MenüKapat

Ünite 1: Dil ve Kültür – Türk Dili 1

Dille ilgili sağlıklı bilgilere bilimsel yol ve yöntemlerle
ulaşılabilir. Bu yol ve yöntemlerin başında doğal dilin ses,
biçim ve söz diziminin bilgisi ve çalışması olan dil bilgisi
gelir. Dil bilgisinde betimleyici (tasvirî) ve kuralcı olmak
üzere iki tür yaklaşım vardır. Dil bilimciler genellikle
anlamaya, açıklamaya odaklı olduklarından betimleyici dil
bilgisini, dili öğretenler ise öğretim için dilin farklı
düzeylerdeki işleyişiyle ilgili kuralları ön plana çıkarmak
zorunda olduklarından kuralcı dil bilgisini tercih ederler.

Dil

Konuşma sürecinde iletilmek istenen duygu ve düşünceler,
verilmek istenen iletiler konuşurun beyni tarafından
yönetilen bir dizi zihnî, anatomik, fizyolojik işlemlerle
fiziksel niceliklere dönüştürülen ses dalgalarına aktarılır.
Söz dizimsel boyutta ileti taşıyan ses dalgaları dinleyicinin
kulağı tarafından algılanarak elektrokimyasal yollarla
beyin kabuğunun (korteks) ilgili merkezine aktarılır ve bu
merkezde çözümlenerek anlamlandırılır. Dili bütün bu
süreçlerin birleşimi olarak niteleyebiliriz.
Farklı araştırmacılar dili farklı şekillerde tanımlamaktadır.
Örneğin Doğan Aksan’a göre dil, düşünce, duygu ve
isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan
ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına
aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistemdir.

Bilimsel bakımdan dilin özellikleri

Dil konuşma ve dinleme işlevlerini gerçekleştirmek üzere
birbirleriyle bağlantılı ses, biçim, söz dizimi, anlam vb. alt
sistemlerin oluşturduğu, üzerinde inceleme yapılabilen bir
sistemdir.
Dilin temeli sestir, dil doğal olarak öncelikle sözlü bir
anlatım aracıdır.
Dilde nedensizlik ilkesi esastır. Örneğin doğadaki “ağaç”
ile ağaç sözcüğünü oluşturan a.ğ.a.ç. sesleri arasında
hiçbir nedensel ilişki bulunmaz.
İlkel dil, gelişmiş dil ayrımı yoktur. Yeryüzünün bütün
dilleri kendi içinde çok gelişmiş bir sistemden oluşmuştur.
Dilin üretim yetisi sınırsızdır. Dilin ses, biçim, söz dizimi
vb. kuralları çerçevesinde yeni sözcükler ve cümleler
üretilebilir, üretilenler anlaşılabilir.
Her dil, ait olduğu toplumun ve konuşurlarının değişen
ihtiyaçlarına karşılık verebilecek, ait oldukları toplumun
gereksinimlerini karşılayabilecek, kültürel mirasını
sonraki kuşaklara aktarabilecek niteliktedir.
Toplumsal katmanlara göre değişen dil ağız, şive, lehçe
gibi ‘değişke’lerden oluşur. Dil yalnızca bölgeden bölgeye
değil, etnik ve sosyoekonomik nedenlerle de farklılaşır.
Ayrıca konuşurlar, içinde bulundukları psikolojik duruma,
resmî ya da gayriresmî ortamlara göre dili farklı
biçimlerde kullanabilir.

Ana dili, öğrenilen değil; edinilen ve kuşaktan kuşağa
aktarılan bir sistemdir. İnsanlar doğuştan gelen dil edinim
aygıtı ile dilin kurallarını işiterek edinirler. Bu bakımdan
bütün diller, kuralları teker teker öğrenilen değil, farkında
olunmadan çocuk yaşta edinilen, insan türüne özgü
evrensel sistemlerdir.
Dil, toplumsal ve ulusal bir kurumdur. Dil ulusal
duygunun gelişmesini sağlayan, insanlara ortak ülküler
etrafında aitlik ve dayanışma duygusu veren bir değerdir.
Dil, insanı konu alan her bilim dalıyla yakından ilgili
doğal bir iletişim aracıdır.
Dil, hem araç, hem malzeme, hem de bu aracı ve
malzemeyi kullanan sistemdir. İnsanın günlük iletişimden
bilimsel çalışmalara değin her türlü faaliyetini
gerçekleştirmesini sağlayan bir iletişim aracı olmasının
yanı sıra dil bilimin, dil bilgisinin ve insanı keşfetmek
isteyen diğer bilim alanlarının malzemesidir.
Diller arasında benzerlikler ve ortaklıklar olabilir. Bunlar
aynı genetik kaynaktan gelişmenin, temas sonucu yapılan
kopyaların ürünü veya rastlantısal olabilir.

Dil-düşünce ve duygu bağlantısı

Eski Yunan döneminden bu yana süregelen ‘dilin mi
düşünceyi yönettiği yoksa düşüncenin mi dili yönettiği’
ikilemi, günümüzde de yanıtı aranan sorulardan biridir.
Kişinin konuştuğu dil ile o kişinin dünyayı nasıl algıladığı
ve nasıl davrandığı arasında sistemli bir ilişki vardır.
Duygularımızı da seçtiğimiz sözcüklerle, sözcüklere ve
cümlelere kattığımız vurgu, tonlama gibi ögelerle
belirtiriz.

Konuşulan dilin, düşünme ve dünyayı görme ve algılama
yollarını şekillendirip şekillendirmediği sorusu yüzyıllar
boyunca araştırmacılar tarafından tartışılmıştır. Ancak bu
tartışmanın da kesin bir yanıtı yoktur.
Dillerin doğuşu ile ilgili kuramlar
İnsanlık tarihinin son beş bin yılı dışında elimizde
herhangi bir yazılı belge bulunmadığından, dillerin ne
zaman ve ne şekilde doğduğu sorusunun cevabı yoktur.
Dillerin doğuşu ile ilgili kuramlar, yeryüzündeki bütün
dillerin tek ana dilden geliştiğini ileri süren tek köken
kuramı ve dillerin farklı dillerden ya da kaynaklardan
geliştiğini ileri süren çok köken kuramı olmak üzere iki
grupta toplanabilir.
Ding-dong kuramına göre, dil ilkel insanın nesneleri sesle
anlatmaya çalışmasından doğmuştur. İnsan dillerinin
hayvan seslerinin taklidi esasına dayandığını ileri süren
yansıma kuramı; dilin doğuşunu insanın duygularını ifade
etmesiyle ilişkilendiren ünlem kuramı; dilin kökenini
insanların çalışırken yaptıkları işbirliği aracılığıyla
açıklayan etkileşim kuramı; dilin doğuşunu insanın güneş
karşısındaki duygularını dile getirdiği a/ağ seslerine
bağlayan Güneş dil kuramı vb. kuramlar dillerin kökenini
açıklamaya çalışan kuramlardan bazılarıdır.

Dillerin kökeni konusuna inanç dünyası da kayıtsız
değildir. Üç büyük dine göre dilin kökeni Tanrısaldır. Dil,
Tanrı tarafından yaratılmış, Hazret-i Âdem’e varlıkların
adları öğretilmiş, ona konuşma becerisi verilmiştir.
Dillerin kökenine ilişkin antropolojik ve arkeolojik
araştırmalardan, hatta 1970’lerden sonra insan dilleriyle
ilgili pek çok bilinmeyen ortaya konmuştur. Fakat insan
dillerinin kökenlerinin basit sistemlerden karmaşık
sistemlere geliştiğini gösteren herhangi bir kanıt yoktur.
Dillerin doğuşuyla ilgili çalışmalarda, hayvanlar
arasındaki belirli iletişim biçimlerini, çocukların dil
edinim süreçlerini veya ‘ilkel’ dilleri gözlemleyerek
dillerin nasıl doğduğunu anlamaya yönelik kuramlar da
doyurucu sonuçlara ulaşamamıştır.

Dil türleri

Diller tarihî, coğrafi, dil bilimsel, toplumsal, toplum dil
bilimsel, siyasal, işlevsel vb. çok farklı ölçütlere göre
sınıflandırabilir.
Ana dil: Ana dil, ata dil olarak da bilinen ve bir dilin veya
dil ailesinin tarihî gelişim sürecinde kuramsal olarak var
olduğu düşünülen en eski şeklidir. Bütün Türk dillerinin
kendisinden çıktığı ‘ana’ dil, İlk Türkçedir.
Ana dili: İnsanın bebeklik döneminden beri birlikte
olduğu dil topluluğunun üyeleriyle etkileşim sonucunda
edindiği dildir. Birinci dil, asıl dil olarak da nitelendirilir.

Diyalekt: Bu terim, ağız teriminin yerine de kullanılır.
Korkmaz’ın tanımıyla diyalekt bir dilin tarihi, siyasi,
sosyal ve kültürel nedenlerle değişik bölgelerde ses yapısı,
şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından önemli
farklarla birbirinden ayrılan kollarından her biridir.

Ölçünlü dil: Devlet, denetleme ve icra gücünün aracı ve
egemenliğinin simgesi olacak bir üst dile ihtiyaç duyar.
Genel olarak yazı dili, edebî dil vb. şekilde adlandırılan bu
üst dile ölçünlü dil adı verilir. Ölçünlü dil, aynı dilin çatısı altındaki değişkelerin ortak dilidir.
Yazı dili ve sözlü dil: Yazı dili, halk arasında ve öğretim
süreçlerinde ‘en iyi’, ‘en doğru’ ve ‘en güzel’ olarak
nitelenen dildir. Sözlü dil ise karşılıklı iletişimde ses tonu,
jestler ve mimikler, yüz ifadesi, vücut duruşu vb. dil dışı
ögelerin de kullanıldığı konuşma dilidir.

Argo ve jargon: Argo bir dil türü olarak değil ‘1. Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması
gereken, çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya
deyim, 2. mecaz. Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı
söz veya deyim’ sözleriyle açıklanmaktadır. Aynı meslek
veya toplumsal gruptaki insanların, temel kavramları
itibarıyla ortak dilden ayrı olarak kullandıkları özel dil
veya söz dağarcığına ise jargon adı verilmektedir.

İzole dil: İzole dil, bir dil ailesi içinde yer alan ancak coğrafi bakımdan ailenin diğer üyelerine yakın olmayan, herhangi bir dil ailesi içinde yer almayan veya aynı dil ailesi içinde yakın akrabası bulunmayan dildir.

Kutsal diller: Dil bilimsel bakımdan dillere kutsallık
atfedilmez ancak kimi dinlerin öğretilerinin vaaz edildiği
diller o dinlerin inanırları tarafından kutsal kabul edilir.

Siyasal ve Etnik Bakımdan Dil Türleri

Her ülkenin dilin kullanım süreçlerini düzenleyen açık ya
da kapalı dil politikaları vardır. Bu politikalar tek dillilik,
eşit çok dillilik, ulusal/bölgesel dil sistemleri olmak üzere
üçe ayrılabilir.

Devlet dili: Devlet dili, gerek ana dili konuşurları gerekse
diğer dillerin konuşurları tarafından devlet yönetiminde ve
kamu alanında yasal ve zorunlu olarak kullanılması
gereken dil veya dillerdir.
Resmî dil: Resmî dil, bir ülkenin tamamında veya bir
bölgesinde yönetim dili olarak kullanılan ve yasal statüsü
bulunan dildir.

Bölgesel Diller ve Bölgesel Olmayan Diller

Bölgesel dil, bir ülkede, genellikle belirli bir bölgede
farklı bir etnik grup veya gruplar tarafından kullanılan dil
veya dillerdir.
Yerli azınlık dili: Aynı siyasi veya ulusal çevrede, genellikle belirli bir bölgede tarihin eski dönemlerinden bu yana yaşayan ve çoğunluğun dilinden farklı bir dili kullanan topluluğun diline verilen addır.

Göçmen azınlık dili: Yerli coğrafyalarından başka
ülkelere göç eden ve bulundukları siyasal coğrafyadaki
resmî dilden veya çoğunluğun dilinden farklı bir dili
konuşan göçmen toplulukların dilidir.
Uluslararası dil: Ticaret, bilim, diplomasi, eğitim,
seyahat vb. amaçlarla farklı ülkelerdeki dillerin
konuşurları tarafından ortak anlaşma aracı olarak
kullanılan dildir.
Çalışma dili: Resmî dilden farklı olarak ulusüstü,
uluslararası kuruluşların kendi birimleri arasındaki
iletişimde yazılı ve sözlü olarak yaygın biçimde kullandığı
dildir.
Yapay diller: İnsanlar arasındaki sorunların birbirini
anlamamaktan kaynaklandığını, bu nedenle iletişim
engellerinin ortadan kaldırılmasının önemli olduğunu
düşünen bilim insanları, düşünürler ve sanatçıların
oluşturmaya çalıştığı ortak dildir. Volapük ve Esperanto
bunlara örnek olarak verilebilir.

Dillerin sınıflandırılması

Dillerin sayısı, farklılıkları ve yakınlıkları, tek veya çok
kaynaktan gelişip gelişmedikleri, gelişim süreçleri vb.
hususların araştırılması için sınıflandırmaya ihtiyaç vardır.
Dillerin sınıflandırılmasında en temel yöntemler köken
sınıflandırması ve yapı bakımından sınıflandırmadır.

Köken bakımından dünya dilleri

Köken bakımdan akraba olan diller temel sözcükler, sayı
sistemlerinin aynı kökten gelişmiş olması, ses denklikleri
vb. kanıtlanabilir ortak dil bilimsel özellikler gösterir.
Köken bakımından akraba dillerin oluşturduğu aileler
şunlardır:
1. Afroasya (Hami-Sami dilleri): Kuzey Afrika’da ve
Güneybatı Asya’nın birçok bölgesinde konuşulur.
2. Altay dilleri: Aralarındaki genetik akrabalık kesin
olarak ortaya konulamayan Türk dilleri, Moğol dilleri ve
Mançu-Tunguz dillerinden oluşur.
3. Avustronezya (Malay-Polinezya) dilleri: Malezya’nın
resmi dili olan Malayca ve Endonezya’nın resmi dili olan
Endonezcedir.
4. Çin-Tibet dilleri: Çin-Tibet dilleri ailesi Çin dilleri ve
Tibet-Burma dallarından; Tibet-Burma dalı da Tibetçe ve
Burmacadan oluşmaktadır.
5. Hint-Avrupa dilleri: Bu dil ailesinin Avrupa kolu
kendi içinde Germen, Kelt, Latin, Slav, Baltık dillerinden
ve bağımsız dil ailelerinden oluşur. Hint-İran dilleri ise
Hint ve İran dil grupları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
6. Ural dilleri: Fin-Uğur dilleri ve Samoyed dilleri olmak
üzere iki ana gruptan oluşur.
7. Kafkas dilleri: Bu grup Gürcüce; Kuzeybatı Kafkas dilleri; Kuzeydoğu Kafkas dilleri olarak gruplandırılabilir.

Yapı bakımından dünya dilleri

Dünya dilleri yapı bakımından biçim bilgisel veya söz
dizimsel göstergeler kullanılarak sınıflandırılır. Biçim
bilgisel olarak diller bitişken (eklemeli), bükünlü (çekimli)
ve yalınlayan diller olmak üzere üçe ayrılır.
Bitişken diller: Eklemeli dillerde üretim ve çekim, sözcük
kök veya gövdelerinin sonuna yapım eklerinin ya da çatı,
zaman, kip, kişi ekleri gibi çekim eklerinin getirilmesiyle
olur. Türkçede eklenme, son eklenme şeklindedir.
Bükünlü diller: Bükünlü dillerde sözcüğün biçiminin
değişmesi anlamın ve/veya dil bilgisel işlevin de
değiştiğini gösterir. Bu dillerin en karakteristiği Arapçadır.
Yalınlayan diller: Bu dillerde çekim yoktur. Sözcüğün
biçimi değişmez veya sözcüğe herhangi bir gramatikal
birim eklenmez. Çince, Tibetçe ve Vietnamca yalınlayan
dillerin en tipik örnekleridir. Bu dillerde tonlama ve
vurgulamanın birinci derecede dil bilgisel işlevi vardır.
Söz dizimi bakımından dünya dilleri
Dünya dilleri, cümle içinde yer alan temel ögeler olan
özne (Ö), nesne (N) ve yüklemin (Y) dizilişine göre yani
söz dizimine göre altı gruba ayrılır.

Türkçenin Dünya Dilleri Araşındaki Yeri

Fin-Ugor, Türk ve Moğol dilleri arasındaki ortak
özellikleri dile getiren ilk bilim adamı J. von
Strahlenberg’dir. Günümüzde Ural dilleri ile Altay dilleri
arasındaki ilişkiye dayalı yakınlıklar, kimi yapısal
benzerlikler ve ortaklıklar bulunmakla birlikte her iki
ailenin genetik bakımdan aynı ata dilden gelişmediği
kabul edilmektedir.

Türk yazı dillerinin ve lehçelerinin sınıflandırılması

1. Güneybatı, Oğuz Türkçesi: Bu grubun batı kolunda
Gagauzca, Türkiye Türkçesi ve Azerice; doğu kolunda ise
Türkmence yer alır. Salırca (Salarca) da tarihî olarak Oğuz
grubundan gelişmiştir.
2. Kuzeybatı, Kıpçak Türkçesi: Grubunun batı kolunda
Kumukça, Karaçay-Balkarca, Kırım Tatarcası ve Karayca;
kuzey kolunda Kazan Tatarcası ve Baskurtça; güney
kolunda Kazakça, Karakalpakça, Kıpçak-Özbek ve
Nogayca bulunur. Kırgızca da bu gruba dahil edilebilir.
3. Güneydoğu, Uygur Türkçesi: Grubun batı kolunda
Özbekçe ve Özbekçenin değişkeleri, doğu kolunda
Modern Uygurca, Sarı Uygurca ve Salırca/Salarca yer alır.
4. Kuzeydoğu, Sibirya Türkçesi: Bu grubun kuzey
kolunda Sahaca (Yakutça) ve Dolganca; güney kolunda
ise a. Sayan Türkçesi (Tuvaca ve Tofaca), b. Yenisey
Türkçesi (Hakasça, Sorca ve değişkeleri), c. Çulım
Türkçesi, Küerik vd. değişkeleri, d. Altayca ve değişkeleri
vardır.
5. Çuvaşça, Oğur/Bulgar grubu: İlk Türkçe döneminde
Türk dillerinden ayrılan Çuvaşça grubun tek yazı dilidir.
6. Halaçça, Argu Türkçesi: Orta İran’da konuşulan
Halaççanın Divanü Lugâti’t- Türk’te Arguca olarak anılan
dilin devamı olduğu düşünülmektedir.

Türkiye Türkçesi

Türk yazı dilleri ailesinin en kalabalık dili Türkiye
Türkçesidir. Türkiye Türkçesi Türkiye’nin yanı sıra,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de resmî dilidir.
Türkiye Türkçesi coğrafi bakımdan Anadolu Türkçesi ve
Rumeli Türkçesi olarak ikiye ayrılır. Anadolu Türkçesi ise
Batı Anadolu, Orta Anadolu, Ege, Karadeniz ve Doğu
Anadolu ağızları olmak üzere dörde ayrılır.

Dil ve Kültür İlişkisi
Kültür nedir?

Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı Türkçe Sözlük’te
kültür kavramının tanımı “Tarihsel, toplumsal gelişme
süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile
bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan,
insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin
ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin” şeklinde
yapılmıştır. Kültür kavramının farklı tanımlarında
izlenebilen ortak özellikler; kültürün, insanların kendi
yarattıkları, kabul görmüş toplumsal davranışları içine
alması, sonraki nesillere aktarılması ve toplumlara veya
gruplara göre çeşitlendiği için ait olduğu “topluma özgü”
olmasıdır.

Kültürel davranışlar, toplum tarafından üzerinde uzlaşı
sağlanan, davranışlar bütünüdür. Bu nedenle toplumlar
için bir çeşit kolektif bilinç de oluştururlar.
Fransızca culture kelimesinden gelen kültür kavramının
algılanışı, dönemlere göre farklılıklar göstermiştir.
Örneğin, XIX. yüzyılda Batılı sosyal filozoflar ve
tarihçiler, kültürü bir toplumun etik değerlerini oluşturan,
onu diğer toplumlardan ayırt eden düşünce veya manevi
değerler bütünü olarak görme eğilimindeydiler. XX.
yüzyılda ise kültür kavramı, daha geniş kapsamlı ve
bilimsel olarak ele alınır.

Amerikalı antropolog Edward Sapir, kültürün üç ayrı
tanımından bahseder. Bunlardan ilki, kültürün “Bir insanın
yaşamında miras edindiği, babadan oğula geçen maddi
veya manevi unsurlar” olduğudur. Sapir’e göre kültür
teriminin ikinci anlamı, “bireysel gelişmede yetkin örnek
olma” ile ilgilidir. Sapir’in üzerinde durduğu üçüncü
kültür tanımı, “Bir toplumun sahip olduğu, diğer unsurlara
göre daha değerli görülen, daha karakteristik, manevi
anlamda daha önemli unsurlar bütünü” şeklindedir.
Sapir’in kendi kültür tanımı ise mensubiyet kavramıyla
yakından ilgilidir ve millî kültür anlayışıyla örtüşür. Buna
göre kültür, “Belirli bir grup insanı diğerlerinden farklı
kılan, ayıran genel davranışlar ve yaşam tarzlarıdır ve o
toplumun ürettiği uygarlığın belirgin, tipik göstergelerini
de içine alır.”

Aynı kültüre sahip olan insanlar, zaman içinde düşünce
tarzlarında ve tepkilerinde benzerlikler gösterir. Böylece
toplumların kendilerine özgü kültürel kimlikleri meydana
gelir. Toplumların veya milletlerin kültürel kimlikleri,
sanatlarına, edebiyatlarına, mimarilerine, maddi ve manevi
üretimlerine de yansıyarak bu ögeleri o kültüre özgü hale
getirir. Diğer yandan küreselleşme, toplumlar arasındaki
bilgi paylaşımının artması, kültürel karşılaşmalar vb. farklı
toplumlara ait kültürel unsurların zaman içerisinde belirli
düzeylerde birbirine benzer hale gelmesine de neden
olabilmektedir.

Kültürü Oluşturan Ögeler

Kültürü oluşturan ögeler, genel anlamda maddi ve manevi
veya somut ve somut olmayan biçiminde
sınıflandırılabilir. Maddi kültür unsurları mimarî, el
sanatları, geleneksel kıyafetler, araç-gereçler gibi elle
tutulur, gözle görülür, somut olan unsurlardır. Manevi
kültür unsurları ise inançlar, dünya görüşleri, ahlak
anlayışı, davranış kalıpları, ilişki örüntüleri vb. toplumsal
hayatı çevreleyen öğreti ve değerlerdir. Somut olmayan,
manevi kültür unsurlarının aktarımında dil önemli bir rol
üstlenir. Maddi ve manevi kültürel unsurlar, toplumların
kimliklerini oluşturarak onların yaşam tarzını, hayata,
sanata, estetiğe, etik değerlere yaklaşımlarını yansıtır.

Kültür Değişmeleri

Kültürel değişmeler çok çeşitli nedenlerle gerçekleşebilir.
Başka kültürlerle karşılaşma ve etkileşim, ekonomik,
sosyo-politik ve teknolojik gelişmeler de kültürleri çeşitli
açılardan etkilemektedir.
Kültürel değişmeleri yaratan motiflerden biri kültürlerarası
etkileşimdir. Kültürel etkileşimin ortaya çıkardığı
değişmeler kültürel etkileşim, kültürel asimilasyon veya
karma kültürlülük biçiminde ortaya çıkabilir.
Kültürel değişme süreçlerinde tercümeler de yadsınamaz
bir öneme sahiptir. Örneğin Batı’da Rönesans, İslam ve
Yunan tercümeleri ile ortaya çıkmıştır.

Türk kültür tarihinde meydana gelen kültürel değişme ve
gelişmeleri, farklı motifler yönlendirmiştir. Örneğin Eski
Uygur Türklerinde, dinî motifli kültürel değişme süreçleri
yaşanmıştır. Uygur Türklerinin Maniheizmi kabulü, atlıgöçebe hayattan yerleşik hayata geçişi, ticari faaliyetlerde,
ilim, sanat ve edebiyatta gelişmeyi sağlayarak kültür
üzerinde belirgin bir etki oluşturmuştur.
Türk kültür hayatının XVIII. yüzyıldan itibaren yüzünü
Avrupa’ya çevirdiği görülmektedir. Batı kültür ve
medeniyetinde meydana gelen ilerleme, XVIII. yüzyılda
çeşitli Avrupa ülkelerine seyahat eden Osmanlı
aydınlarının ve elçilerinin dikkatini çekmiş ve kültürel
değişim süreci bu yöne kaymıştır.

Dil ve kültür

Dil ve kültür arasında, birbirini yaratma, birbirinin
varlığına kaynak ve ortam oluşturma yönünde organik bir
ilişki bulunur. Dil, kültüre ait binlerce unsurdan biridir.
Ancak dil, ‘kültürün varlığını ve devamlılığını sağlamak’,
‘sözlü ve yazılı kültür ögelerini bizzat yaratmak’, ‘kültürel
ögeleri sonraki nesillere taşımak’ vb. işlevlerle kültür
ögelerinden en temel olanıdır.
Dil, soyut veya somut pek çok kültürel unsuru kalıcı hâle
getirmektedir. Bu durumda, bir dilin yapısı, o dili
konuşanların dünya görüşlerini de belirlemekte ve
biçimlendirmektedir.
Kültür ve dil arasındaki etkileşimin diğer boyutu ise
kültürlerin diller ve dil davranışları üzerinde belirleyici bir
rolünün bulunmasıdır.

Dil ve toplum

Dilin toplumsal bir iletişim sistemi olması, toplumla ilgili
birçok unsurun dilde de karşılık bulmasına sebep olur.
Toplumsal statü, yaş, eğitim, toplumsal roller, cinsiyet vb.
toplumsal unsurlar, bireylerin dil davranışlarını da etkiler.
İnsanlar farklı toplumsal ortamlarda, farklı amaçlar için,
farklı dil biçimlerini kullanır. Konuşma ortamına ve
iletişime katılanların durumuna göre tercih edilen bu
konuşma stillerinin her birine durumsal dil türü denir.
Zamir kullanımında sen/siz tercihi, hitap biçimleri,
nezaket stratejileri vb. dil bilimsel tercihler, içinde
toplumsal anlam ve mesajları da barındırmaktadır.
Dil kullanımı üzerinde etkili olan toplumsal unsurlardan
biri de konuşan bireyler arasındaki toplumsal mesafedir.
İnsanlar birbirleriyle konuşurken konuşmaları birbirine
benzer hâle gelir. Yani konuşurun stili konuştuğu kişinin
stili ile birleşir. Bu süreç konuşma bağdaşması olarak
adlandırılır.

Dil ve toplum arasındaki ilişkinin bir başka görünümü de
toplumsal nezakettir. Uygun olmayan dil bilimsel seçimler
kaba olarak düşünülür. Levinson (2004), nezaketin üç ana
stratejisinden bahseder: Negatif nezaket, pozitif nezaket ve
örtük nezaket. Bu stratejiler ‘onur’ kavramıyla yakından
ilişkilidir.

Toplum ve dil ilişkisini etkileyen unsurlardan biri de
toplumsal ağdır. İnsanlar arasındaki ilişkilerin yapısı ve
türü farklılık gösterir. Bu ilişkiler yakınlık/kaynaşma
biçiminde ise bu yoğun ve çok yönlü bir toplumsal ağa
işaret eder.

Toplum dil bilimin son zamanlarda üzerinde durduğu
konulardan biri de kadın ve erkeklerin dillerinde yapı, söz
varlığı, stil vb. farklılıkların olup olmadığıdır. Toplum dil
bilim açısından cinsiyet, yalnız biyolojik değil, toplumsal
gerçeklikte ve dil üzerinde yansımalar bulan toplumsal bir
olgu olarak görülür.

Değerlendirmek için tıklayın!
[Total: 0 Average: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!