MenüKapat

Ünite 1: Hadis İlmi: Temel Kavramları ve Alt Dalları

Sünnet Kavramı
Sünnet (السنة (kelimesi Arapça s-n-n kökünden gelir.
Üzerinde devamlı olarak yürünen yol, hayat tarzı,
gelenek, âdet, çığır, hal, tavır, karakter, uygulama, kanun,
kural anlamlarına gelir. Âdet niteliğinde, devamlı ve
sürekli, aynı zamanda bilinçli davranışları ifade
ettiğinden, ara sıra yapılan ve bilinçsiz davranışlar
sünnetin dışında kalır.

Sünnet’in, Hadis İlmi’ndeki anlamı ise, Hz. Peygamberin
sözleri ve davranışları; yani onun yolu ve hayat tarzıdır.
Sünnet üçe ayrılır:
1- Kavlî Sünnet (القولیة السنة :(Hz. Peygamber’in
sözleridir.
2- Fiilî Sünnet (الفعلیة السنة :(Hz. Peygamber’in filleri
ve davranışlarıdır.
3- Takrîrî Sünnet (التقریریة السنة :(Hz. Peygamber’in
huzurunda veya bilgisi dâhilinde olmak şartıyla,
sahâbe tarafından söylenen sözleri ve yapılan
davranışları onaylaması veya karşı çıkmamasıdır.

Sünnet kavramı Kur’an ile sıkı sıkıya bağlantılı bir
kavramdır. Çünkü Hz. Peygamber kendi hayatında
Kur’an’ın bütün emirlerini ve hükümlerini yerine
getirmekle ve uygulamakla yükümlüdür. Peygamberimiz
için yapılan “Yaşayan Kur’an ve Yürüyen Kur’an” gibi
nitelemeler bu anlama gelmektedir. Kur’an’da bildirdiğine
göre Hz. Peygamber’in temel görevleri şunlardır:

1- Tebliğ: Allah’tan almış oldukları vahyi eksiksiz
olarak insanlara bildirmek anlamına gelir.

2- Beyân/Tebyîn: Kitabı, ümmetine açıklaması,
ihtilaf ettikleri konularda aydınlatmasıdır.

3- Tezkiye (التزكیة :(İnsanların kötü huylardan,
günahlardan, kötülüklerden temizlenmesi,
arındırılması demektir.

Birbirinin devamı ve tamamlayıcısı olan bu üç görev
çerçevesinde sünnetin amacı, manevi yönden arınmış
bireylerden meydana gelen bir toplum oluşturmaktır.
Hz. Peygamber, insan olmakla birlikte bizden farklı
olarak Allah’tan vahiy yoluyla buyruklar almaktadır.
Dolayısıyla onun bütün söz ve davranışları, Allah’ın
denetimi altındadır. Tüm peygamberler masumdur,
görevleri ile ilgili hata yapmaktan, Allah tarafından
korunmuşlardır. Peygamberlerde bulunması gereken beş
temel özellikten (sıfat) biri olan ismet özelliğiyle
peygamberlerin hiçbir hatası devam etmemiş, hatalarıyla
ümmetlerine örnek olmamışlardır.

Allah manevî yönden arınmaları için Müslümanları Hz.
Peygamber’i örnek almak, ona itaat etmek, onun
kararlarına kalplerinde en ufak bir tereddüt duymadan
teslim olmakla sorumlu tutmuştur. Bu konuda seçim
serbestlikleri olmadığını, Müslümanların Hz.
Peygamber’e karşı sorumluluklarını ifade eden âyetlerde
(Nisâ, 4/80.: Âl-i Imrân, 3/31, Nisâ, 4/13, 69, Nur, 24/52,
63, Ahzab, 33/71) belirtmiştir:

Hz. Peygamber’in bütün eylemlerinin sünnet olup
olmadığı, her eylemine uymamız gerekip gerekmediği çok
önemli bir konudur. Bazı âlimler, Hz. Peygamber’in
sadece dini konulardaki söz ve davranışlarını sünnet
saymaktadır. Bu görüş değişik açılardan sorunludur.
Hayatı din içi ve din dışı diye kesin sınırlarla net olarak
ayırmak mümkün olmadığı gibi, din dünya ayırımında
sınırların nereden çizileceği meselesi de bir başka
problemdir. Din alanına girsin girmesin Hz. Peygamber’in
bütün davranışları, vahiy sayesinde Allah tarafından
eğitilmiş mükemmel bir insanın, en yüce değerler
doğrultusunda pratiğe aktarılmış örnek davranışlarıdır.

Hz. Peygamber’in davranışlarının arkasındaki anlam
dünyası, hayat anlayışı, kulluk bilinci, herkesi kuşatan
evrensel değerler ve yüce niyetleri anlaşılabilirse, bütün
eylem ve davranışlarının insanlık için en güzel örnekler
olduğu görülür. Bununla birlikte sünnetlerin yaptırım
gücü ve bağlayıcılığı kişilere ve ortama göre değişebilir.
Sünnetin bağlayıcılığı fıkıh ilminin alanına girer.
Sünnet terimi, “Hz. Peygamberin sünneti” anlamı
yanında, “İlk Müslüman nesillerin âlimlerinin sözleri,
davranışları ve hayat tarzları” anlamında da kullanılmıştır.

Bu farkı ortaya koymak için hadis âlimleri Hz
Peygamber’in sünnetini kayda geçirirken, mevkuf hadis
denilen sahabenin söz ve uygulamaları ile maktû‘ hadis
denilen tâbiûn âlimlerinin söz ve uygulamalarını da hadis
kitaplarına almışlardır. Bunun yanında Hz. Peygamber’in
sünnetine ters düşen uygulamalara bid’at denilmiş, onun
oluşturduğu geleneğin bozulması önlenmeye çalışılmıştır.

Hadis, Haber, Eser Terimleri

Hadis (الحدیث ,(Arapça tahdîs (التحدیث (mastarının ismi
olup; “haber verme”, “anlatılan husus”, “haber” ve “söz”
anlamındadır. Hadis ilminde, Hz. Peygamber’in sünnetini
haber veren, söz ile ifade edilmiş haline hadis denir.
Sünnet kavramı, Hz. Peygamber’in davranışlarını; hadis
ise, onun davranışlarının, sözlerinin ve onaylarının,
tanıkları tarafından haber verilmesini ifade eder. Bazı
hadis âlimleri, sünneti Peygamber’in fiilleri, hadisi de
sözleri anlamında kullanmışlardır. Hadisi sünnetle eş
anlamlı olarak kullananlar da vardır ve bu yaygın bir
kullanımdır.

Haber (الخبر (sözlük anlamı, bir olay veya nesneyi gören,
tanık olan birinin; görmeyenlere, tanık olmayanlara
söylemesi, iletmesi, duyurması, bildirmesiyle elde edilen
dolaylı bilgidir. Haber, bazı âlimlerce hadis terimiyle eş
anlamlı olarak kullanılmıştır. Bazı âlimler ise hadisi
Peygamber’den nakledilenler, haberi ise Peygamber
dışındaki sahabe ve tâbiûndan nakledilenler anlamına
kullanmışlardır. Haberi, hadisi de içine alacak şekilde Hz.
Peygamber, sahabe ve tâbiûndan nakledilenler anlamına
kullananlar da vardır.

Eser (لاثر :(iz, kalıntı anlamına gelir. Bazı âlimler hadis
terimiyle eş anlamlı olarak, bazılarınca da haber
kavramıyla eş anlamlı olarak kullanmışlardır.
İLH1007-HADİS TARİHİ VE USULÜ
Ünite 1: Hadis İlmi: Temel Kavramları ve Alt Dalları
2
Peygamberden gelenlere haber, sahabeden gelenlere eser
diyenler de olmuştur.
Bu üç önemli ve temel terimin kullanımında belli bir
uzlaşı olmadığından bu terimlerin geçtiği metinlerde
anlamı sözün gelişinden ve metindeki karinelerden
çıkarmak gerekmektedir. Günümüzde ise Hz.
Peygamber’in davranışları için sünnet, Peygamber’den
nakledilenler için hadis teriminin kullanımı önemli ölçüde
yaygınlık kazanmış görünmektedir.

Sünnet teriminin Fıkıh İlmindeki kullanımı çok farklıdır.
Fıkıhta sünnet terimi, yapmakta zorunlu olmadığımız ama
teşvik edilen, güzel görülen, yaptığımızda sevap
kazanacağımız, gönüllü güzel davranışlar anlamında
kullanılır. Peygamberimizin sünnetlerini uygulamamızın
hükmünün sünnet yani müstehab olduğu, onlara
uymamızın zorunlu olmadığı gibi bir anlayış doğru
değildir. Peygamberimizin sünnetlerinde zorunlu olarak
uymamız gerekenler yani farz olanlar olduğu gibi, zorunlu
olmayıp gönüllü olarak uyduğumuzda sevap
kazanacaklarımız da vardır.

Hadisin İki Temel Ögesi İsnâd ve Metin
Herhangi bir hadis, isnad ve metin denilen iki kısımdan
meydana gelir:

İsnâd (الاسناد (veya sened: İsnâd kelimesi Arapça (s-n-d)
kökünden türemiş mastardır. Bir şeyi bir yere dayamak
demektir. Hadis ilminde, hadislerin başındaki râvî
silsilesini gösteren isimlerden oluşan râvîler zinciri
anlaşılır. Buna sened de denir. Arapça’da sened, dağın
eteği, dayanak, delil, belge anlamlarına gelir.

Herhangi bir hadisin ilk kaynağından hadis kitabı yazarına
gelinceye kadar kimler tarafından nakledildiğini gösteren
bu zincirler, hadisin dayanakları, doğruluğunun belgeleri
niteliğindedir. Hadis ilminde, başında senedi
zikredilmeyen hadislere Muallâk Hadis denir. Hadislerin
başındaki senedler hadisin geçirdiği tarihsel süreci de
yansıtırlar. İsnâd sistemi, hadis nakleden, öğreten, hadis
kitabı yazan kişilerin, bu hadisi kimden aldığını belirtmesi
zorunluluğu üzerine kurulmuştur.

Hadislerin ilk râvîleri olan sahabîlerden itibaren herkes
hadisi bir sonrakine aktarırken kendinden önceki râvileri
sıralar. Hadisin aktarım sürecinde her kademedeki kişi
aktarım zincirine yeni bir halka olarak eklenir. Böylece
isnad zinciri kendiliğinden ve doğal olarak teşekkül eder.
Sahabîler her hadisi bizzat ya Hz. Peygamber’den
doğrudan duyuyorlar ya da başka bir sahâbîden
öğreniyorlardı. Bu nedenle hadis nakleden sahâbîlere
bunu kimden duydun sorusu sorulmuyordu. Fakat Hz.
Osman’ın şehit edilmesi, Hz. Ali ile Muâviye arasındaki
mücadelelerle başlayıp, yabancı kültürlerle etkileşim
sonucu gittikçe artan siyâsî, fikrî, ilmî görüş ayrılıkları ve
gruplaşmalar hadis uydurma gibi bir olgunun ortaya
çıkmasına sebep oldu. Bu sebeplerden, herkese naklettiği
hadisi kimden aldığı sorulmaya ve ehil olmayanlardan
hadis alınmamaya başlandı. Naklettiği hadisi râvîlerinin
isimlerini vermek suretiyle Hz. Peygamber’e
dayandıramayanların rivayetleri kabul edilmez oldu.
Metin ( المتن ;( hadiste nakledilen içerik anlamına gelir.
Hz. Peygamber’in sözleri ve davranışlarını ifade eden
kısma denir. Senet ve metni, daha iyi kavrayabilmek için,
Buhârî’nin el-Câmiu’s-sahih isimli eserinin Kitâbü’l-îman
başlıklı ikinci ana bölümünün yedinci bâbındaki şu hadisi
inceleyelim:

Buharî diyor ki: Bize Müsedded söyledi. Müsedded de
bize Yahyâ söyledi dedi. Yahyâ Şu‘be’den, Şu‘be
Katâde’den, Katâde Enes’ten (Allah ondan razı olsun)
naklettiler. Enes, Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve
selamı üzerine olsun) şöyle buyurduğunu nakletti: “Sizden
birisi kendisi için sevdiği şeyi kardeşi için de sevmedikçe
iman etmiş olmaz”.

Arapça ve Türkçesindeki altı çizili kısımlara hadisin
senedi veya isnâdı denir. İtalik yazıyla yazılan kısımlar ise
hadisin metnidir.

Hadis’in Arapçasındaki isnadın sıralanışı Buhari ß
Müsedded ß Yahyâ ß Şu’be ß Katâde ß Enes ß
Hz.Peygamber. Arapça isnadlarda, hadis kitabı sahibi
başta, Hz. Peygamber sondadır. Sened zaman sırasına
göre sıralanırsa sıralamanın tersine çevrilmesi gerekir.
Buhârî aynı yerde hadisin ikinci bir isnâdını daha
vermektedir. O da şu şekildedir: Hz. Peygamber à Enes
à KAtâde à Hüseyin el-Muallim à Yahya à
Müsedded à Buhâri. İki isnadın da metni aynıdır.

Hadis İlminde bir hadisin farklı isnad zincirleriyle gelen
her bir kanalına tarîk (طریق (veya vech (الوجھ (denir. Tarîk
Arapçada yol demektir. Vech ise, yüz, yön, taraf gibi
anlamlara gelir. Son zamanlarda tarîk anlamına, batı
dillerinden Türkçe’ye geçen varyant da kullanılmaktadır.

Hadis İlminde metinleri aynı olsa bile, bir hadisin her bir
isnadı ayrı birer hadis sayılır. Hadis kaynaklarında büyük
muhaddislerin yüz binlerce hadis yazdığına, ezberlediğine
dair bilgiler vardır. Bu kitaplardaki hadislerin sayısı ise
buna göre çok azdır. Şu halde “Hz. Peygamberden gelen
hadislerin çoğu elendi ve kayıp mı oldu?” sorusu ve
benzer bütün soruların cevabı hadisçiler tarafından bir
hadisin ayrı ayrı bütün rivayet kanallarının müstakil birer
hadis sayıldığı gerçeği bilindiğinde verilebilir.

Hadis İlmi: Tanımı, Konusu, Amacı
Hadis İlmi, klasik kaynaklarda İlmü’l-hadîs, Ulûmu’lhadîs, İlmü’r-rivâye, Usûlü’r-rivâye, İlmu’l-eser gibi

Arapça ( علم (kelimesinin tekil ve çoğuluyla yapılmış isim
tamlamalarıyla ifade edilir. İbn Cemâa, hadis ilmini
“Hadislerin senet ve metinlerinin halleri ile ilgili kurallar
ilmidir” diye; İbn Hacer ise “Râvî (rivayet eden) ve
mervî’nin (rivayet edilen metinlerin) hallerini bildiren
kaideler bilgisidir” şeklinde tanımlar.

Yukarıda verilen tanımlardan hareketle, hadis ilminin
konusu hadisleri nakleden râvîler ve bu râvîler tarafından
nakledilen Peygamberimize dair rivayetlerdir. Hadis ilmi
bu râvîlerle, onların güvenilir olup olmadıkları,
rivayetlerle de makbul olup olmadıkları açısından
ilgilenir. Şu halde hadis ilminin amacı hadislerin makbul
olanlarını makbul olmayanlardan ayırmaktır. Hadis İlmi
İslam âlimlerinin yaptığı ilimler tasnifinde, şer’î ilimler
dedikleri ilim grubuna girmektedir. Bu gün bu kavram
Türkiye’de İslâmî ilimler şeklinde ifade edilmektedir.
İslam’ın ilk dönemlerde İlim denince Hadis (İlmi)
anlaşılırdı. Çünkü Tefsir, Fıkıh, Tasavvuf gibi Şer’î/İslâmî
İlimler ayrı ve müstakil bilim dalları haline gelmeden
önce hadis içindeydi. İslâmî İlimlerin bağımsızlaşması ve
Hadis İlminden ayrılması, rivayet yanında aklın da
devreye girmesi sonucu olmuştur. Diğer İslamî İlimler de
hadisleri konu edinmektedirler. Fakat onlar hadislerle
kendi konuları açısından ilgilenirlerken, hadis ilmi,
hadislerle hadis olup olmadıkları açısından
ilgilenmektedir.

Hadis İlmi ve hadisle ilgili faaliyetler rivâyet ve dirâyet
olmak üzere ikiye ayrılır. Rivayet hadis öğrenme,
nakletme, derleme, hadisleri içeren kitaplar telif etme gibi
faaliyetleri, dirâyet ise, hadislerin senet ve metinleri ile
ilgili her türlü birikimi, yeteneği ve faaliyeti kapsar. Hâdis
âlimleri hadis öğrenen, rivayet eden ve öğretenlerin
sadece rivayetle yetinmeyip, Hadis İlminin incelikleri,
ilgilendikleri hadislerin anlam ve yorumları konusunda
derin bilgi sahibi olmalarını önemsemişlerdir. Hadis ilmi
ile ilgilenen öğrencilere, Tâlib denir. hadis âlimleri için de
çoğunlukla Muhaddis veya Hâfız tabiri kullanılır.

Peygamberimizi Konu Edinen Diğer İlimler

Meğazi ( المغازي ,( Arapça savaş anlamına gelen (ğ-z-v)
kökünden türeyen bu ilim dalı, Peygamberimizin
savaşlarını konu edinir.

Siyer ( السير ,( meğazi ilminin kapsamının artmasıyla
ortaya çıkan ilim dalıdır. Peygamberimizin sadece
savaşlarını değil, hayatının bütün yönleriyle ilgilenir.
Şemâil ( الشمائل ,( peygamberimizin fiziksel özellikleri
ve ahlâkî vasıflarıyla ilgilenir.
Delâil ( الدلائل ,( peygamberimizin mucizelerini konu
edinir.

Bu dört alanda, başta İslam tarihinin erken dönemleri
olmak üzere geçmişte müstakil ilim dalı sayanlar
olmuştur. Ama günümüzde artık meğâzî ve siyer İslam
tarihinin, şemâil ve delâil ise hadis ilminin içinde bir
çalışma alanı ve konusu olarak değerlendirilmektedir.
Hadis İlminin Önemli Alt Dalları
Hadis ilmi tekil isimlendirmesinde hadis ilmi bütün alt
konularını içine alan şemsiye bir kavram olarak
kullanılırken, hadis ilimleri çoğul isimlendirme
durumundaysa önemli alt konular bir ilim dalı gibi
sunulmaktadır. Değişik kitaplarda, elli ile yüz arasında
sayılarla ifade edilen hadis ilimleri arasından alt bilim dalı
olarak sıralayabileceklerimiz şunlardır:

Hadis Tarihi; hadisin Peygamberimiz döneminden
günümüze kadar, hadisle ilgili yapılan her türlü çalışmayı
zaman ve mekân düzleminde, sebep sonuç ilişkileri içinde
ele alır. Hadis tarihi son dönemlerde ortaya çıkmış çağdaş
bir bilim dalıdır. Türkçe yazılan ilk Hadis Tarihi kitabı,
İstanbul’da 1924’te İzmirli İsmail Hakkı tarafından
yazılan.” Hadis Tarihi”dir. Kitapta Hadis tarihi dışında
hadisle ilgili pek çok konuda yer almaktadır. Tamamen
hadis tarihine özgü olarak yazılmış ilk Türkçe eser
1977’de basılan Prof. Dr. Talat Koçyiğit’in Hadis Tarihi
isimli kitabıdır.

Usûl kelimesi Arapça el-Asl ( الاصل ( kelimesinin
çoğuludur. Temel, esas, soy, kök, ana gövde, dayanak,
kaide, kural anlamları vardır. Hadis Usûlü diye Türkçe’ye
çevrilmiş olan Arapça (الحدیث اصول (hadisin asılları,
dayanakları, kökleri, kaynakları, kuralları anlamına gelir.
Hadis Usûlü; hadisleri nakledenlerin güvenilir,
naklettikleri hadislerin de sahih olup olmadıklarını tespit
amacıyla geliştirilmiş kurallardan bahseden ilimdir.
Hadis usûlü tanımı bu şekilde yapılınca, Hadis İlmi ile
Hadis Usûlü aynı mıdır sorusu gündeme gelmektedir.
Hadis İlmi hadisle ilgili bütün problemleri ele alırken,
Hadis Usûlü sadece hadis tenkidinin temel kurallarını
özetler ve temel kavramlarını tanımlar. Bu nedenle Hadis
Usûlü, Hadis İlmini kısaca tanıtmayı, özetlemeyi,
kavramlarını tanımlamayı amaçlayan Hadis ilimlerine
giriş niteliğinde bir bilim dalıdır.

Hadis Usûlüne, Hadis Terimleri İlmi anlamına gelen
(İlmu) Mustalahu’l-hadîs ) الحديث مصطلح ) de denir.
Klasik tabiriyle Ulûmü’l-hadîs, günümüzdeki tabiriyle
Hadis Usûlü (Hadis Usûlü), alanında günümüze ulaşmış
en eski eser İmam Şafiî‘nin(ö.204/819) er-Risâle’dir. Bu
eser ilk Fıkıh Usulü kitapları arasında da zikredilir.
Hadis usûlü kitapları Mütekaddimûn ve Müteahhirûn
dönemleri denilen iki dönemde ele alınırlar. Hadis
tarihinde klasik kitapların yazıldığı Mütekaddimûn
dönemi, hicrî dördüncü asrın başına, bazılarına göre
sonlarına kadar devam eder. Bundan sonraki döneme
Müteahhirûn dönemi denir.

Hadis Usûlü söz konusu olunca Mütekaddimûn hicrî
beşinci asrın ortalarına kadar devam eder. Mütekaddimûn
dönemi eserlerinde verilen her bir bilgi o bilgiyi ilk
kaynağından müellife ulaştıran râvîlerin isimlerini
kapsayan isnâd zincirleriyle verilir. Müteahhirûn dönemi
eserlerinde ise râvî zincirleri kaldırılmıştır.

Mütekaddimûn Dönemi Hadis Usûlü Kitapları:
1. er-Râmhürmüz î (Ebû Muhammed el-Hasen b
Abdurrahmân – ö.360/971) el-Muhaddisü’l-fâsıl
beyne’r-râvî ve’l-vâî
2. Hâkim (Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah elHâkimen-Nîsâbûrî -ö.405/1014) Ma‘rifetü ulûmi’lhadîs
3. Hatîb el-Bağdâdî (Ebû Bekir Ahmed b.Ali el-Hatîb
el-Bağdâdî -ö.463/1071) el-Kifâye fî ilmi’r-rivâye

Müteahhirûn Dönemi Hadis Usûlü Kitapları:
1. Kadı İyâd (Ebu’l-Fadl İyâd b. Mûsa el-Yahsûbîö.544/1149) el-İlmâ‘ ilâ ma‘rifeti usûli’r-rivâye ve
takyîdi’ssemâ‘
2. Meyâncî ( Ebu’l-Hafs Ömer b. Abdülmecîd elKuraşî el-Meyâncî’nin -ö.580/1184) Mâ lâ
yese‘u’l-muhaddise cehlüh
3. İbnü’s-Salâh (Ebû Amr Takiyyüddîn Osmân
b.Abdürrahmân eş-Şehrizûrî’nin – ö.643/1245)
Ulûmü’l-hadîs – Bu kitap ve türevleri, Hadis
Usûlü’nin en belirleyici metni ve klasiği olmuştur.
Esere dayanarak pek çok hadis kitabı yazılmıştır.
4. Cemalüddîn Muhammed el-Kâsımî’nin
(ö.1332/1913-4) Kavâidü’ttahdîs
5. Tâhir b. Sâlih el-Cezâirî’nin (ö.1268/1851-2)
Tevcîhü’n-nazar ilâ usûli’l-eser

Rical İlmi; ricâl, Arapçada adam, kişi anlamına gelen
racül ( رجل ( kelimesinin çoğuludur. Hadis râvîleri
hakkında, hadis rivayetine ehil olup olmadıklarını
belirlemeye yönelik gerekli her türlü bilgiyi derlemek,
korumak ve değerlendirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
Ricâl ilminin bir diğer adı da Cerh ve Ta‘dîl ilmidir.
Ricâl ilmi, hadis âlimlerinin, insânî hatalara ve hadis
uydurmaya karşı bir tedbir olarak geliştirdikleri ve başka
medeniyetlerde görülmeyen İsnâd Sistemi’nin uzantısıdır.

Hadislerin gerçekten Hz Peygamber’e ait olup
olmadıklarını belirlemek için geliştirilmiş olan hadis
tenkitçiliğinin en önemli dallarındandır.
Üçüncü yüzyılda ricâl ilmi zirveye ulaşmıştır. Günümüze
ulaşan en eski ricâl kitapları bu yüzyıla aittir. Bunlar İbn
Sa‘d (ö.230/844) ve Halîfe b. Hayyât’ın (ö.240/854)
Tabakât isimli kitapları ile Yahyâ b. Maîn’in (ö.233-848)
Târih’idir.

İlelü’l-Hadis İlmi; ilel (علل (Arapça sebep, hastalık ve
kusur anlamlarına gelen illet (علة (kelimesinin çoğuludur.
Hadis ilminde illet, sahih görünse de derin bilgi ve tecrübe
sahibi hadis uzmanlarının görebileceği gizli kusur
anlamına gelir. Bu tür gizli kusur taşıyan hadislere
Muallel veya Ma‘lûl Hadis denir.

İllet, ağırlıklı olarak hadisin senedinde olmakla birlikte
metninde de bulunabilir. Günümüze ulaşan ilel kitapları
en eskisinden itibaren sırasıyla şunlardır;
• Alî b. El-Medînî’nin (ö.234/848) İlelü’l-hadîs,
• İbn Ebî Hâtim er-Râzî’nin (ö.327/938) İlelü’lHadîs,
• Ali b. Ömer ed-Dârakutnî’nin (ö.385/995) elİlelü’l-vâride fi’lehâdîsi’n-nebeviyye,
• Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin (ö.597/1200-2) elİlelü’l-mütenâhiye fi’lehâdîsi’l- vâhiye..

Ğarîbü’l-Hadîs İlmi; Ğarîb kelimesi Arapça’da, yalnız,
kendi türü içinde benzeri olmayan, gurbette olan
anlamlarına gelir. Hadis İlminde Ğarîbü’l-Hadîs’te yaygın
olmadığı ya da manâsı kapalı olduğu için anlaşılması zor
olan kelimeler ve bunları konu edinen ilim dalı anlaşılır.

Hadisteki ğarîb kelimelere dair yazılan ve günümüze
ulaşan ilk kitap Ebû Ubeyd Kâsım b. Sellâm’ın
(ö.224/838) Ğarîbü’l-hadîs, bu alanda yazılan en
mükemmel kitap Mecdüddîn İbnü’l-Esîr’in (ö.606/1209-
10) en-Nihâye fî ğarîbi’l-hadîs’idir.

İhtilâfü’l-Hadîs İlmi; sağlam bir hadisin yine sağlam bir
hadise zıt düştüğü veya öyle göründüğü hadisleri konu
edinip bunları değerlendiren ve zıtlığı çözmeye çalışan
ilim dalıdır. Âlimler, hadisler arasında gerçekte zıtlık olup
olmayacağı konusunda üç gruba ayrılmışlardır; çelişkiyi
kabul etmeyenler, çelişkiyi kabul edenler ve çelişkiyi
kısmen kabul edenler.

Hadisler arasındaki ihtilaflar; Hz. Peygamberin bazen
genel, bazen de özel hüküm vermesi ile râvîlerden
kaynaklanmaktadır. Hadisler arasındaki ihtilafın
giderilmesinde dört yöntem vardır:
1. Cem‘ ve te’lîf; çelişen hadislerin her ikisini,
birden çok ise hepsini bağdaştırarak, herhangi
birini terk etmeden birlikte geçerli saymaktır.
2. Nesh: Sonra gelen hadisin aynı konudaki önceki
hadisi kaldırmasıdır.
3. Tercih; Ölçütlere dayanarak çelişen hadislerden
birini tercih edip öbürünü terk etmektir. Bu
ölçütler; sened, metin, hüküm ve harici
sebeplerdir.
4. Tevakkuf: Çelişen hadisler konusunda karar
vermeyi sağlayacak delil ve karîneler buluncaya
kadar beklemek anlamına gelir.

İhtilâfü’l-hadîs konusunda yazılan ve günümüze ulaşan
önemli kitaplar; Şâfiî (ö.204/819), İhtilâfü’l-hadîs, İbn
Kuteybe (ö.276/889), Te’vîlü muhtelifi’l-hadîs, Ebû
Ca’fer et-Tahâvî (ö.321-933) Müşkilü’l-âsâ’dır..

Esbabü Vürûdi’l-Hadîs İlmi; hadislerin söyleniş
sebepleri, hangi ortamlarda, ne amaçla söylendiklerini
araştırır. Bu konuda yazılıp günümüze ulaşan iki önemli
eser; Süyûtî’nin, el-Lüma’ fî esbâbi vürûdi’l-hadis ve İbn
Hamza el-Hüseynî’nin (ö.1120/1708) el-Beyân ve’t-ta’rîf
fî esbâbi vürûdi’l-hadîs’tir.

Hadis Tenkidinin Temel İlkeleri

Hadislerin gerçekten Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını
belirlemek için şu üç evrensel yöntem kullanılır:
1. Haberi verenin, haberi doğru olarak aktarmasını
engelleyecek herhangi bir neden, engel veya
kusur bulunup bulunmadığının araştırılması,
2. Haberin başka kaynaklardan te’kîdi, yani aynı
haberi veren başka kaynaklar olup olmadığının
araştırılması, varsa ikisinin karşılaştırılması,
3. Haberin doğruluğu için haberin içeriğine de
dikkat etme.

Değerlendirmek için tıklayın!
Ratings forÜnite 1: Hadis İlmi: Temel Kavramları ve Alt Dalları[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!