ edip, bazen ter-kettiği sünnetlerdir.
İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetleri gibi. kettiği
sünnetlerdir. İkindi ve yatsı namazlarının ilk
sünnetleri gibi. Gayr-ı müekked sünnetlere,
“müstehab” veya “mendub” adı da verilir.
• Sünnet-i hüdâ: Sünnetin müekked ve gayr-i
müekked çeşidine “Sünnet-i hüdâ” da denilir.
“Sünnet-i hüdâ” ile daha çok, dinî vecibeleri
tamamlayıcı özellik taşıyan fiiller kastedilir. Cemaatle
namaz kılmak, ezan ve kâmet okumak bu kabildendir.
• Sünnet-i zevâid: Hz. Peygamber (sav)’in insan
olması itibariyle yaptığı, dini tebliğ maksadı
taşımayan, normal insanî davranışlarıdır. Bunlara âdet
sünnetide denir. Mesela, Hz. Peygamber (sav)’in
beyaz elbise giymesi, saç ve sakalını kınalaması,
yeme, içme gibi hususlardaki alışkanlıkları zevâid
sünnettir.

Müstehab; güzel görülen, sevimli ve tercih edilen amel
demektir. Hz. Peygamber (sav)’in bazan işleyip, bazan
terk ettiği, İslâm âlimlerinin dinî bakımdan uygun ve güzel
bulup işlediği işlere “müstehab” denir.

Mubah; Allah veya Resulü’nün, mükellefi yapıp
yapmamakta serbest bıraktığı fiile “mubah” denir.

Haram; Allah veya Resulü tarafından yapılmaması ve vaz
geçilmesi kesin olarak istenilen fiile “haram” denir.
Haramın neden olduğu kötülük ve fenalık, ya fiilin bizzat
kendisindedir veya fiilin beraberindeki diğer
hususlardadır. İşte bu sebeple haram, doğrudan veya dolaylı yoldan olmak üzere ikiye ayrılır:
a. Doğrudan haram: Allah ve Resulü’nün geçici ve bir
sebebe dayalı olmak-sızın baştan itibaren ve temelden
yani kendi yapılarındaki kötülük veya zarardan dolayı
haram kıldığı fiildir. Zina, hırsızlık vb.
b. Dolaylı haram: Esasen meşru olduğu halde, haram
kılınmasını gerektiren bir durum sebebiyle haram
kılınan fiildir. Buna “haram li-ğayrihî” denir.
Bayramda oruç tutmak vb.

Mekruh, Allah ve Resulü’nün, kesin ve bağlayıcı
olmayan bir tarz ve üslupla yapılmamasını istediği fiile
mekruh denir. Hem haram hem de mekruh, yasaklanan ya
da hoş karşılanmayan veya çirkin olan fiilleri ifade eder.
Mekruh Hanefîlere göre, tahrîmen ve tenzîhen mekruh
olmak üzere ikiye ayrılır:
a. Tahrîmen mekruh: Allah ve Resulü’nün,
yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği, ancak
haber-i vahid gibi kesin olmayan zannî delile dayanan
fiildir. Harama yakın mekruh demektir.
b. Tenzîhen mekruh: Allah ve Resulü’nün kesin ve
bağlayıcı olmayan bir üslupla yasakladığı fiildir. Helala
yakın mekruh demektir.

İbadetle İlgili Bazı Terim ve Kavramlar

Sahih; Kendisi için belirlenmiş olan temel unsur (rükün)
ve şartları tam olarak taşıyan ibadet ve işlemlerdir.
Bâtıl; Kendisi için belirlenmiş olan temel unsur ve
şartları hiç taşımayan ibadet ve işlemlere denilir.
Fâsit; Kendisi için belirlenmiş olan şartları eksik olarak
taşıyan işlemlere denilir.
Müfsit; Bir ibadeti bozan veya sakatlayan fiil veya
eksikliğe denir.
Edâ; Mükellefin bir yükümlülüğü, belirlenen vakit içinde
gerekli şartlara riayet ederek eksiksiz yerine getirmesine
“edâ” denilir.
İade; Mükellef, bir yükümlülüğü belirlenen vakit içinde
fakat eksik bir şekilde edâ edip, sonra yine vakit içerisinde
tam olarak tekrar yerine getirirse buna “iâde” adı verilir.
Kazâ; Bir yükümlülüğü vakti çıktıktan sonra tam olarak
yerine getirmeye “kazâ” denilir.
Azîmet; Sözlükte azîmet, bir şeye kesin olarak yönelmek
ve niyetlenmek anlamına gelir. Fıkıh terimi olarak azîmet;
Yüce Allah’ın, mükelleflerin hepsi için bütün durumlarda
yani meşakkat, zaruret ve ihtiyaç gibi geçici bir sebebe
bağlı olmaksızın bağlayıcı olmak üzere ilkten koyduğu
hükümlerdir.
Ruhsat; sözlükte kolaylık anlamına gelir.
Rükün; Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve
onun yapısının bir parçasını teşkil eden unsur demektir.
Şart; Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ancak
onun yapısından bir parça olmayan iş veya vasıftır.
Sebep; Varlığı hükmün varlığına, yokluğu da hükmün
yokluğuna alamet olan durumdur.
Mâni; Varlığı sebebe hüküm bağlanmaması veya sebebin
gerçekleşmemesi sonucunu doğuran durumdur.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!